20 Şubat 2014 Perşembe

Ah! Vah! Keşke! Tüh! Ay Bak Gördün mü? Öfff!


Arsenal 0 - 2 Bayern Münih
Arsenal taraftarının bugün ne hissettiğini, en iyi, dün benzer bir şanssızlığın kurbanı olan City taraftarı anlar sanırım. Hangisi daha sinir bozucu bilmiyorum. Kötü oynayıp yenilmek mi, yoksa iyi oynarken yapılan bir hatanın kurbanı olmak mı. Arsenal, dün City’nin Barça karşısında oynadığı kadar iyi oynamasa da, 11’e 11 geçen dönemde iyi bir mücadele ortaya koydu. 

Wenger, devrimsel nitelikte bir taktiksel değişlik yapmasa da, kanatlardaki Ox ve Cazorla’yı daha defansif pozisyonlarda oynatarak maça 4-2-3-1’den 4-4-1-1’e yakın bir dizilişe kayarak çıktı. En uçta sürpriz tercih Sanogo ve onun arkasında Mesut vardı. Maçın başında orta sahası istekli olan Arsenal, ilk 10 dakikada bir kaç pozisyon üretmeyi başardı. Önce, Wilshere’ın getirip Sanogo’nun önünde kalan top ile gole yaklaşan takım, hemen ardından Mesut’a yapılan faulün sonucunda bir penaltı kazandı. Arsenal için turun kaybedilidiği asıl yer bence burasıydı. Çünkü, henüz rakip ritmini bulamamışken atılacak erken bir gol, Arsenal’in kendine güvenini ateşleyebilir ve Guardiola’yı kafasındaki planı değiştirmeye zorlayabilirdi. Penaltı noktasında Mesut’u gördüğümde açıkçası oldukça endişelenmiştim, çünkü aklıma Marsilya maçında kaçan zayıf penaltı geldi. Üstelik kalede, dünyada Mesut’u en iyi tanıyan adamlardan birisi vardı (Neuer ve Mesut ilkokuldan arkadaş). Aklıma gelen başıma geldi ve Mesut berbat bir penaltı kullanarak, Arsenal’in tur ümitlerini oraya gömüverdi. Penaltı kaçar tabiki de, bu işin kitabını yazmış bir memlekette yetişmiş, böylesine üst düzey bir oyuncunun bu kadar kötü bir teknikle penaltı atması inanılılır gibi değil. Mesut topa gelirken her tarafından tereddüt akıyordu ve zayıf bir penaltı geleceğini anlayan Neuer, köşeye uçmak yerine topu takip etmeyi seçti. Zaten penaltı atan futbolculara 2 şeyi yasaklamak lazım: 1- Topa gelirken yavaşlayıp kaleciyi şaşırtmaya çalışmayın, 2- Kalecinin bel hizasına penaltı atmayın. Mesut, dün her ikisini de yaptı, sonuç hüsran oldu. 

Turun kaçtığı yerin kaçan penaltı olduğunu söylüyorum çünkü Wenger’in takımları son 9 senedir mental olarak hep zayıf oldu. Yani, maç içerisinde ritmlerini bozan olaylara reaksiyon vermekte hep zorlandılar. Erken gol yediklerinde fark yediler, 10 kişi kaldıklarında tamamen çözüldüler. Dün de, maçın başında istediği oyunu oturtmakta zorlanan Bayern, penaltının kaçmasını takip eden 5 dakika içerisinde sazı eline aldı ve topun tek hakimi haline geldi. Bir Guardiola, klasiği olan sabırla pas yapma oyunu, Arsenal’i kendi sahasına hapsetti ve özellikle Flamini – Wilshere ikilisini her geçen dakika daha da geride pozisyon almak zorunda bıraktı. İlk yarının sonuna gelindiğinde Flamini neredeyse 3. stoper gibi oynuyordu. Dün attığım bir kaç tweette, Mesut’un daha geride top alıp Ox’un süratini kullanmasının önemli olduğundan bahsetmiştim.  Nitekim, Bayern hücum presi Arsenal’in normal yollardan topu hücuma çıkarmasını engelledi ve topla çıkamayan stoperler sürekli Szczesny’e dönmek zorunda kaldılar ve Arsenal hücuma hep kalecinin şişirdiği toplarla çıkmak zorunda kaldı. Eğer, Mesut, Wilshere ve Flamini’ye yaklaşsaydı, Arsenal hem burada sayısal üstünlüğü ele alacaktı hem de onun atacağı isabetli paslarla Bayern presini geçecekti. 3 sene önce, Guardiola’nın Barça’sına karşı Cesc’in attığı çapraz ve uzun paslarla Walcott/Arshavin’in nasıl etkili olduğunu hatırlarsınız. Bence, Arsenal’in dünkü hücum planı da benzer pasları Mesut ile çıkarıp, Ox’u savunmanın arkasına sarkıtmaya dayalı olmalıydı. Dün buna benzer bir pozisyonu sadece 1 kere gördük ve onda da Ox gole oldukça yaklaştı. 

Dünkü tweetlerden birinde, Arteta’nın yokluğunun defansif açıdan bir avantaj olabileceğini söylemiştim ki, dün ilk yarıda Flamini-Wilshere ikilisinin ilk yarıda göbeği iyi kapattığını gördük. Gerek Guardiola’nın taktiksel anlayışı, gerekse Ribery’nin yokluğu nedeniyle, ilk 45 dakikada %60 küsür topla oynamasına rağmen, Bayern oyuna bir türlü genişlik kazandıramadı. Arsenal’in paralel 4’lü hatları bu bölgedeki boşlukları oldukça sınırladı ve Flamini’nin zaman zaman defansı  5’lemesi yüzünden Bayern’in sonuca uzaktan şutlarla gitmeyi denemek zorunda kaldı. Guardiola, ikinci yarıda bu problemi çözmeye çalıştıysa da, Arsenal’in defansının çözülmesine takımın 10 kişi kalması ve Wenger’in Szczesny’nin atılmasından dolayı yapılan oyuncu değişikliğini yanlış yapması neden oldu.  Fabianski oyuna girerken, kenarı alınması gereken isim Mesut’tu. Kötü oynadığı ya da penaltı kaçırdığı için değil, takımın defansif anlamda zayıf halkası olduğu için, Bayern karşısında 10 kişi oynayacak bir takımın parçası olmasını ve canla başla defans yapmasını Mesut’tan beklemek abesle iştigal olacaktı. Bayern zaten Arsenal’in sırtını duvara dayamıştı ve kırmızı kartın etkisiyle Bayern’in topla oynama oranı ikinci yarıda %88 idi. Bu durumda, sadece top ayağındayken etkili olan Mesut’un sahada kalmasının nasıl bir anlamı vardı, onu Wenger’e sormak gerek. Zaten, Kroos’un attığı gole bakarsanız, kendisine sağ taraftan pas geldiğinde Wilshere ve Flamini’nin penaltı noktasına kadar gömülmüş durumda olduğunu görürsünüz. Arsenal’in ihtiyacı olan burada savunmaya yardımcı olarak bir başka oyuncunun varlığıydı. Ama, Wenger, Mesut’u oyunda tutup her zamanki gibi kendi ipini çekmiş oldu. 

Maçın kaderine etki eden penaltı pozisyonu için hakemi suçlamam sanırım anlamsız olacak. Pozisyonda faul olduğu kesin ancak Robben’in topa hakim olup olmadığı ve auta doğru giden topa yetişebilme olasılığı tartışmaya açık. Eğer, aynı pozisyonu Arsenal yakalasaydı, büyük ihtimal “kırmızı kart!!” diye havaya zıplardım, o yüzden hakemi verdiği karardan dolayı eleştirmeyeceğim. Ancak, bu son adam kuralının biraz ağır bir uygulama olduğunu ve kuralın fazlasıyla yoruma açık olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aynı pozisyon için, Monreal’i ve stoperleri suçlayan tweetler gördüm ama tek bir oyuncuyu suçlayacaksak bu Flamini olmalı. Çünkü, Robben topla ilk yaklaşırken Flamini’nin kontrolünde. Hollandalı Kroos’a pas verdiğinde Flamini, Robben’i takip etmek yerine Wilshere ile beraber Kroos’a basmaya gidiyor ve son sürat Arsenal ceza sahasına dalan Robben’i yalnız bırakıyor. Stoperlerin, tam üstlerine doğru dripling yapan Robben’i faul yapmadan durdurma şansları yok denecek kadar az. Bu pozisyonda belki Szczesny ayakları üzerinde kalıp Robben’i çalımlamaya zoralyabilir ve en azından kırmızıdan kurtulabilirdi ama maalesef o da yanlış bir tercih yapıp çok riskli bir müdaheleye kalkıştı. 

Maçla ilgili son bahsetmek istediğim, Wenger’in sezonun en kritik maçına tecrübesi Fransa 2. Ligi’nden ibaret olan Sanogo ile çıkmak zorunda kalmasıydı. Son dönem zaten formsuz ve büyük baskı altında olan Giroud, geçen hafta patlak veren skandaldan sonra (Evli olan Giroud’nun, bir FHM modeli tarafından kaldıkları otelde çekilen yarı çıplak fotoğrafları The Sun tarafından yayınlandı) mental olarak da bitmişti. Bu noktada, Wenger ve son 10 senesinin özeti olan “Yapılmayan transferler” meselesi yine karşımıza çıktı ve Arsenal, Avrupa Şampiyonu’na karşı Yaya Sanogo ile oynamak zorunda kaldı. (Bu arada, Mesut’tan sonra en yüksek maaşı, forvet seçiminde Sanogo’nun da arkasına düşen Podolski’nin aldığını da hatırlatayım). Sanogo, belki çok sırıtmadı ama böylesine bir maçta takımı sonuca götürecek golcünün kendisini olduğunu söylemek için adınızın ya Polyanna ya da Wenger olmsı gerekiyor. 

Dünkü mağlubiyetten sonra, Arsenal’in 4. sezon üstüste Şampiyonlar Ligi’ne 2. turda veda etmiş oldu. Wenger’den, kupayı kaldırmasını beklemiyoruz ama bu takımın çeyrek ve yarı final oynayacak kapasitede olduğu tartışma götürmez. Ancak, başında hatalardan ders almayı bilmeyen bir hoca olduğu sürece, Arsenal sürekli olarak temcit pilavı servis etmeye mahkum kalacak. 2011’de Braga’ya yenilip grubu 2. bitiren Arsenal, Barça’yı çekti; 2013’te Olympiakos’a yenilip grubu 2. bitiren Arsenal, Bayern’i çekti ve bu sene de Napoli deplasmanından 1 puanla dönemeyen Arsenal, grubu 2. bitirip yine Bayern’e tosladı. Bu kuralar şanssızlığın bir ürünü mü, yoksa Arsenal’in maç seçmesinin, istikrarsızlığının ve sonuca yönelik futbol oynayamayışının bir sonucu mu? Bunu sizin yorumunuza bırakıyorum çünkü benimkinin ne olduğunu artık ezberlediniz. 

1 yorum:

  1. Ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. zevkle okudum...

    YanıtlaSil