23 Eylül 2013 Pazartesi

Pazartesi Notları


Man City 4 - 1 Man Utd
Bundan 1,5 sene önce Man City şampiyon olduğunda, o dönemin moda söylemi, 'Manchester'daki güç dengesi mavi yakaya doğru kayıyor' idi. 1 milyar dolara yakın yatırımdan sonra, City nihayet ligin tepesindeydi ve Man Utd, en iyi oyuncusunu kaybetmiş ve yerine tatmin edici bir transfer yapamamıştı. Yani, güç dengesi tespiti o dönem pek de anlamsız değildi. Öyle ki, bu atmosfer, Ferguson'un emekliliğini bir sene ertelemesine ve RvP'yi hiçbir masraftan kaçınmayarak transfer etmesine sebep bile oldu. Fergie, United kariyerini güç dengesini ezeli rakibe teslim ederek bitirmek istemiyordu ve kafasına koyduğunda neler yapabileceğini bize geçtiğimiz sezon tekrar hatırlattı. 

Dünkü maç, bu güç dengesi tartışmasının tekrar alevlenmesine neden oldu ve bunun sebebi sadece City'nin aldığı galibiyet değil. United'ın bu sene oynadığı futbol, kadro kalitesinin rakiplere kıyasla geride kalmaya başlaması, oynadığı 3 büyük maçta sonuç alamayışı ve Moyes'in bu seviyede başarılı olup olmayacağına dair kuşkular, söz konusu tartışmanın üzerine benzin dökmekte. Dünkü maç 3 ihtimalli bir derbi maçıydı ve City'nin kendi sahasında 3 puan alması çok da olağanüstü bir durum değildi. Ancak United taraftarını asıl endişelendiren, City'nin özellikle ilk yarıda rakibini sahanın her bölgesinde ve oyunun her kademesinde domine etmesiydi. United, geçen yaz boyunca orta sahasını takviye etmeye çalıştı ve daha önce de bahsettiğimiz üzere oldukça acemice hatalar yaparak bu konuda başarısız oldu. Moyes, dünkü maçta bu takviyenin eksikliğini ciddi şekilde hissetti. Toure, Navas, Nasri, Fernandinho ve önlerindeki Aguero ile çılgın atan City orta sahası karşısında Carrick ve Fellaini ile direnmeye çalışan United, fena halde zayıf bir görüntü verdi. 

Aslına bakarsanız, United'ın çöküşünü hazırlayan orta sahadaki siklet farkı olmadı. Pellegrini, şu an Wenger'in Arsenal'de kullandığı hücum formasyonun bir karbon kopyasıyla sahadaydı. City, sol açıkta bir oyun kurucuyla (Nasri) ve sağ tarafta daha klasik bir kanat oyuncusu olan Navas ile sahadaydı. Bu taktikte, solda oyuna genişlik kazandırma görevi, sol bek Kolarov'undu ve dün United'ı çökerten faktör de City sol bekinin oyununa veremediği cevap oldu. Moyes, sağ kanatta defansif anlamda güvenilir bir isim olan Valencia'yı tercih etmişti ancak Ekvador'lu oyuncu kariyerinin en kötü maçlarından birini oynadı ve 4-0'lık skorun hazırlayıcılarından birisi oldu. Nitekim, City'nin ilk golü direk Nasri-Kolarov işbirliğinden geldi, üçüncü golde hazırlayıcı Nasri idi ve Kolarov'un soldaki varlığı Negredo'ya ihtiyacı olan boşluğu veriyordu. Son golde ise, arka direkte pozisyon alan Nasri'yi savunan hiçbir United'lı oyuncu yoktu. 

Moyes, ikinci yarının başında Young'ı kenara alıp, Cleverley ile orta sahayı üçledi ve bu bölgeye denge getirmeyi başardı ancak bu maç için iş işten çoktan geçmişti. United, City'nin hızını kesmeyi başardıysa da, hücumda pek bir şey üretmeyi başaramadı. Yukarıda bahsettiğim takviyenin yapılmamasından dolayı, şu an United'ın hücumdaki bütün yaratıcı sorumluluğu Rooney'in üzerine yüklenmiş durumda ve Rooney, sezon başından beri oynadığı her maçı United'ın en iyi oyuncusu olarak tamamladı. Pellegrini, bunun farkında olduğundan dolayı, biraz da riskli bir hamleyle Vincent Kompany'i, Rooney'nin adım adım takibiyle görevlendirdi. Bu hamle riskliydi çünkü maç içerisinde birçok kez Kompany, pozisyon disiplinini bozarak Rooney'nin peşinden orta sahaya doğru yaklaştı. Ancak sahada RvP'nin olmayışı ve United'ın orta sahadaki yaratıcı oyuncu yoksunluğu, Moyes'in Kompany'nin boşalttığı bölgeleri avantajına çevirmesine engel oldu. 

Sadece bu maça bakarak United'ın cenaze namazına başlamak ne kadar doğru olur bilmiyorum ancak Moyes'in görevdeki ilk 5 maçında hem Liverpool'a hem de City'e kaybetmesinin ufak çapta bir krize neden olduğu ortada. Eğer United, Çarşamba günü Lig Kupası'nda Liverpool'a elenirse, krizin boyutu biraz daha büyüyecek. Tam 27 senedir yönetim istikrarının dibine vurmuş bir kulüp için kriz dönemleri tamamen bir balta girmemiş orman gibi. United'ın bu seneyi nasıl yöneteceği, kulübün geleceğinin nasıl şekilleneceği açısından çok önemli olacak. 

Arsenal 3 - 1 Stoke City
Sezon başından beri Arsenal’in kontra atak futbolundan bahsettik durduk. Dün Stoke karşısında, nihayet takımın iyi kapanan bir ekibe karşı nasıl performans vereceğini izleme şansı bulacaktık ki, bu sefer de Arsenal’in duran toplarda çoşacağı tuttu. Arsenal dün şanslı mıydı yoksa yıllardır unutulmuş olan duran toptan skor üretme opsiyonu Mesut’un sazı eline almasıyla tekrar mı hatırlandı, bunu zaman gösterecek. Arsenal, dün, yıllardır duran toplardan kendisine işkence yapan Stoke City’i, 3 duran top golüyle geçerek adeta yılların acısını çıkardı. Ellerine geçmişken, birkaç Stoke’lu oyuncunun bacağını da kırsalardı da tam ödeşmiş olunsaydı. Neyse, bir sonraki maça artık o da.

Dün, sahaya çıkan on birdeki tek sürpriz, son dakika sakatlığıyla kadrodan çıkan Walcott’un yerine dahil olan Gnarby idi. Wenger’in, Theo’nun yerine 18’lik genç Alman’a ilk Premier Lig startını vermek zorunda kalması, Arsenal kadrosunun tehlikeli boyutlara varan darlığını iyiden iyiye gözler önüne serdi. Hani dün Giroud’ya bir şey olsaydı, Wenger oyuna Bendtner’i sokmak zorunda kalacaktı dersem, işin vehametini daha iyi anlarsınız belki. Bak Bendtner diyorum. İsmini andıkça tüylerim ürperiyor yeminle.

Arsenal'in dün sahaya dizilişindeki bir başka sürpriz de, Wilshere'in sol açıktaki Cazorla pozisyonunda oynuyor olmasıydı. Bana göre Arsenal'in bu sene henüz kendini göstermeyi başaramayan oyuncularınnın başında Wilshere geliyor ve dün de genç oyuncunun çok iyi oynadığını söyleyemeyeceğim. Tabii ki bunda Stoke City'nin azman savunmasının kendisini sürekli faulle durdurmasının da etkisi yok değildi. Normalde bu fauller, Stoke'un yanına kalırdı ama dün akşam Arsenal, bu azmanlıklara cezayı çok güzel kesti. Bould'un gelişinden beri, takımın duran top organizasyonlarında bir düzelme vardı ve Mesut gibi frikik ustasının takıma kazandırılması dün ilk meyvelerini verdi. Arsenal, ikinci golden 10 dakika önce, Mertesacker'in ön direkte pozisyon aldığı korner organizasyonunu ilk kez deneyip gole yaklaşmıştı. Mesut, ikinci denemede yine topu Mertesacker'in kafasına adrese teslim bir şekilde yolladı ve Arsenal bu sefer golü bulmayı başardı. Ceza sahası içerisinde bitirici bir golcünün eksikliği çeken Arsenal için, Emirates'te kapanan takımların kilitlerinin açılması açısından bu sezon duran toplar çok önemli rol oynayabilir. Umuyorum dünkü performans bir tesadüf değildir ve takım bu yönde gelişim kaydetmeye devam eder. 

Arsenal dün oyunun teknik yanını çok iyi oynayıp hücumda fazla organize olamadı ancak fiziksel olarak takım bu sezonun en diri maçını oynadı. Özellikle orta sahadaki Flamini - Ramsey ikilisi, ligin en fiziksel takımlarından birisi olan Stoke City'e kafa tutma konusunda hiç sorun yaşamadı. Ramsey'in önlenemez yükselişi malumunuz. Genç oyuncu, şu anda takımın en formda ismi ve Wilshere'ın sahaya sol açıkta çıkması, Wenger'in göbekte kime daha çok güvendiği konusunda bize kocaman bir ipucu veriyor. Geçen sene benzer durumlarda, pozisyon dışı oynatılan adam hep Ramsey idi. Buna ek olarak, Flamini transferi, tahmin ettiğimiz üzere yararlı bir alışveriş oldu ve Fransız oyuncu takımın önemli bir parçası olmaya devam ediyor. Onun, orta sahaya getirdiği ekstra mücadeleyi cephanesinde bulunduran başka oyuncu kadroda yok ve bu açıdan Flamini, Wenger için sezonun x faktörlerinden birisi olacak. Mesela, geçtiğimiz 2 sezonda, her sakatlık geçirdiğinde Arteta alelacele kadroya yetiştirilmeye çalışılır ve bir sonraki sakatlığın yolu açılmış olurdu. Dün, sakatlıktan dönen Arteta, Flamini'nin varlığı sayesinde kadroya yavaş yavaş dönme şansı buldu. 

5 maç geride kaldı ve Arsenal'in sezonu umut verici değil de ne bilmiyorum. Son 8 yılda umudumuz o kadar çok kursağımızda kaldı ki, bu kelimeyi kullanmaktan bile korkar olduk. Bana göre, Arsenal'in ideal 11'i ligin tepesine oynayabilecek kapasiteye sahip. Ancak sezon başından beri söylediğimiz üzere, takımın en önemli problemi kadro derinliğinde yatıyor. Bu da demek oluyor ki, Arsenal'in başarısının sezon boyunca anahtarı sakatlık tanrılarının elinde duracak. Umuyorum, geçmişte Arsenal'in çok canını yakan bu problem bu sezon da takım kaderini belirlemez. 

1 yorum: