19 Eylül 2012 Çarşamba

3 Dakikada 3 Puan


Çok uzun uzun anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Dün akşamki Montpellier maçı, Avrupa'nın "büyük" bir takımının, daha mütevazi olanını ziyaret edip, çok fazla kendini sıkmadan istediğini aldığı karşılaşmaların klasik bir örneği idi. Biz, Türk takımlarının yıllarca madalyonun öbür tarafında duruşunu izlediğimizden bu tabloyu yakından biliyoruz. Dün akşam, maçı daha çok isteyen taraf Montpellier idi; mücadele eden, koşan, basan taraf da maçın büyün bölümünde Fransız ekibiydi. Ancak, Arsenal 20 dakika ayağını gaza basarak maçı kazanmasını bildi.

Her iki takımın maça nasıl baktığı aslında Montpellier'in kazandığı penaltıdan belliydi. Top savunmanın arkasına sarkan Belhanda'ya atıldığında, Vermaelen yeterince konsantre olsa daha süratli müdahele ederdi ya da top rakibe geçtiğinde müdahale etmez pozisyonunu korurdu. Ancak, o, auta doğru koşu yapan rakibine müdahele etmeyi tercih etti ve penaltıya sebebiyet verdi. Belhanda, aynı Montpellier gibi topu daha çok isteyen taraftı; Vermaelen de aynı Arsenal gibi yeterince konsantre değildi. 

Yenilen gol, Arsenal'i mecburen oyuna konsantre olmaya itti ve takım 3 dakikada iki gol bularak rakibinin moralini bayağı bir bozdu. Eğer bu sene Arsenal'in hücumunun nasıl şekilleneceğini görmek istiyorsanız, dün akşam atılan golleri iyi izlemenizi tavsiye ederim. Girroud'yu, henüz gol atamadı diye eleştiren bazı Arsenalli yazarlar var ancak dünkü iki golde stoperleri nasıl dağıttığına özellikle dikkat edin. 




Yukarıdaki 3 resimden 1. gole bakalım mesela. Pozisyonun ilk başında, top Diaby'deyken rakibin 3 numaralı stoperi tamamen Girroud'nun üzerine oynamış durumda ve bunu gören Podolski, 3 numaranın boşalttığı bölgeye bir koşu yapıyor ancak Diaby bu pası tercih etmiyor ve topu Cazorla'ya atıyor. Cazorla topla buluştuğu anda, Podolski'nin önünde yine büyük bir boşluk var ancak rakibin 4 numaralı stoperi Santi'nin pas açısını kapatmak için görev bölgesini terkedip ona doğru yaklaşıyor. Cazorla, Podolski'ye doğru zor pası denemek yerine, topu pivot pozisyonundaki Girroud'ya çıkarıyor; Girroud çok doğru bir iş yaparak, tek pasla Podolski'yi görüyor ve Alman oyuncu kendisini kaleciyle baş başa buluyor. İlk ve orta dereceli okullarda ders olarak okutulması gereken bu golde, Arsenal hücumu 15 saniye içerisinde, Podolski'ye koşu yapabileceği 3 farklı boşluk yaratıyor ve bu hücum organizasyonu rakip savunmayı tam anlamıyla dağıtıyor. 



Atılan 2. golde de benzer bir yardımlaşmayı ve Girroud'nun pivot oyununun etkisini görmek mümkün. Gervinho, sağ taraftan hareketlendiğinde, Girroud yine 4 numaralı stoperi kendine yapıştırmış durumda ve onun yanından koşu yapacak Gervinho için koridor hazır. Gervinho, Girroud'ya oynuyor ve 23 numaralı oyuncu ona müdahele ederken topun sağ kanattaki Jenkinson'a gitmesini sağlıyor. Top sağ kanada akarken, 4 numaralı stoper tamamen oyundan düşmüş durumda ve 3 numara ceza sahasının ortasına tek başına. Bu noktada 23 numaralı oyuncu Girroud'da kalmayı tercih ediyor ve 3 numarayı Gervinho'ya yem ediyor. Jenkinson çok güzel bir orta yapıyor ve Gervinho'da topla beraber kaleye giriyor. 

Bu 2 gol, hazırlanışları açısından Arsenal için çok önemli, çünkü takım bu sezon bunlardan bir kamyon dolusu atacak. Geçen sene Arsenal'in hücum planı, "ceza sahası içerisinde RvP'yi bul!" idi; bu sene yeni katılan 3 oyuncu ve Gervinho'nun katkısıyla, hücum organizasyonları bambaşka bir boyuta taşınacak. Son 2 maçta, hücum dörtlüsünün yardımlaşması, hareketi ve varyasyonları, rakip savunmaların resmen anasını ağlattı ve biz birlikte 5 tanecik resmi maça çıkmış bir hücum 4'lüsünden bahsediyoruz. Sezon ilerledikçe bu işler telepatik yolla yapılır hale gelecek ve bir sakatlık olmadığı sürece Arsenal ne RvP'nin gollerini arayacak, ne de Song'un asistlerini. 

Bu pozisyonlardan çıkarılacak bir çok olumlu şey var ancak dün ikinci yarıdaki oyundan pek de memnun olmadığımı belirtmek de isterim. Arsenal'e, Braga deplasmanında oynadığı rölanti oyun 2 sene önce grup liderliğine malolmuş ve 2. turda Barça'ya toslamasına neden olmuştu. Nispeten kolay olan bu seneki gruptaki maçları ciddiye alıp, grup birinciliğinden ödün vermemesi gerekiyor. Yine Diaby'i eleştiriyorum diye belki kızacaksınız ancak kendisinin defansif laubaliliği, dün 2. yarıda rakibe 2 kere gol hediye etmenin eşiğine geldi. Bir kere ceza sahasının hemen dibinde topu geveleyip rakibe verdi, bir de penaltı yaptı ki neyse ki hakem vermedi. Bu görüntüler, Wenger-Bould ikilisinin şu sıralar silmeye çalıştığı, Arsenal'in eski alışkanlıklarının kötü bir hatırası gibiydi. Bu konudaki endişelerimi, ligin çok başında olduğumuz için çok uzun uzadıya buraya yazmak istemiyorum. Dün cezalı Wenger'in yerine kulübede olan Steve Bould, mutlaka maçtan sonra takıma gereken dersi vermiştir. Umuyorum bu hareketlerin benzerlerini Pazar günü City karşısında görmeyiz. 

Özetle söylemek gerekirse, Arsenal'in sezon başından beri sürdürdüğü gelişimin sürdüğünü ilk yarıda gördüğümüz, ikinci yarıda da rölanti futbolla da olsa sonuca giden bir takım izlediğimiz bir maç oldu. En başta söylediğim gibi, Arsenal boyutundaki takımlardan, bu tip deplasmanlarda, çok iyi oyun, muhteşem bir futbol beklemek pek de gerçekçi değil. Avrupa'nın önde gelen takımları, rakibi ciddiye alıp sahaya belli bir standardı koydukları zaman, daha mütevazi takımlardan istediklerini çoğu zaman alıyorlar. Dünkü maç da bunun klasik bir örneğiydi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder