18 Eylül 2013 Çarşamba

Önce Kafada, Sonra Sahada


Fatih Terim ile ilgili düşüncelerimi burada bir kaç kez dile getirdim. Bana göre, Fatih Terim'in başarısının sırrı, Türk futbolcusunun kısıtlı teknik kapasitesi ile Avrupa futbol standartlarının arasındaki uçurumu, motivasyon yeteneğiyle kapatabilmesidir. Terim'in takımları, geçmişteki başarılarını, sahaya en dahiyane taktiklerle çıktıkları ve inanılmaz stratejik hamleler ile yönetildikleri için kazanmadılar. Terim'in felsefesinin merkezinde her zaman mücadele, azim ve kararlılık oldu ve bugünkü Galatasaray takımında Drogba, Sneijder gibi yıldızların olması bu gerçeği değiştirmeyecek. Eğer Galatasaray, Avrupa'da başarılı olmak istiyorsa, rakibinden daha fazla koşacak, daha fazla pres yapacak, daha çok inanacak, daha çok isteyecek. 

Eğer geçen sene Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi macerasını takip etmemiş olsaydık, dün sahaya çıkan kadroyu bir taktiksel intihar olarak tanımlayabilirdik. Avrupa'nın en etkili kontra atak yapan takımına karşı, 2 forvet ve arkalarında defans yapmayı pek sevmeyen bir oyun kurucu, birisi zaten orta saha oyuncusu olan iki ofansif bek ve defansif orta sahada savunma disiplini çok zayıf olan bir oyuncuyu barındıran bir dizilişle çıkmak gerçekten akıl karı değil. Ama, Galatasaray, geçen sene bütün Avrupa maçlarına benzer bir anlayışla çıktı ve çeyrek finale kadar gitti. Yani, Fatih Terim, bazılarımızın 'intihar' olarak nitelendirebileceği bu taktikle geçen sene başarılı oldu. Dün, Galatasaray'ın fark yemesinin sebebi, taktiğin çılgınlığı değil, geçen seneki çılgın taktiğin zaaflarını örten mücadelenin sahada olmayışıydı. 

Maçın ilk 30 dakikasında oyunu kontrol eden taraf Galatasaray gibi göründü ancak daha maçında başında itibaren takımın oyununda bir şeylerin eksik olduğu aşikardı. Sanki, Galatasaray maçı daha başlamadan kafada kaybetmişti ve futbolcuların bu maçı kazanabileceklerine pek inanmıyorlardı. Nitekim, Galatasaray'ın, Avrupa maçlarında oldukça dinamik olan hücumu ve etkili hücum presinden eser yoktu. Ancelotti'nin oyun planı, rakibi üzerine çekip Ronaldo, Benzema ve Di Maria'yı, Galatasaray savunmasıyla birebir bırakmak üzerine kuruluydu ve Galatasaray'ın ilk 30 dakikada üstün görünmesi, aslında Ancelotti'nin planları dahilinde olan bir şeydi. Galatasaray, geride hiç bir önlem almadan yavaş yavaş Real'in yarı sahasına yerleşmeye başladı ve tam gol pozisyonları üretmeye başladığı dakikalarda kalesinde golü görüp, ondan sonra Real'in gol olup yağmasını izlemek zorunda kaldı. İlk yarıda Galatasaray'ın yakaladığı 3 pozisyon 2'sine Melo vardı. Yani, Brezilyalı macera aramakta sakınca görmüyordu, ancak onun stoperleri kabak gibi ortada bırakması, Ancelotti'nin tam da istediği şeydi. Real'in ileri üçlüsü, eğer dün Galatasaray'ın stoperlerini maymuna çevirdiyse, bunun suçunu sadece Dany ve Chedjou'ya yüklemek doğru olur mu? Cristiano Ronaldo'yu birebir savunamadı diye Dany'e mi kızalım yani? Sorun, sadece Melo'nun maceraperest oyunu da değil tabi ki. Terim'in kariyerinde hiç bir takımı, üst düzey Avrupa futbolu için gerekli savunma disiplinini gösteremedi. Hücum ederken şiir gibi oynayan UEFA Kupası'nı kazanan takım bile, skoru korumak için futbol oynamaya kalktığı anda hepimize ecel terleri döktürürdü. Daha önce dediğim gibi, Terim'in takımları, bu eksikliklerini daha fazla mücadele ederek, ekstra pres yaparak rakipten daha fazla koşarak kapattılar ama maalesef dün sahada bunu yapmaya istekli bir oyuncu grubu yoktu. Biz, Galatasaray'ın oyuncu kalitesi ya da stratejik olarak Real'den üstün olmadığı biliyorduk da, mücadele azmi olarak da bu kadar sahadan silineceğini pek tahmin edememiştik. 

Dünkü maçtan çıkarabileceğimiz tek olumlu sonuç, böyle yıkıcı bir skorun daha ligin başında gelerek, Galatasaray'ı rehavet uykusundan uyandırma potansiyeli taşımasıydı. Galatasaray geçen sene başarılı olmuş olabilir ancak maalesef geçen sene, adı üzerinde 'geçen' sene. Galatasaray, geçtiğimiz 3 ayda Bayern Münih'e dönüşmedi. Avrupa'da başarılı olmak istiyorsa, hala her maç canını dişine takmak zorunda. Takımda, Drogba ve Sneijder'ın olması bu gerçeği değiştirmiyor, hatta, daha da önemli hale getiriyor. Galatasaray, 35 yaşındaki Drogba'yı ve defansif oyunu pek sevmeyen Sneijder'ı taşıyacaksa, daha da çok mücadele edip, daha da fazla koşmak zorunda. Bunu yapmadığı takdirde, sonuçların ne kadar ağır olabileceğini dün akşam gördü ve umuyorum dünkü facia, gereken mesajı, gereken yerlere iletmiştir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder