24 Ekim 2012 Çarşamba

Vurursa Göl Olur


Oturup taktiksel analiz yapacaktım aslında dünkü Cluj maçına, ancak, maçın gelişimi taktikti, analizdi hiç bir şey yer bırakmayacak şekilde oldu. Daha geçen hafta ertelenen, Polonya - İngiltere maçından daha beter bir zemin vardı TT Arena'da ve o maç yağmur sonradan durmasına rağmen ertelendi. Dünkü yağmur, 90 dakika boyunca devam etti ve ortaya çamur güreşi, plaj futbolu ve su topu karışımı bir şey çıktı. Benim bildiğim kadarıyla, hakemin maç öncesi sahanın çeşitli bölgelerinde topu hareket edip etmediğini test etmesi gerekir. Dün, ilk yarıda Hamit'in oynadığı sağ kanat adeta havuz gibiydi ve bu koşullar altında maçın oynanması, İtalyan hakemin dünkü bir çok hatasından ilki oldu. UEFA'nın, maç erteleme konusunda oldukça çekingen olduğunu biliyorum ancak dünkü saçmalık her iki takımın da futbol oynayarak puan alma şansını elinden aldı. 

Dün sahada futbol oynanmasını engelleyen bir başka faktör de hakem Tagliavento'ydu. Bu maçtan önceki son 8 maçında 40 sarı ve 2 kırmızı kart gösteren İtalyan, dün de 6 sarı ve 1 kırmızı kart ile ortalamasını yüksek tuttu. Gösterdiği kartların neredeyse tamamı yanlıştı ve verdiği penaltı da bana göre ağır bir karardı. İngiltere'nin kıran kıran maç yöneten hakemlerine alıştık, İtalya ve İspanya'nın uçana kaçana faul çalıp kart çıkaran hakemleri hiç çekilmiyor artık. UEFA nedense çok seviyor bu tip adamları. Baksanıza bizim futboldan zerre anlamayan Cüneyt Çakır bile her şeye kart göstererek kariyer yaptı. Dünkü hakem Tagliavento da aynı ekoldendi. Sahadaki koşulları, oyuncuların ayakta durmakta zorlanışlarını göz önüne almadan herşeye faul çalıp kart çıkardı. Büyük ihtimal gözlemciden tam not almıştır. "Aferin evladım, hem futbol oynamayacak haldeki zemine göz yumdun ama sahada kuş uçurtmadın" 

Ben bu işlerden anlamam ama sanırım TT Arena'nın dünkü hali normal değildi. Premier Lig, İngiliz kışında 4 ay boyunca durmadan yağan yağmurun altında oynanıyor ben daha böyle havuz olan bir zemin görmedim. Premier'i geçtim, Championship'de yok böyle rezalet. Belli ki, aynı Polonyalılar gibi biz de stada adam gibi drenaj koymamışız. Eh TOKİ'nin yaptığı yapıdan ne bekleyebilirsiniz ki zaten? Yaptıkları konutları sel alıp götüren bir kurumun yaptığı stadyum da bu kadar suya dayanıklı olur. Gerçi ben, TOKİ başkanının, Arena'nın açılışında yuhalandıktan sonra drenaj borularını betonla doldurtmuş olmasından şüpheleniyorum. 

Taktik konuşmanın pek anlamı yok ancak dün rakip on kişi kaldıktan sonra Galatasaray'ın yapabileceği bir kaç şey vardı. Fatih Terim, 80 dakika boyunca doldur boşalt oynamayı tercih etti. Rakip, adam eksik olup, 8 kişiyle ceza sahası içinde bekleyince Galatasaray'ın yaptığı ortaların çoğunu çıkıp aldı. Bana göre, Hamit, Selçuk, Burak, Melo gibi uzaktan iyi şut vuran oyuncuların varlığında, Galatasaray'ın biraz daha sabırlı olup ceza sahası önünde şut pozisyonu yaratmaya dayalı bir oyun oynaması gerekiyordu.  Eğer Galatasaray, ceza sahasına şişirme top denediği kadar şut deneseydi, daha farklı bir sonuç ortaya çıkabilirdi. 

Aslında maçın kaderi Felipe Melo'nun attığı laubali penaltı gol olsaydı da farklı olabilirdi. Ben Melo'yu hiç sevmedim ve hatırlarsanız Şampiyonlar Ligi öncesi yazıda kendisinin Galatasaray'ı bekleyen en büyük tehlike olduğundan bahsettim. Daha ligin yarısına gelmedik ve ben Melo'nun bonservisinin alınmadığına şükür ediyorum. Çünkü, büyük ihtimal sezon sonunda kendisine güle güle diyeceğiz. Bugün Galatasaray savunması bu kadar kötü durumdaysa, bunun baş sorumlusu, savunma görevlerinin hiç birini yapmayan Melo'dur. Fatih Terim, 4-4-2'den vazgeçmeyecek ve Melo da bu kadar disiplinsiz oyanayacaksa, bu sezon Galatasaray için çok uzun olacak. Çünkü, savunma yetenekleri ve kondüsyonu sınırlı bir Selçuk'un yanındaki tembel bir Melo'dan oluşan bir orta saha ile Galatasaray, Türkiye'de veya Avrupa'da hiç bir rakibine oynadığı oyunu kabul ettiremez. Bunun kısa vadedeki çözümü 5'li orta sahaya dönüp 4-2-3-1 gibi bir dizilişle oynamak ve göbeğe ekstra bir adam kazandırmak. Eğer Terim, ben illa 4-4-2 oyanayacağım diyorsa, ya Melo'yu yaz uykusundan uyandırmak, ya da Ocak'ta çok sağlam bir transfere imza atmak zorunda. Çünkü diziliş itibariyle bir çok rakibe karşı 1 adam eksik başlayan Galatasaray orta sahası, Melo uyuduğu zaman tam bir yol geçen hanına dönüyor. Ben "4-4-2 olmaz" deyip kahvehane yorumculuğuna soyunmak istemiyorum ancak şu an göbekteki oyuncuların form durumu itibariyle bu sistemin işlemediği de ortada. 

Dünkü beraberlik sonrası, Galatasaray'ın az da olsa hala umudu var. Galatasaray, Cluj'u deplasmanda yenerse, bir sonraki maçta büyük ihtimal yedeklerden oluşan bir Manu ile Arena'da oynayacak. Şu anki form grafiğine bakıp umutlanmak pek de mümkün olmasa da, umut fakirin ekmeği işte. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder