3 Şubat 2013 Pazar

Fatih Terim ve Balık Hafızalı Galatasaraylılar

Son söyleyeceğimi ilk başta söyleyeyim: Ben, Fatif Terim'i hiç sevmem. Bu sevgisizliğin temel sebebi, Terim'in kişiliği, egosu ve çevresinde barındırdığı adamların kalitesidir. Ancak, kendisi hakkındaki kişisel fikrim olumsuz olsa da, Fatih Terim'in yaptığı işe saygı duymayacak kadar da şaşırmış değilim.

Dünkü, Bursaspor beraberliğinden sonra, Terim'e yönelen bir çok ağır eleştiri okudum. Bunların çoğu, kendisinin yaptığı taktiksel seçimlerden dolayıydı. Oturup burada, dünkü taktiksel seçimleri tartışmak isterdim ancak Türkiye Ligi'ni izlemeyi bırakalı bir 3-4 sene oluyor. Bu eleştiriler haklı da olabilir, haksız da. Ancak, burada tartışmak istediğim bu değil.

Fatih Terim'in, taktiksel bilgisinin kısıtlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, bu Terim'in kötü bir hoca olduğu anlamına gelmiyor. 15-20 senelik bir futbol izleyicisi olarak, bugün geldiğim noktada, teknik direktörlüğün sadece taktiksel bilgiden çok daha fazlası anlamına geldiğini öğrenmiş bulunuyorum. Bugün, Avrupa'nın en iyi hocalarına bakın, hiçbirisi bulunduğu konuma sadece taktiksel bilgisi sayesinde gelmediğini görürsünüz. Mesela, 2010 Ballon D'or ödül töreni sırasında, Wesles Sneijder'ın yaptığı konuşmayı izleyen Mourinho'nun ağlayışını hatırlayın. Ya da, Portekizlinin Materazzi'ye veda ederkenki duygu selini. Ferguson'un 3-0 galip götürdükleri Reading maçında attıkları 4. gole sevinişini izleyin. Onunla çalışmış oyuncuların röportajlarını bulun ve onun doğal motivasyonundan nasıl bahsettiklerini dinleyin. Eğer futbol takımı çalıştırmak, taktik tahtasındaki yetenekten ibaret olsaydı; bugün Rafael Benirez'in almadığı kupa kalmazdı. Günümüz futbolunda, teknik direktörlüğün temelinde taktikler değil; gavurun 'Man Management' dediği kavram yatmaktadır. Dünya'nın en önde gelen hocaları, taktiksel anlamda Amerika'yı yeniden keşfettikleri için değil, ellerindeki oyunculardan en iyi verimi aldıkları için başarılıdırlar.

Terim'in en çok aldığı eleştiri, onun taktiksel olarak zayıf olduğu ve her şeyi motivasyonla yaptığı yönünde. Yani, basitçe söylemek gerekirse 'Sadece gaz veriyor abi' eleştirisi. Fatih Terim'in motivasyon yeteneklerinin, kötü bir şeymiş gibi kendisine eleştiri olarak dönmesi tabi ki ilginç. Eğer, Wenger'de ondaki motivasyon yeteneğinin yarısı olsaydı, belki burada sabah akşam kendisini eleştirmezdim. Eğer Terim, bu yeteneği sayesinde başarılı olduysa, bu onu taktisyen hocalardan daha az değerli yapmaz. Zaten, Türkiye'de yetişen bir teknik adamın, hayatta kalması için barındırması gereken en hayati yetenek de motivasyondur.

Türkiye, bir futbol ülkesi olabilir, ancak, ülkenin bu konudaki alt yapısı tam anlamıyla içler acısı bir durumda. Türk futbolcusu, çok zor şartlar altında yetişen bir mahlukat ve sistemin bozukluğu, bu adamların, Avrupalı rakiplerine göre mesleğe 2 tur geriden başlamasına neden oluyor. Türk futbolcusu, orta yapamadan, şut çekemeden, pozisyon disiplini nedir bilmeden mesleğe başlayıp, sürekli olarak bunları yapabilen meslektaşları ile kıyaslanan bir adam. Sistem, temel futbol yeteneklerini bizim sporcularımıza maalesef vermiyor ve bunu öğrenebilen bir avuç adam da, bu işi kendi çabalarıyla başarıyor. Temeli bozuk olan bir sistemden yetişmiş Türk futbolcusu, kariyeri boyunca, kısıtlı yeteneklerini, fiziksel çabasıyla kapatmak zorunda kalıyor. La Masia'dan yetişmiş bir grup oyuncu, sahayı 100 tane tek pasla hiç koşmadan geçerken, aynı işi yapan Türk futbolcusu rakibiyle boğuşmak, ekstra mücadele etmek ve ekmeğini taştan çıkarmak zorunda kalıyor. Türkiye'ye getirdiğiniz hocanın adı ne olursa olsun, Türk futbolcusunun bu dezavantajını ortadan kaldırmanız mümkün olmuyor ve dolayısıyla Türk takımlarının oynadığı futboldaki fizikselliği ortadan kaldırmak imkansız hale geliyor. Bizim futbol tarihimizde, Türk futbolunu top yekün eğitmeyi deneyen bir tek Jupp Derwall var ve onun çalıştığı takım olan Galatasaray'ın, o tarihten beri Avrupa'daki en başarılı Türk takımı olması da tesadüf değil.

