17 Mart 2014 Pazartesi

Kuzey Londra'da Değişen Bir Şey Yok



Sp*rs 0 - 1 Arsenal

Kuzeybatı derbisinin hemen ardından oynanan Kuzey Londra derbisi, ilk maçın aksine güç dengesinin değişip değişmediğiyle ilgili soru işaretleri ortaya çıkarmadı. Son birkaç yılda Sp*rs, Arsenal'e yaklaşmak için önemli adımlar atmış olsa da, sezon başı yapılan £100m'luk transfer operasyonuna rağmen rakibinden kalite olarak çok uzaktaydı. Zaten, bu yüzden maç öncesinde White Hart Lane'in önünde Daniel Levy'i istifaya davet eden ufak bir protesto vardı.

Arsenal'in kronik sorunlarından olan sakatlıklar meselesi, ligin en kritik döneminde Wenger'in yine başını ağrıtmaya başladı. Arsenal'in sakatları arasında direk 11 oynayan 4 oyuncu var ve bunlardan Ramsey ve Walcott'un yokluğu dün çok fena hissedildi. Wenger, beklenen 11'i sahaya sürdü ancak böyle bir deplasmanda DM pozisyonunda sadece Arteta'yı oynatmasını ben biraz yadırgadım. Flamini, savunma açısından daha yararlı olabilirdi. Hatta, ben olsam Giroud'yu kenarda bırakır ve Podolski'yi forvet hattında oynatarak Flamini'ye yer açardım. Çünkü, dün gördük ki, Sp*rs'ün oynadığı yüksek hat karşısında Giroud neredeyse hiçbir olumlu katkı yapamadı.

Tottenham'ın defansı orta sahaya yakın kurması herkes açısından sürpriz oldu. Çünkü bu,Villas Boas'ın üzerinde ısrar ettiği bir taktikti ve bu ısrarın sonuçları pek iyi olmamıştı. Burada farklı yazılarda birçok kez kere söylediğim üzere, eğer yüksek hat defansı ile oynayacaksanız, orta saha presinizin üst düzeyde olması gerekir ki, rakip sizin arkanıza derinlemesine oynayacak zamanı bulamasın. Hele ki, Arsenal gibi kontraya çok süratli çıkan bir rakip karşısında, bu presin önemi daha da fazla oluyor tabii ki. Dün, garip bir şey oldu; ne Sp*rs savunması için gerekli presi yapabildi, ne de Arsenal bu zaafı cezalandıracak hücum futbolunu oynayabildi. Daha 2. dakikada gelişen ve Rosicky'nin mükemmel bir şekilde noktaladığı pozisyon haricinde, Arsenal hücumu oldukça dağınıktı. Öyle ki, bu maçta Arsenal'in yaptığı 248 başarılı pas, son 5 senenin en düşük rakamıydı.

Erken yedikleri golün ve Arsenal'in dağınık hücumunun da etkisiyle Sp*rs, topla daha fazla oynayan taraftı ve Arsenal de topun rakipte kalmasına razı bir görüntü çizdi. Tottenham, 90 dakika boyunca %60'ın üzerinde topla oynamasına rağmen, Szczesny'nin hatasından gelen pozisyon haricinde hiçbir şey üretmeyi başaramadı. Sp*rs hücumlarının büyük çoğunluğu, Adebayor'a atılan uzun toplardan ibaretti ve Kos-Per ikilisi ceza sahasına yapılan 34 ortanın %90'ını çok rahat bir şekilde uzaklaştı. Tottenham'ın, hücumunun en önemli parçası olan Bale'i kaybettiğini biliyoruz ama yazın harcadıkları £100m ile takıma hiçbir yaratıcı takviye yapamamış olmaları gerçekten inanılır gibi değil. Eriksen haricinde Sp*rs kadrosunda yaratıcılığın y'sine bile yaklaşabilen bir oyuncu yok.

Arsenal daha ilk kontrasından golü bulunca, açıkçası ben fark olur mu acaba diye düşünmeye başladım. Çünkü, daha ilk 30 dakika içerisinde özellikle Ox/Rosicky ikilisinin gayretleriyle, Arsenal, Sp*rs savunması arkasında bol bol boşluk bulacakmış gibi gözüküyordu. Ancak, maalesef, Rosicky, hücum anlamında takımın tek ayakta kalan adamıydı. Cazorla, bu sezon birçok maçta olduğu gibi tam bir bal yapmayan arıydı. Podolski sol tarafta 70 metrede oynamaktan çabuk yoruldu ve Giroud'nun aklı ise büyük ihtimal maçtan sonra yapacağı seks partisindeydi. Takımın son 5 maçtaki en formda ismi olan Ox ise, sahasından çok iyi top çıkardıysa da, bu gayretini rakip ceza saha içerisindeki beceriksizliği yüzünden gölgede bıraktı. Karşı karşıya kaçırdığı pozisyonda yaptığı vuruş resmen komediydi. Ceza sahası üzerinden iki tane bomboş şutu da ayağına dolaştırdı. Eğer dün sahada Ramsey, Waclott ve Mesut üçlüsü olsaydı; sonuç çok farklı olabilirdi.

Arsenal'in hücumda özellikle aksayan tarafı sol kanat oldu. Gibbs savunma oyununu çok iyi oynadıysa da, maç boyunca çok fazla gereksiz top kaybı yaptı. Wenger'in o zor öğrenen kafasına, Podolski'den kanatta verim alamayacağını sokması gerekiyor. Hele ki, bir deplasman maçında, rakip kaleye 50 metre mesafede oynayan bir Poldi'den ne bekleniyor anlamış değilim. Buraya 10 kere yazdım. Bu adam bir "bitirici". Kendisinin bir maçta Giroud'nun yerine forvet olarak denenmesi için ne olması lazım bilmiyorum. Daha önce de dediğim gibi, dün mantıklı olan Flamini'yi Arteta'nın yanında başlatıp Cazorla'yı sola yollamaktı. Hatta, kontra futboluna enerjisiyle katkı sağlayacak bir Gnarby bile sol kanatta daha yararlı olurdu. Maçtan sonra, Sp*rs'ün hocası Tim Sherwood, "Arsenal'deki çatlaklar galibiyet sayesinde görünmedi" dedi ve bunda da haksız değildi. Takımın kötü performansında önemli oyuncuların yokluğunun etkisi büyük ama bana göre, eldeki kadrodan daha fazla verim almak mümkün. Yeter ki Wenger, aynı şeyleri yüzlerce kere deneyip farklı sonuçlar almayı beklemesin.

Bu maçla ilgili yazıyı bitirmeden, geri dörtlünün perfomansına değinmeden edemeyeceğim. Arsenal, dünkü 3 puanı geri dörtlüsünün performansına borçlu. Özellikle Kos-Per ikilisi, mükemmele yakın bir futbol oynadı. Önlerindeki Arteta'nın zaman zaman zorlanmasına rağmen, Arsenal defansının 90 dakika savunma yaptığı bir maçtan alnının akıyla çıkmış olması çok önemli. Umuyorum, önümüzdeki hafta da benzer bir defansif performans izleriz.

Önümüzdeki haftaki Stamford Bridge deplasmanı, Wenger'in Arsenal kariyerinin 1000. maçı. Bu maç, aynı zamanda Arsenal'in son haftalarda şampiyonluk yarışının içerisinde olup olmayacağını da belirleyecek. Eğer Arsenal, önümüzdeki hafta kaybederse, sezonu yine, yeni, yeniden dördüncü bitirecek. Wenger'in karşısında, Willian ve Ramires'in yokluğunda biraz dengesi kaçmış ve hafta içi Galatasaray tarafından yorulacak bir Chelsea olacak ve Ramsey'in bu maça yetişme umudu da var. Umuyorum, Arsenal dünkünden daha iyi bir performans sergiler ve dünkü galibiyetin gizlediği çatlaklar kabak gibi ortaya çıkmaz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder