30 Eylül 2012 Pazar

Pazar Notları


Arsenal 1 - 2 Chelsea
Tıpkı eski günlerdeki gibi. Topa hakim ol ama gol atama, frikikleri savunama, saçma sapan 2 gol ye ve maçı kaybet. Bu sene Arsenal'in defansif gelişiminden ve Steve Bould'un etkisinden çok bahsettik ancak dünkü maç bütün bu söylediklerimizi bize yedirmiş oldu. Öncelikli hatanın, takımın en formda oyuncularından biri olan Mertesacker'i oynatmamak olduğunu söylemem gerekir. Alman oyuncunun, sezon başından beri hatasız oynadığını geçen hafta Wenger kendisi söyledi ancak bu hafta gereksiz bir rotasyon yaparak defansın dengesini bozan da yine Wenger oldu. Chelsea'nin gollerinde Koscielny'nin bireysel hatalarının katkısı büyük ancak konuşulması gereken başka şeyler de var. Öncelikle, geçen seneden beri Vermaelen bir türlü yaptığı gereksiz faullerin sayısını azaltamadı ve dün iki goldeki frikik de kendisini rakibe yaptığı dalışlardan geldi. Arsenal'in bu sene ligde yediği 4 golün 3'ü Vermaelen'in faullerinden doğan frikik/penaltılardan geldi ki, bu 3 pozisyonda da, kademede başka Arsenal'li oyuncular vardı. Yani Vermaelen faul yapmak zorunda değildi. Buna ek olarak, dün Chelsea'nin topu Arsenal sahasında tutma planının bir parçası, Arsenal'li oyuncular yakınlarına geldiği anda kendilerini yere atmaktı ve Martin Atkinson uçan kuşa bile faul çalarak bu planın işlemesine katkıda bulundu. Ancak her iki goldeki asıl sorun, Arsenal'in defansif dizilişinin akıl almaz bir şekilde hatalı oluşuydu. Chelsea, serbest vuruşların her ikisinde de 4 oyuncuyla Arsenal'in sağına yüklendi ancak Arsenal savunması bu noktayı 2 adamla savunmakta ısrar etti. Aşağıdaki resimlerden kırmızı ve sarı ile işaretlenmiş bölgelerdeki adam paylaşımına bakarsanız, kırmızı bölgelerde Chelsea'nin 4'e 2 üstünlüğü varken, sarı bölgelerde Arsenal'in 2 Chelsea'li oyuncuyu 5 kişiyle savunduğunu görebilirsiniz. Takımın, duran toplarda alan savunması yapması belki modern oyunun bir gereği ancak dünya üzerindeki hiçbir modern taktik, bu kadar saçma sapan bir savunma dizilişini önermez. Arsenal, bu frikikleri iyi savunmadı ancak eğer Koscielny tamamen başka bir alemde olmasaydı iki golü de önleyebilirdi. İlk golde neden topa bakmak yerine Torres ile güreşmeyi tercih ettiğini anlayabilen beri gelsin. İkinci golde de, o topa hiçbir müdahele yapmasa belki top dışarı ya da direğe gidecekti. Anlayacağız, hem takım olarak hem de bireysel olarak Arsenal'in yediği 2 gol tam anlamıyla bir faciaydı.


Geçen haftaki City yazısında, Gervinho'nun göbekte oynadığı 4-6-0'ın, Arsenal'in çok adamla hücum edemediği maçlarda etkili olmayacağını yazmıştım ve dün de bunun bir başka örneğini izledik. Chelsea, Luiz, Terry, Ramires ve Mikel dörtlüsü ile göbeği çok iyi kapattı ve hem Gervinho'ya burada hiç alan bırakmadılar hem de Cazorla'nın o bölgeden oyun kurmasını engellediler. Cazorla, sürekli kanatlara ve özellikle de sağ kanada devrilerek oynadı ve bu da Arsenal'in bol bol orta pozisyonu bulması anlamına geldi. Ancak, bu noktada 2 problem baş gösterdi. Birincisi, Arsenalli oyuncuların hiçbirinin orta yapmayı bilmeyişiydi. İkinci sorun ise, ortaların hedefleneceği bir adamın ceza sahasında olmayışıydı. Gervinho, Podolski ve onlara destek olan Ox gibi oyuncuların; Terry, Luiz, Ivanoviç gibi oyunculardan kafa topu alamayacağının farkında olan Arsenal kanat adamları, sürekli olarak yere yakın ortalar denediler ve bunların büyük çoğunluğu ilk adama takılıp kaldı. Zaten Arsenal'in golü de, benzer bir ortanın Ashley Cole'un bacaklarının arasında geçmesiyle geldi. Gervinho, her ne kadar gol atmış olsa da, Arsenal'in ileri ucunda oynayacak bir adam değil ve kendisine depar atacak boşluk bırakmayan bir rakip karşısında Gervinho'yu forvet oynatmak pek de akıllıca değil. Arsenal'in çoğunlukla ceza sahasına yapılan ortalarla gol aradığı bir maçta, Girroud'yu kenarda bırakmak da ancak Wenger'in yapacağı bir iş. Arsenal, dün sadece 6'sı başarılı tam 36 orta yapmış ve Wenger'e sormak lazım bu ortalar kime yapılıyordu diye. Geçen hafta da söylediğim gibi, bu sezonun Arshavin'i Gervinho ve Wenger kendisinde bizi kusturana kadar ısrar edecek. Dün Arsenal, "bana forvet lazım" diye bas bas bağırıyordu ve ne Gervinho, ne de sonradan giren Girroud bu hastalığa derman olacak adamlar değiller. Gervinho bana göre futbolcudan daha çok bir sprinter ve Girroud da hala form tutmanın çok uzağında. Girroud, 6. maçta 2. kere "maçı kurtaran adam" olma fırsatını eline geçirdi ancak aynı Sunderland maçında olduğu gibi karşı karşıya pozisyonu gole çeviremedi. Devre arasında buraya transfer görürsek, şaşırmayalım. 

Aslında oyunun geneline bakarsak, Arsenal'in daha iyi olan taraf olduğunu söyleyebiliriz. Chelsea'nin 2 frikik harici çok organize bir şeyler yaptığını pek hatırlamıyorum. Her ne kadar Arsenal, Chelsea'ye gereğinden fazla topla oynama imkanı verdiyse de, 3 oyun kuruculu Chelsea orta sahasının pek de bir şey kurduğunu söyleyemeyiz. Arsenal orta sahasında iyi bir Diaby olsaydı belki maçın gidişatı daha farklı olabilirdi ancak kendisi yine, yeni, yeniden sakatlandı. Diaby'nin Arsenal'i yarı yolda bıraktığı bu kaçıncı maç ama Wenger onu bitkisel hayattaki evladını izleyen baba gibi izlemeye devam edecek ve o fişi çekmeyecek. Bu adamın profesyonel futbol oynayacak fiziksel kapasiteye sahip olmadığı gerçeğiyle Wenger ne zaman yüzleşecek bilmiyorum. Bu noktada tek tesellim, Wilshere'in takıma dönüşünün çok yakın olması. 

Hangisi daha sinir bozucu bilmiyorum. Rakip tarafından sahadan silinip mağlup olmak mı, yoksa iyi oynarken yenilen saçma sapan gollerle yenilmek mi. İkinci senaryo, Arsenal taraftarının senelerce kanıksadığı bir durumdu ve bu sezonki takımın en umut verici özelliği de, saçma sapan goller yemiyor oluşuydu. Ancak dünkü maç bir anda bütün bu olumlu atmosferi değiştirdi ve Arsenal taraftarına eski kötü anıları tekrar hatırlattı. Mertesacker'in kenarda oturduğu ilk maçta, Arsenal savunmasının bu kadar saçmalaması tabi ki tesadüf değil. Zannedersem, Wenger'in de dünkü maçtan sonra ideal stoper ikilisinin içerisinde Mertesacker'in olması gerektiği konusunda bir şüphesi kalmamıştır. Bu noktadan sonra Alman'ı sürekli ilk 11'de izlememiz olası. Büyük resme bakarsak, Arsenal'in 5'i zorlu 6 maçlık periyottan sadece 1 yenilgi ile çıkmasının hiç de fena olmadığını söyleyebiliriz. 

Man Utd 2 - 3 Tottenham
AVB, kendi elinde Premier Lig'in en hızlı hücum hatlarından birisi ve United'ın elinde de ligin en ağır orta saha/stoper kombinasyonunun olduğunu maç öncesi iyi tahlil etmiş. Maçın başlama düdüğüyle beraber, Bale ve Lennon, United'ın göbeğine doğru yardırmaya başladılar ve United'lı oyuncular, daha ne olduğunu anlamadan kendilerini 1-0 geride buldular. İlk 45 dakika, United'ın bir türlü hücumda organize olamadığı ve Tottenham'ın her kaptığı topla rakibin üzerine gittiği bir mücadeleye sahne oldu. Tottenham'ın 3 golünde de, Defoe'nin çapraz koşuları, arkadan gelen oyunculara koridor açtı. İlk golde Defoe, Ferdinand'ı, ikinci golde de Evans'ı peşinde sürükledi ve United'ın buraları dolduracak bir DM'i olmadığı için Verthogen ve Bale  kendilerini stoperlere karşı birebir buldular. Özellikle 2. golde, Sandro'nun Scholes'a çalım attığı noktadan sonra, yaklaşık 60 metrede United'ın kademeye girecek hiçbir oyuncusunun olmayışı dikkat çekiciydi. Scholes, top United'tayken hala çok yararlı bir oyuncu olsa da, bu tip durumlarda 37 yaşın ağırlığını doğal olarak hissediyor. İkinci yarıda, Rooney'in oyuna girmesi ve Tottenham'ın içgüdüsel olarak skoru korumaya çalışmasının da etkisiyle, hücum trafiğinin yönü tersine döndü. United, aradığı erken golü klasik bir Rooney/Nani organizasyonu ile buldu ancak maçın kritik noktası Tottenham'ın bu gole hemen cevap vermesiydi. Bu golde de Defoe, Ferdinand'ı peşinden taç çizgisine sürükledi ve United orta sahası inanılmaz ağır hareket ederek, yine defanstaki boşluğu dolduramadı. Bu sezon buraya birkaç kere yazdım ve dün bir kez daha gördük ki, United orta sahasının topsuz oyundaki ağırlığı ve dişsizliği Man Utd'ın bu sene önündeki en büyük engel olacak. Fergie, buraya ocakta bir transfer yaparsa şaşırmamak lazım. Tottenham 3. golü attıktan sonra tamamen geriye yaslandı ve United'ın üzerine dalga dalga gelmesini seyretti. United, 2. golü buldu ve 3.'ye de birkaç kez çok yaklaştı. Direğe takılan 2 top ve RvP'nin harcadığı 2 pozisyon United'ın maça tekrar ortak olmasını engelledi ve Tottenham 23 yıl sonra Old Trafford'ta 3 puan almış oldu. Maçtan sonra Fergie'nin 4 dakika uzatma oynatan hakemden şikayet etmesi ayrıca komediydi. United öndeyken, 4. hakeme saatini gösterdiği görüntüler klasikleşmiş olan Ferguson'un, 180 derece dönmesi kendisine pek yakışmıyor diyeceğim ama Fergie dediğin adam bu işte. Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı hocası olabilir kendisi ama işine gelmeyince mızmız bir kız çocuğuna dönüşebiliyor. 

Norwich 2 - 5 Liverpool
Carrow Road'a çıkınca Suarez'e bir haller oluyor. Geçen sene Norwich deplasmanında hat-trick yapan Uruguaylı bu sene de maçı 3 gol 1 asist ile bitirdi. Geçen hafta Shelvey'nin gördüğü kırmızı kartın Liverpool için hayırlı olacağını yazmıştım ve bu hafta Nuri'nin takıma katılışının etkisini hep beraber gördük. İlk 5 maçta, Liverpool hücuma kalkerken, kanatlara ve geriye devrilme işini hep Suarez yaptı ve Liverpool onu bir false 9 gibi kullanmaya çalıştı. Dün Suarez, pozisyonunu korudu ve Gerrard, Nuri ve Sterling'in beslemesiyle çok daha etkili bir oyun sergiledi. Ben hala Gerrard'ın biraz fazla derin oynadığını düşünüyorum ancak sanırım Rodgers, onun Allen'ın yanında kalıp dipten dop dağıtmasında ısrar edecek. Bu arada dün Liverpool'un verilmeyen çok net penaltısının, bu sezon Suarez'e verilmeyen 3. penaltı olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Kendisinin kendini yere atma konusunda sabıkalı olduğunu biliyorum ancak hakemlerin ak ve karayı birbirinden ayırması gerekiyor. Norwich'in geçen seneki A Planı, Holt'a atılan toplar ve onun pivot oynadığı hücum hattına orta sahadan yapılan beslemelerle gol aramaktı. Bu sene, geçmişteki Holt'tan eser yok ve Houghton bilinçli ya da bilinçsiz olarak geçen sene başarılı olan bu planı yavaş yavaş kaybediyor. Norwich, ileride top tutamadığı zaman, savunmada çok kırılgan hale geliyor ki, şu anda ligin en çok gol yiyen 2. takımı durumundalar. Houghton, maç sonrası gol bulamamalarından şikayet etti ancak bana göre asıl sorun takımın topsuz oyunu oynayamayışı. Defanstaki problemleri çözemezse, Houghton'u koltuğunu kaybeden ilk teknik adamlardan biri olarak görebiliriz. 

Not: Ekim sonunda ağır bir sınavım olduğu için Pazar Notları'nda birkaç haftalığına tüm maçları yorumlayamayabilirim. Kusuruma bakmayın. 

28 Eylül 2012 Cuma

Varyemez


Dün, Arsenal CEO'su Ivan Gazidis, kulübün 31 Mayıs 2012 itibariyle finansal durumunu özetleyen bir açıklama yaptı. Bugün bu maddelere kısaca bir göz atalım istiyorum. Arsenal'in detaylı mali tabloları yayınlanınca daha geniş bir yazı yazarız.

Kulübün cirosu £243m olarak gerçekleşti. (2011 - £255) Futbol gelirleri geçen seneki £225m seviyesinden £235m'e yükseldi. 

Futbol gelirleri yükselirken cironun düşmesinin tek sebebi var o da, geçen sene Highbury Square konut projesinden kazanılan paranın bu sene olmayışı. Arsenal'in geçen sene bilet fiyatlarını %6 civarında arttırdığını göz önüne alırsanız, £10m'luk futbol geliri artışının normal olduğunu söyleyebilirsiniz. Futbol gelirleri, takımın başarısıyla doğru orantılı olduğundan ve Arsenal son 2 yıl içerisinde çok önemli bir başarıya imza atmadığından bu rakamın çok önemli bir artış göstermesini beklemek hayalcilik olurdu. Dikkat edilmesi gereken nokta, bu artışın £5.3m'lık kısmının ticari faaliyetleri yoluyla elde edilmiş olması. Arsenal, bütün maçları her halükarda yok satan bir kulüp olduğundan, futbol gelirlerinin artışı tamamen bir takım başarıların gelmesine ve bu başarıların ticari gelirleri yükseltmesine bağlı. Kulübün boyunduruğu altında olduğu uzun dönemli Emirates ve Nike kontralarının her ikisi de 2014 yılında sona eriyor ve o tarihe kadar alınacak bir kaç kupa Arsenal'in yeni yatırımcıları çekmesi açısından çok önemli olacak. Ayrıca bu seneki Afrika ve Asya turlarıyla açılınan yeni pazarların kulübe ne gibi bir katkı yapacağı da önümüzdeki bir kaç yılın belirleyici faktörlerinden birisi olacak. Arsenal, global tanınırlığını, Asya'ya açılmak isteyen büyük şirketlerin kullabileceği bir araç haline getirebilirse, bu işten çok para kazanacak. Kulübün şu an ticari gelirleri, Man Utd, Real ve Barça gibi devlerin çok gerisinde ancak takip eden kulüpler arasında en yüksek potansiyelli olan takım da Arsenal. O yüzden, Tom Fox ve ekibine önümüzdeki 5 senede çok büyük iş düşüyor.

Faaliyet Kârı: £32,3m (2011 - £45,8m)
Futbolcu alışverişinden elde edilen kâr: £26m (2011 - £-14,6m)
Emlak yatırımı karı: £2,2m (2011 - £12,6m)
Toplam vergi öncesi kar: £36,6m (2011 - £14,8m)

Faaliyet kârında geçen seneye göre azalma olmasının sebebi, futbolculara ödenen ücretlerdeki artış. 2011'de £121m olan toplam maaş ödemesi 2012'de £143m'a çıkmış durumda ki, bu da maaş ödemelerinin kulübün toplam gelirinin %61'i seviyesine çıktığını gösteriyor (2011 - %55). Bu yükselişin sebebi hepimizin malumu. Arsenal hala Arshavin, Chamakh, Squillaci gibi çok pahalı yedekleri besliyor ve son 3-4 senede transferde yapılan hatalar bu kategoride Arsenal'in başını ağrıtmaya devam ediyor. Zaten, kulüp iki senede £50m kar etmişken Wenger'in transferde hala denk bütçe götürmeye çalışmasının sebebi de bu. Arsenal'i bonservis ödeyecek parası var ancak yeni transferlerin maaş ödemelerine yer açmak için pahalı yedeklerinden kurtulması gerekiyor.

Futbolcu alışverişinden elde edilen karın artmasının sebebi, Nasri ve Fabregas'ın satışları ve geçen sene harcanmayan transfer bütçesinin tamamen kâra dönüşmüş olması. Bu noktada, bu paranın Kroenke'nin cebine gittiğini düşünenleriniz olabilir ancak Arsenal kârpayı ödemesi yapmayalı bayağı bir oldu. Yani, Kroenke henüz kulübün ettiği kâra elini sürmüş değil ve Gazidis de bu paranın Wenger'in emrinde olduğunu her röportajında söylüyor. Wenger'in bu parayı harcamayışının başlıca sebebi maaş ödemelerinin yükselmesi olsa da, Fransızın kendi güvendiği oyuncularla sonuca gitme ısrarının ve "elaleme para harcayarak başarılı oldu dedirtmem" inadının da burada etkili olduğunu söylebilirim. Gerçi bu sene yapılan transferlere ve Song'un satışına ve Walcott'a verilmeyen kontrata bakarsanız, Wenger'in biraz daha acımasızlaştığı sonucunu çıkarabilirsiniz. Walcott'un istediği ve kulübün önerdiği rakamlar arasında sadece £1m civarı bir para var ama Wenger yaklaşık 1 senedir geri adım atmadı. Bundan 3 sene önceki Wenger, bu parayı Walcott'a sadece genç olduğu için verirdi.

Premier Lig'de kâr eden takım sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini göz önüne alırsanız, Arsenal'in açıkladığı rakamların kıskanılacak seviyede olduğunu söyleyebilirsiniz. Eğer, UEFA, FFP kriterlerini ciddi bir şekilde uygularsa, Arsenal, Avrupa'da transfer yapabilecek durumda olan bir kaç kulüpten birisi haline gelecek. Gerçi ben hala bankada yatan paranın kimseye bir faydası olmadığnın ve yatırıma dönüştürülmesi gerektiğinin savunucusuyum. Kulüp her sene kar ediyor ve bu paraya ne Wenger dokunuyor ne de Kroenke alıp cebine koyuyor. Son 2 senede edilen karın yarısı harcanmaya kalksa, Arsenal, Cazorla seviyesinde bir oyuncuyu daha kadrosuna katabilirdi. Hani hepsini geçtim bari bir yedek kaleci alınsaydı yahu. Elin beş parasız komşusunun kadrosunda Friedel, Lloris, Gomez ve Cuducini var; biz Mannone hata yapacak diye yüreğimiz ağzımızda maç izliyoruz. Neyse, kulüp bir kamyon dolusu kâr etti diye de şikayet etmek istemiyorum. Tek diyeceğim, bankada yatan paranın kimseye bir faydası olmadığı. 

24 Eylül 2012 Pazartesi

İyi Olan Kazanmadı


Man City 1 - 1 Arsenal
Aslında hiçbir şekilde uzatmaya gerek yok. Arsenal'in dün oynadığı oyunu çok kısa bir şekilde özetlemek mümkün. Defansta iyi pozisyon al, kendi sahanda iyi alan daralt, kaptığın topları orta sahaya çabuk geçir, orta sahan Gervinho'ya iyi servis yapsın ve Gervinho ayağına ne gelirse ya dışarı atsın ya da rakibe versin. İnanın maç yazısını yazmaya başlamak için 12 saatten uzun bir süre bekledim, hala sinirim geçmiş değil. Ben bu kadar kontrolsüz, bu kadar saçma sapan oynayan bir oyuncunun, Arsenal gibi bir takımın forvetinde oynamasına gerçekten inanamıyorum. Bu adam, dün bu kulübe gelmiş olsa belki anlardım. Ancak geçen sene kendisi sezona ilk on bir başladı ve sezon sonunda bırak on biri kadroya girmekte zorlanıyordu. Yani Wenger, Gervinho'yu denedi ve olmadığı için sürekli kenarda tuttu. Bu sezon, yine aynı senaryoyu izliyoruz. Gervinho yine deneniyor ve yine olmayacak. Bundan çok eminim çünkü kendisi futbol oynamak için çok temel bazı yeteneklere sahip değil. Nasıl 2 sene önce her maçtan sonra "Arshavin!" diye bağırdıysam, sanırım bu sene de her oynadığı maçtan sonra "Gervinho!" diye bağıracağım. Kusuruma bakmayın. 

Gervinho sinirim hala geçmiş değil ancak maçla ilgili başka konuşulacak şeyler de var. Wenger, dün sahaya Ramsey'le çıkarak 4-4-1-1 görünümünde bir takım sahaya sürdü. Aslında Arsenal bu sezon defanstayken hep bu dizilişe bürünüyordu ancak ilk defa bu maçta hücumda da bariz bir şekilde 4-3-3'ten uzaklaştığını gördük. Her ne kadar diziliş farklıymış gibi gözükse de, Wenger'in oyun felsefesi, ilerideki 4 oyuncunun kombinasyonlarına dayandığı için, Arsenal maç içerisinde bol bol şekil değiştirdi. Wenger'in Southampton karşısındaki Gervinho'lu 4-6-0'ı işe yaramıştı çünkü Arsenal o maçta tamamen rakip sahaya yüklenip, 8 oyuncuyla hücum etti. Dün akşam forvette Gervinho tercihi tamamen ters tepti çünkü Arsenal ileriye daha az adamla gitti ve forvetinin daha az yardım ile gol üretmesi gerekti. Buna rağmen, hem Cazorla hem de Ramsey 2 kere Gervinho'ya nokta paslar attılar ancak adamımız topu ya ayağından kaçırdı ya da dağlara taşlara dikti. Fildişilinin yaptığı yanlış pas tercihleri ve top kayıpları Podolski'nin de oyuna dahil olmasını engelledi. Bana göre Wenger sahaya Girroud ile çıkıp topu ileride biraz daha iyi tutmayı deneseydi, hem Arsenal hücuma daha fazla adam ekleme şansı bulacaktı hem de Podolski, Cazorla ve Ramsey için boşluk yaratılabilecekti. Arsenal topu ileri götürme işini yine kusursuz yaptı ancak ileri giden topların kıymeti bir türlü bilinemedi. 

Takımı bu sene bariz bir şekilde gelişme gösteren yeri savunması. Gerçi dünkü maçta birkaç bariz hata vardı ancak genel olarak takım savunmasının gelişmeye devam ettiğini söyleyebiliriz. City, açık oyundan neredeyse hiçbir şey üretemedi. Duran toplarda Arsenal geçtiğimiz maçlara oranla daha tedirgindi ve zaten gol de bir kornerden geldi. Gol pozisyonunda Mannone'nin hatası vardı ancak Lescott'a kafayı vurduran defansın da sorumluluğunu unutmamak gerekir. Arsenal'in iki genç beki yine iyi oynadı ve özellikle Jenkinson, yine rakibin açıktaki adamını sahadan sildi. Sinclair, Man City kadrosunda ne işi olduğunu pek anlayamadığım bir adam zaten. Dün de, maç kendisine 4 gömlek kadar büyük geldi ve yaptığı tek bir olumlu hareketi hatırlamıyorum. Adam Johnson gibi üretken bir adamı satıp Sinclair gibi büyük kulüpte denenmiş ve olmamış bir arkadaşı kadroya kattığı için sezon sonunda Mancini büyük ihtimal yargılanacaktır. Aynı şeyi De Jong - Garcia değişikliği için de söyleyebiliriz aslında. Dün Garcia, etrafında fır dönen Cazorla tarafından adeta felç edildi ve onun da maç boyu olumlu hareketini hatırlamakta zorlanıyorum. Bu arada, Arsenal takım savunmasından bahsederken, dün Diaby'nin yine topu ayağına gereksiz dolarken kaptırıp çok kritik bir pozisyon verdiğini de eklemem gerekiyor. Diaby, bunu son 2 maçta 3 kere yaptı ve bu 3 pozisyonun 2'si hakemin rakiplere vermediği penaltı ile sonuçlandı. Çekirge muhtemelen 3. kez zıplamayacaktır; ondan kelli Diaby ceza sahası önünde risk almaması gerektiğini bir an önce öğrense iyi olur. 

Bu maç gösterdi ki, Wenger'in Girroud ile ne yapacağı konusundaki kararını bir an önce vermesi gerekiyor. Wenger, Wilshere ve Rosicky'nin katılımından sonra İspanya Milli Takımı tarzı bir 4-6-0 ile oynamayı planlıyor olabilir. Ancak bana göre Gervinho diye bir adam varken, Girroud'nun Arsenal on birine rahat rahat girmesi gerekiyor. Girroud'nun kenarda başladığı her maç, onun takıma adaptasyonunu biraz daha zorlaştırıyor. Eğer bir iki ay daha bu durum böyle devam ederse, elimizde yeni bir Chamakh vakası olacak. Gol atamadıkça baskı altına giren, baskı altına girdikçe gol atamayan bir paradoksa bağlayacak Girroud. 

Genel olarak, Arsenal'in defansif ve top kontrolü konusundaki istikrarını sürdürdüğünü söylebiliriz. Geçen hafta atılan 6 gol belki çok pembe bir tablo çizmişti ancak Arsenal hücumunun hala tam olarak oturduğunu söyleyemeyiz. Eğer kendisinde ısrar ederse, Gervinho, bu takımın önünde çok önemli bir engel olabilir (Aynı 2010 Arshavin'i gibi). Onun forvetteki alternatifi Girroud'nun hala form tutamamış olması işleri biraz daha karmaşıklaştırmakta. Olumsuz bir yazı yazmışım gibi gözükse de, aslında takımın performansından son derece memnun olduğumu söylemem gerekir.  


Liverpool 1 - 2 Man Utd
Man Utd - Galatasaray maçı sonrası yazdığım yazıda, Galatasaray'ın daha iyi oynadığını ve United'ın hakemlerden yardım aldığını yazmam, bir kısım okuyucu tarafından pek hoş karşılanmadı. Onlara göre United, Galatasaray'ı sallamamıştı ve hakem de hataları her iki taraf için de yapmıştı. Eğer bu görüşte olan arkadaşlardan hala bloğu okuyan kaldıysa, onlardan gözlerini kapamalarını rica edeceğim. Çünkü yine aynı şeyi yazacağım: United berbat oynadı ve hakemlerden yine yardım aldı.

Son 2-3 senedir, Premier Lig'de "2 ayağı yerden kesilirse, bas kırmızıyı" kuralı var ve dün Shelvey'nin yaptığı hareket de bunun bir örneğiydi. Ancak pozisyonu tekrar izlerseniz, Johnny Evans'ın da topa iki ayağı yerden kesilmiş bir şekilde çift daldığını görüyorsunuz. Shelvey'nin kırmızısı doğru ancak onunla tıpatıp aynı hareketi yapan Evans neden cezasız kalıyor? Belki Evans'ın tekmesinin Shelvey'e tam oturmadığını bunun bir açıklaması olarak kullabilirsiniz ancak şu anda uygulanan kural, "Tekme oturursa kırmızı" demiyor. "İki ayak yerden kesilip, çift kramponla giriyorsa kırmızı" diyor. Yorumunu size bırakıyorum. Bu arada, Shelvey'nin yaptığı hareketin 3 maçlık olduğu bir ligde, David Luiz'in, Walters'a yaptığının 5 maçtan başlaması gerektiğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Luiz'in sarı kart görüp, Shelvey'nin 3 maç ceza alacak olması biraz fazla adaletsiz derseniz, siz de haklısınız.

Dün Shelvey'nin gördüğü kırmızı kart aslında, futbol tanrılarının Rodgers'a ilahi bir mesajıydı. Eğer Liverpool, gerçekten ligin tepesine doğru çıkma konusunda ciddiyse, Shelvey'nin bu takımın ilk on birinde olmaması gerekir. Hele ki, kenarda Nuri Şahin otururken Shelvey'i tercih etmek bana göre düpedüz bir futbol cinayetidir. Shelvey tercihini hatalı yapan aslında sadece bu oyuncunun kısıtlı yetenekleri değil. Brendan Rodgers, Shelvey'i AM mevkiinde sahaya çıkarıyor ancak Liverpool'da oyunu hala Gerrard kuruyor ve geride pozisyon aldığı için bunu 50 metreden yapmak zorunda kalıyor. Dün Liverpool, 10 kişi kalana kadar topun tamamen hakimiydi ancak hiçbir hücum organizasyonu Shelvey üzerinden yapılmadı. Arsenal'in topa hükmedip, Cazorla'nın topa dokunmadığı bir maç düşünün mesela. Böyle saçmalık olur mu? AM diye sahaya sürdüğün adamın, hücum organizasyonlarının başladığı nokta olması gerekir. Shelvey'de böyle bir pozisyonda oynayacak ne yetenek var ne de vizyon. Kendisinin vasat üstü yaptığı tek şey uzaktan sert şut çekmek. Rodgers'ın elinde, en iyi performansını forvet arkası oynadığında verdiğini cümle alemin bildiği bir Gerrard ve Joe Allen'in yanına cuk oturacak bir Nuri Şahin varken, hala Shelvey ile sahaya çıkmasını anlamak pek mümkün değil. Neyse ki eleman 3 maç ceza alacak ki, Rodgers mecburen Nuri'yi oynatmak zorunda kalacak. Ha gidip tercihini Shelvey'den de yeteneksiz olan Henderson'dan yana kullanırsa, o zaman kusura bakmayın ama Liverpool bulunduğu yeri hak ediyor derim.

Dünkü maçta Liverpool'un topla daha fazla oynayan taraf olması aslında pek şaşırtıcı değildi. Rodgers topu kontrol etmeyi, Fergie de deplasmanlarda geri yaslanıp kontra oyunu oynamayı tercih eden hocalar ve maçın böyle gelişeceği hepimizin malumuydu. Bana göre, dün asıl şaşırtıcı olan, United'ın ileri ikilisine top götürmedeki acizliğiydi. Nani, her zamanki gibi berbat oynadı ve Valencia da ileri çıkma konusunda garip bir şekilde isteksizdi. United orta ikilisi her zamanki gibi hemen ceza sahasının önünde pozisyon almıştı ve ileride RvP, ıssız bir adaya düşüp yanına bir Japon almış bir adam gibiydi. Özellikle ilk 45 dakika, United topu bir türlü Kagawa'yla buluşturamadı; topun gittiği nadir pozisyonlarda da hücumda çoğalarak Kagawa'ya pas opsiyonları sağlayamadı. Buna ek olarak, Kagawa'nın geriye gelip top almaktaki isteksizliği de dikkati çekti. Zannedersem Japon oyuncu, Premier Lig temposuyla "box to box" oynaması halinde doksan dakikayı çıkaramayacağının farkında.

Liverpool, United orta sahasındaki boşluğu Allen ve Gerrard ile iyi değerlendirdi ancak onların da hücum bölgesindeki sorunları devam ediyor. Rodgers, Suarez'i Messi gibi "False 9" rolüne benzer bir rolde oynatıyor. Yani Suarez topu aldığında kanatlara ve geriye doğru devrilerek, rakip stoperleri peşinden sürükleyip takım arkadaşlarına boş alan yaratmaya çalışıyor. Ancak Messi bunu yapınca o boş alanları dolduracak Pedro, Iniesta, Villa, Cesc gibi adamlar varken, Suarez'in boşalttığı alanlar, Borini, Shelvey, Sterling gibi elemanlar tarafından doldurulamıyor. Bu işi yapmaya en yakın isim aslında yine Gerrard ancak o da ceza sahasının çok uzağında oynatılıyor. Yani Rodgers'ın oynatmaya çalıştığı futbol modern olsa da, elindeki personel bu işin altından kalkabileceğe benzemiyor. 

Özetle söylemek gerekirse, United'ın yine hiçbir şey oynamadan ve hakemin de yardımıyla kazandığı bir maç izleğimizi söyleyebilirim. Kazandıkları penaltıda hiçbir temas yoktu ancak Old Trafford kararları Anfield'ta da geçerliymiş demek ki. Son 1-1,5 yıldır United orta sahasında ciddi bir problem var ve bu durum United'ı yavaş yavaş yakalamaya başladı. Geçen sene, orta saha problemleri Avrupa'daki kötü sonuçların temelinde yatan sebepti; bu sene benzer sorunları tekrar göreceğiz. O yüzden Galatasaray'ın, Man Utd karşısında iyi oynayıp orta sahayı kontrolüne almasına şaşırmanın ve bunu "United sallamadı" gibi sudan bir sebebe bağlamanın pek alemi yok. Görülüyor ki, United orta sahada zayıf ve bu zayıflığın onları daha kötü etkilemesinin önündeki tek engel Fergie'nin iyi çalışılmış setleri ve United'ın savunma disiplini. United'ın orta sahadaki zaafiyetini sezon içerisinde nasıl taşıyıp nereye kadar gidebileceğini hep beraber göreceğiz. 

23 Eylül 2012 Pazar

Pazar Notları


Southampton 4 - 1 Aston Villa
Premier Lig'e yeni çıkmış bir kulübün ilk dört maçının üçünü City, United ve Arsenal ile oynaması büyük şanssızlık. Geçen hafta alınan ağır Arsenal mağlubiyeti sonrası, Nigel Adkins de, 'Bizim için lig Villa maçıyla başlayacak' diyerek bu durumun altını çizmişti. Southampton'ın, 2 yeni transferinin katılımından sonra oynadığı dişine göre ilk rakip Aston Villa idi ve bu maçta ne yapacakları, ligin geri kalanındaki performanslarının ne olacağı konusunda bize ipucu verecekti. Rakip, Aston Villa'yı, geçen hafta her maçta biraz daha üstüne koyan bir ekip olarak tanımladım ve Paul Lambert'ın doğru yolda olduğundan bahsettim. Dünkü maça da fena başlamadı aslında Villa. İlk yarı daha derli toplu gözüken ve oyunu kontrol eden taraf Lambert'ın takımıydı. Ancak 2. yarının başlamasıyla beraber, sahadaki diğer Lambert devreye girdi ve oyun bir anda değişiverdi. Ricky Lambert, League One ve Championship'teki formunu aynen Premier Lig'e de taşıdı ve ilk 5 maçta 4 gol atmayı başardı. En az goller kadar önemli olan ise, kendisinin Southampton'ın bütün ataklarının hazırlayıcısı olmasıydı. Özellikle penaltı pozisyonunda attığı ara pası, benim diyen orta saha oyuncusunu kıskandıracak güzellikteydi. Aston Villa ilk yarı kötü oynamamasına rağmen, ikinci yarı tamamen sahadan silindi ve bu görüntü başta Lambert olmak üzere, tüm Villa taraftarlarını endişelendirmiş olsa gerek. Geçen sene gibi düşme korkusuyla geçen bir sezonu hiç kimse istemiyor ve rahat bir sezon geçirmek için daha çok çalışmaları gerekiyor.

Swansea 0 - 3 Everton
Swansea'yi ortadan ikiye bölüp incelediğinizde, takımın ileri 5'lisinin Premier Lig'de her takıma 2-3 gol atabilecek kapasitede, geri 5'lisinin ise her takımdan 2-3 gol yiyebilecek kapasitede olduğunu görüyorsunuz. David Moyes de bunun farkında olacak ki, dün ilk dakikadan itibaren rakip yarı sahada pres yaparak başlattı takımını. Amaç, Swansea'nin orta sahayı geçmesini engelleyip, hücum oyuncularının devreye girmesini önlemekti. Bu plan, ilk yarım saatte tıkır tıkır işledi ve Everton, 3-4 tane pozisyonu üst üste yakaladı. Swansea, kendi sahasından çıkarken çok top kaybetti ve Everton'un Fellaini'ye doğru oynadığı her top Swansea savunmasını paniğe sürükledi. Zaten ilk gol de böyle bir pozisyondan geldi ve Swansea stoperleri Fellaini'nin topu ceza sahasının ortasına göğsüyle almasına izin vererek kendi iplerini çektiler. Fellaini, asisti koluyla yapmış olsa da, bu golde Swansea savunmasının hatasını görmezden gelmek mümkün değildi. İkinci yarının sonuna doğru, Swansea nihayet sahasından çıkmayı başardı ve Everton kalesinde 1-2 tane tehlikeli pozisyon buldu ancak savunmadaki problemleri ilk yarı bitmeden 2 farklı geriye düşmelerine neden oldu. Mirallas'ın 50 metrelik koşusunu Swansea takım olarak seyretti ve Belçikalı ceza sahasının içinde elini kolunu sallaya sallaya topla buluştu. Laudrup'un takımının hücumdaki yeteneklerini burada da bir kaç kere övdük ancak Swansea böyle komik goller yemeye devam ederse, ligin sonunda korkulu rüya görebilir. Dün, Dyer atıldıktan sonra Everton biraz dikkatli olsa maç 6'ya, 7'ye taşınabilirdi. Moyes'in takımı, geleneksel olarak lige kötü başlangıç yapıyordu ancak bu seneye tam gaz girdiler. Eğer Everton, potansiyelini istikrara dönüştürürse, ligin tepesini zorlamaması için hiç bir sebep yok. Gerçi, takımın performansının alternatifi olmayan 3-4 oyuncuya çok sıkı şekilde bağlı olduğunu düşünürseniz, başarılı olmaları için ilk 11'lerinin bütün sezon sağlıklı kalması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Yine de, ideal 11'iyle sahaya çıktığında Everton'ın ligde yenemeyeceği takım yok ve bu sene en kötü ihtimal yine Liverpool'un önünde ligi bitirecekler gibi.


Chelsea 1 – 0 Stoke
Bu sezon, aynı Arsenal gibi, Chelsea de yeni kurulmuş bir hücum hattının oturmasını bekliyor. İlk 2 maçta sanki hemen oturacakmış izlenimi veren Chelsea hücumu, rakiplerin biraz dişlenmesiyle doğal olarak zorlanmaya başladı. Dünkü maç Chelsea hücumunun iki özelliğinin belirgin olarak ortaya çıkması açısından önemliydi. Bunlardan birincisi, Fernando Torres’in arkasındaki 3 yetenekli orta saha oyuncusunun varlığında çoşması gerekirken, sürekli yanlış pozisyon alan ve takım arkadaşlarının ayağına dolaşan bir acemi golcü görüntüsü çizmesiydi. Sanki, Di Matteo’nun elindeki kadro, Wenger’in geçen hafta oynadığı gibi bir 4-6-0’a daha yatkın oyunculardan oluşuyor gibi. Dün, Chelsea’nin ürettiği pozisyonlardan sadece 1 tanesinin sonunda Torres vardı ve Oscar ve Hazard genelde pas verecek birini aramaktansa kendileri kaleye gitmeyi denediler. Chelsea’nin hücumunun bir diğer özelliği, Hazard, Mata ve Oscar’ın birbirine olan benzerliği. Bana göre, bu 3 oyuncu da forvet arkasında oynamayı seven klasik 10 numara görüntüsündeler ve kanatta pozisyon almış olsalar da, içgüdüsel olarak içeri devrilerek oynuyorlar ve Chelsea’nin dar alana sıkışmasına neden oluyorlar. Bu durum, özellikle Stoke gibi ceza sahası önünü iyi kapatan takımlar karşısında Di Matteo’ye problem yaratacak gibi. Aynı sistemle oynayan Arsenal’e baktığınızda oyun kurucu Cazorla, rakibin arkasına koşu yapmayı seven Gervinho ve rakibin üzerine direk giden bir Podolski görüyorsunuz ve bu çeşitlilik uzun vadede Wenger’in işini kolaylaştıracak. Eğer Di Matteo, dediğim gibi Torres’i kenara alıp Hazard’ı 4-6-0’ın ucuna koyarsa, kadroya Moses gibi dip çizgiye yakın oynamayı seven ve adam eksiltebilen bir adamı monte etme olanağı olacak. Dün Moses oyuna girdikten sonra, bunu görevi üstlenebileceğinin sinyallerini verdi. Matteo, şu ana kadar Torres’de ısrar etti ancak bana göre kısa bir süre içerisinde farklı alternatifler denemeye başlayacak. Son olarak, hakemin, Chelsea'li 2 oyuncunun balıklama dalışlarını es geçmekteki cesaretini, David Luiz'in kariyer bitirici müdahelesine kırmızı çıkararak göster

Wigan 1 – 2 Fulham
Her hafta Pazar Notları’nı yazıyorum ve bir şeyler yazmak için en zorlandığım maç genelde Wigan maçı oluyor. Premier Lig standartlarının çok altındaki kadro kalitesi ve Martinez’in uygulamaya çalıştığı etkiliyi taktiklerin bir araya geldiği garip bir takım Wigan. Ligin, düzenli olarak 3-5-2 oynayan tek takımı Martinez'inki ve 3 stoperin varlığından dolayı defansın göbeğinde daha dirençli olmaları beklenebilir ancak Wigan bekleri rakibe o kadar çok alan bırakıyor ki, stoperler genelde rakip açık oyuncularının ölçüp biçerek yaptığı ortaları karşılamak zorunda kalıyor. Dünkü maçtaki ilk gole bakarsanız, Berbatov, sağ tarafa doğru açıldığında o bölgede hiç bir Wiganlı oyuncu olmadığını görürsünüz. Son 3 senedir Wigan hep son haftalarda ligde kalmayı başardı ve açık söylemek gerekirse bu sene artık düşseler diye bakıyorum. Her sene kafadan düşmeye oynayacak Wigan yerine, aşağıdan Norwich, Swansea, Southampton, Blackpool gibi heyecan verici takımlara yer açılması Premier Lig açısından daha hayırlı olacak. Fulham tarafında, önemli isimlerin kaybına rağmen işler yolunda gidiyor. Berbatov, geçen hafta olduğu gibi bu hafta da takımın beyniydi ve hatta bu hafta orta sahaya daha yakın, adeta bir 10 numara gibi, oynadı. Martin Jol'un takımının Berbatov'lu hücum setleri gerçekten izlemeye değer. Bu arada hakem Lee Probert'ın Caldwell tarafından yere düşürüldükten sonra, yerde tedavi görürken kırmızı kartını çıkarıp Caldwell'e göstererek yaptığı hareket, normalde espri anlayışı sıfıra yakın olan hakemler adına görülmesi gereken bir tabloydu. Görmediyseniz, mutlaka bulup izleyin. 


West Brom 1 - 0 Reading
West Brom ligin en iyi yönetilen ve mantıklı adımlarla, Premier Lig'e geri geldiği günden beri her sene bir öncekinin üzerine koyarak devam eden bir kulüp. Zannedersem, geçen bir kaç senedeki doğru adımlarının semeresini bu sene toplayacaklar çünkü sezonu çok farklı bir takım olarak açtılar. Geçen sene, West Brom hala düşmemek için oynayan ve büyük ölçüde kontraya dayanan bir futbolu tercih eden bir takımdı. Ancak bu sene, özellikle kendi sahalarındaki maçlarda rakibi domine edecek kendine güveni bulmuşa benziyorlar. Dün de, 90 dakika boyunca sahanın tek hakimiydiler ve sadece tek gol bulmalarının sebebi biraz kapalı savunmaları açmaktaki tecrübesizlikleri, biraz da rakip kalecinin gününde olmasıydı. Steve Clarke, doğru bir iş yaparak Shane Long'un yerine Lukaku ile maça başladı ve devasa Belçikalı'nın ceza sahasındaki varlığı Reading savunmasını oldukça tedirgin etti. 3-4 pozisyonda, Readingli stoperler Lukaku'yu kontrol etmek için çok derinde pozisyon aldılar ve onların ceza sahası yayı üzerinde yarattığı boşluk özellikle Morrison'a bol bol pas ve şut imkanı verdi. İlginç olan, Reading'in maç boyu ekstra önlem aldığı Lukaku'yu 3 kişi ile savunduğu bir pozisyonda gol yemesiydi. Belki 3 defans oyuncusu görüşünü kapatmıyor olsa, kaleci McCarthy, Lukaku'nun zayıf şutunu kurtaracaktı. Reading, geçen sene Championship'i kazanmış olsa da, lige yeni gelen takımlar içerisinde en çok "Championship takımı" gibi görüneni. Bu sezon onlar için bitmek bilmeyecek gibi. 


West Ham 1 - 1 Sunderland
Bahis kuponlarının favori takımı Sunderland, yine bizleri üzmedi ve son 12 lig maçındaki 9. beraberliğini aldı. Martin O'Neil, Villa'nın başında olduğu 06/07 sezonunda tam 17 beraberlik alarak 38 maçlık ligin rekorunu kırmıştı. Sanırım bu sezon da o rekora oynuyor. Sunderland'in sürekli berabere kalmasının sebebi her rakibe gol atabilecek kadar kaliteli bir hücuma sahip olmaları ancak her gol attıklarında ayaklarını gazdan biraz fazla çekmeleri. Martin O'Neill benim için ligin en değerli hocalarından birisi ancak, kendisi, her maçı 1-0'a bağlamaya çalışmaktan daha fazlasını yapabilecek bir takım sahip olduğunu hatırlamalı. Fletcher, bu sezon kaleyi bulan 4 şut çekti ve bunların tamamı gol oldu. Böyle formda bir golcüye sahipken, Sunderland'in oyunu biraz daha ileride kabul edip daha fazla pozisyon üretmeye çalışmaması çok ilginç. Reading ve Wigan ile içeride oynayacakları maçlarda biraz daha pozitif bir Sunderland görmemiz olası. Ben, Big Sam'i bitim kadar sevmem ancak bu seneki West Ham'in mücadelesini takdir etmemek mümkün değil. Allerdyce, çok sevdiği uzun toplardan biraz daha feragat edip, Jarvis ve Benayoun gibi oyuncuların yeteneklerini biraz takımına enjekte etmeye çalışırsa bana göre ortaya daha iyi bir West Ham çıkacak. Dün, onlar için sahanın en iyisi Kevin Nolan idi. Nolan, dün ceza sahası içerisinde 3 tane çok şık yarım vole vurdu ve ilk ikisinde çok yaklaştığı golü, 3. denemede ve 90 dakikada buldu. West Ham'in en az 1 puanı haketmediğini söylemek haksızlık olur. 

21 Eylül 2012 Cuma

Jack is Back

Yukarıdaki, Arsenal'in geçmişi, şimdisi ve geleceğinin resmidir desem yanlış olur mu? Bence olmaz gibi. 

Wilshere nihayet, takımla çalışmalara başladı ve 3 vadeye kadar ilk 11'e geri dönmesini bekliyorum. Şu anki kadroda, Diaby'nin yerine öyle bir güzel oturacak ki, Wilshere sahaya çıktığı gün, çimlerden "Cuk!" diye ses gelecek. Umuyorum, Jack 14 ay önce kaldığı yerden devam eder ve bu uzun ayrılık futbolunu olumsuz etkilemez. 

20 Eylül 2012 Perşembe

Bir Old Trafford Klasiği

Ben bu satırlarda, Man Utd'ın, Old Trafford'ta hakemlerden aldığı yardımlardan bol bol bahsediyorum. Hatta daha Pazar günkü yazıda "Old Trafford penaltısı" kavramını kullanmıştım. Bunları okuyunca, belki çoğunuz "Bu adam da Arsenal'i tutuyor ondan böyle konuşuyor" diyorsunuz. İnanın ki, bunun Arsenal ile alakası yok. İşim fanatiklik olsa, Chelsea'nin, Tottenham'ın maçlarını yöneten hakemlere de sayarım burda. Ben burada hakemlerden bahsetmeyi hiç sevmiyorum ve olabildiğince futbol konuşalım istiyorum. Ancak, beni, kendimi tutamayacak noktaya getiren tek olay, Old Trafford'taki kararların yanlışlığı ve bu yanlışların sürekliliği. 





Aslında, dün beni sinir eden nokta, penaltı kararlarının es geçilmesinden daha çok, UEFA'nın beş para etmez uygulaması olan kale arkası hakemlerinin içler acısı haliydi. Bu uygulama başladı, başlayalı ben bu adamların hiç bir işe yaradığını hatırlamıyorum. Galatasaray'ın her iki penaltı pozisyonu da, kale arkasındaki hakemin gözünün önünde oldu. Özellikle ilk pozisyonda, orta hakemin görüş açısı yoktu ancak kale arkasına dikilmiş olan odunun, Vidic'in Umut'un bileğine bastığını görmemesi mümkün değildi. Hatta yan hakem de rahatlıkla karar verebileceği bir pozisyondaydı. Eğer bu güne kadar Old Trafford kararlarıyla tanışmamış, Premier Lig'e yabancı okuyucumuz varsa, onlar belki Galatasaray'ın penaltılarının neden verilmediğini anlayamamıştır. Arkadaşlar, bunlara gavur dilinde "Old Trafford call" deniyor. Bu stadta, Man Utd formasıyla oynadığınız zaman, futbol kuralları eğilip bükülüyor; hakemlerin gözleri şaşılaşıyor. Bomboş ceza sahasındaki iki penaltıyı göremeyen 6 hakem, pozisyon diğer tarafta olduğu zaman 14 kişinin arasından penaltı noktasını gösterebiliyor. Premier Lig izleyenler bunlarla yaşamaya alıştı; siz de alışırsınız zamanla. Hiç kafayı yemeyin nasıl olur diye. Oluyor işte.

Dün, Galatasaray, bana göre oynayabileceği futbolun en iyisini oynadı. Defansif olarak tam olarak bu maça hazır olmadığını geçen gün yazmıştık ve nitekim Galatasaray çok iyi savunma yapmadı ancak hücuma çıkarken mükemmele yakındı. Rakibe pozisyon verildi ve basit bir gol de yendi ancak en az 5 tane net gol pozisyonu da üretildi; 3 kere direğe takılındı; 2 penaltı çalınmadı. Fatih Terim, Elmander'i yanına alarak Umut, Burak ve Amrabad'ın süratlerini kullanmak istedi ki, bana göre bu çok doğru bir hareketti. Özellikle, Amrabat, United savunmasına çok zor dakikalar yaşattı. Burak, bana göre, kaleye yakın oynadığında daha etkili olan bir futbolcu ve dün pas tercihlerinde biraz tedirgindi. Umut'un sakatlığı yaşanmasa, belki ortaya farklı bir tablo çıkabilirdi. 

Hatırlarsanız geçen günkü yazıda, Felipe Melo'ya kocaman bir paragraf ayırmış, onun 90 dakika boyunca oynayacağı futbolun öneminden bahsetmiştim. Dün, Galatasaray'ın yediği gol, maalesef disiplinli bir Melo'nun engelleyebileceği bir pozisyondan geldi. Golle sonuçlanan Man Utd akınının başına top Carrick'in ayağındayken, Melo, onu kontrol ediyordu, Dany de RvP'yi almıştı. 


Carrick, RvP'ye oynadı ve Galatasaray ceza sahasına doğru koşusuna başladı, ancak, Melo onu takip etmek yerine, topu izlemeyi tercih etti. RvP, tekrar onu bulduğunda, çok da hızlı bir adam olmayan Carrick, Melo'nun önüne geçmiş ve avantajlı bir pozisyon almıştı. Melo, onunla beraber koşmayı tercih edip Carrick'i fizik gücüyle yıldırmalıydı ancak o topa müdahele etmeyi denedi. 


Melo'nun müdahele ettiği top, Kagawa'ya pas oldu ve Melo tamamen oyundan düştü. Bu noktada, Melo'nun müdahelesini gören Hakan Balta'nın, Carrick'in bomboş kaldığını görüp kademeye girmesi gerekiyordu ancak o da topu seyredip, boşluğu savunmayı tercih etti. Bu arada, RvP'yi bırakan Dany de, geri çok ağır adımlarla dönüyordu. 

Burada en çok kullandığım laflardan birisi "disiplin". Man Utd'ın gol atması için 10 tane pozisyona girmesi gerekmiyor. 90 dakika boyunca, sadece 1 kere Carrick'i ciddiye almadığınızda, işte böyle cezalandırılıyorsunuz. Aslında dün, Galatasaray savunmasının aksayan yanı, sol bek mevkiiydi. Ferguson, Nani'yi daha serbest oynattı ve bu da Eboue'nin üzerindeki baskıyı biraz olsun azalttı. Ancak, Valencia sağ kanattan ne zaman gelse, ceza sahasına orta yapacak pozisyonu buldu. Neyse ki, Galatasaray stoperleri bu pozisyonların çoğunda iyi pozisyon alıp gole izin vermediler. 

Dün akşam, Galatasaray'ın hücumda çok etkili gözükmesinin sebeplerinden birisi de, Ferguson'un son 1,5 senedir çok eleştirildiği bir konu olan United'ın geriye çok yaslanması meselesi. Geçen seneki Basel ve Bilbao facialarının sebebi, bir çok yazar tarafından, United'ın orta sahada pres yapmayıp, rakibi ceza sahası önünde beklemesi olarak gösterilmişti. Nitekim, geçen sene Premier Lig'in tepesinde 6 takım arasından kalesinde en çok şut göreni United'tı. Dün akşam da gördük ki, Fergie'nin takımının bu kötü alışkanlığı hala devam etmekte. Dün, Galatasaray, orta sahayı çok rahat geçti ve istediği pozisyonları ve şutları çok rahat buldu. Bu kadar çok pozisyon bulunmasında, takımın iyi hücum organizasyonu yapması kadar, United orta sahasınının geri yaslanmasının da katkısı büyüktü. Carrick ve Scholes, ceza sahası önünde pozisyon aldılar ve Kagawa ile aralarında, Galatasaray'ın hızlı adamlarının koşular yapacağı bir sürü boşluk oluştu. Orta üçlünün bu hastalıklı şekline, Nani ve RvP'nin yapmadığı savunma da eklenince, United orta sahası yol geçen hanına döndü. Galatasaray, biraz şanslı olsa, aynı Basel ve Bilbao gibi Fergie'ye acı bir ders verecekti. 

 Biz Galatasaray'ın iyi hücum ettiğini ve bu maçta üst düzey mücadele edeceğini biliyorduk ancak bu performansın United ile kıyaslanınca ne ölçüde etkili olacağından emin değildik. Nasıl emin olalım ki zaten, Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'nde ne zamandır izlemedik. Ancak, dün görüldü ki, Galatasaray'ın tedirgin olmasını gerektirecek hiç bir şey yok. Dünkü maç, grubun en zor maçıydı ve biz Galatasaray kazanamadı diye üzgünüz. Bu takımın, Old Trafford'tan kendine güveni ikiye katlanmış bir şekilde çıkması gerekiyor. Eğer Galatasaray, önündeki 5 maça da aynı ciddiyetle asılırsa, hem İstanbul'da United'tan intikamını alır; hem de bu gruptan çıkar. 

19 Eylül 2012 Çarşamba

3 Dakikada 3 Puan


Çok uzun uzun anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Dün akşamki Montpellier maçı, Avrupa'nın "büyük" bir takımının, daha mütevazi olanını ziyaret edip, çok fazla kendini sıkmadan istediğini aldığı karşılaşmaların klasik bir örneği idi. Biz, Türk takımlarının yıllarca madalyonun öbür tarafında duruşunu izlediğimizden bu tabloyu yakından biliyoruz. Dün akşam, maçı daha çok isteyen taraf Montpellier idi; mücadele eden, koşan, basan taraf da maçın büyün bölümünde Fransız ekibiydi. Ancak, Arsenal 20 dakika ayağını gaza basarak maçı kazanmasını bildi.

Her iki takımın maça nasıl baktığı aslında Montpellier'in kazandığı penaltıdan belliydi. Top savunmanın arkasına sarkan Belhanda'ya atıldığında, Vermaelen yeterince konsantre olsa daha süratli müdahele ederdi ya da top rakibe geçtiğinde müdahale etmez pozisyonunu korurdu. Ancak, o, auta doğru koşu yapan rakibine müdahele etmeyi tercih etti ve penaltıya sebebiyet verdi. Belhanda, aynı Montpellier gibi topu daha çok isteyen taraftı; Vermaelen de aynı Arsenal gibi yeterince konsantre değildi. 

Yenilen gol, Arsenal'i mecburen oyuna konsantre olmaya itti ve takım 3 dakikada iki gol bularak rakibinin moralini bayağı bir bozdu. Eğer bu sene Arsenal'in hücumunun nasıl şekilleneceğini görmek istiyorsanız, dün akşam atılan golleri iyi izlemenizi tavsiye ederim. Girroud'yu, henüz gol atamadı diye eleştiren bazı Arsenalli yazarlar var ancak dünkü iki golde stoperleri nasıl dağıttığına özellikle dikkat edin. 




Yukarıdaki 3 resimden 1. gole bakalım mesela. Pozisyonun ilk başında, top Diaby'deyken rakibin 3 numaralı stoperi tamamen Girroud'nun üzerine oynamış durumda ve bunu gören Podolski, 3 numaranın boşalttığı bölgeye bir koşu yapıyor ancak Diaby bu pası tercih etmiyor ve topu Cazorla'ya atıyor. Cazorla topla buluştuğu anda, Podolski'nin önünde yine büyük bir boşluk var ancak rakibin 4 numaralı stoperi Santi'nin pas açısını kapatmak için görev bölgesini terkedip ona doğru yaklaşıyor. Cazorla, Podolski'ye doğru zor pası denemek yerine, topu pivot pozisyonundaki Girroud'ya çıkarıyor; Girroud çok doğru bir iş yaparak, tek pasla Podolski'yi görüyor ve Alman oyuncu kendisini kaleciyle baş başa buluyor. İlk ve orta dereceli okullarda ders olarak okutulması gereken bu golde, Arsenal hücumu 15 saniye içerisinde, Podolski'ye koşu yapabileceği 3 farklı boşluk yaratıyor ve bu hücum organizasyonu rakip savunmayı tam anlamıyla dağıtıyor. 



Atılan 2. golde de benzer bir yardımlaşmayı ve Girroud'nun pivot oyununun etkisini görmek mümkün. Gervinho, sağ taraftan hareketlendiğinde, Girroud yine 4 numaralı stoperi kendine yapıştırmış durumda ve onun yanından koşu yapacak Gervinho için koridor hazır. Gervinho, Girroud'ya oynuyor ve 23 numaralı oyuncu ona müdahele ederken topun sağ kanattaki Jenkinson'a gitmesini sağlıyor. Top sağ kanada akarken, 4 numaralı stoper tamamen oyundan düşmüş durumda ve 3 numara ceza sahasının ortasına tek başına. Bu noktada 23 numaralı oyuncu Girroud'da kalmayı tercih ediyor ve 3 numarayı Gervinho'ya yem ediyor. Jenkinson çok güzel bir orta yapıyor ve Gervinho'da topla beraber kaleye giriyor. 

Bu 2 gol, hazırlanışları açısından Arsenal için çok önemli, çünkü takım bu sezon bunlardan bir kamyon dolusu atacak. Geçen sene Arsenal'in hücum planı, "ceza sahası içerisinde RvP'yi bul!" idi; bu sene yeni katılan 3 oyuncu ve Gervinho'nun katkısıyla, hücum organizasyonları bambaşka bir boyuta taşınacak. Son 2 maçta, hücum dörtlüsünün yardımlaşması, hareketi ve varyasyonları, rakip savunmaların resmen anasını ağlattı ve biz birlikte 5 tanecik resmi maça çıkmış bir hücum 4'lüsünden bahsediyoruz. Sezon ilerledikçe bu işler telepatik yolla yapılır hale gelecek ve bir sakatlık olmadığı sürece Arsenal ne RvP'nin gollerini arayacak, ne de Song'un asistlerini. 

Bu pozisyonlardan çıkarılacak bir çok olumlu şey var ancak dün ikinci yarıdaki oyundan pek de memnun olmadığımı belirtmek de isterim. Arsenal'e, Braga deplasmanında oynadığı rölanti oyun 2 sene önce grup liderliğine malolmuş ve 2. turda Barça'ya toslamasına neden olmuştu. Nispeten kolay olan bu seneki gruptaki maçları ciddiye alıp, grup birinciliğinden ödün vermemesi gerekiyor. Yine Diaby'i eleştiriyorum diye belki kızacaksınız ancak kendisinin defansif laubaliliği, dün 2. yarıda rakibe 2 kere gol hediye etmenin eşiğine geldi. Bir kere ceza sahasının hemen dibinde topu geveleyip rakibe verdi, bir de penaltı yaptı ki neyse ki hakem vermedi. Bu görüntüler, Wenger-Bould ikilisinin şu sıralar silmeye çalıştığı, Arsenal'in eski alışkanlıklarının kötü bir hatırası gibiydi. Bu konudaki endişelerimi, ligin çok başında olduğumuz için çok uzun uzadıya buraya yazmak istemiyorum. Dün cezalı Wenger'in yerine kulübede olan Steve Bould, mutlaka maçtan sonra takıma gereken dersi vermiştir. Umuyorum bu hareketlerin benzerlerini Pazar günü City karşısında görmeyiz. 

Özetle söylemek gerekirse, Arsenal'in sezon başından beri sürdürdüğü gelişimin sürdüğünü ilk yarıda gördüğümüz, ikinci yarıda da rölanti futbolla da olsa sonuca giden bir takım izlediğimiz bir maç oldu. En başta söylediğim gibi, Arsenal boyutundaki takımlardan, bu tip deplasmanlarda, çok iyi oyun, muhteşem bir futbol beklemek pek de gerçekçi değil. Avrupa'nın önde gelen takımları, rakibi ciddiye alıp sahaya belli bir standardı koydukları zaman, daha mütevazi takımlardan istediklerini çoğu zaman alıyorlar. Dünkü maç da bunun klasik bir örneğiydi. 

18 Eylül 2012 Salı

Yeni Galatasaray; Old Trafford


Çoktandır Türkiye Ligi ile ilgili yazı yazmak istiyordum ancak bizim ligde oynanan futbol o kadar yavan ki, insanın oturup taktiksel analiz yapası gelmiyor. Maçların satılmış olup olmadığının bile belli olmadığı, satın alanın cezasız kaldığı, hatta padişah gibi ağırlandığı bir ülkenin liginin neyini analiz edeceksiniz ki zaten. Neyse ki, Galatasaray, ait olduğu yere, yani Şampiyonlar Ligi’ne geri döndü ki, ben de tekrar Galatasaray ile ilgili yazı yazmaya başlayabilirim.

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ne yaptığı yeni bir başlangıç için United’tan daha uygun bir rakip olabilir miydi bilmiyorum. 19 yıl once her şeyin başladığı yer Old Trafford idi; kulüp ikinci başlangıcını da Old Trafford’a giderek yapıyor. Anlamsal olarak, gayet uygun bir başlangıç. Ancak, Fatih Terim’in 3. Galatasaray’ının, henüz Old Trafford’a hazır olup olmadığına emin değilim. İlk maçın United deplasmanı olması belki anlamlı ancak pek de talihli değil.

Galatasaray’ın yarın oynayacağı maç hakkındaki endişelerimin büyük çoğunluğu takımın defansıyla ilgili. Bana gore, Fatih Terim yeniden takımın başına geçtiğinden beri Galatasaray takım savunması tam olarak oturmuş değil. Geçen sene, takım, gol yemeden uzun bir maç serisi oynadı ancak bu maçların neredeyse tamamında rakibe bir çok pozisyon verdi. Gol yenmemesinin sebebi, takımın iyi defans yapmasından daha çok, rakibin beceriksizliği ya da Muslera’nın gününde olmasıydı. Galatasaray’ın savunma planının büyük bölümü, hücum presi yaparak rakibi bozmaya dayanıyor ve takım bunu Türkiye Ligi’nde başarıyla yapıyor. Ancak, rakip orta sahadaki presi top yaparak geçtiğinde Galatasaray’ın savunma zaafları da ortaya çıkıyor. Nitekim, Galatasaray geçen sene Süper Lig’in en az gol yiyen takımıydı ancak oynadığı 8 derbi maçın 5’inde kalesinde 2’şer gol gördü. Sezonun tamamına baktığınızda Galatasaray’ın maç başına 0.7 gol yediğini görüyorsunuz ancak bahsettiğim 8 derbi maçına baktığınızda bu ortalama iki katına, yani 1.4’e çıkıyor. Zaten, Galatasaray’ın normal sezonu çok rahat götürüp, play-off’ta zorlanmasının altında yatan sebep de bu. Aynı, 96-2000 Galatasaray’ı gibi, 2012 model Galatasaray da, geri yaslanıp savunma yapmayı sevmiyor.

Sadece Türkiye Ligi söz konusu olduğunda bu aslında çok da önemli bir sorun değil. Galatasaray, hücum presini adam akıllı yaptığı bütün maçlarda rakibe top göstermez ve savunmada sorun yaşamaz. Eğer gol yerse de, daha fazlasını atar. Bu futbol, Cluj ve Braga karşısında bile Galatasaray’ı sonuca götürebilir. Her ne kadar, her iki kulüp de yabana atılacak takımlar olmasalar da, Galatasaray’ın onlara kendi oyununu kabul ettirebilmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Takımdaki organize savunma zaafiyetinin kabak gibi ortaya çıkacağı maçlar Man Utd ve benzeri rakiplere karşı oynanacak maçlar olacak. Çünkü, bu tip takımlar Galatasaray’a topla oynama konusunda üstünlük sağlayacak ve yapılan hücum presi geçecek kalite ve personele sahip olacaklar. Fatih Terim, bu tip bir senaryoya göre hazırlığını nasıl yaptı pek bilemiyoruz nitekim Galatasaray, Old Trafford kalibresinde bir deplasmana resmi maça gitmeyeli bayağı bir oluyor. Okuduğum ilk açıklamalar, Terim’in, Old Trafford’ta kendi oyununu oynamaya çalışacağı yönünde ki, böyle bir oyun anlayışı bize ya çok güzel bir sürpriz hazırlar ya da büyük bir facia.

Terim’in, Old Trafford’ta kendi futbolunu kabul ettirmeye çalışması intihar olur demiyorum çünkü bana göre Man Utd’ın orta üçlüsü takımın en zayıf yeri ve geçen sene Basel’in her iki grup maçında da United orta sahasının düzenini nasıl bozduğu hala aklımızda. Her ne kadar bu sene Cleverley ve Kagawa’nın Carrick’e katılımıyla yeni bir United orta sahası ortaya çıkmış olsa da, bu üçlünün hiç bi şekilde bozulamayacak kadar sağlam bir orta saha olduğunu söylemek zor. Galatasaray, çok iyi gününde olursa, Man Utd orta sahasının ritmini bozabilir. Zaten, bunu yapamadığı ve orta sahayı United'a kaptırdığı anda, maçı da kaybeder. Fergie'nin, nasıl bir takım sahaya çıkaracağını ve nasıl oynayacağını kestirmek çok da zor değil ancak United'ın ritmini bozmak için bu kadarı yeterli değil. Man Utd'ı kağıt üzerinde çözmek ile, onların çok iyi çalışılmış setlerini sahada durdurmak arasında dağlar kadar fark var. Zaten, bu iyi çalışılmış setler ki, senelerdir, kadro ne olursa olsun, Fergie'nin takımlarını ligin tepesinde tutuyor.

Ferguson, Cumartesi günü Wigan karşısında 5 as oyuncusunu dinlendirdiğine göre, yarın Galatasaray karşısına ideal 11'i ile çıkmayı planlıyor demektir. Bu da demek oluyor ki, United, ileride RvP ve onun sol arkasında Welbeck, orta sahada Carrick, Cleverley ikilisinin önündeki Kagawa-Valencia ile sahada olacak. Bu diziliş aslında bir 4-4-2 gibi gözükse de, uygulanışta sağ tarafa doğru yaslanmış bir 4-2-2-2 halini alabiliyor. Fergie, sol açık olmadan sahaya çıkıp, hücumunu göbekte Welbeck'in tuttuğu toplara ya da sağda Valencia'nın bitmek bilmeyen bindirmelerine bağlamayı seviyor. Tabi ki, Welbeck'in yerine Young'ın oynadığı daha klasik bir 4-3-3'i de sahada görmemiz olası. Eğer United sahaya 4-4-2 ile çıkarsa, Galatasaray savunmasının çok dikkat etmesi gereken bölge sol kanat olacak. United sağ kanadında hem Rafael, hem de Valencia bütün maç ileri geri koşma kapasitesine sahip adamlar ve onlara eşlik edecek Hakan Balta - Amrabat (Engin) ikilisinin bu koşuların her birisini yakından takip etmesi gerekiyor. Şunu hatırlamak gerekiyor ki, Fergie'nin takımlarının 20 yıldır en çok attığı gol sağ kanattan gelen ortaya yapıştırılan kafa ve voleden geliyor. Yani yarın United'ın ilk deneyeceği şey, Valencia ile dip çizgiden yapılan sert ortalar ile RvP'yi bulmaya çalışması olacak. Fergie, bu sene formsuz olan Young/Evra ikilisini pek verimli kullanamadı ancak Wigan maçında Buttner'in ortaya koyduğu ofansif performans onun iştahını kabartmış olabilir. Yarın Evra'nın yerine Buttner'i ve sol kanadı normalden daha çok kullanan bir United'ı sahada görürsek şaşırmayalım.

Galatasaray için, en az sol kanat kadar kritik olan bir diğer nokta da Melo'nun oynadığı DM pozisyonu olacak. Gerçi bütün sorumluluğu Melo'ya yüklemek biraz insafsızlık ancak onun yarın sahada yapacağı tercihler Galatasaray savunmasının başarısını çok yakından ilgilendiriyor. Yarın, United hücumlarında Melo'nun yapması gereken 3 temel tercih var. Birincisi, Wellbeck'in fiziği ve RvP'nin tekniği tarafından bayağı bir meşgul edilecek iki stopere yardım etmek. Onların aralarına zaman zaman 3. bir stoper olarak girmek ve ceza sahasına yaklaşan diğer oyuncuları marke etmek. İkinci tercih, pozisyonunu koruyup, United orta saha oyuncularına pas alanı bırakmamaya çalışmak ki bunu yaparken Kagawa'ya oyun kurdurmaması da gerekiyor. Üçüncü tercih ise, daha mobil oynayıp, Kagawa kanatlara devrildiğinde onun peşinden giderek beklerin az adamla yakalanmasını önlemek. Bu noktada Melo'nun boşalttığı bölgeyi kapatma görevi de Selçuk'a düşüyor tabi ki. Kagawa, kanatlara bilinçli olarak açılıp Melo'yu da peşinden sürüklemeye ve onun boşalttığı bölgeye bindiren Cleverley'i bulmaya çalışacaktır. Bu noktada Selçuk'un ve hatta Umut'un sürekli olarak tetikte olması lazım. Hatta ben Terim'in yerinde olsam, forvetlerden birini kenarı çeker bu bölgeye Çolak'ın yada Hamit'in olduğu bir 4-5-1 ile sahaya çıkar, işimi şansa bırakmam. Bakın, Melo için 3 seçenek diyorum ve bunların içerisinde "Gol aramak" yok. Yarınki maç, Melo'nun kafasına estikçe ileri çıktığı, macera aradığı, TT Arena'daki Karabük maçı değil. Yarın, pozisyon ve savunma disiplini Galatasaray için en önemli kavramlar olacak. Kendisinin hırsına ve enerjisine diyecek bir şeyim yok; ancak, bana göre, Melo'nun, pozisyon disiplini karnesi bayağı bir zayıf. Eğer yarın Galatasaray iyi savunma yapmak istiyorsa, sahadaki 11 adamın da savunma görevlerini eksiksiz ve 90 dakika boyunca bozulmayan bir disiplin ile yerine getirmesi gerekiyor. Eğer Rafael 15 kere ileri bindirdiyse, Amrabat'ın da onunla beraber 15 kere geriye gelmesi gerekiyor. Çünkü karşısınızdaki takım Man Utd ve gol bulmak için ihtiyaçları olan sadece tek bir pozisyon. Rakibin, Avrupa'nın en formda golcülerinden birini barındırdığını unutmamak ve onu savunmanın en iyi yolunun ona giden pas yollarını tıkamak olduğunu unutmamak lazım.

Galatasaray'ın hücum anlamında ne yapacağını büyük ölçüde nasıl savunma yapacağı belirleyecek. Çünkü, eğer Man Utd'ı durdurmayı başaramazsa, Galatasaray'ın zahmet edip hücum etmesine de gerek yok. Fatih Terim'in elinde Amrabad, Hamit, Umut ve Burak gibi kontra atak futboluna yatkın oyuncular ve "target man" olarak kullanabileceği ve ileride top tutabilecek bir Elmander var. Bana, Elmander'i kenarda tutup, Umut'u tek başına ileri koymak ve ona kanatlardan top taşımak daha etkili olur gibi geliyor ancak bu diziliş Galatasaray'ın oyunu kendi sahasında kontrol edip kontra ile gol aradığı bir senaryoda daha etkili olacaktır. Eğer, Fatih Terim ileride pres yapıp, kendi oyununu United'a kabul ettirmeye çalışacaksa, o zaman Elmander'i de sahaya sürüp onun yıpratıcı özelliklerinden de yararlanabilir. Açıkçası, ben, yarın Galatasaray'ın domine edeceği bir orta saha görmemizin düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. O yüzden, Terim hücum planlarını kontra atak futboluna göre yaparsa daha gerçekçi olur.

Anlamlı olduğu kadar zor bir maç bekliyor Galatasaray'ı. Yarın, Fatih Terim'in yeni model Galatasaray'ı, şu ana kadar ki en zorlu sınavını verecek. Benim, Galatasaray'ın takım savunması konusunda ciddi endişelerim var ve takımın bu zaafiyeti yarın Man Utd tarafından fena halde kullanılabilir. Umuyorum, Fatih Terim, gerçekten büyük bir hoca olduğunu bize tekrar gösterir ve doğru tercihlere imza atarak, yarın doğru futbolu oynatır. Galatasaray, yarın kaybederse çok şey kaybetmez belki ancak mağlubiyet harici her sonuç, bu takım için inanılmaz bir güven aşısı olur. Aslında, sonuç filan hiç önemli değil benim için, ben arkaplanda Şampiyonlar Ligi şarkısı çalarken ekranda Galatasaray amblemi göreceğim için bile mutluyum. Ha bir de bizimkilerden biri çıkar RvP'nin bacağını eline verirse o zaman deymeyin keyfime. Şaka tabi bu. (Değil).

16 Eylül 2012 Pazar

Pazar Notları



Arsenal 6 - 1 Southampton
2 haftalık milli takım işkencesi nihayet sona erdi de, gerçek futbola tekrar kavuştuk. Arsenal, milli araya girerken, Liverpool'u deplasmanda yenmiş ve iyi bir ritm yakalamıştı. Dün görüldü ki, 2 haftalık ara bu ritmden hiç bir şey götürmemiş, hatta Arsenal bu sürede futbolunun üzerine bir şeyler koymuş.

Milli ara futbolu götürmedi ancak Diaby adlı arkadaşımızın sezonun ilk firesini vermesi için yeterli oldu. Liverpool maçındaki performansından sonra bir anda göklere çıkarılan Abu, benim kendisinden neden hazetmediğimi tekrar bana hatırlatmış oldu. Diaby'nin yetenekli olduğu su götürmez de, kendisi 5 maçı üstüste oynayacak fiziksel yeterliliğe sahip değil. İngiliz kışı bastırıp, tempo biraz ağırlaştığı anda yine kendisini revire yerleştireceğiz bence. Umuyorum, Diaby, Wilshere dönene kadar dişini sıkar da, o takıma yerleştikten sonra sakatlanır.

Diaby'nin yokluğunda Wenger'in orta sahadaki tercihi Coquelin oldu. Onun önünde ve arkasında Arteta ve Cazorla sezon başından beri oynadıkları pozisyonlarda sahadaydılar. Wenger'in asıl dikkat çeken tercihi, Girroud'yu yanına alıp maça Gervinho ile başlaması oldu. Bu değişiklik, Arsenal'in 4-6-0 ile sahada olması anlamına geliyordu ki, Arsenal'in ileri 4'lüsünün maç boyuncaki hareketliliği ve rotasyonu, zaten çok sağlam olmayan Southampton savunmasının tamamen dağılması için yeterli oldu. Bu dizilişin en çok yaradığı adam da Gervinho'ydu. Hem daha merkezde pozisyon aldığı için, hem de sürekli olarak kendisine yakın 5 Arsenal oyuncusu olduğu için, Gervinho, o saç baş yolduran bindirmelerinin hiç birisini yapmak zorunda kalmadı ve basit ve gole dönük oyunuyla etkili oldu.

Arsenal ilk iki maçında pozisyon üretmekte zorlanınca, hücumun zamanla oturacağını söylemiştik ki, dün gördük ki ileri 4'lü yavaştan oturmaya başladı. Özellikle Podolski ve Cazorla dün takımın en etkili kombinasyonlarına imza attılar ve kendilerine soldan sürekli olarak depar atan Gibbs de eşlik edince, Arsenal rakibin sağ kanadını felç etti. Gibbs'in bindirmeleri dün yine üst düzeydi ve onun ortaları rakibin iki golü kendi kalesine atmasına neden oldu ancak dikkat ederseniz her iki pozisyonda da yanlış tercihler vardı. Gibbs, ilk pozisyonda, içerideki Podolski ve Gervinho'yu bulmak yerine direk kaleye gitti, ikinci pozisyonda da yaptığı orta ilk defans oyuncusuna takıldı. Ha, dün bu yanlış tercihler şans eseri gole dönüştü ancak daha önceki 3 maçta göze batan hatalardı. Bu sezon Arsenal ile ilgili 4. kez maç yazısı yazıyorum, 4'ünde de aynı şeyi belirtmek zorunda kaldım. Umuyorum bu konuda bir gelişme sağlanır.

İlk yarıda maçı bitiren Arsenal, ikinci yarıda hafta için oynayacağı Montpellier ve önümüzdeki Pazar günün Man City maçlarını düşünerek tamamen rolantide çıktı. Wenger, ikinci yarıdaki oyundan pek memnun değildi ama Arsenal buna rağmen 2 gol atmayı başardı. Southampton, zayıf bir rakip olarak görülüp, bu maçın çok da büyütülmemesi gerektiğini söyleyenler olacaktır ancak aynı Southampton'ın City ve United'a yarattığı problemleri düşünürseniz, dünkü performansın çok da yabana atılacak bir iş olmadığını söyleyebilirsiniz. Premier Lig'de şampiyonluk yolu, kendi sahanızdaki bütün maçları domine etmekten geçiyor. Arsenal geçmişte bunu çok yapıyordu ancan son 2-3 senede, Emirates'de kapanan takımları zor açan bir bir takım halini almıştı. Dünkü maç, eski Arsenal'den izler taşıması açısından umut vericiydi. Umuyorum bu performans, önümüzdeki 8 ay boyunca benzer şekilde devam eder.

Man Utd 4 - 0 Wigan
Dünkü Wigan maçı Giggs'in, United formasıyla 600, Scholes'un da 700. Premier Lig maçıydı. Fergie, milli oyuncuları Evra, RvP, Cleverley, Kagawa ve Valencia'yı dinlendirmeyi tercih etti ve sahadaki yedeklerin bir ritm bulması biraz zaman aldı. İlk yarıda, Welbeck hariç oldukça tutuk bir oyun sergileyen United, ikinci yarıda Wigan savunmasının yaptığı hataların da katkısıyla yarım saatte 4 gol buldu ve maçı rahat kazandı. Vitesse'de oynarken de bol bol gol atan Buttner'in, United formasıyla ilk maçında da golle tanışması maçın ilginç notlarından birisiydi. Roberto Martinez'in Wigan'ı, her zamanki istikrarsız oyunlarından birini oynadı ve özellikle savunmada tam bir faciaydı. Bu arada eğer  "Old Trafford penaltısı" ne demektir bilmeyen varsa, bu maçta Wellbeck'in kazandığı ve Hernandez'in kaçırdığı penaltıya bir bakabilir.

Fulham 3 - 0 West Brom
Bu maç aslında haftanın en iyilerinden birisi olmaya adaydı ancak Odemwinge'nin salakça hareketi yüzünden katledildi. Buna rağmen, Archy'nin Fulham forması altında oynadığı ilk maç olması itibariyle izlenmeye değerdi. Martin Jol, belli ki, hücumunu, aynı Tottenham günlerinde olduğu gibi, Berbatov'un üst düzey tekniği etrafında kurmak istiyor ve dün de daha ilk maç olmasına rağmen bu anlayışın Fulham'ın oyununu domine ettiğini gördük. Archy, defans ve mücadele açısından dünyanın en iyi oyuncusu olmayabilir ancak, top ayağındayken kendisini izlemennin bir zevk olduğu su götürmez. Dün, çok klas bir gol atan ve bir çok pozisyonuın da yaratıcı olan Berbatov, çevresindeki adamlar onun oyununa alıştığında daha da etkili olacaktır. Bu maçın zevkli geçmesini beklememin sebeplerinden birisi, West Brom'un kontra atak işini çok iyi yapmasıydı ancak erkenden 10 kişi kalmaları oyun planlarını derinden etkiledi. Buna rağmen, 2. yarının başında maça ortak olmalarını sağlayacak bir kaç fırsatı yakalamayı başardılar ancak, Archy'nin Fulham'ı onlara izin vermedi.

Aston Villa 2 - 0 Swansea
Lambert, bu sezon işi en zor olan teknik adamlardan birisi. McLeish'den devraldığı enkazı, ligin orta/üst sıralarına taşıması bekleniyor ancak Villa sezona öyle kötü başladı ki, herkesin kafasında bu enkazdan takım ortaya çıkıp çıkmayacağına dair soru işaretleri oluştu. Sezonun başlamasından bu yana, Villa her maç bir öncekinden daha iyi oynadı ve dün de, ligin formda takımlarından biris olan Swansea karşısında hakettikleri bir galibiyet aldılar. Gollerin, iki yeni transferden gelmiş olması onlar açısından ekstra sevindiriciydi. Her ne kadar, her iki gol de kaleci/defans hatasından gelmiş olsa da, dün daha iyi oyanayan taraf olan Villa, şansın biraz yanlarında olmasını hakediyordu. Swansea'nin, deplasmanlarda zorlandığına, geçen sene de sık sık şahit olmuştuk. Kendi sahalarında, büyük takımlar hariç tüm ziyaretçilere karşı topu domine ederek oynayan Swansea, deplasmana gidip, karşı takım da topla oynamaya başlayınca bocalamaya başlıyor. Laudurup'un, aceleyle üzerinde çalışması gereken konulardan birisi, takıma, topa hükmetmeden de sonuç alabilecek taktiksel çeşitliliği kazandırmak olmalı.

Stoke City 1 - 1 Man City
Mancini sezona şampiyon takım üzerinde bir takım deneyler yaparak başladı. Sezon öncesinde ve ilk maçta 3-4-3 denedi, oyuncuların pozisyonlarında bir takım değişikliklere gitti; dün de sahaya 3 yeni transferi aynı anda sürerek 4-4-1 ile çıktı. Belki, kafasında hafta içi oynayacakları Real maçı vardı ancak bu kadar fazla değişikliğin City'nin ritmini bozduğu bir gerçek. Şu ana kadar, kazandıkları maçlar dahil, hiç bir maçta iyi futbol oynadıkları söyleyemeyiz. Dün, Mancini'nin saha sürdüğü oyunculardan Javi Garcia iyi bir maç çıkardı ancak Sinclair ve Maicon'un, Premier Lig şampiyonu ve trilyoner City'nin adamları olduğunu söylemek zor. Mancini, geçen sene onlarca kere yaptığı üzere, 60'da Barry'i oyuna alarak Yaya Toure'yi forvet arkasına aldı ve buradan 2-3 tane net pozisyon üretti. Burada doğal olarak akla gelen soru, Toure'nin maçlara neden bu pozisyondan başlamadığı oluyor tabi ki. Belli ki, Mancini, Yaya Toure'nin 90 dakika boyunca "box to box" oynayacak kondüsyona sahip olmadığını düşünüyor ya da onu zorlamak istemiyor. Geçen sene Man City, Silva, Nasri, Toure üçlüsüyle, Premier Lig'in en iyi hücum kombinasyonlarını yapan takımıydı; bu sene henüz bunlardan pek göremedik. Ayrıca, takım geçen sene yediği toplam golün 5'te 1'inden fazlasını daha ilk 4 maçta yedi ve defansif olarak da güven vermedi. Ancak, dediğim gibi, Mancini, anlayamadığım bir sebepten dolayı sezon başından beri takımın üzerinde bir şeyler deniyor ve bu yüzden City, henüz top oynamaya başlayamadı. Umuyorum, bir hafta daha başlamazlar. Bu arada, Premier Lig'in en kötü hakemi Clattenburg, her maçta sonuca etki eden bir hata yapma geleneğine, Crouch'un basketbol oynadığı pozisyonu görmezden gelerek devam etti. Tebrik etmek lazım kendisini.

Sunderland 1 - 1 Liverpool 
Benim bahisle pek aram yok ancak bu maçın berabere biteceğinden o kadar emindim ki, gittim bu maçta beraberliğe 10 dolar bastım. Bahis uzmanı filan değilim ancak, Sunderland'ın bu sezon ligde oynadığı bütün maçların berabere biteceğine inanıyorum. Martin O'Neill, Villa'nın başındayken de beraberliklere aboneydi, Sunderland de, disiplinli savunması ve kontraya dayalı futboluyla bunlardan bol bol alacakmış gibi duruyor. Geçen sene Rodgers, Swansea'nin başındayken düşük profil oyunculardan, iyi oynayan bir takım yaratmayı başardı. Bu sene de aynı şeyi Liverpool'da yapması bekleniyor ve ben çok da ümitsiz değilim. Ancak, kafamdaki en büyük soru işareti, Liverpool'un ligin tepesine oynayacak yeteneği kadrosunda bulundurup, bulundurmamasıyla ilgili. Dün Rodgers, açıkta Borini ve Sterling ve onların arkasında Shelvey ile oynadı. Sadece isimlere baktığınızda bile, Liverpool'un City, United, Chelsea ve Arsenal'in seviyesine gelmek için çok büyük aşama kaydetmesi gerektiğini anlıyorsunuz. Bu oyuncular bireysel kalite olarak, rakiplerin sahip olduğu kalitenin çok uzağındalar. Aradaki farkı kollektif olarak kapatabilirler mi; bu da çok büyük bir soru işareti. Bu üç oyuncuyu geçtim, Liverpool taraftarının ayın oyuncusu seçtiği Joe Allen'dan bile emin değilim ben. Bana göre, sürekli yan pas yapan ve maçı yüzlerce isabetli pas ile bitiren ancak takımı hücuma kaldırmayan Bülent Akın'ın İngiltere şubesi bir arkadaşımız kendisi. Dün, Liverpool'un hücumlarının tamamı Gerrard'ın derinlemesine oynadığı toplardan geldi. Belki, Rodgers, yaptığı görev dağılımında Allen'a sürekli Gerrard'a oynamasını söylemişti ancak bu anlayışla Liverpool'un hücumdan çıkarken çok ağır kaldığı ortada. Bu ağırlık, geçen maç Arsenal'e geriye yaslanıp organize olma şansı verdi; dün de Sunderland, son 20 dakikaya kadar geride gayet rahattı. Üstelik, bir türlü ritmini bulamayan takıma Rodgers'ın, maç boyu yaptığı tek değişiklik Downing oldu. Gerçi kenarda, Nuri'den başka opsiyon da yoktu ancak en azından bu maçta Nuri, Allen, Gerrard orta sahasının tekrar denenmesi gerekiyordu. Liverpool'un zamana ihtiyacı olduğu kesin ancak Rodgers'ın, takımın ihtiyacı olan kaliteyi kadrosunda bulup bulamayacağına dair derin şüphelerim var. Suarez'e bir şey olması durumunda, Liverpool nasıl gol bulacak onu da bilmiyorum. 4 maçta 2 puan, Liverpool tarihinin en kötü başlangıcıydı; umuyorum kısa zamanda iyileşme süreci başlar.

QPR 0 - 0 Chelsea
Ne el sıkışmaymış bu arkadaş. Federasyon geçen sene bu maçtaki el sıkışma merasimini iptal ederek doğru bir iş yapmıştı, bu sezon unuttular galiba. Ferdinand, Terry ve Cole'un ellerini es geçti ve burada yükselen tansiyon bütün maç inmeden devam etti. Eğer ben, Di Matteo olsam, bu maça Terry'siz çıkar, oyuncumun 90 dakika hırpalanmasının önüne geçerdim. Ancak, bu tip klas hareketleri ancak büyük hocalar yapar ve Di Matteo böyle bir hoca değil. Chelsea lige iyi başlamış gibi gözükse de, bana göre oynadıkları futbol henüz oturmuş durumda değil. Geçen senelerin, geride disiplinli ve fiziksel olarak rakibi ezen Chelsea'sinin yerine, bu sene daha maceraperest ve savruk bir Chelsea var. Atletico maçında görüldüğü üzere, bu sene, Barcelona'yı bile kitleyebilecek savunma kapasitesine sahip bir Chelsea görmenin çok uzağındayız. Hücum organizasyonları büyük ölçüde Hazard'ın kişisel yeteneklerine dayanıyor ve dün Mata'nın yokluğunda bu tablo daha belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Bu sezon Chelsea'nin attığı 8 golün 7'sinde Hazard'ın direkt katkısı var ve o gününde olmadığı zaman Chelsea'nin sıkıntı yaşaması muhtemel. Hafta içi Juve'ye karşı oynayacakları maç, onların nerede olduklarına dair bize daha iyi bir fikir verecektir.

Norwich 0 - 0 West Ham
Aynı Paul Lambert'in yeni takımı gibi, eski takımı da bu sezon her oynadığı maçta daha iyiye gitti. Houghton'un, Norwich'i, bize geçen sezonki Carrow Road performanslarına benzer bir performans izletti ancak ne yazık ki, istedikleri 3 puanı alamadılar. West Ham, evinde oynadığı ve rakibi biraz olsun kendi sahasına iktirdiği zaman, ana planı olan ceza sahasına top şişirme olayını başarıyla uygulayabiliyor. Ancak, rakip üzerine geldiği zaman, pas yaparak kendi sahasından çıkma konusunda sıkıntı yaşıyor. Dün de, maçın büyük bölümünü Norwich'in baskısı altında oynadılar ve geçen haftaki dominant performanslarından eser yoktu. Tabi yeni transferleri Carroll'un yokluğu da bunda önemli rol oynadı. West Ham'in futbolu kimseyi tatmin etmemeye devam edecek ama Big Sam sezon sonunda takımını 10-13 arası bir pozisyona park edecek. Norwich ise hepimizin gözüne hoş gelse de uzun ve zorlu bir sezon oynayacak.