15 Aralık 2013 Pazar

Pazar Notları


Man City 6 - 3 Arsenal

Düğündü, tatildi, işti, güçtü derken bir kaç haftadır tekrar buraya yazmak için fırsat bekliyordum. Everton maçından sonra yazacaktım; olmadı. Sonra, "Haftaya City maçından sonra yazarım" diye söz verdim kendime. Gerçi pek iyi bir seçim olmadı bu maç. Takım haftalardır iyi futbol oynarken birşey yazmayıp, sezonun en ağır yenilgisini bekliyormuşum gibi oldu. Dünkü mağlubiyet son 3-4 sezonun herhangi birisinde alınsaydı, büyük ihtimal Arsenal'i yerden yere vururdum. Ancak, bu sezonun büyük resmine baktığımızda, çok ağır bir yazı yazmak biraz insafsızlık olacak.

Arsenal, her ne kadar ligin tepesinde de olsa, dünkü mağlubiyetin sürpriz olduğunu söylemeyeyiz. City'nin kendi sahasındaki formu ortada. Sahasında oynadığı son 67 maçta gol atmış ve bu sezon iç sahadaki gol ortalamalası maç öncesi 4.1 olan bir takımdan bahsediyoruz. Böyle bir deplasmana giden hangi takım olursa olsun, fark yememek için fiziksel ve mental olarak çok üst seviyede olmak zorunda. Geçen, Pazar akşamı Everton karşısında çok tempolu bir maç yapan ve Çarşamba gecesi de Napoli'ye giden Arsenal'in, İtalya deplasmanından 60 saat sonra çıktığı City maçında fiziksel olarak çok zorlanacağını ortadaydı. Bu maç normal şartlarda Pazar ve hatta Pazartesi oynanmalıydı ama tabi İngiltere'de maç saatleri tamamen yayıncı kuruluşun elinde olduğu için bölye bir şey mümkün olmadı. Nitekim, Cumartesi erken oynanan maçlar özellikle uzakdoğu pazarı açısından büyük önem taşıyor. Bu noktada, City'nin de hafta içi deplasmana gittiğini hatırlatanlarlar için de Pelegrini'nin 1 milyar poundluk kadrosunun, hafta içi 8 yedek oyuncuyla sahaya çıktığını da belirteyim. Yorgunluk meselesini bir özür olarak öne sürmek istemiyorum ancak dünkü skorun farklı olmasının ve Arsenal'in son 20 dakikada tamamen bitmesindeki önemli bir faktörün bu olduğunu da ortada.

Arsenal'in dün zorlanmasının bir başka nedeni de, oyun felsefesindeki B planı eksikliğiydi. Yıllardır bu tip maçlardan onlarcasını izledik. Her sezon oynanan 60 maçın 55'inde, Wenger'in topa hakim olma ve oyuna hükmetme felsefesiyle sahaya çıkmasına diyecek bir şey yok. Ancak, sezon içerisindeki 5-6 kritik maç var ki, bunlarda, Arsenal'in, topsuz oyunu iyi oynayıp disiplinli savunma yaparak sonuca gitmesi gerekiyor ve bu maçlar genelde takımın Şampiyonlar Ligi'nden veya kupadan elendiği ya da ligin tepesindeki takımlara kaybettiği maçlar oluyor. Arsenal, kendisinden daha iyi top yapan ve hücum eden takımlara karşı oynamayı bilmiyor ve bunun faturasını da her sene ödüyor. Napoli yenilgisi sağolsun, Arsenal, Şampiyonlar Ligi'nde devam etmek istiyorsa Nou Camp, Allianz, Barnebau gibi bir stadtan sonuç alarak dönmek zorunda ve bu B planı eksikliği, Wenger'in yine başını ağrıtacak.

Aslında çok derin bir taktiksel analize bakmadan yukarıda saydığım iki sebebi bir araya koyduğunuzda, dünkü maçın neden hüsran olduğunu anlıyorsunuz. Skorun heybetine ve Arsenal'in kötü oyununa rağmen, sahada oynanan futbollar aslında o kadar da "farklı" değildi. Hakem, Arsenal'in bariz penaltısını vermiş olsa ve yan hakem 3 nizami pozisyonu ofsayt diye kesmese, belki Arsenal kötü oyununa rağmen maçtan bir şeyler kopartabilirdi. Zaten, maçtan sonraki açıklamasında Wenger, "Bu kazanılmayacak bir maç değildi" diyerek bu noktaya parmak bastı.

Dünkü maçı Arsenal'in elinden alan, yorgunluk ve City'nin formu kadar eski dost "evlere şenlik defans"ın takıma yaptığı ziyaret oldu. Takım, geçen Çarşamba'ya kadar oynadığı son 13 maçta 8 gol yemişti, Napoli ve City maçlarında bu toplamı 2 maçta buluverdi. Dün, Negredo, kanatlara doğru devrilerek Arsenal stoperlerini peşinden sürükleme işini kusursuza yakın yaptı ve Arsenal maç boyunca bu hamleye bir karşılık veremedi. Özellikle, sol taraftaki Monreal/Wilshere ikilisi tam anlamıyla berbat bir maç oynadı ve City'nin sağ kanattan yaptığı her hücum gol tehlikesine dönüştü. Stoperleri dağılan ve sol kanadı savunma yapamayan Arsenal'in skor olarak hüsrana uğraması kaçınılmaz hale geldi. Bu noktada, sakatlıktan döndüğünden beri form tutamayan ve yavaş yavaş Wenger'i planlarındaki yeri geri plana doğru kayan Wilshere için de bir parantez açmak lazım. Dün, Arsenal takım halinde kötü oynadı ancak Wilshere'in berbat futbolu takım arkadaşlarını bile gölgede bırakmayı başardı. Hiç bir olumlu pas yapamayan ve rakip sağ bek Zabelata tarafından sahadan silinen Jack, maç boyunca takım arkadaşlarıyla atıştı, rakiple dalaştı, sonra bir de gibi rakip taraftara hareket çekti (1 maç ceza alacak büyük ihtimal). Wenger'in, kendisine 90 dakika dayanmasının gerekçesini anlayan varsa bana da anlatsın bir zahmet. Jack'in, takım ve kendi hayrı için ilk 45 dakika sonunda kenara alınması gerekiyordu. 45 olmadı, 70'de Gnarby girerken Wilshere geç de olsa kulübeye gelmeliydi. Wenger'in orta sahada ayakta kalan tek adam Flamini'yi oyundan alması, 6'nın kapısını açan hareket oldu.

Maçın geneline baktığımızda, çok derinlemesine taktiksel bir analizin çok da anlamlı olmayacağını görüyoruz. Nitekim, karşılaşma, son yıllarda izlediğim en açık 90 dakikalardan birisine sahne oldu. Pellegrini, kendi hücumunun, goller bulacağından öylesine emindi ki, çift DM'i Toure ve Fernandiho ile sağ beki Zabelata neredeyse her hücuma katıldılar. Bu, Arsenal'in de hücum bölgesinde boşluk bulması anlamına geliyordu ancak Wilshere'ın kötü oyunu ve Wenger'in elinde bitirici bir golcü olmayışı, Arsenal'in City kadar etkili hücum etmesini engelledi. Bana göre, dünkü maç, Arsenal'in sezonu sadece Giroud ile bitiremeyeceğinin de çok açıkça ortaya çıktığı bir 90 dakikaya sahne oldu. Umuyorum, Wenger mesajı almıştır da, Ocak'ta bu konuda gereğini yapar.

Sonuç ürkütücü olabilir ama açıkçası ben henüz panik düğmesine basmak için erken olduğunu düşünüyorum. Haftaya Chelsea karşısında alınacak bir 3 puan Arsenal'i tekrar rayına sokacaktır. Ben, Napoli karşısında alınan yenilgiye ve kaçan grup liderliğine dün yenilen 6'dan daha çok üzüldüm. Ligin telafisi şu noktada kolay ama yarın o torbadan Bayern çıkarsa, onun telafisi pek kolay olmayacak.