Türk futbolcusunun Avrupalı rakiplerine göre dezavantajlı olduğu bir başka konu da aldıkları eğitim. Lafı dolaştırmadan söylemek gerekirse, Türk futbolcusunun oldukça cahil olduğunu söyleyebilirim. Ama, haklarını yememek gerekir ki, çok gelişmiş ülkeler hariç, futbol, hala eğitimden ödün vererek elde ettiğiniz bir kariyer durumunda. Yani, eğitim almamak futbolcuların seçimi değil, onları bu noktaya iten, çarpık sistem. Dünyanın en ünlü futbolcuları bile, ağızlarını açtıklarında bir anda bir kütüğe dönüşebiliyorlar. Futbol, dünyanın her yerinde, ekonomik olarak zorlanan ailelerin çocuklarının çıkış noktası olarak görülmekte ve en gelişmiş ülkelerde bile durum Türkiye'dekinden farklı olmayabiliyor. Düne kadar İngiliz Milli Takımı'nın kaptanı olan Terry'e bakın mesela. Adam, ırkçılıktan ceza alacak kadar kör cahil. Ama, uyuşturucu satarken yakalanan baba ile hırsızlık yaparken yakalanan annenin elinde büyümüş bir gencin ne kadar aşama katetmesi beklenebilirdi ki zaten. Hele ki, zaten zor şartlarda büyümüş bu adama 20'li yaşlarının başında milyonlarca poundu yığarsanız, o tramva geçirmesin de kim geçirsin. Ronaldo'ya bakın mesela. Adam, her hareketini, birilerine bir şeyleri kanıtlamak için yapıyor. Artık, küçükken nasıl ezildiyse, futboldaki bütün kupaları kaldırdı ama "Bakın ben ne oldum!" hırsı bitmedi gitti. Yani, Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde büyüyen futbolcular için bile şartlar zorken, Türkiye'de tabi ki durum biraz daha endişe verici bir hal alabiliyor. Bizde yetişen futbolcu, genelde, cahil kalmaya mahkum oluyor ve milli takıma kadar yükselmiş olsalar bile sistem onlara yardım elini uzatmıyor. Sahada aslan kesilip Avrupa devlerini dize getiren futbolcularımız, maç bitip muhabir kendilerine mikrofon uzattığında, 2 cümle kuramayacak kadar aciz duruma düşebiliyorlar. Belki bu onların suçu değil ama ülkedeki futbolcu profilinin realitesi maalesef böyle.

Şimdi, elinizde, profilini yetenek olarak kısıtlı ve cahil olarak çizdiğim bir futbolcu kitleniz olduğunu düşünün. Hocanız, taktiksel deha mı olsa daha iyi; yoksa bir motivasyon uzmanı mı? Rijkaard/Neeskens mi başarılı olur bu grupla, yoksa Fatih Terim mi?

Bu soruların cevabı tabi ki çok zor değil. Belki, kendisini eleştirenler, Fatih Terim konusunda haklı. Belki, Terim sadece motivasyondan ibaret bir teknik adam. Ancak, Terim'in içerisinde bulunduğu ortam bunu gerektiriyor. Zaten, Fatih Terim'i gelmiş geçmiş en başarılı Türk teknik adam yapan da, Türk futbolunun oyuncu profiline uygun yeteneklere sahip olması. 

Mourinho, 2010'da, Inter ile Barcelona'yı dize getirirken, taktiksel bir devrim yapmadı. Onu başarıya götüren, Materazzi gibi kısıtlı yetenekteki adamların, hocalarının gidişine ağlayacak kadar bağlı olmasıydı. Inter, 90 dakika, Barça akınları altında, bir sağa bir sola koştu ve bunu yapmaları için gerekli motivasyon damarlarında akan kana işlemişti. Aynı şey, Terim için de geçerli, Türk futbolcusunun kısıtlı yeteneklerinin, sahada ekstra mücadele etmek zorunda kalmalarına neden olduğunu söyledik. Bu ekstra mesafeyi gitmek için, bu adamın ihtiyacı olan şey ise motivasyon. Terim, bunu biliyor. Terim'in oyuncuları, onun için savaşıyor ve Terim'in övgüsü ve yergisi, onun oyuncuları için büyük önem taşıyor. Hatta, bunu biraz fazla ileri götürüp işi militanlığa döken de oluyor ancak genel olarak Terim, Türk futbolcusundan %100 verim almayı başarıyor. 

Türk futbolcusunun eğitimsiz olduğundan da bahsettik. Bu oyuncular, motive olmadıklarında, yani bir nevi 'gaza getirilmediklerinde', tehlikeli yollara sapabiliyorlar. Bunu, Rijkaard dönemi Galatasaray'ın da çok net bir şekilde gördük ki, Türk futbolcusu mutlu olmadığı zaman, işi hocasının altını oymaya kadar götürebiliyor. Terim'in varlığı, bu tip sorunları otomatik olarka ortadan kaldırıyor, çünkü ona bağlı olan oyuncular, takım içerisindeki huzuru bozmak istemiyorlar; hatta bunu cesaret edemiyorlar. Terim ile bozuşmanın, onları kaybedecekleri bir yola sokacağının farkındalar. Yani, 'Rijkaard gider, ben kalırım' diye düşünen Servet efendi, Terim'in altındayken 'Aman bu adam beni satar' diye düşünnmeye başlıyor.  Mutlu değilsem, takımın hocasının altını oyarım diye düşünebilecek cehaletteki adam, ancak kenarıda sorgusuz bir otorite gördüğünde yola geliyor. 

Söylemek istediğim sadece 'Türk futbolcusu Terim'in yaptığı muameleden anlıyor' dan ibaret değil. Ben de Galatasaray'ın başında çok ünlü taktisyen hocalardan birini görmek ve her maçta rakiplerin stratejilerini darmadağın eden hamleler izlemek isterim. Ancak, Galatasaray, bir Türk takımı ve ne kadar pahalı yabancılar alırsa alsın, başarı için Türk futbolculardan %100 performans almak zorunda. Hele ki, yabancı kontenjanının 5'e düştüğü bir ortamda, bunun önemi daha artacak. O yüzden, Terim'in kellesini isteyen taraftar ve yöneticilerin, ne istediklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Transfer edilen yıldızlara bakıp, Yektaları, Enginleri, Aydınları oynattığı için Terim'e kızmak, Galatasaray futbol takımının üzerine kurulduğu hassas dengeleri tamamen göz ardı etmek anlamına geliyor. Terim, elinde Sneijder gibi bir oyuncu varken ondan yararlanmayacak kadar aptal değil. Ancak, daha gelmesinin üzerinden bir hafta geçmişken, kadroda Sneijder'ı görmediği için Terim'i eleştirenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Galatasaray'ı, ligin orta sıralarına hapsolmuşken alan bu adamı ne çabuk sattınız arkadaş. İki yıldız ismi gördünüz, hemen Terim'i astınız. Nasıl bir balık hafızasıdır bu? Hele bir sakin olun. 

Uzun uzun yazdım çünkü anlatmaya çalıştıklarım, kıt beyinlere iyice işlesin istiyorum. Ben de Terim'e aşık değilim ancak eğer bu takımın başarısı için Türk futbolculardan verim alınması gerekiyorsa, ondan daha iyisini göremiyorum. (Lucescu vardı bu işi iyi yapan, Galatasaray yönetimi adamı şampiyon olduğu sezon kovdu). Dünyanın en iyi hocalarından Arsene Wenger'i sabah akşam yerden yere vuran ben, burada Terim'i savunuyorsam, bunun sebebi olayları, içinde bulundukları ortamda değerlendirmeye çalışmam. Sabri, Aydın, Engin gibi adamlardan verim almak zorunda olan bir hoca ile, Podolski ve Cazorla'yı kenarda başlatacak lüksü olan bir hocayı aynı kefeye koyup Terim'e 'Tek yaptığı motive etmek' demem abesle iştigal etmek olurdu zaten. Galatasaray taraftarının ve yönetiminin artık Terim'in ensesinden inmesi gerekiyor. Bırakın, şu takım sezon sonuna kadar huzur içerisinde gitsin. Eğer, sezon sonunda hala Terim'in iyi bir iş yapmadığını düşünüyorsanız, o zaman girdiğiniz deliklerden çıkar, meşalelirinizi yakar, tırmıklarınızı havaya kaldırırsınız. 

6 yorum:

  1. Bir Fenerli olarak cok takdir ettigim bir yazi olmus, ellerinize saglik.

    YanıtlaSil
  2. Şunu da hesaba katmak lazım fatih terim ilgi çeken bir figür, takımın başında fatih terim değil de başka biri olsaydı avrupa şansını bırakıp selçuk inan gelir miydi?Mourinho galatasarayı önerir miydi?Keza işin diğer yanı medya, 2010da riijkard baştayken arda hakkında galatasaray hakkında neler yazılmadı ki, en son ana bacı söveceklerdi 1 sene 365 değil 700 gün olsa fatih terim takımın başındayken böyle bişeye cesaret edebilir mi medya?Hiç sanmıyorum.Senin de dediğin gibi adam yönetimi ve medya bu işin %60ını oluşturuyor zaten.

    YanıtlaSil
  3. akılsız emre çolak'ın yerini daha da akılsız amrabat'la doldurmaya çalışan, her maç puan kaybına götüren, tedavi edilmesi elzem olan akıl eksikliğini sneijder'le giderebilecekken bunu yapmayan birini eleştirmek çok mu anormal? kıt beyinlilik olmadığı kesin.

    lucescu'yu da aynı kefeye koymuşsun ama lucescu türkiye'de her gittiği takımda çaycıdan başkana kadar saygı duyulmayan biriydi. oyuncuların verdiği röportajlara da bakabilirsin.

    YanıtlaSil
  4. Ben bu gunlerde Terim'in kafasinin transferler sonrasi tertip ile mesgul oldugunu dusunuyorum. Yoksa, yaziya katiliyorum. Man Management ve de medya yonetimi alaninda Turkiyedeki butun hocalari cebinden cikarir. Tercihleri her zaman dogru degil, hatta sacma ama zaten mukemmel olsa Milan'da vs basarili olur geri donmezdi.
    Emre Colak - Amrabat kiyaslamasinda ikisi de akil fakiri de olsa da bu gunlerde Amrabat tercih edilir bence. En azindan bir istah var oyununda. Emre, Besiktas macinda kendini yirtip Kasimpasa ve Bursa maclarinda sac bas yolduracak bir ilgisizlik icerisinde. Savunmaya katki yapiyor diye oynuyor ama o da lafta kaliyor. Bursa'nin golunde ortayi yapan sag bekin 30 metre kadar uzaginda Emre. Amrabat en azindan israrla orayi forse ediyor, 3-5 denemeden etkili bir top cikartiyor (onu da Aydin pic etti gerci). Terim'in kafa yerinde olsa bu haldeki Emreyi K.pasa ve Bursa maclarinda 90 dk sahada tutmazdi diye dusunuyorum.

    YanıtlaSil
  5. EMRE

    Fatih Terim akıllı adam ya.. Yani nasıl desem işinin inceliklerini bilir. Sneijder Drogba vs bu tip transferleri yapıyosa yönetim localara da zam yapıyor. Bu oyuncuları seyirciye izletmeyi vadediyor bir bakıma. Bu yüzden yönetim Terim'e baskı yapabilir ama Terim de bu baskıyı kaldırabilecek bir teknik adam. Daha doğrusu bu oyuncuları oynatabilecek ve takımın yararına dönüştürebilecek bir direktör. Kaldı ki yönetim de ona olan bu baskıyı kırabilecek insanlar da var Abdurrahim Albayrak gibi. Galatasaray'ın en büyük problemi yönetimi bence. Kim ne derse desin Galatasaray'ın başına Galatasaray'ı seven ve onu kazıklamayacak bir adam gelmeli şu anki başkan da öncekiler de bence bu tanıma uymuyor. Ünal Aysal biraz daha ekonomist o ayrı. Bugün Manchester City nin Chelsea nin yönetimi daha doğrusu sahipleri nasıl takımı destekliyorlarsa Galatasaray ın yönetimi aynı şekilde köstekliyor bence. Finansal fair play öncesi bir çok takım harcama yaptı mesela avrupada. Galatasaraydaki yönetim de bir kere ve son kere olsun cebinden harcama yapabilirdi. Yanlış yaptılar. Ama bu ortamda Fatih Terim'i kurban ederlerse bence fazlasıyla yanlış yaparlar. Çünkü şu anda bu kadroyu Terim'den daha iyi oynatabilecek biri yok bence.

    YanıtlaSil
  6. Çok düz bir yazı olmuş. Tek bir iddia etrafında dönüp durmuşsun ama Terim Fiorenti'na da başarılı olmuş bir adam. Bu iddia çokta doğru değil.

    YanıtlaSil