1 Ekim 2013 Salı

Siyah - Beyaz; Terim - Mancini


Galatasaray’da, Fatih Terim sonrası teknik direktörlük pozisyonu İtalyan teknik adam Roberto Mancini’ye emanet edildi. Fatih Terim ve onun yöntemlerini benimseyemeyen Galatasaray yönetimi, aynı senaryoyu bir kez daha yaşamak istemiyor olsa gerek ki, Terim ile kişilik ve felsefe açısından taban tabana zıt bir isim olan bir ismi takımın başına getiriyor. Genel hatlarıyla baktığımız zaman, Terim ve Mancini, siyah ve beyaz kadar farklı iki teknik adam. 

Hepinizin de bildiği üzere Fatih Terim’in kariyeri, motivasyon yetenekleri ve oyuncularıyla geliştirdiği baba/oğul derecesine varan ilişkiler üzerine kuruluydu. Terim’in taktiksel bilgisi son derece kısıtlıydı ve Türk futbol kamuoyunun gözü önünde geçirdiği 20 yılda, Terim bu konuda bir arpa boyu yol katedemedi. Mancini, bunun tam tersine, taktiksel olarak üst düzey bir hoca ancak oyuncuları ile olan ilişkileri konusunda Terim kadar başarılı olduğunu söylemek zor. Terim için Galatasaraylı oyuncular “evlat” idi, Mancini için “profesyonel futbolcu” olacaklar. Zaten, hiç bir yabancı hocanın, Fatih Terim’in Galatasaraylı oyuncularla yakaladığı diyaloğu yakalamasını bekleyemeyiz. O yüzden, Galatasaraylı oyuncular “profesyonel” olmaya alışmaya başlasalar, iyi ederler. Çünkü, bizim Türk futbolcusu “profesyonel” lafını sadece “maaş alan” olarak anlıyor ve bu sıfatın getirdiği diğer sorumlulukları çok kolay görmezden gelebiliyor. Geçmişte Galatasaray’ın başına geçen her yabancı hoca, takım içerisindeki bir takım grupların ayak oyunlarıyla uğraşmak zorunda kaldı ve bunun yıkıcı etkilerini özellikle Rijkaard döneminde yakından gözlemledik. Mancini, Fatih Terim tarafından bir araya toplanmış bir oyuncu grubunun başına geçiyor ve bu grup içerisinde Terim’e taparcasına bağlı bir çok oyuncu var. ‘Terim’e tapan oyuncular’ ve ‘Terim’i kovan yönetimin getirdiği şöhretli yabancı hoca’... Sanırım lafı nereye getirmeye çalıştığımı anladınız. Böyle komplo teorilerini daha ilk günden konuşmak istemiyorum ama yakın gelecekte bu iki grubun çatışmasıyla ilgili haberleri güzide medyamızda göreceğimize eminim. Umarım, bunlar sadece medyanın Galatasaray’da kriz çıkarma çabalarından ibaret olur ve Galatasaray’ın içerisindeki kıvrak zekalı üç beş fedai, Terim’in intikamını yönetimden ve Mancini’den almaya kalkmaz. Varsayımlar üzerinde daha fazla spekülasyon yapmak istemiyorum ama Terim sonrası dönem ile ilgili en büyük endişemin bu konu olduğunu da belirtmeden edemeyeceğim. 

Yukarıdaki endişelerimi biraz da paranoyakça dile getirmemin bir sebebi de Mancini’nin kişiliği. İtalyan hocanın pek sempatik bir adam olduğunu söyleyemeyiz. Kendisinin, Galatasaray’a ithal edeceği ilk şey saha içindeki ve dışındaki ‘disiplin’ olacak. Terim, saha dışındaki disiplin konusunda belki yeterliydi ancak onun disiplini, baba/oğul ilişkisi kaynaklıydı. Mancini’nin Galatasaray’da yerleştireceği disiplin, net kurallara ve taviz vermeyen bir yönetim anlayışına dayanacak. Bu disiplin anlayışı, Mancini’nin City’deki 3 senesi boyunca Balotelli, Tevez, Adebayor, Bellamy ve Nasri gibi problemli oyuncularla yıldızının bir türlü barışmamasına neden oldu. Buna rağmen, Mancini, tamamı City’e para için gelmiş, çoğunluğu şöhreti yeteneğinin çok önüne geçmiş oyunculardan oluşan takımı bir arada tutmayı başardı ve City’i şampiyonluğa ulaştırdı. Ancak, City şampiyon olduktan sonra takıma genel bir “görev tamamlandı” atmosferi hakim olmaya başlayınca, lejyonerlerin motivasyonu ve konsantrasyonu dağılmaya başladı ve onları tekrar yola getirmeye çalışan Mancini’nin oyuncularıyla olan ilişkilerindeki çatlaklar su üstüne çıkıverdi. City’deki son sezonunda İtalyan hoca her hafta başka problem çıkaran Balotelli ve antreman temposundan ve yedek kalmaktan şikayet eden Tevez ile tamamen ters düştü. Buna ek olarak, Real Madrid maçından sonra takım arkadaşlarını eleştiren Joe Hart’a yaptığı “Patron benim, eleştiriyi ben yaparım” çıkışı, gergin olan ilişkileri kopma noktasına getirdi. Zaten geçen sezon, City’nin düşüşe geçmesinin ve Mancini ile yolların ayrılmasının asıl sebebi de saha dışındaki huzursuzluktu. Manchester City’li oyuncular, bir sene önce kendilerini şampiyonluğa götüren yöntemleri, bir sene sonra “biz artık olduk” diyerek tukaka etmeye başladılar ve Mancini kendi bildiği yoldan taviz vermeyerek kendi sonunu hazırladı. Man City yönetiminin, Mancini’den sonra, çok daha “yumuşak” bir yönetim anlayışına sahip olan Pellegrini gibi bir hocayla yola devam etme kararı almasının sebebi de burada yatıyor. Mancini’nin taviz vermeyen ve keskin kişiliğinin, bir takım Galatasaraylı oyuncunun hoşuna gitmeyeceği kesin. Zaten beni paranoyak yapan da, hocanın disiplininden, antreman temposunun ağırlaşmasından ve genel olarak ‘baba şevkatinin’ ortadan kalmasından memnun olmayan adamların, Mancini ve onu başlarına getiren yönetime tavır alma ihtimalleri. 

Mancini’nin Galatasaray’a ithal edeceği disiplinin bir de saha içi versiyonu var. Buradaki disiplinden kastım, Fatih Terim döneminde takımda hiç olmayan taktiksel ve pozisyon disiplini. “En iyi savunma, hücumdur” kafasındaki Terim’in aksine, Roberto Mancini, başarının sağlam savunma ile geleceğine inanan bir adam. Kendisinin savunma güvenliğini ön planda tutan felsefesi, City’i şampiyon yaptığı sene bile düzenli olarak eleştiriliyordu ve hatta burada benzer eleştirileri benim de yapmışlığım vardır. Bu açıdan, Mancini dönemi, biraz Lucescu dönemine benzerlik gösterebilir. (Hıncal’ın 2 maçtan sonra Mancini’yi ‘negatif’ diye yerden yere vurduğunu duyar gibi oluyorum). Roberto Mancini’nin, bir röportajında şöyle dediğini hatırlıyorum: “Elinizde Silva, Aguero ve Dzeko’dan oluşan bir hücum hattı varsa, gol yemediğiniz maçların %90’ını kazanırsınız”. Mancini, Galatasaray kadrosuna baktığında, büyük ihtimal kafasından benzer düşünceler geçiyordur. Galatasaray’ın hocası olarak, elinde Türkiye standartlarının çok üzerinde bir hücum hattı olacak ve kendisi, büyük ihtimal, savunmayı sağlamlaştırdığı takdirde ligi rahatlıkla kazanabileceğini düşünecek. Galatasaray savunmasının şu anki haline baktığımda, böyle bir değişikliğe sefa geldin demekten kendimi alıkoyamıyorum. Mancini’nin Galatasaray savunmasını sağlamlaştırma hamlesi, takıma pozisyon disipinini tekrar öğreterek başlayacak. Yani, Mancini’nin Galatasaray’ında, en azından ilk başlarda, Melo’yu macera ararken, Eboue’yi rakip yarı sahada yatıya kalırken, forvetleri pres yapmıyorken göremeyeceğiz. Her oyuncunun, sistem içerisindeki görevleri gayet ne olacak ve herkesten bu görevlere 90 dakika boyunca sadık kalması beklenecek. Görev tanımında, ‘kendi yarı sahanda pozisyon al’ Melo, canı sıkılıp gol aramaya çıkarsa, kendisini bir sonraki maç yeden kulübesinde bulacak. Melo örneğini özellikle kullanıyorum çünkü kendisinin ‘disiplin’ kelimesini duyduğu anda Mancini ile ters düşecek ilk oyuncu olacağından eminim. 

Benim için çok önemli olmasa da, memleketin futbol yorumcularının bayıldığı bir konu olduğu için formasyon meselesinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Mancini, filozof sınıfından değil, pragmatik sınıfından gelen bir hoca. O yüzden, sıkı sıkıya bağlı olduğu bir diziliş yok. Man City’deki dönemi boyunca kendisini 4-2-3-1, 4-4-2, 4-2-2-2 ve son sezon da zaman zaman 3-4-1-2 bile oynarken gördük. İtalyan hoca, sisteme göre oyuncu değil oyuncuya göre sistem seçmeyi tercih ediyor ve sezon ortasında geldiği Galatasaray’da, en azından ilk etapta, oyunculara göre bir diziliş tercih etmesi olası. Mancini’yi ‘tipik bir İtalyan’ olarak tanımlamak pek doğru olmaz ancak kendisinin bir İtalyan huyu olan ‘klasik kanat oyuncularını sevmeme’ özelliğini taşıdığını söyleyebiliriz. City döneminde Adam Johnson ve Scott Sinclair gibi açık oyuncularına hiç şans vermeyen Mancini, kanatlarda hep Nasri ve Silva gibi oyun kurucuları tercih etti. İnter’de de, Cambiasso, Stankoviç ve Figo gibi oyuncuları bu bölgede oynattı. Kendisinin son 10 senede klasik kanat oyuncusunu hiç kullanmayışının, Amrabat, Bruma ve Aydın için iyi bir haber olduğunu söyleyemem. Eğer Mancini, 4-2-3-1 oynamayı tercih ederse, büyük ihtimal, Sneijder, Emre ve Engin gibi oyuncular açık pozisyonlarında görev alacaklar. Her ne kadar, City kariyerinin çoğunluğunu dörtlü savunma ile geçirmiş olsa da, Mancini, geçen sene Juventus ve Napoli gibi takımlardan örnek alarak City’e üçlü savunma oynatmayı da denedi. Bu, bir B Planı hazırlamak için yaptığı deneyden mi ibaretti, yoksa İtalyan hoca üçlü savunmaya tamamen geçiş yapmayı mı planlıyordu bilemiyorum. Bildiğim şu ki, 3-4-1-2, Mancini’ye sahaya klasik açık oyuncularıyla çıkmak yerine, oyuna genişliği kanat bekleri (wing back) ile kazandırma fırsatı veriyor ve gerektiğinde 5’li savunmaya dönebilen takım geride daha güvenli bir oyunu formasyonunu değiştirmeden oynayabiliyor. İtalyan hocanın, City’nin başındayken bu taktiği uzun uzun deneme fırsatı olmadı ancak Inter’de 3-5-2’yi başarıyla kullandığını hatırlıyoruz. Şu andaki Galatasaray kadrosunda Eboue ve Riera gibi hücumu çok seven beklerin bulunması, bana göre, 3-4-1-2’yi denemeyi Mancini için cazip hale getirecek. Bu dizilişin bir diğer avantajı, Sneijder, Drogba ve Burak üçlüsünü bir arada kullanmayı olanaklı hale getirmesi. Mancini, yıllardır dörtlü savunmaya dayanan dizilişlerle sahaya çıkan takımı gelir gelmez üçlü defans hattına çevirmek istemeyebilir ancak zamanla aşağıdakine benzer bir dizilişe döneceğini tahmin ediyorum.


Daha önce de söylediğim gibi, takımın sahadaki dizilişinin nasıl olacağı benim için ikinci derecede önemli bir konu. Bana göre, Mancini’nin Galatasaray’daki başarısını belirleyecek faktörler yazının ilk bölümünde bahsettiklerim olacak. Galatasaray, ‘taktiksel olarak zayıf, motivasyonu kuvvetli, hücum edip maceracı oynamayı seven, babacan ve sempatik’ bir hocadan, ‘taktiksel olarak kuvvetli, motivasyonla pek arası olmayan, defans yapıp disiplinli oynamayı seven, soğuk ve prensipli’ bir hocaya geçiş yapıyor.  Bu sürecin kolay olacağını zannetmiyorum ancak sonucun olumlu olmaması için hiç bir sebep yok. Umuyorum, Galatasaray camiası içerisindeki her birey, Mancini’ye kucaklarını açar ve onun için de aynı Fatih Hoca için çalışır gibi çalışırlar. Çünkü, Mancini istediği kadar taktisyen bir hoca olsun, ilk 4 paragraftaki konular hallolmadıkça, 5. paragrafta konuştuklarımızın hiç bir önemi olmayacak. 

5 yorum:

  1. Verdiğin diziliş mükemmele yakın ancak sadece avrupa maçlarında görülebilecek.

    YanıtlaSil
  2. Evet, ligde Gokhan Zan oynayabilir ya da Ocak'ta bir stoper transferi daha gorebiliriz.

    YanıtlaSil
  3. Acaba yabancı kuralı için ne demiştir? Veya ne düşünüyordur? Malumunuz premier ligte böyle bir kısıtlama söz konusu değil. Bence Bielsa tercihi daha makbul olurdu. Çünki Bilbao da kısıtlı oyuncu havuzu ile yaptıkları yadırganamaz ve onların bu gelenekleri bizim yabancı kuralını anımsatmıyor değil yani :)

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Verdiğin diziliş bence olacak iş değil. Ne Riera ne de Eboue kanatları tek başına idare edebilecek düzeyde değiller. Dk. 50' 60' larda büyük bir ihtimalle ya ileri çıkıp geri gelemeyecekler ya da geriye çakılı kalıp hızlı hücum yapamayacaklar, kondisyonları yetmeyecek.

    3-5-2 için Riera yerine Bruma oynayabilir, Eboue ile başlanıp dk. 50' veya 60' da yerine Amrabat/Sabri ikilisinden biri girer. Fark ettiyseniz Hamit'ten bahsetmiyorum.

    YanıtlaSil