22 Ağustos 2013 Perşembe

Kimliksiz


Son yıllarda Türk takımlarıyla Avrupa'da çeyrek finalin ötesini görmüş birkaç tane hoca var. İlk aklıma gelenler Terim, Lucescu ve Kocaman. Bu 3 teknik direktörün ortak özelliği, kendilerine has ve sahada çok net görülebilen bir oyun planları olması. Terim, pres ve hücum futboluna dayalı oyunu kariyeri boyunca bırakmadı. Lucescu temkinli ve Kocaman da temkinlinin de ötesinde defansif bir hocaydı. Bu felsefelerin hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu tartışmak istemiyorum ama Avrupa'da başarının sırrının, sahaya çıkarken ne yapacağından emin olmaktan geçtiğine eminim. Hele ki Arsenal gibi 17 senedir aynı hoca tarafından çalıştırılan bir takıma karşı oynuyorsanız ve rakibinizin sahaya sürdüğü on bir geçtiğimiz 12 ayı beraber oynayarak geçirmişse, belirgin bir oyun planının varlığının önemi daha da artıyor.

Daha Fenerbahçe'nin başında 3. maçına çıkan Ersun Yanal'ı, takımına bir oyun felsefesi oturtamadı diye eleştirmek ağır olur ancak dün Arsenal'e galibiyeti getiren faktör, Fenerbahçe'nin ne yapmak istediğine dair hiçbir fikri olmayışıydı. Yanal, maçtan sonra, "Dengede götürdüğümüz oyun golden sonra bozuldu" dedi ama ben dün akşam oyunun 5 dakikalığına bile olsa dengeye geldiğini hiç hatırlamıyorum. Yanal'ın "oyun" dengesi diye bahsettiği şey daha çok bir "skor" dengesiydi. Evet, Arsenal oyun üstünlüğünü skora yansıtmak için 50 dakika beklemek zorunda kaldı ama zaten Arsenal'in harıl harıl forvet aramasının sebebi de bu. Dün sahada RvP, Higuain, Suarez gibi bir forvetle oynayan bir Arsenal olsaydı, skor Fenerbahçe için tarihi bir hezimet olabilirdi.

Dünkü yazıda Fenerbahçe'nin savunmasını derinde kurarak, temkinli bir oyun oynaması gerektiğini yazmıştım. İlk 45 dakikadaki Fenerbahçe savunması da oldukça geride pozisyon aldı ancak bu taktiksel bir tercihten daha çok takımın hücuma bir türlü çıkamayışının sonucuydu. Fenerbahçe savunmada topu ayağına aldığında hep ağır kaldı ve Arsenal savunmasının yerleşmesine izin verdi. Yerleşen Arsenal orta sahası, Fenerbahçe orta çizgiye ayağını bastığı anda çok iyi pres yaptı ve rakibinin hücum bölgesinde oyun kurmasına maç boyunca izin vermedi. Fenerbahçe'yi savunmadan çıkaran oyuncular olan Alves, Topal ve Emre %90'lardaki oranlarla pas yaparken, hücumun ikinci kademesinde oyuna dahil olan Kuyt, Meireles ve Sow'un sırasıyla %63, %76 ve %70'le pas yaptı. Zaten Kuyt ve Sow, Fenerbahçe'nin en düşük yüzdeyle pas yapan adamlarıydı ve ileri uçtaki Webo da takımın en çok top kaptıran oyuncusu oldu. Bana göre, Fenerbahçe'nin iki kademesi arasındaki bu pas yüzdesi farkı, Emre ve Mehmet Topal gibi oyuncuların oyun kurma konusunda üzerlerine düşeni yapmadıkları ve Fenerbahçe'nin takım halinde ilerideki dörtlüyü yalnız bıraktığına işaret ediyor. Zaten bunu 90 dakika boyunca da açıkça gözlemledik. Fenerbahçe ne pas yaparak çıkabildi, ne de uzun paslarda isabet bulabildi. Bu noktada, belki topla bindirip adam eksilten bir oyuncu Fenerbahçe'nin rakibe penetre etmesini kolaylaştırabilirdi ancak dünkü 11'de bu özellikleri taşıyan bir isim yoktu. (Fenerbahçe 2-0 geri düştükten 5 dakika sonra PAOK'un beraberlik golünü atan Stoch'un selamı varmış) Hücuma bir türlü çıkamayan Fenerbahçe, Arsenal'in zayıf noktası olan göbeğin savunmasını hiç zorlayamadı ve dolayısıyla da neredeyse hiçbir organize pozisyon bulamadı.

Olaya Arsenal cephesinden baktığımızda, oldukça öngörülebilir bir tablo görüyoruz. Fenerbahçeliler kızmasın ama dün Arsenal ahım şahım bir futbol oynamadı. Wenger, Ox'tan boşalan bölgede kondisyon eksiğine rağmen Cazorla'yı tercih etti ki, bu Podolski için pek de iyi bir haber değil. (Alman basınında Podolski-Schalke flörtü dedikoduları var bugün) Cazorla hariç Arsenal, Villa maçındaki on bir ve anlayışıyla sahadaydı.  (Wenger zaten değişiklik yapmak istese de kenarda kimse yoktu) Wenger'in ana hücum planı, dün burada belirttiğim üzere, Walcott'u Fener'in yumuşak karnı sol bekin üzerine salmaktı ve bu plan oldukça başarılı oldu. Maç boyunca, orta sahadan yeterli desteği alamayan Kadlec, Walcott karşısında çok zorlandı ve Arsenal'in 1. golü ve penaltısı da zaten bu bölgeden geldi. Arsenal orta sahasında Wilshere yine tutuktu ve Cazorla da hazır olmadığını yine gösterdi ancak Aaron Ramsey dün iki kişilik oynayarak buradaki yükün büyük bölümünü tek başına omuzladı. Cazorla, kondisyon eksiğinden dolayı daha dar bir alanda oynamak zorunda kaldı ve Gibbs'in sol kanattaki enerjisi olmasa, Arsenal, Fenerbahçe'yi açmakta daha da zorlanabilirdi. Nitekim ilk golde Gibbs, sol açığın pozisyonunda olduğu için kendisini pozisyona girmiş durumda buldu. Arsenal 3 gol bulmuş olmasına rağmen, bana göre, bu maçta takımın ne kadar çok bir forvete ihtiyacı olduğu açıkça ortaya çıktı. Giroud'nun gayretine diyecek bir şey yok ancak Fransız, ligde ve Avrupa'da iddialı olmak isteyen bir takımın golcüsü olmaktan uzak. Eğer Arsenal, üst düzey bir forvet bulabilirse, üzerindeki yük kalkmış bir Giroud, Wenger için değerli bir takım oyuncusu haline gelebilir. Aksi takdirde koskoca Arsenal'in kadrosundaki tek forvet olmanın baskısı Giroud'yu yiyip bitirecek. (Günün forvet dedikodusu Benzema bu arada, hatta Di Maria'yı da ekleyenler var aynı pakete)

Dünkü yazıda bahsettiğim Fenerbahçe'nin derin savunma yapması gerektiği ve Arsenal'in Walcott ile bekleri vurmaya çalışacağı konuları, dün akşam açıkça gözlemlendi. Fenerbahçe ilk yarı oyunu kalesi önünde kabul ederek, Arsenal'i durdurmayı başardı ancak golü yedikten sonra açılmak zorunda kalınca maç farka gitmeye başladı. Benim isabetli tahmin yapmış olmam boş vakitlerimde hobi olarak müneccimlik yapmamdan değil, Arsenal'in gerçekten öngörülebilir bir takım olmasından kaynaklanıyor. Forvetsiz Arsenal, disiplinli savunma yapan bütün takımlara karşı zorlanacak ve takımın şu anda hücumda Walcott'un süratinden başka bel bağlayabileceği bir silahı yok. Fenerbahçe'yi rahat geçmiş bile olsa Arsenal'in hala çok fazla eksiği var ki, bu eksikleri Fulham ve Sp*rs derbilerinde daha yakından göreceğiz. Ersun Yanal, mutlaka kendi felsefesini zamanla sahaya yansıtacaktır ancak dün izlediğimiz Fenerbahçe, futbol kimliği ve oyun planı olmayan bir takım görünümündeydi. Ligde ve Avrupa'daki oturmuş rakiplerine karşı, bir süre daha zorlanacaklarını öngörmek yanlış olmaz sanırım. 

1 yorum: