30 Aralık 2012 Pazar

Pazar Notları

Theo perdeyi açıyor.

Arsenal 7 - 3 Newcastle
Bu sene Arsenal'in gidişhatı ilginç.. Sıkıcı futbol oynanan bir kaç maç ve 6-0; bir kaç sıkıcı maç daha ve 7-5; üç beş bayık maç ve 5-2; bir kaç tane daha vasat maç ve 7-3. Tatsız bir kremanın üzerine serpiştirilmiş meyve parçacıkları gibi bu sonuçlar. Sezonun ilk yarısının büyük çoğunluğunda oynanan futbol kimseyi tatmin etmedi ancak Arsenal ara sıra eski benliğini bizlere hatırlatan performanslar da sergiledi.

Dün ilk yarı bittiğinde, bana, ikinci yarıda 8 gol olacak deseydiniz, çok büyük ihtimal küfür yerdiniz. Arsenal yine iyi futbol oynamıyordu ve ilk 45 dakikanın sonuna gelirken yediği golle momentumu da kaybetmişti. Ancak, dünkü kötü oyunun daha öncekilere göre bir farkı vardı ki, o da Arsenal'in bu sefer orta sahasının zorlanıp, hücumunun hareketli olmasıydı. İlk yarıda, Newcastle United, özellikle Cazorla ve Arteta'ya hiç hareket alanı bırakmadı. Arsenal'i ileri taşıyan adamlar bu sefer Podolski ve Ox oldu. Özellikle Podolski, sezonun en iyi performanslarından birisiyle sahadaydı ve ilk golün asisti de kendisinden geldi. Wenger'in 3. maç üstüste forvette saha çıkardığı Walcott, ilk yarı oldukça hareketliydi ve golünü de buldu ancak birisi 3'e 1, diğer 3'e 2 gerçekleşen 2 kontrada yaptığı yanlış tercihler ilk yarıdaki performansına biraz gölge düşürdü. Arsenal'in düşük tempolu oyunu ve rakibi kendi sahasında beklemesi, gol pozisyonu dahil olmak üzere etkili bir kaç kontra bulmasını sağladı ancak takım yine oyunu rakip sahaya yıkıp pozisyon üretme başarısını gösteremiyordu. 

İkinci yarı, her iki takım da tempoyu biraz yükseltmek isteyince, maçın kimliği de bir anda değişiverdi. Her iki kalede de net pozisyonlar görülmeye başladı ve goller üstüste geldi. Arsenal'in yediği 2. ve 3. gollerin ortak özelliği Gibbs'in uyuyakalarak sağdan bindiren adamı boş bırakmasıydı. İkinci yarıdaki yüksek tempolu ve bir o kalede bir bu kalede şeklinde oynanan oyunun Arsenal'in işine geleceği tabi ki aşikardı. Özellikle, Walcott, dün resmen çılgın attı ve Arsenal'in attığı 7 golün 6'sında direk katkısı vardı (3 gol, 3 asist). Bu performanstan sonra da Wenger'den istediği kontratı alamazsaö sanırım Walcott'un Arsenal geleceğinden ümidi kesmemiz gerekecek. Dün, maç boyunca Walcott inanılmaz istekliydi ve topu ayağına her aldığında direk olarak Newcastle United savunmasının üzerine gitti. Podolski, Wilshere ve sonradan oyuna giren Giroud ile yakın oynadığı pozisyonların neredeyse tamamı gole çevrildi. Geçen hafta, Arsenal'in işlemeyen hücumundan bayağı bir dert yanmıştım ve dün ikinci yarıdaki performans, bu konudaki endişelerimin yersiz olduğunu kanıtlamaya çalışırcasına etkiliydi. 

7 gollü galibiyetten sonra olumsuz şeyler yazmak istemiyorum ancak hala Arsenal'in gerçek kimliğinin ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yok. Geçen hafta Wigan karşısındaki göz ağrısı takım mı gerçek Arsenal, yoksa dün 45 dakikada 6 gol atan takım mı? Dün, Newcastle United'ın 9 eksikle sahada olduğunu ve 85. dakikada Arsenal'i 5. golü bulana kadar da maçın içerisinde olduğunu da unutmamak gerekir. İkinci yarı gidip gelen maç, pekala Newcastle'ın tarafına doğru kayabilirdi ve bugün burada çok farklı bir yazı yazıyor olurdum. Arsenal'in bu sene bol gol attığı maçlar 10 kişi kalmış Tottenham, 9 eksikli Newcastle ve Reading, Southampton gibi savunma yapmayı bilmeyen takımlar karşsında geldi. Arsenal, rakip kendisine alan bıraktığında pozisyon ve gol üretebiliyor; ancak, bu sezon şu ana kadar dirençli rakiplerine kendi oyununu kabul ettirerek oyunu domine ettiğini henüz göremedik. Önümüzdeki 1,5 ay içerisinde Arsenal, City, Chelsea, Liverpool ve Bayern gibi güçlü rakiplerle oynayacak ve bu dönemde gerçek kapasitesinin ne olduğu ortaya çıkacak. Umuyorum, Wenger, yarın gece açılacak transfer dönemini iyi değerlendirir ve takımın kalitesini arttıracak bir oyuncu bulur. Aksi halde, sezonun son 2-3 ayında kanın gövdeyi götürdüğü bir ilk 4 savaşı bizleri bekliyor olacak. 

23 Aralık 2012 Pazar

Pazar Notları



Wigan 0 - 1 Arsenal

Sezon başından beri ne zaman derinlemesine taktik analiz yapmak için heveslensem, Arsenal'in vasat futbolunu izleyip hayal kırıklığına uğruyorum. Her hafta, belki bu sefer iyi oyun izleriz diye hevesle maç izliyorum ancak o gün bir türlü gelmiyor. Son 3 aydaki en parlak 2 skor Tottenham ve Reading maçlarıydı ve bu iki 5-2'lik skor Arsenal için bir çıkışın başlangıcını değil, birisi rakibin 10 kişi kalmasından, diğeri rakibin defans yapamamasından dolayı gelen tesadüfler olarak kayda geçti. Dün, ligin dibindeki Wigan karşısında yine oyunun hakimiyetini alamayan, pozisyon üretemeyen ve rakibe yine önemli fırsatlar veren bir Arsenal izledik. Tartışmalı penaltı olmasa, maç büyük ihtimal başladığı gibi bitecekti. Arsenal, son 3 maçının 2'sinde tartışmalı penaltıyla öne geçti ve ideal kadroya yakın on birlerle çıkılan maçlardaki bu pozisyon kısırlığı bana göre oldukça endişe verici.

Bana sorarsanız, Arsenal'in hücumdaki kısırlığının sebebi ileri üçlüde yeterince kaliteli oyuncu bulundurmamasında yatıyor. Sezon başından Wilshere geri dönene kadar olan dönemde, pozisyon kısırlığının nedenini herkes, Cazorla'nın yanındaki adamın eksikliğine bağladı. Ancak Wilshere sonrası dönem gösterdi ki, Arsenal'in asıl problemi ileri üçlüsünde yatıyor. Wenger, orta sahada çok iyi pas yapan 3 adam bulundurmanın, pozisyon üretmek için yeterli olacağına inanan bir hoca ancak takımın şu anki hali bunun tersine işaret ediyor. Eğer, bugünkü Man Utd örneğine bakarsanız, ileride çok kaliteli 2 oyuncunun varlığının bir takımın hücumunu nasıl da sırtlayabileceğini açıkça görürsünüz. United, ligin uzak ara en çok gol atan takımı ancak orta sahada hala Carrick, Cleverley, Anderson ve Fletcher gibi kısıtlı yeteneklerle oynuyor. Ancak, iyi çalışılmış setler ve çok etkili iki forvet sayesinde Ferguson hiçbir şekilde pozisyon ve gol sıkıntısı çekmiyor. Bugünkü Arsenal'e baktığımızda, pas yapma yeteneği açısından belki de ligin en iyi orta sahasını görüyoruz ancak takım son derece zayıf rakipler karşısında bile pozisyon üretmekte inanılmaz zorlanıyor. Burada öncelikli sorun tabii ki forvet mevkii. Wenger, bu sezon burada 3 oyuncu denedi ve hiçbirinden tam olarak verim alamadı. Gervinho zaten topa vurmaktan aciz bir arkadaşımız ve onun Arsenal formasını neden giydiğini bilen yok. Wenger, aynı geçen sezon olduğu gibi kendisini bir süre denedi ve taraftarın öfkesi su üstüne çıkmaya başladığı anda Gervinho'yu kulübeye yolladı. Afrika Kupası sonrası Fildişili bir daha ilk on bire girebilir mi bilmiyorum. Girroud, aslında iyi sinyaller verdi ancak kendisinin leblebi gibi gol atacak bir ceza sahası içi infazcısı olmadığı belli. Takım, onun varlığına alışırsa ve ona yakın oynayan kaliteli forvet elemanları transfer ederse, Arsenal hala kendisinden yararlanabilir. Ancak geçen sene RvP'nin yaptığı gibi, pozisyon üretmekte zorlanan takıma yoktan gol var etme işinin altından kalkması imkansız gibi. Wenger, son 2 maçta Walcott'u forvette denedi ancak bunun olmayacak duaya amin demekten başka bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz. Theo'nun, derinlemesine atılan paslara yaptığı koşularla etkili olabildiğini hepimiz biliyoruz ancak Arsenal'e karşı oynayan bütün takımlar geride alan bırakmamaya dayalı savunma yapıyorlar. Walcott, kapalı ve geriye yaslanmış savunmaların varlığında gol bulması için gerekli hiçbir özelliği üzerinde barındırmıyor. Son vuruşu çok iyi değil, pozisyon alma kabiliyeti oldukça zayıf ve hava hakimiyeti hiç yok. Bu şartlar altında, kendisinin Arsenal'in hücum yükünü kaldırmasını beklemek zor. Yani, Arsene Wenger, RvP ayrıldığı gün yapması gereken şeyi, Ocak transfer döneminde yapıp adam gibi bir golcü transfer etmesi gerekiyor. Bu bölge için, son 2-3 hafta Huntelaar'ın adı çok anıldı ancak Hollandalı bugün Schalke ile olan kontratını uzatarak bu dedikoduları sona erdirmiş oldu. Onun dışında, Arsenal için gerçekçi transfer hedefleri, yeni kontrata imza atmaya yanaşmayan iki oyuncu, Fernando Llorente ve Demba Ba. Ben daha görkemli bir transfer istiyorum ancak Wenger bu iki oyuncudan birisini alıp gelirse şikayet etmem. Yeter ki, sene başında yaptığı gibi "Gervinho da forvet oynayabiliyor" deyip sorunu görmezden gelmesin. Görüldüğü üzere, Gervinho'nun forvet değil, çiftetelli oynayacak hali yok.

Problem tabii ki sadece forvette değil; Arsenal, bu sene her iki kanattan da yeterince verim alabilmiş değil. Sol taraftaki ilk tercih Podolski ve onun performansı Arsenal taraftarının kafasını kurcalayan sorulardan birisi. Podolski, takıma uyum mu sağlayamadı, yanlış mı oynatılıyor, yoksa zaten kendisi Arsenal'in aradığı adam değil miydi? Bu sorunun cevabı sorduğunuz kişiye göre değişiyor. Bana göre, Podolski'nin istenilen noktada olmayışının sebebi bütün bu faktörlerin birleşiminden oluşuyor. Podolski, klasik bir kanat oyuncusu ya da sol tarafta oyun kurucu oynayabilen bir adam değil ve bütün kariyeri boyunca sola yakın oynamış olsa da, hep bir ikinci golcü görevlendirilmesiyle sahaya çıkmış. Bu saatten sonra kendisinden çizgiye yakın oynamasını ya da soldan oyun kurmasını beklemek ne kadar akıl karı bilmiyorum. Arsenal'in onun bitirici yeteneklerinden yararlanmak için yeni bir oyun planı geliştirmesi gerekiyor ve Wenger'den "yeni" bir şey beklemek tabii ki imkansız. Fransız, hala o bölgede daha önce oynayan, Nasri, Rosicky gibi oyun kurucu adamlar için tasarlanmış hücum planlarıyla sahaya çıkıyor ve Podolski'den yeterli verim alamıyor. Sağ tarafta da durum pek parlak değil. Wenger, bu sezon sağda Ox, Walcott ve Ramsey'i dönüşümlü kullandı ki, sonuncu seçenek için söyleyecek pek bir şey bulamıyorum. Walcott'un forvete taşındığı son bir iki haftada da, elinde tek seçenek Ox kaldı. Oxlade-Chamberlain, çok yetenekli bir oyuncu ancak bu bölgenin yükünü tek başına omuzlaması için henüz çok erken. Arsene, son 5 yılda, genç oyunculara böyle ağır yükleri bir anda yüklemeyi alışkanlık haline getirdi ve kenarda bu gençlere yol gösterecek tecrübeli adamlar olmadığı için bu denemelerin hepsi hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bana göre, Arsenal'in hem sağ hem de sol kanada takviye yapması gerek çünkü Walcott da ayrılırsa, takım bu bölgelerde krize bir sakatlık kadar yakınlaşacak. Maalesef, Wilfried Zaha hariç kanat oyuncusu transferi dedikodusu bile yok ve Zaha da gelip ilk on bire yerleşecek bir adam değil. Aynı Ox gibi, onun da daha 19 yaşında Arsenal'e kurtarıcı diye transfer edilmesi pek doğru olmayacak.

Dünkü maç hakkında yazılacak çok bir şey olmadığı için ileride yaşanan problemlere daha genel bakan bir şeyler karaladım. Arsenal'in kötü yolda olduğuna dair bir ipucu istiyorsanız, Wenger'in dün yaptığı oyuncu değişiklerine bir bakın. Arsenal golü attıktan sonra Wenger, Cazorla, Podolski ve Ox'u çıkarıp Ramsey, Coquelin ve Koscielny'i aldı. Yani, skoru korumak için elinde ne kadar defansif adam varsa sahaya sürdü, çünkü Wigan oyunun kontrolünü tamamen eline almış, dalga dalga Arsenal'in üstüne geliyordu. Eğer Arsenal, lig 18.'sine karşı 2. golü arayacak cesareti göstermiyorsa vay halimize diyeceğim ancak geçen hafta 4. lig takımına kaybeden bir takımdan bahsediyoruz. Wigan'a karşı alınan 1-0'lık galibiyeti öpüp başımıza koyacak ruh halindeyiz. Arsenal, önümüzdeki 2 maçtan da 3'er puanla çıkmak zorunda çünkü 14 Ocak ile başlayan 2 aylık süreçte birbirinden zorlu maçlar Wenger'in takımını bekliyor. Bu sürece ocakta takviye yapmadan girilirse, mart ayında Arsenal nerelerde olur düşünmek bile istemiyorum. 

22 Aralık 2012 Cumartesi

Gelecek Bir Gün Gelecek Mi?

Jenkinson, Ramsey, Wilshere, Gibbs ve Ox.. Arsene Wenger'in birincisi hayal kırıklığıyla sonuçlanan gençlik projesinin ikinci versiyonun temel taşları olmaya aday 5 oyuncu, hafta içi Arsenal ile olan kontratlarını uzattılar. Başka bir takımın taraftarı, şu yukarıdaki tabloyu görse gayet mutlu olur. 4 yetenekli genç ve Ramsey nikah tazelemiş, kulübün geleceğine yatırım yapılmış, kağıt üzerinde gayet olumlu bir gelişme. Ancak konu Arsenal ve geleceğe yaptığı yatırım olunca, benim nedense mutlu olasım gelmiyor. Bir önceki projeden öğrendik ki, Wenger'in amacı bu oyuncuları gençken alıp yetiştirip başarıya gitmek değilmiş. Arsenal'in amacı, sivrilen bütün oyuncuları Avrupa'nın güzide kulüplerine satıp kar etmekmiş. Yani, biz bu kadar genç yetenekle Arsenal, Barcelona gibi olacak diye beklerken, kulübün asıl amacı Porto, Ajax olmakmış. Eh, şimdi ben Wilshere'in uzattığı kontrata nasıl sevineyim ki? Önümüzdeki yaz City, kapıyı £40m ile çaldığında Arsenal "Hayır" diyip Wilshere'in maaşını £150k'ye çekecek mi? Yarın Ox patlama yaparsa aynı şeyi onun için de yapacak mı? Arsenal'in çürümüş ücret sistemi değişmedikten sonra gençlere yatırım yapmanın ne anlamı var ki? Neyse...

Yukarıdaki tabloyu Wenger açısından buruk yapan, aynı masada Walcott'un olmayışıydı. Walcott'un yeni projenin bir parçası mı, yoksa eski projenin kalıntısı mı olacağı yakında ortaya çıkacak. Arsenal ile Walcott'un menejeri son 6 aydır "75 mi, 100 mü?" pazarlığı yapıyor. Sanırım bu yılan hikayesinin sonucunu genç oyuncuya £100k verecek kulüp olup olmadığı belirleyecek. Bana göre Walcott, £100k'lik oyuncu değil ancak Arsenal o kadar çok kan kaybetti ki, kendisi yavaştan bir Abdurrahman Çelebi olma noktasına doğru gidiyor. Arsenal'in hücum hattındaki alternatifsizliği yüzünden Wenger, Walcott'u sürekli oynatmak zorunda ve bu dönemde kendisin attığı her gol ve yaptığı her asist Arsenal'in elini zayıflatıyor. Taraftarın büyük çoğunluğunun Walcott'un kalmasından yana olduğu bariz ancak Walcott'u kulübün en çok kazanan 2. oyuncusu yapmak gerçekten akıl karı mı? Buyrun içinden çıkılmaz bir soru daha. Eğer Arsenal, son 3 senede bir araba dolusu yıldız oyuncusunu kaybetmeseydi, Walcott'a kapıyı rahatlıkla gösterebilirdi. Şimdi bunu yapmak demek, ileri üçlünün alternatiflerini tamamen tüketmek anlamına geliyor. 

Yukarıdaki 5'li ve Walcott'un yerine düşünülen Wilfred Zaha örneklerine bakarsanız, Wenger'in bu sefer tamamen yerli üretime yatırım yaptığını görebilirsiniz. Fransız, kendi hemşerileri ve İspanyol gençlerin sadakatinden pek memnun olmamış olsa gerek. Belki de, Premier Lig kazanmak için İngiliz omurganın şart olduğu görüşüne doğru kaymış olabilir. Ben Premier Lig kazanmak için İngiliz ağırlıklı bir kadronun gerektiğine pek inanmıyorum ancak İngiliz stoperlerin son 10 yılda şampiyon olan takımların ortak özelliklerinden birisi olduğu aşikar. Bunu en iyi bilenlerden birisi Wenger ki, kendisi Arsenal'deki en başarılı dönemini İngiliz defans oyuncularıyla yaşamış birisi. Bence, eğer İngiliz iskelet kurulacaksa buna stoper mevkiinden başlanmalı. Ama dediğim gibi, oyuncuların İngiliz olması bana göre çok da bir anlam ifade etmiyor. Belki Wenger, Arsenal'i gerçekten seven (Jenkinson ve Wilshere doğma büyüme Arsenalli) oyuncular bulmaya çalışıyor ki, bu adamlar paraya gördükleri anda kulübü terk etmesinler. Öyle ya da böyle, Arsenal'in genç yetenek avlama stratejisinde bir değişiklik var ve ne yazık ki, Wenger bu projenin sonuçlarını görecek kadar bu kulübün başında kalamayacak. 

Gelecekten bahsetmişken, Arsenal'in yönetim kademelerinde kazanın iyiden iyiye kaynamaya başladığına da dikkati çekmek istiyorum. Usmanov'un sesini bu aralar daha sık duyar olduk. Tabi bunun, takımın kötü gitmesiyle bağlantılı olan fırsatçı bir yanı da var ancak Özbek milyarder, Arsenal'in kontrolünü alma hırsından vazgeçmiş değil. Geçen hafta verdiği röportajda, Arsenal yönetimini Wenger'e yeterli destek vermemekle suçladı ve Robin Van Persie'yi satmanın çok büyük bir hata olduğunu söyledi. Usmanov, açıklamalarında Wenger'i eleştirmemeye özellikle dikkat ediyor çünkü Fransızın hala önemli bir taraftar desteğine sahip olduğunun farkında. Ancak olası bir satın almada Wenger ile kaç gün geçinebilirler orası ayrı bir tartışma konusu. Buna ek olarak, Arsenal'in eski hissedarlarından Nina Bracewell-Smith, Twitter hesabından, Stan Kroenke'yi, Arsenal'i için tutkulu olmamakla suçladı ve "Eğer amacı para kazanmaktıysa futbol kulübünden daha karlı yatırım araçları bulabilirdi." diye twitledi. Gerçi bu eleştiriyi yapan kişinin, Arsenal'den ayrılırken hisselerini Kroenke'ye satmış olması da ayrıca traji-komik. Sanırım önceleri doğru gibi gözüken Kroenke tercihinden birçokları şimdi pişman durumda. Senede 1 ya da 2 Arsenal maçı izlemeye tenezzül eden bir patrondan kulübe pek bir hayır gelmeyeceğini herkes yavaştan anlamaya başladı. Bu arada Kroenke'nin 1-2 maçına karşılık, Usmanov ve ortağı Moshiri'nin ikişer tane loca sahibi olduğunu ve içerideki maçların çoğunda Emirates'de hazır bulunduklarını da hatırlatayım. 

Aslında ben, Usmanov'un kulübü satın alması için yanıp tutuşmuyorum. Tek istediğim, şu anki takım sahibi ve yönetimin statükosunun yıkılması ve maalesef şu anda ortada Usmanov'dan başka bir alternatif gözükmüyor. Eğer, onun takımı satın alması Arsenal'i Chelsea yapacaksa, buna da katlanmaya razıyım. 

12 Aralık 2012 Çarşamba

Komedi Dans On Birlisi

Zahmet etmeyin, ben saydım sizin için. 64 sıra var Arsenal ile Bradford City arasında. İki takımın bütçeleri arasında da £135m. Bradford City'nin bütün takıma yılda harcadığı para £1,2m iken Arsenal'in Chamakh'a harcadığı meblağ £2,4m. Neresinden baksanız elinizde kalıyor anlayacağınız. 

Wenger, eskiden Lig Kupası'na gazoz kupası diye bakar, rakip kim olursa olsun bütün maçlara gençler ve yedeklerle çıkardı. Ancak artık Arsenal için tek gerçekçi hedefin kupa olduğunu bildiğinden, dün 4. lig takımı Bradford City karşısına ideal onbirine yakın bir takım çıkardı. Bradford teknik direktörü bile kadroyu görünce inanamadığını söyledi maçtan sonra. Gerçi Wenger'in ideal 11 çıkarması, Bradford'un zaferini daha da tatlı hale getirmekten başka hiçbir işe yaramadı. Arsenal, yine berbat oynadı. Bradford'un yetenekleri sınırlı ancak yürekleri büyük oyuncuları, Arsenal'in küstah hocası ve ruhsuz oyuncularına unutamayacakları bir ders verdi. 

Eğer Wenger dün gençleri sahaya sürüp kaybetseydi zerre umrumda olmazdı. Her zaman söylediğim gibi, kupa benim umrumda olan bir kurum değil. Arsenal, her sene lig ve federasyon kupasını kazansa, ben yine bunu başarıdan saymam. Ancak elinizdeki en güçlü on biri, Bradford'un karşısına sürdüğünüz zaman artık "Benim kupa umrumda değil" deme lüksünüz kalmıyor. Sahaya çıkardığınız on bir iddianızın bir kanıtı halini alıyor ve 4. lig takımı sizi elediğinde ortaya utanç verici bir tablo çıkıyor. 

Maçtan sonra Wenger'e sonuçtan utanıp utanmadığı soruldu. Verdiği cevap "Eğer takımım her şeyini vermeseydi utanırdım" dedi ve beni yine saç baş yolmalara zerk etti. Her şeyini veren Arsenal, 4. lig takımını yenemiyorsa, artık o kulübü kapatıp çıkmanın vakti gelmiştir. Hoca kovmakla filan da çözülecek problem değildir ortadaki ama Wenger yine saçmalıyor, yine inkar ediyor. Bir kerecik de, "Evet, ben hata yaptım." lafını duyayım ağzından yahu. Bir kere de, neden başarısız olunduğuna dair bir açıklama getirmeye çalış be adam. 

Son 3 senedir, her yenilgiden, her hüsrandan sonra, "Bundan daha kötüsü olmaz" diyerek kendimizi avutuyoruz ancak geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Wenger'in kovulması için daha ne olması gerekiyor? Arsenal'in daha ne kadar aşağılanması gerekiyor ki, bu kulübü yönetenler, artık kendini şaşırmış bu adamın kontratını, kulübe getirdiği bir dolu beş para etmez adam ile birlikte yırtıp atsın?

Daha fazla yazamıyorum çünkü ağzımı bozmadan ve bu blogun seviyesini düşürmeden yazacak başka bir şey gelmiyor aklıma. 

Sizleri, Gervinho denilen futbolcu müsveddesinin güzide bir eseriyle başbaşa bırakarak gidiyorum. RvP'yi sattıktan sonra Wenger'in forvette bizi layık gördüğü adam bu işte. 





6 Aralık 2012 Perşembe

Yine Aynı Sayıklamalar

Ashley Cole para için bizi sattı, Henry’nin kişisel problemleri vardı, Hleb’e gelen teklif çok iyiydi, Flamini yeni kontratı imzalamadı, Adebayor şerefsizin tekiydi, Toure zaten yaşlıydı, Nasri ruhunu City’e sattı, Fabregas eve dönmek istiyordu, Clichy zaten iyi bir bek değildi, Song disiplinsizdi ve Van Persie’nin istediği ücreti vermemiz mümkün değildi...

Arsenal taraftarı, kulübü bir bir terk eden yıldız oyuncuların ardından kendini avutma konusunda tam bir uzman haline geldi. Eh, ufukta Sagna ve Walcott ayrılıkları da göründüğüne göre, şimdiden bahane üretmeye başlayabiliriz. “Walcott istikrarsızdı, £100k’ye değmezdi”; “Sagna.. hmmm..” Bacary Sagna’ya kulp takmak zor ama büyük ihtimal kendisine daha cömert bir kontrat öneren diğer kulüpleri suçlama yoluna gideceğiz. Chelsea, City veya PSG kapacak Sagna’yı ve onların malı bizim çenemizi yoracak. Hayır, oldu olacak Wilshere’i da satsınlar bu yaz da, “Git, kendini çok sevdirmeden” hesabı rahatlamış olalım.

Nasri, RvP, Sagna ve Walcott bu kulübü kendilerine verilmeyen kontratlar yüzünden terk edecek; Arshavin, Chamakh, Squillaci, Denilson, Bendtner, Park, Diaby, Fabianski, Gervinho ve Andre Santos hala bu kulübün kontratlı futbolcuları olarak kalacak. Neymiş? “Wenger, finansal olarak harikalar yaratıyormuş”. Premier Lig’in maaş ödemeleri sıralamasında 4.’ü olan takımını, ligin 4.’lüğüne abone etmek nasıl “harikalar yaratmak” oluyor anlayabilen varsa bana da anlatsın. Oyuncu satışından gelen parayı hesaba katmazsanız, kulüp her yıl zarar ediyor. Bu zararlar, her sene bir yıldız oyuncunun satılmasıyla bir güzel örtülüyor, hatta yıl sonu sonuçlarında kar gözüktü diye CEO’ya prim ödemesi yapılıp maaşına %25 zam yapılıyor. Kimse, “Abi kar ettiniz de son 10 senede kulübün kapısından girmiş en yetenekli 3 oyuncuyu sattınız yahu?” demiyor. Çünkü Arsenal bir spor kulübü değil, bir banka ya; CEO’sunu, hocasını ödüllendirmede finansal sonuçlar ölçü olarak alınıyor.

Bu çarpık düzenin bizi getirdiği nokta ortada. Ligde 15 maç sonunda 10. olan, Şampiyonlar Ligi’nde de gayet kolay denilebilecek bir grupta lider olamayan bir Arsenal. Takımın önündeki 6 maç West Brom, Reading, Wigan, West Ham, Newcastle, Southampton ve bunların 4 tanesi kendi sahasında. Normal şartlarda, Arsenal’den bir galibiyet serisi bekleyebilirsiniz ancak şimdi ben size soruyorum: “Kaçınız, Cumartesi günü Arsenal’in galibiyeti üzerine bahis oynarsınız?” Misal ben, West Brom’a oynamayı ciddi ciddi düşünüyorum. Steve Clark’ın takımının Swansea’nin yaptığının aynısını yapmaması için ortada hiçbir neden yok. Şampiyonlar Ligi’nde ikinci tura çıkıldı, güzel tabii ama olası rakiplere baktığımda heyecanlanasım gelmiyor. Mesela şöyle bir istatistik vereyim size: Arsenal, Şampiyonlar Ligi grup maçlarının kaleye çekilen şut sayısı sıralamasında 32 takım arasında 31. tamamladı (Son sırada Nordsjaelland var). Bu rakam, takımın ne kadar etkisiz bir futbol oynadığını ve ne kadar az pozisyon ürettiğini açıkça ortaya koyuyor. Belki tek istatistikten çok anlam çıkarmak yanlış ancak bizim sahada gözlemlediğimizin istatiksel karşılığı olduğundan anlamlı. Bu haldeki Arsenal’in PSG, Malaga, Dortmund, Juve, Bayern ve Barça içerisinden sadece PSG ve Malaga’ya karşı şansı olur sanırım. Gerçi PSG gelse, Ibrahimoviç tek başına dağıtacak Arsenal savunmasını; Malaga’da büyük yıldızları olmasa da oynadığı futbol açısından ilk turun en iyi takımlarından birisiydi. Bence hiç kasılmasın direk Barcelona çekilsin ki, Arsene Wenger’in en sevdiği şey olan “aynı hataları yapıp, aynı sonuçları alma” olayı tekerrür etsin.

Takımın halinin iyi olmadığının herkes farkında ve Arsenal, Ocak ayında transfer yapacak ancak ben bunu isteyip istemediğimden de emin değilim. Artık yoldan tamamen çıkmış Arsene Wenger’in, kulübün parasını çarçur etmesini gerçekten istemiyorum. Abartmadan söylüyorum; şu an Arsenal kulübünün içerisinde futboldan anlayan tek bir yönetici bile yok ve Wenger yine yanlış transfer yapmaya kalkarsa, ona hayır diyen olmayacak. David Dein’in kapıdan çıktığı 2005’ten beri Arsenal’in paraşütsüz düşüşe geçmiş olması tesadüf değil. Buraya onlarca kere yazdım. Arsene Wenger’in, bir diktatör haline geldiği günden beri hiçbir başarısı yok. 2005 öncesi, yönetim Dein’in işiydi; Wenger sadece sahadaki kararları alırdı. Transfer, hem yönetimin hem de Wenger’in sorumluluğundaydı ve o dönem Wenger, “Ben Fabregas, Nasri ve RvP’yi” satacağım deseydi, Dein, kendisini budaklı meşe odunuyla döverdi. Dein’in ayrılmasından ve Danny Fizsman’ın ölümünden sonra, Arsenal yönetim kurulu dinazor Hill-Wood ve futboldan anlamayan adamların eline kaldı. Kroenke’nin kulübün kontrolünü ele geçirmesinden sonra, yönetim kurulu tamamen sembolik bir kurum haline geldi ve kulübün başına pazarlama uzmanı iki adam olan Gazidis ve Fox geldi. Tüm bu sürecin sonucu da, Wenger’in futbol konusundaki bütün kararları alan tek adam haline gelmesi oldu. Gelenler, gidenler, kontratlar, kiralıklar, gençler, taktik, diziliş, anlayış, motivasyon... Her şey Wenger’in kontrolünde ve kendisi böyle istediği için bir değişiklik yapılamıyor. Eğer Wenger, “Bana iyi bir sportif direktör bulun artık kontrat meseleleriyle uğraşmak istemiyorum” dese, Kroenke ona hayır mı diyecek? Wenger, tek adam olmak istediği için bu noktada ve maalesef bu sorumluluğun altında ezilip kalmış durumda. Bugün Wenger’i savunanlar onun 2004 ve öncesi yaptıklarını dayanak alıyorlar ancak o dönem Arsenal’in yönetiminin bambaşka olduğunu hesaba katmadan yapılan her türlü değerlendirme eksik ve geçersiz kalıyor.

Bana göre Wenger’in şu anki en büyük sorunu, futbolcuların artık ona olan güvenlerini tamamen kaybetmiş olması. Swansea karşısındaki Arsenal’i izlerseniz, hiçbir oyuncunun mental ve fiziksel olarak %100 sahada olduğunu  söyleyemezsiniz. Wenger, buna “yorgunluk” diyor ancak bu yorgunluktan öte bir şey. İsteksizlik, motivasyonsuzluk, vurdumduymazlık. Sanki futbolcular, “Ligi kazanmamız zaten mümkün değil, ilk 4’e girmek için de kendimizi kasmamıza gerek yok” diye düşünüyorlar. Eh sizin imam “4.’lük başarı” derse, cemaat de bu kadar mücadele eder işte. Ligin tepesindeki United, kazandığı maçta Reading’ten 3 gol yedi diye Ferguson resmen götünden soluyordu. Arsenal, Swansea tarafından sahadan silindi; Wenger “İngilizler, yorgunluğun ne demek olduğunu bilmiyorlar” diye açıklama yaptı. Peki Wenger efendi yorgun olanlar kim? Bu sezon lig maçlarının tamamında 90 dakika oynayan Arteta mı? Hani alternatifi olan Song’u sezon başında satıp yerine kimseyi almaya tenezzül etmediğin Arteta.

Belki Cazorla yorgundur çünkü o da 15 dakika hariç bütün lig maçlarının tamamını oynadı. Onun yedeği kim peki? Rosicky mi? Hani şu sezonun yarısını kaçıracağını bildiğin Rosicky?

Wilshere, sakatlıktan döndü henüz form tutamadı belki. Onun yedeği kim? Diaby!!! Wenger’e çok yüklendiğimi düşündüğüm anlarda hep Diaby’i düşünüyorum. Bu adama gösterilen sabır ve verilen para Arsene Wenger’in kovulması için yeterli sebeptir bence.

Giroud yorgun olsa gerek ki, Swansea maçına yedek başladı. Peki onun yerine oynayacak adam kim? Dünya üzerindeki en kötü futbolculardan birisi olan ve daha düne kadar forvet oynamamış olan Gervinho. Chamakh, bırak ilk 11’i artık yedek kulübesine bile oturamıyor. Podolski yorgunsa onun yedeği Arshavin ya da Ox. Walcott yorgunsa onun yedeği de Ramsey!!

Futbolcular neden yorgun? Çünkü Wenger’in elinde lig ve Şampiyonlar Ligi’nde güvenebileceği sadece 17 tane oyuncu var. Mannone, Fabiaski, Djourou, Squillaci, Santos, Coquelin, Arshavin, Chamakh, Gnarby, Miquel, Eisfeld, Yennaris gibi adamların hiçbirisi mecbur kalınmadıkça ilk 11 başlayacak kapasiteye sahip değiller. Yani, senede £150m maaş ödemesi yapan Arsenal’in elinde güvenilecek sadece 17 oyuncu var. Hatta sürekli sakat olan Diaby’i saymazsan 16.  (Gervinho, Ramsey ve Walcott’un ne kadar güvenilir olduğunu da sizin görüşünüze bırakıyorum).

Şu an Arsenal’in en çok maaş alan oyuncusu haftalık £105k ile Podolski. Yani, 25 tane Podolski seviyesinde oyuncunuz olsa, yıllık maaş ödemeniz £136500 (105 x 52 x 25) olur. Wenger, şu an senede £150m harcamakta ve bu paranın yarısı, beş para etmez yedeklere ve kulübe hiçbir faydası olmayacak yüzlerce genç oyuncuya tıkanıyor.  Lütfen, “Wenger finansal olarak harikalar yaratıyor” demeden önce Arsenal’in mali tablolarına bir bakın. 16 oyuncuyla 2 kulvarda mücadele etmeye mahkum olan ancak yıldız futbolcularını sattığı için kar açıklayan bir düzene “harika” demek için gerçekten çok cahil olmak gerekiyor. Wenger’in takımda alternatif bulundurmama alışkanlığı Wilshere’ın 15 ayına mal oldu; Cesc’in baldırı Arsenal’deyken ayda bir çekiyordu, şimdi tık demiyor; bugün aynı muameleyi Arteta ve Cazorla görüyor. Yakındır ikisinden biri motoru yaksın. Sonra Wenger sakatlıklardan dert yansın. 16 oyuncuyla 60 maça çıkmaya kalkarsan, her sene aynı sakatlık türküsünü baştan söylersin.

Kendimi tekrar ettiğimi biliyorum ancak Arsenal’in içinde bulunduğu durumu değerlendirmek için büyük resme bakmamız şart. Arsenal, lig şampiyonluğundan öylesine uzaklaştı ki, son 8 sezonda şampiyon takım ile arasındaki ortalama puan farkı 15 ve son 7 sezonda Arsenal’in ligde 2.’liği bile yok. Avrupa’da çeyrek finalden ötesini göremez oldular. Kulüp, yavaş yavaş Liverpool’un içerisinde bulunduğu sendroma doğru ilerliyor. Arsenal, içerisindeki, 4.’lüğü başarı olarak gören yönetici, teknik adam, futbolcu ve hatta tarafların tamamından kurtulmadığı sürece geri gitmeye devam edecek. Bazıları zannediyor ki, Arsenal lige kötü başladı diye ben Wenger’in kellesini istiyorum. Bu kadar sığ bir adam olmadığımı bilenleriniz biliyordur. Arsenal’in problemleri son derece derin ve kronik. Maalesef, bütün bu problemlerin merkezinde olan isim de dünya üzerinde hiçbir hocanın sahip olmadığı yetkilerle Arsenal’i yöneten Arsene Wenger. Son 2 senede takımın yarısından fazlası değiştii yönetimde birçok değişiklik oldui yardımcı antrenör değişikliği yapıldı ancak Arsenal’in problemleri hala ve hala aynı. Çünkü problemlerin kaynağı, bu kulübün değişmeyen sabiti olan Wenger. Şu anki Arsenal yönetimine, Wenger’in yerine gelecek hocayı seçmesi için, ne kadar güvenilir orası tartışılır ancak kulübün daha da geriye gitmemesi için bir an önce bir şeyler yapılması gerektiği ortada. Bence bu bir an önce yapılmalı ancak Arsenal yönetimi büyük ihtimal işler daha da kötüleyene kadar, Wenger de bütün saygınlığını yitirene kadar inat edecek. 

2 Aralık 2012 Pazar

Yazık

Arsene Wenger'in, Arsenal kariyeri yaklaşık 3 yıl önce bitmişti. Onun yönetimindeki Arsenal takımının bir takım hedeflere ulaşamayacağı, Arsenal'i değil Wenger'i destekleyen bir grup taraftar hariç, herkes için aşikardı. Ancak Arsenal yönetimi, başarı değil kar peşinde olduğundan, o dönemde hoca değişikliğini gündeme bile getirmedi. Son 3 senede Arsenal, hem futbol olarak 2 gömlek aşağı indi hem de oyuncu kalitesi olarak sürekli geriledi. Birçok önemli oyuncu, takımı birer birer terk etti ve Wenger, bunların yerini çoğunlukla vasat oyuncularla doldurmaya çalıştı. Bugün geldiğimiz noktada, ideal kadrosundan 1 eksik oyuncuyla çıktığı maçta, kendi sahasında Swansea tarafından sahadan silinen bir Arsenal var ve bu tablonun sorumlusu Arsene Wenger'den başka hiç kimse değil. 

Bugünkü Arsenal'e baktığımda beni en çok rahatsız eden, yapılmayan transferler, beş para etmez oyunculara verilen astronomik kontratlar, müzmin sakat oyunculara gösterilen sabır filan değil aslında. Benim, Wenger'in gitmesini istemememin temel nedeni, sahada oynanan futbolun geldiği acınacak nokta. Arsenal kadrosu bir çok kaliteli oyuncuyu kaybetmiş olabilir ancak kimse bana Cazorla, Podolski, Giroud, Wilshere, Walcott ve Arteta'yı barındıran bir takımın Swansea City'den daha iyi futbol oynayamayacağını söyleyemez. Wenger, yolunu o kadar kaybetti ki, Premier Lig'in en pahalı 4. kadrosunu, kendi sahasında pozisyon bile bulamayan bir takım haline getirmiş durumda. Wenger'in taktikleri eskidi, fikirleri tükendi ve sahaya çıkardığı takımların yaratıcılıkları yok olma noktasına geldi. İyi ile kötünün hep aynı kefeye konduğunu bilen futbolcular, artık Wenger için savaşmıyorlar. Ortalamanın ödüllendirildiği bir kulübün parçası olan futbolcular, daha fazlasını sahaya koymak için çaba sarfetmiyorlar. Wenger, kenarda çaresiz bir adam görüntüsü veriyor ve Arsenal gibi bir kulübün içerisinde ona yardımcı olacak hiç kimse yok. Geçen sene tepe taklak gitmesi beklenen sezon, Chelsea ve Tottenham'ın hediyeleriyle geri dönmüştü. Arsenal'in bu sezonki performansı tarihinin en kötüsü olarak kayda geçmiş durumda. Buradan sonra takım toparlanır mı bilmiyorum ancak bu tehlikeli gidişatın değiştirilmesi gerektiği ortada. 

Arsenal'in, sezon ortası Wenger'i kovacağını ya da Wenger'in istifa edeceğini zannetmiyorum. Çünkü Arsenal yönetiiminin derdi Şampiyonlar Ligi'ne gidip kar etmek ve bunu yapması için Wenger'e sezon sonuna kadar şans vermekten çekinmeyecekler. Wenger'in istifa etmesi de zor çünkü o delüzyonal ruh hali içerisinde kendisini başarısız bile görmüyor. Hafta içi, kendisine 2 maç üst üste deplasman taraftarlarından gelen yuhları soran gazetecilere yine her zamanki küstahlığıyla 'Ben bu işi 30 yıldır yapıyorum, kimseden ders almama gerek yok' diye cevap verdi. Dün 50 bin kişiden gelen yuhların da Wenger'in için pek önemi olduğunu zannetmiyorum. Kendisinin soyunma odasına girip 'Ben nerede hata yapıyorum?' diye sorduğunu bile sanmıyorum. Wenger, en ufak bir değişiklik yapmadan, son 3 senedir sahaya sürdüğü diziliş ve oyun anlayışında ısrar edecek ve Arsenal, Ocak'a kadar vasat futbol oynayacak. Neyse ki fikstür önümüzdeki 5 maçta nispeten kolaylaşıyor ki takımın 1-2 maç kazanmasını bekleyebiliriz. Ocak transfer döneminde, Arsenal en az 2 transfer yapacak ve gelen oyuncuların kalitesine göre ikinci yarı daha iyi bir Arsenal izleyeceğiz. 'Daha iyi' Arsenal, ligi ilk 4'te bitirmeye yetecek mi, bunu hep beraber göreceğiz. İlk 4 gelirse, kulüpte hiçbir değişiklik olmayacak. Gelmezse, yine hiçbir şeyin değişeceğini zannetmiyorum. 

Not: Bir süredir iş yoğunluğu dolayısıyla bloğa vakit ayıramıyorum. Bu yüzden herkesden özür dilemek istiyorum. Bu tip aralar amatör blogların kaderinde var. Anlayışınız için teşekkür ediyorum ve bir iki hafta içerisinde normal akışa dönmeyi beklediğimizi de ekliyorum.