15 Mayıs 2013 Çarşamba

Kaldı 3


Hayır, daha ölmedim. İşin gücün yoğun olmasının üstüne bir de Arsenal'in geleneksel sezon sonu sıkıcılığı eklenince, bir süre blogdan uzak kaldım. Habersiz bu ara için herkesden özür diliyorum.

Son bıraktığımda Arsenal açısından işler pek iç açıcı gitmiyordu ancak takım aynı geçen sene olduğu gibi son düzlüğe girince kendini biraz toparladı. Bunun sebebi, dar kadronun bütün diğer kulvarlardan elendikten sonra lige konsantre olunca daha iyi performans vermesi de olabilir; 4.'lüğü başarı olarak gören zihniyetin kulübe kazandırdığı bir alışkanlığın tekerrürü de olabilir. Sebep her ne olursa olsun, her sene önce veremi görüp, sonra sıtmaya razı olmaktan bana fenalık geldi. Umuyorum, bu kısır döngüyü kırmak için gerekli adımlar önümüzdeki sezon atılır. 

Dünkü maç, belki ligin dibindeki Wigan'a karşı olduğu için kolay gibi gözükmüş olabilir ancak can derdindeki takımlarla yapılan bu tip maçlar çok sakattır. Neyse ki Arsenal, son birkaç aydır oynadığı istikrarlı futbolu dün de tekrarladı ve maçtan rahat bir galibiyetle ayrıldı. Pazar günü City'i sahadan silen Wigan yerine, dün kaderine teslim olmuş bir takım izledik ve Mike Dean'ın hediye ettiği frikik haricinde çok da tehlikeli olduklarını söyleyemeyiz. Martinez'in oynattığı futbola saygım sonsuz olsa da, Wigan'ın küme düşmesine çok üzüldüğümü söyleyemem. Sunderland, Newcastle gibi köklü kulüplerin yerine, her sene ligin dibine oynayacağı garanti olan bir takımın düşmesi Premier Lig'in kalitesi açısından daha hayırlıydı ve bu sene düşen 3 takım da Championship'e gitmeyi analarının ak sütü gibi hakettiler. Yıllardır FM takımım olan Cardiff City'nin lige gelişine de ayrı bir sevindiği belirtmem gerekir. 

Ligin son haftası, sadece Arsenal, Tottenham ve Chelsea taraftarları için bir şey ifade edecek. Şampiyonlar Ligi düğümünün çözümü için Arsenal, Newcastle'a gidiyor; Tottenham ve Chelsea ise sırasıyla Sunderland ve Everton'ı ağırlıyor. Chelsea, ilk 4'ü garantilemiş durumda ancak eğer Everton'ı yenemezlerse, 3.'lüğü galip gelen bir Arsenal'e kaptırabilirler. Arsenal, Şampiyonlar Ligi'ni garantilemek için galip gelmek zorunda. Tottenham ise kendi maçını kazanıp St. James' Park'tan gelecek iyi haberi bekleyecek. Ligdeki diğer 17 takımın oynayacak hiçbir şeyinin kalmamış olması, Arsenal ve Chelsea'nin ekmeğine yağ sürmekte. Bu 3 takım, son hafta maçlarına favori olarak çıkıyorlar ve üçünün de galip gelmesi haricindeki her sonuç sürpriz olacak. Arsenal hakkında daha detaylı bir değerlendirmeyi haftaya yaparız heralde. 

Ben işle güçle haşır neşirken, ligin tepesindeki Manchester takımlarının her ikisi de hocalarından oldular ki, Ferguson'un emekliliği İngiltere ve Avrupa futboluna resmen bomba gibi düştü. Arsenal'in ve Wenger'in en büyük rakibinin ayrılışına belki sevinmem gerekiyor ancak modern futbolun en büyük hocasının emekliliğini buruk bir tebessüm ile karşıladım. İçinde Ferguson'un olmadığı bir futbolu hiç izlememiş biri olarak, onun gidişinin bırakacağı boşluğu hafif tedirginlikle bekliyorum. Hani Arsenal seneye şampiyon olsa, Ferguson'u alt edip alınacak bir şampiyonluğun verdiği tadını verir mi bilmiyorum. Tek bildiğim, David Moyes'in dünya futbol tarihinin en zor görevlerinden birini devraldığı. Fergie'nin boşluğu belki taktik tahtasında, saha kenarında dolar ama onun takımı, kulübü ve genel olarak İngiliz futbolu üzerindeki etkisinin yerinin dolması imkansız.  Umuyorum Arsenal, Man Utd'ın içinden geçeceği bu değişim sürecini iyi değerlendirir. 

Bu arada, City de Mancini kovdu ve yerine büyük ihtimal Pellegrini'yi getiriyorlar. Mancini'nin, takım içerisindeki egoları yönetmekteki beceriksizliği yüzünden kovulduğunu düşünürseniz, Pellegrini, kağıt üzerinde doğru isim gibi duruyor. Kendisine Tevez, Nasri gibi beş para etmez adamlardan verim alma yolunda kolay gelsin diyorum burdan. 

Şimdilik bu kadar. Umuyorum iç güç tekrar çoşmaz da, buraya daha düzenli olarak vaki ayırabilirim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder