29 Ocak 2013 Salı

Sneijder, Drogba ve Yörüngeye Oturan Beklentiler


Dün okuduğum İngiliz gazetelerinden birisi, Galatasaray'dan, Avrupa'da ocak transferinin en başarılı takımı diye bahsediyordu. Pek de haksız sayılmazlardı hani. Galatasaray, piyasanın oldukça durgun olduğu bir ocak ayında, hem Sneijder'ı hem de Drogba'yı kadrosuna eklemeyi başardı ve taraftarını sevince boğdu. Bu transferlerden sonra Galatasaraylılar, Şampiyonlar Ligi yarı finalini hayal ededursunlar, ben olaya taraftarlığımı bir yana koyarak bakmayı deneyeceğim.

Galatasaray'ın kadrosuna kattığı iki oyuncunun ortak yanları, her ikisinin de kariyerlerinin zirvesine Mourinho'nun yönettiği takımlarda çıkmış olmaları. Drogba, çok başarılı geçen İngiltere macerasının doruğunu Mourinho'nun Chelsea'si ile yaşadı; Sneijder ise kariyerinin zirvesini Portekizli hoca Inter'deyken yaptı. Mourinho'nun oyuncusundan verim alma ve motivasyon konusundaki yetenekleri ve birçok oyuncunun futboluna sınıf atlattığı hepimizin malumu. Belki Drogba için aynı şeyi söyleyemeyiz ancak Sneijder, Mourinho sonrası çok büyük bir form düşüklüğü yaşadı ve benim için bu transferler üzerindeki en büyük soru işareti, Galatasaray forması altında nasıl bir Sneijder izleyeceğimiz konusu.

Wesley Sneijder, Ajax'ın meşhur akademisinin dünya futboluna kazandırdığı değerlerden birisi. Ajax forması altında, Avrupa'nın büyük kulüplerinin iştahını kabartan performanslar sergileyen Sneijder, 2007'de Real Madrid tarafından 27 milyon euro'ya transfer edildi ki, bu bedel, kendisini en pahalı Hollandalı futbolcular listesinde hala 2. sırada tutmakta (Birinci Ruud Van Nistelrooy). Real'deki başarılı bir ilk sezon geçeren Hollandalı, ikinci sezonu ağır bir sakatlıkla açında, ilk 11'deki yerini kaybetti ve o sezonun sonunda da Inter'e transfer oldu. 2009-10 sezonunda, Mourinho'nun yönetimindeki Inter Avrupa'yı fethederken, o takımın beyni de Wesley Sneijder idi. Hollandalı, oyunu kendi sahasında kabul eden Inter'in, derinden oyun kurucusu pozisyonundaydı ve onun çıkardığı diagonal ve derinlemesine paslar, ilerideki Milito, Eto'o ve Pandev üçlüsüne çılgın attırıyordu. Mayıs ayında Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıran Sneijder, aynı formu 2010 Dünya Kupası'nda da devam ettirdi ve forvet arkası oynadığı Hollanda ile finale kadar gitti. Bu noktadan sonra ise, kendisini Galatasaray'a taşıyan form düşüklüğü döneminin içine girdi.

Inter'de Mourinho sonrası başlayan Benitez döneminde, bütün takım gibi Sneijder da kontağı kapattı. Belki o dönemdeki form düşüklüğü, takım içerisindeki problemlere bağlanabilirdi ancak Ranieri döneminde de bu trend devam etti. Bu dönemde Sneijder, birkaç kere basına oynatıldığı pozisyondan yakındı ve Benitez'in kendisi forvette oynatmasının performansını olumsuz etkilediğinden bahsetti. Ranieri, Sneijder'ın pozisyon problemini Benitez'den devraldı. Sneijder, ne Mourinho döneminde olduğu gibi derinden oyun kurmak istiyordu, ne de 2. forvet olarak kullanılmak. Bu yüzden Ranieri, Hollandalıyı takıma entegre etmek için 4-3-1-2 oynamak zorunda kaldı ve Sneijder'ın favori pozisyonu olan çift forvet arkası oyun kurucu bölgesine monte etti. Maalesef, bütün bu taktiksel rotasyon beklenen formu Sneijder'a kazandıramadı. Geçen sene Ranieri, Sneijder'ın problem olup olmadığını soran gazetecilere "Sneijder bir problem değil, bir çözümdür" diyerek oyuncusunu savunmak zorunda kalıyor ancak daha sonra "Inter hocasının görevi özel oyuncuları sisteme monte etmektir, bu bütün takımın zarar görmesi pahasına olsa bile..." diye de ekliyordu. Yani Ranieri, Sneijder'ın takıma zarar verdiğini üstü kapalı bir şekilde söylüyordu.

Sneijder'ın bu sezonki durumu malumunuz. Bir türlü yükselmeyen form durumu, Avrupa Şampiyonası'nda da kendisinin yakasını bırakmadı ve hem forvet arkası hem de sol açıkta oynadığı maçlarda, Hollanda'nın kaderini değiştirecek bir performansa imza atamadı. Bu form durumu, onun değerini Inter yönetiminin gözünde düşürdü ve Moratti, sezonun başlamasıyla beraber kendisinden ücret indirimine gitmesini istedi. Bu isteği reddedince, Sneijder önce kadro dışı kaldı ve sonra da Galatasaray'a satıldı.

Olumsuz bir yazı yazıyormuşum gibi gözükse de, amacım Galatasaray taraftarının bulutların üzerine çıkan beklentisini gerçekçi seviyelere indirmek. Wesley Sneijder'ın kalitesi kesinlikle tartışılmaz ancak form durumunun son 2,5 senede pek iç acıcı olmadığı da bir gerçek. Zaten Sneijder bugün Galatasaray'a geldiyse, bunun sebebi Avrupa'nın büyük kulüplerinin hiçbirinin kendisine kesenin ağzını açmaya yanaşmamasıdır. Bu noktada Galarasaray'ın elinde hem bir fırsat var hem de bir risk. Fatih Terim, eğer Hollandalı'dan verim alabilirse, Galatasaray büyük iş yapmış olur. Drogba'nın gelişiyle beraber, bana göre Galatasaray'ın tek forvete dönüp 4-3-3 yada 4-2-3-1 gibi bir sisteme dönme ihtimali kalmadı. Yani Terim, ya klasik 4-4-2'sinde ısrar edip Selçuk ve Sneijder'ı göbekte oynatacak ya da Ranieri'nin yaptığı gibi Sneijder'ı 4-3-1-2 benzeri bir sistemde, forvetin arkasına monte etmeye çalışacak. Selçuk-Sneijder ikilisi, arkalarında Melo ya da Yekta olmadan Türkiye Ligi'ni götürebilirler. Ancak Şampiyonlar Ligi'ndeki defansif yükü böyle bir formasyon kaldırmaz. Selçuk'un yedeğe çekilmesi ya da Sneijder'ın sola yerleşmesi ihtimalini de düşük gördüğümden, Terim'in 4-3-1-2'den başka çaresi olduğunu düşünmüyorum. Umuyorum Ranieri için işlemeyen bu diziliş, Terim için sonuç verir. Bu arada, benim şahsi düşüncemin, Galatasaray'ın 4-2-3-1 oynaması gerektiği yönünde olduğunu da belirteyim.

Sneijder'ın en az kendisi kadar, alacağı para da çok tartışılıyor. Bana göre Hollandalı'nın pahalı olup olmadığı hakkındaki kararı ancak Galatasaray formasıyla oynayacağı futbolu izledikten sonra verebiliriz. 3 sene önceki Sneijder sahaya çıkarsa, Galatasaray tarihinin en ucuz transferini yapmış olur. Eğer Sneijder form tutamazsa, o zaman işler tersine döner. Ünal Aysal'ın iyi bir iş adamı olduğuna ve altına girilen mali külfetin hesabını iyi yaptığına inanmak istiyorum ve o yüzden finansal konulara şimdilik kafamı takmıyorum. Bu noktada tek söyleyeceğim, bu tip oyuncuları elinde tuttuğu sürece, Şampiyonlar Ligi, Galatasaray için bir hedef değil, bir mecburiyet olacak. Çünkü Financial Fair Play'in kapıda olduğu bu günlerde, oradan gelecek gelir kaybolursa, kulüp, kendini UEFA'nın ağır yaptırımlarının hedefinde bulabilir. 

Drogba, için çok uzun uzun yazmak istemiyorum çünkü onun başarılı olacağından daha emin gibiyim. 34 yaşında olsa da, geçen sene Torres'i yedek kulübesine mahkum etmiş ve daha 7 ay önce Şampiyonlar Ligi finalinde "Maçın Adamı" olmuş bir oyuncudan bahsediyoruz. Kendisi doğuştan "motive" bir adam ve sahaya çıktığı anda kazanmaktan başka hiçbir şey düşünebilme yetisine sahip değil. Bu yüzden Galatasaray'a sadece para için geldiği gibi bir endişem de yok. Sarı kırmızılı formayı giydiği anda, senelerdir izlediğimiz "winner" karakterini sahaya yansıtacağından eminim. Bu arada Drogba'nın gelmesiyle, Elmander'in Galatasaray'daki vadesinin dolduğunu düşünenleriniz olabilir. Ancak şunu belirtmek lazım ki, Drogba, kaleye yüzü dönük oynamayı seven bir oyuncu. Yani Elmander'in pivot pozisyonunu korumaması için hiçbir neden yok. Hatta, bana göre, Drogba'nın defansif sorumluluklarını hafifleteceği için, Terim'in forvetteki diğer tercihi Elmander olmalı. Böylesine güçlü iki forvetin yan yana oynaması, Galatasaray'ı daha sahaya çıkarken rakip defans üzerinde psikolojik üstünlük kurması anlamına da gelecek. Bu açıdan Terim'in, Türk basınının beş para etmez kalemlerinin büyük ihtimal başlatacağı "Drogba-Elmander yanyana oynar mı?" geyiğine hiç kulak asmayıp, bu ikiliye bir şans vermesi hayırlı olur diyorum.

Fatih Terim, Galatasaray'ın başına 3. defa geldiğinde, takım resmen kriz içerisindeydi ve kendisi, sıfır beklentiyle aldığı takımı tekrar ligin zirvesine ve Şampiyonlar Ligi'nde 2. tura çıkardı. Bu pahalı transferler, Terim'in zaten yükselttiği çıtayı alıp yörüngeye oturtuverdi. Bu noktada, Galatasaray taraftarının biraz aklını başına toplaması ve bugünden yarına bir mucize beklememesi lazım. Yarın takım Schalke'ye elenirse, medya büyük ihtimal, kıvılcımdan yangın çıkartmaya çalışacak ve Terim'i, kendi yükselttiği beklentinin kurbanı etmeyi deneyecek. Galatasaray yönetiminin ve taraftarının, bu 2 transferin gözlerini kamaştırmasına izin vermeyip, gerçekçi olmayı başarması gerekiyor. Galatasaray için sezon başında hedef "Gruptan çıkmak" idi ve bu başarıldı. Bu noktadan sonra Sneijder ve Drogba'nın gelmiş olması hiçbir şeyi değiştirmez. Takım, Schalke'yi elerse "çok büyük başarı" elde etmiş olacak ve daha ötesine giderse "mucize"nin altına imza atacak. Bunları söylüyorum çünkü Türk spor medyasının hala şikeci diktatörün elinde olduğunu ve bu satılmış adamların, Galatasaray'daki istikrarı bozmak için ellerinden geleni yapacakların biliyorum. Daha bugünden Aysal-Terim krizi çıkarmaya çalışan basın, bu transferlerden verim alınamaz ve işler biraz kötü giderse daha 1000 tane daha senaryo üretecek. Galatasaray'ın, önümüzdeki 10 senede başaracaklarının temelinde, satın aldığı oyuncuların şöhreti değil, camia olarak birlik beraberliği koruyabilmesi yatacak. 

8 yorum:

  1. sizin de dediğiniz gibi , şike sevdalısı basın en küçük başarısızlıkta terim ve aysal'a yüklenecektir. benim arzum Galatasaray taraftarının galeyana gelmeyip bu iki değerli insanı hemen harcamaması. çünkü futbol takımımızın başarısı için bu iki insana destek çok önemli. schalke'yi elersek güzel olur ancak elemesek de ben bunu başarısızlık olarak görmem.

    YanıtlaSil
  2. Şikeci diktatör tanımlaması ve Türk spor medyasının onun elinde olduğunu yazmış olmanız biraz ergence ya da bir başka deyişle gözü kapalı bir fanatikçe yazılmış gibi geldi.Biz de Cimbomluyuz, biz de Aziz Yıldırım'ı sevmiyoruz ama bu kadar içi boş laf etmeyiz. Gerek medya gerekse futbol üstündeki hakimiyetini kaybetmiş bir adamı hala on yıl önce kullanılan argümanlarla hedef göstermek fazla saldırganca. Ondan sonra sporda şiddet niçin bitmiyor (!) İlginç yani...

    YanıtlaSil
  3. şikeci diktatör nasıl içi boş anlamıyorum. adam şikeden hüküm giydi mi, giydi. camiasını diktatör gibi yönetiyor mu; yönetiyor.

    medya üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş mi? bana fenerbahçe ile ilgili olumsuz haber yapabilen bir tane muhabir ismi söyler misin?

    YanıtlaSil
  4. Cok guzel olmuş yazı, beklentilerin ucmasi konusuna 100% katılıyorum. Su an iki sene once ortada olmayan bir takimla CL'de ikinci turda umutlu halde olmamiz bene tamamlanmis bir gorevdir. Unutmayalim ki Terim zamanin en iyi kadrosuyla bile gruptan cikamamisken bu sefer cikletten cikar gibi ikinci turda buldu kendini.

    Drogba - Elmander yan yana oynarsa yabanci kontenjan durumu nasil olur? Muslera, Dany, Riera, Sneijder ile 6 kisi doluyor, yani Eboue, Amrabat ve Melo disarida kaliyor.

    Ben de 4-3-1-2 taraftariyim ama sol bek tarafi dusunduruyor insani. Belki Burak'in sag acik oldugu bir 4-3-3 denenebilir. Onu da etkin kullanmak icin yine Melo, Eboue, Riera, ya da Dany'den ikisini disarida birakmak gerekiyor.

    YanıtlaSil
  5. EMRE

    Ben de bu taraflı ve abes yazı hakkında bir yorum yazacaktım lakin apple bilgisayar kullandığım için yazamadım öncelikle admin bunun sebebi ne bilmiyorum beni bilgilendirebilirsen sevinirim hiç bir apple dan senin sitene yorum yazamıyorum.

    Öncelikle Fenerbahçe en az hakkında yazı yazdığın takım kadar temizdir. Türkiye'de Fenerbahçe'den daha temiz takım mutlaka vardır çünkü üstüne çamur atılmamıştır. Ama bu takım Galatasaray değildir. Medyanın elinde olup olmaması hakkında olumsuz haber yapıp yapmamasına mı bağlı? O kadar yabancı ligleri bilen takip eden birisin böyle bir şey mi var medyanın görevi olumsuz yazı yazmak mı kulüpler hakkında? Ona bakılırsa İstanbul Büyükşehir Belediyespor hakkında da olumsuz yazı yok medya onların mı oluyor. En son Fenerbahçe'nin de drogbaya teklif yaptığı söylendi hiç okumadın mı? Al sana olumsuz haber. Galatasaray'ı tutabilirsin onun hakkında da iyi kötü yazabilirsin ama başka bir kulübe böyle ağır itham yüklemen gerçekten komediden öteye gitmez. Arsenal hakkında bu kadar ciddiyken Türkiye hakkında bu kadar komik olmanı da yakıştıramadım sana.

    YanıtlaSil
  6. "Arsenal hakkında bu kadar ciddiyken Türkiye hakkında bu kadar komik olma" altına imzamı koyarım..
    günüzmüde Telegol diye bir program var. onu seyredersen Aziz hakkında olumsuz konuşulup konuşulmadığını görürsün...

    YanıtlaSil