26 Ağustos 2012 Pazar

Pazar Notları


Manchester Utd 3 - 2 Fulham
Martin Jol ve onun yönettiği takımlar, geriye yaslanıp kontra atak yapmayı hiç sevmiyorlar. Zaten geçen seneki deplasman/iç saha performansları arasındaki uçurum da bunun göstergesi. Man Utd karşısına, her halükarda, oyunu kendi yarı sahalarında kabul ederek çıkmak zorundaydılar ve daha ilk dakikada golü bulunca, United tarafından iyiden iyiye kendi sahalarına hapsedildiler. United, Old Traford'a çıktığında senelerdir hep aynı oyunu oynuyor ve bu çok iyi çalışılmış düzene çomak sokabilen takım da zor bulunuyor. Fergie, dün yine hücum planını iki açık oyuncusunun üzerinden yapmıştı ve forvet arkasındaki Kagawa da, Fulham defansını göbekten yarmak yerine, kenarlara gelip Valencia ve Young ile yardımlaşmayı tercih etti. Kendisinden tiksiniyor olsam da, RvP'nin attığı golün hakkını vermem gerekir. Klasik bir RvP bitirişiydi ve kanatlardan bel hizası top kesmeye bayılan United takımı içerisinde Robin bu volelerden daha çok bulur. Bitiriciliği konusunda çok problem yaşayacağını sanmıyorum ancak kendisinin Rooney ile aynı sisteme nasıl oturacağı hala bir soru işareti. Fergie, dün sürpriz bir şekilde Rooney'i kenarda başlattı. Buna rağmen, gol pozisyonu dışında RvP'yi pek görebildiğimizi söyleyemem. Bu arada bacağına vadi açılan Rooney'in 1 ay kadar sahalardan uzak kalacağını da ekleyeyim. Son olarak, United defansının, biraz da sakatlıkların etkisiyle, ilk 2 maçta oldukça kötü bir perfomans verdiğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Geçen hafta tek başına farkı önleyen Da Gea, dün de 3-4 tane çok kritik kurtarış yapmak zoruda kaldı. Her ne kadar yan toplardaki zaafı, yenilen 2. golde tekrar kendini göstermiş olsa da, cepheden gelen şutları durdurmadaki başarısı dünkü galibiyetin gelmesinde önemli rol oynadı. United, kronik Arsenal hastalığı olan defans hatası yapıp paniğe kapılma olayını dün tecrübe etti ve 2. golden sonraki bölümde, dalga dalga gelen Dembele tarafından bayağı bir hırpalandı. (Wenger'in, Song'un yerini alınacak adam için uzağa bakmasına gerek yok) 

Aston Villa 1 - 3 Everton
Ligin en oturmuş ve fiziksel olarak en hazır takımıyla, ligin en proje halindeki takımının maçında sonuç kimse için sürpriz olmadı. Everton, geçen hafta Man Utd'ı darmadağın eden bir futbol oynadı ve dünkü maçta da kaldığı yerden devam etti. Moyes'in orta sahayı fiziksel ve teknik olarak domine eden takımı karşısında, tamamen kendi sahasına hapsolan Villa, ne Fellaini'nin ayağında topu alabildi, ne de Pienaar ve Osman'ın yaptığı koşulara çare bulabilidi. Lambert, öyle bir enkaz devralmış ki, McLeish yönetiminde tamamen futbol oynamayı unutmuş takımı ayağa kaldırması için en az yarım sezona ihtiyacı var. Geçen hafta da söylediğim gibi, eğer Villa kümede kalma mücadelesi vermek istemiyorsa, bir an önce transfer yapmak zorunda. Özellikle orta sahada top yapacak ve ilerideki Bent'i destekleyecek oyuncu ihtiyacı çok fena göze batmakta. Villa için ne söylüyorsak, Everton için tam tersini söyleyebiliriz. Moyes'in takımı lige yavaş başlayıp sonradan açılmasıyla ünlüdür ancak bu sene daha ilk maçtan gaza basmış durumdalar. Çok geniş bir kadroları yok ancak sahaya çıkan 11 ve oynadıkları futbol, ligdeki bütün takımları devirebilecek kalitede. Kritik bölgelerde sakatlık yaşamazlarsa, ilk 4'ü zorlamamaları için bir neden göremiyorum. 

Swansea 3 - 0 West Ham
Bu hafta ligin pragmatizm-sistem oyunu skalasında iki ucunda olan takımların karşılaşmalarına sahne oluyor. Dünkü maçtan sistem oyunu oynayan takım galip çıktı; umuyorum bugün de Arsenal diğer pragmatik takımı benzer bir skorla geçer. Geçen hafta da söylediğim gibi, Laudrup ve yeni transferleri, Swansea'nin geçen sene oynadığı oyundan hiçbir şey eksilmemekle kalmayıp, takımı hücumda daha efektif bir hale getirmiş durumda. Birlikte oynadıkları 2. resmi maç olmasına rağmen De Guzman, Britton ve önlerindeki Michu'dan oluşan orta saha tıkır tıkır işlemekte ve takımın tamamının yardımlaşma isteği üst seviyede. Dün Big Sam'in ceza sahasına doldurttuğu toplar Swansea'nin defansının dengesini zaman zaman bozduysa da, maç ilerledikçe Laudrup'un takımının güveni arttı ve paslar yerini bulmayı başladıktan sonra maç da yokuş aşağı gitti. Swansea'nin pas trafiği geçen hafta QPR stoperlerini dağıttığı gibi bu hafta da West Ham'ın stoperlerini maymuna çevirdi.  Skorun çabuk netleşmesinde, West Ham'ın hediye ettiği 2 golün de etkisi vardı ancak bunlar olmasa da, Big Sam Liberty Stad'ından yenilgiyle ayrılacaktı. Bu arada, şu ana kadar yazdığım 3 maçta da fahiş kaleci hatası olduğunu ve genel olarak Premier Lig kalecilerinin, sezona pek de iyi bir giriş yapmadığını söyleyebilirim. 

Chelsea 2 - 0 Newcastle
Chelsea, bir çoklarına göre sezona etkileyici bir başlangıç yaptı ancak ben onlar hakkında kesin bir yargıya varmak için biraz daha beklemek taraftarıyım. İlk 2 maçlarında zayıf rakiplere karşı Hazard/Mata ikilisinin şahsi becerileriyle sonuca gittiler ve dün de  karşılarında yanlış oynayan bir Newcastle vardı. Alan Pardew, Chelsea'nin kalabalık orta sahasıyla baş etmek için Cisse/Ba ikilisinden birisini kenarda bırakarak maça çıkmalıydı ancak o 4-3-1-2'sinden taviz vermedi. Buna karşılık Di Matteo'nun, "Christmas Tree" formasyonu, özellikle ilk yarıda Newcastle'ın bütün hücum bağlantılarını felç etti. Ben Arfa, önünde Mikel, Meireles, Bertrand üçlüsünü buldu ve normalde ona Cabaye tarafından getirilen yardım, ilk 45 dakika ortada yoktu. Fransız oyuncu, sürekli olarak pozisyon değiştiren Hazard ve Mata'yı kovalamakla meşgüldü ve hücumdaki görevlerinin hiçbirini yerine getiremedi. İkinci yarıda, maç eşitlenmiş gibi gözükse de aslında bunun sebebi Chelsea'nin ayağını gazdan çekmesiydi. Aslında golü bulduktan sonra geriye yaslanma olayı, Chelsea'nin oynadığı ilk 3 maçın ortak özelliğiydi. Di Matteo, bunu bilinçli mi yapıyor yoksa takım henüz fiziksel olarak hazır olmadığı için mi oluyor pek emin değilim. İlk 3 maçın diğer dikkat çeken özelliği de, takımın hücumunun fazlasıyla Hazard'ın üzerine yüklenmiş olmasıydı. Bir kamyon dolusu para saydıkları adamın, bu yükün altından iyi kalkıyor oluşu Chelsea açısından sevindirici ancak onu bu takımdan çıkardığınızda sanki bir anda çok sıradan bir takım ortaya çıkıyor gibi. Hazard'a ek olarak Torres'in de alternatifi şu an yok ve bundan kelli Abramoviç'in bu hafta para harcaması muhtemel. Bana göre, Victor Moses'dan daha iyi bir hücum oyuncusuna ihtiyaç var. 

Sp*rs 1 - 1 West Bromwich
Aynı Cesc sonrası Arsenal gibi, Modriç sonrası Tottenham'ın da zamana ve transfere ihtiyacı var. AVB'nin elinde Modriç'in yaptığı işleri yapabilecek ve hatta yanına bile yaklaşabilecek bir oyuncu yok. Geçen hafta Sp*rs, göbekten hiçbir şey üretemeyip sonuca Lennon ve Bale ile kanatlardan gitmeyi denemiş ve kaybetmiş olsalar da bunda kısmen başarılı olmuşlardı. Clarke, bunu iyi izlemiş olacak ki, dün West Brom sahaya kanatları kilitlemek için çıktı ve bunda da son derece başarılı oldu. Tottenham'ın oyunu kontrol ettiği ilk yarıda bile kanatlardan üretimi sıfırdı ve bundan sıkılan Bale, sürekli olarak göbeğe yanaşarak oynadı. AVB, bu bölgedeki üretimi arttırmak için VdV'ı forvet arkasına yerleştirmişti ancak VdV, üretebilen bir adam olmadığını yüz ellinci kere bize kanıtladı. Tottenham, ilk 45 dakika topa hakimdi ancak hiçbir şey üretemedi. İkinci yarıdaki kritik değişiklikler Lukaku'nun oyuna girişi ve Sandro'nun çıkışıydı. Golü yedikten sonra, rakibin üzerine gitmeye başlayıp birden Tottenham savunmasının sallandığının farkına varan West Brom, Lukaku'nun girişiyle beraber, rakip stoperler Gallas ve Vertonghen'i panike moduna soktu. Bu nokta saçma sapan bir değişiklikle, stoperleri koruyan tek adam olan Sandro'yu kenara alan AVB, resmen çöküşün düğmesine bastı. Son 10 dakikada West Brom akın akın geldi; Tottenham da panikledikçe panikledi ve sonunda 91'de çöktü. İki yarıya hükmeden iki takımın mücadelesinde, maçın hakkı beraberlikti ve West Brom son dakikada da olsa hakettiğini kopartmayı başardı. 

Southampton 0 - 2 Wigan
Bu sene lige çıkan takımlar arasından sanırım hala Championship ayarında olanı Southampton. Geçen hafta, umut verici bir performanstan sonra dün Wigan savunmasını hiç zorlayamayışları gerçekten düşündürücü. Martinez'in takımı, rakibin onları açamadığı maçlara bayılır. Dün kendi klasiklerine aykırı bir şekilde iyi savunma yaptılar. Ya da rakip çok dişsizdi. Bilemedim. 

Norwich 1 - 1 QPR
Geçen hafta 5'lik olan 2 takımın mücadelesinde, gelişim gösteren taraf Norwich City idi. Maça iyi başlayan ve  golden sonra alıp başını gidecekmiş gözüken taraf Norwich idi ama Premier Lig'in en kötü hakemi Clattenburg QPR'ı maça ortak etti. Verdiği tartışmalı penaltı ve penaltı atılırken 2 metre ceza sahası içerisinde olan Zamora'nın golünün iptal etmeyişi maçın skoruna direk etki etmesine neden oldu. Norwich, ikinci yarıda maçı çevirecek şansları buldu ancak şansları bir türlü yaver gitmedi. Houghton'ın takımı, geçen hafta yaşanan şoktan sonra bu hafta kendine gelmiş gibiydi ancak ligde kalmak istiyorlarsa gelişim göstermeye devam etmeleri gerek. Hughes, 8 transfer ile toplama kampına çevirdiği QPR'ın kadrosuna 2 oyuncu daha ekledi ve bu hafta 1 kişi daha alırsa, 2 ayda tam 11 oyuncu getirmiş olcak. CM oynamayı bırakıp, bu adamlardan takım yaratmaya başlarsa kendisi için yararlı olur. Gerçi onun yararını isteyen kim, değil mi?

Sunderland - Reading
Yağmur nedeniyle ertelendi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder