15 Ağustos 2012 Çarşamba

4. Geleneksel Sezon Öncesi Yazısı

Artık yıllara bayılırım. Artık yıl demek, Olimpiyat ve Avrupa Futbol Şampiyonası demektir ki, bu da liglerin tatilde olduğu dönemde canımız sıkılmayacak anlamına gelir. Nitekim bu sene de böyle oldu. Göz açıp kapayana kadar kendimizi Premier Lig’in kapısında bulduk. İlk maçlar 3 gün sonra oynanacak ve birçok kulübün lige hazır olmadığını biliyorum. Kulüplerin çoğu harıl harıl transfer çalışması yaparken, kimileri daha transfere başlamadı bile. İlk haftalar oturmuş kadroları olan City, United gibi kulüplere avantaj getirecek. Hoca ve kadro değişimine giden Arsenal, Chelsea, Tottenham ve Liverpool içinse işler biraz daha zor olacak. İlk maçlar oynanmaya başladıktan sonra, büyük kulüplerin değerlendirmelerini, daha sağlıklı verilere dayandırarak, yavaş yavaş yaparız. 

Arsenal değerlendirmesine iki problemli bölgeyle başlamak istiyorum. Her ne kadar, ilk bakışta RvP’nin terkedeceği hücum bölgesi problemmiş gibi gözükse de, Arsenal’in yaptığı doğru transferler burayı kriz bölgesi olmaktan kurtardı. Bana göre asıl kriz bölgeleri defansif orta saha ve bek pozisyonları. Orta sahanın defansif yamacı, Song varken ve iyi oynuyorken bile Arsenal için problem idi. Şimdi bir de başımıza Song’un Barcelona flörtü çıktı ki, böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi Wenger’in başını bir hayli ağrıtabilir. Tabii ki Arsenal buradan gelen parayı direkt gidip M’Villa gibi bir oyuncuya yatırarak sorunu çözebilir ancak ligin başlamasına 3 gün kala kimsenin böyle bir maceraya girmek istediğini sanmıyorum. İngiliz basını, Song’un yerinin Nuri Şahin ile doldurulacağını da yazıyor ancak Nuri’nin de buradaki problemi çözecek adam olduğundan emin değilim ben. 

Aslında bu bölgedeki problem, Arsenal’in Cesc, Nasri ve Wilshere üçlüsünü kaybetmesiyle başladı. Takımdaki 3 yaratıcı orta saha oyuncusunun sayısı birden sıfırlanınca, orta sahadaki üretkenliği sağlamak için Wenger alternatif çözüm yolları aradı. Bunlardan birisi de, Song’un defansif görevlerinden feragat ederek onun ileri üçlüye daha sık yaklaşmasını sağlamaktı. Ramsay, Arshavin, Gervinho gibi oyuncuların bir türlü beceremedikleri “yaratma” görevinin bir bölümü Song’a aktarıldı ve hakkını vermek gerekir ki, o da bunu başarıyla yaptı. Ancak bunu yaparken, doğal olarak defansif görevlerini de bol bol aksattı. Wenger, Ramsey ve Arteta’nın Song’a eşlik ettiği dönemde, defansif orta saha rolünü saha içinde bir rotasyona bağlamaya çalıştı ancak Rosicky form tutup da, takımın hücumsal yaratıcısı rolünü üstlenene kadar bundan pek verim alınamadı. Özetle söylemek gerekirse, Arsenal kimin DM, kimin AM olduğunun belli olmadığı bir sisteme adapte olamadı. Ne zaman Rosicky gelip AM rolüne yerleşti, o zaman Arsenal daha iyi futbol oynamaya başladı. 

Cazorla transferi ile takımın AM bölgesindeki sorun çözüldüğüne göre, Wenger'in önünde bir ikilem var. Ya Song'a eski defansif ağırlıklı oyununu oynatacak ya da kendisinden aynen devam etmesini isteyecek. Kesici, çıpa DM'lerin neslinin tükendiğini iyi bilen Wenger, büyük ihtimal yeni Song'tan gayet memnun. Barça, Real, Man Utd gibi Avrupa futbolunun önde gelen kulüpleri, kesici ön libero kullanmayı çoktan bıraktı ve böyle de başarılılar. Ancak geçen sezon da gösterdi ki, Arsenal'in bu trene binmesi için henüz erken. Eğer defansınız önündeki DM devriyesini kaldıracaksanız, takım savunmanızın çok üst düzeyde olması gerekiyor. Bunu Barça örneğinde çok net görüyoruz. Real'de Khedira ve Alonso maç boyu diğerlerinin arkasını topluyor. United, defansif şekil ve pozisyon alma konusunda dünyanın belki de en iyi takımı. Ben, Song'un ofansif görev almasına karşı değilim ancak önündeki adamlar onun boşalttığı defansif sorumluluğu paylaşmayacaksa, geçen seneki problemler tekrar ortaya çıkacaktır.

Takım savunmasının bu sezon daha iyiye gitmesi konusunda bu sezon umutluyum. Çünkü, hem artık kenarda Steve Bould gibi Graham döneminin savunması çok iyi bilen bir hoca var hem de yeni katılan oyuncular savunma açısından gayet gayretliler. Hem Podolski hem de Cazorla, benzer pozisyonda oynayan oyuncularla karşılaştırıldıklarında üst düzey savunma yeteneklerine sahipler. Yani eğer Song, geçen seneki rolüne devam edecekse, belki bu sene Arsenal bu ağırlığı kaldırabilecek seviyeye gelebilir. Gerçi içimden bir ses, Song'un ayrılacağını ve Arsenal'in M'Vila ya da benzer bir oyuncuyla anlaştığını ertesi gün açıklayacağını söylüyor. Wenger, 5 senede ağaçtan yontarak adam ettiği Song'u böyle kolay veda mı edecek; hep beraber göreceğiz. 

DM meselesini bir tarafa koyarsak, Arsenal'in başını ağrıtacak ikinci bölgenin de bek pozisyonları olduğunu görüyoruz. Sağ bek, Sagna varken, takımın en güven veren bölgesiyken, onun yokluğunda takımın en zayıf noktasına dönüşüyor. Yani Bacary Sagna ile yedekleri Jenkinson ve Yennaris arasında dağlar kadar kalite farkı var. Köln maçında sahaya çıkan 11 bana göre Wenger'in, Song ve Arteta hariç ideal 11'iydi. Yani sağ bek bölgesinde Sagna'nın yokluğunda formayı ilk alacak isim Yennaris olacak. Jenkinson'a göre fiziksel ve teknik olarak bariz üstünlüğü bulunan genç oyuncunun tek dezavantajı kendisinin safkan bir bek olmaması. Orta sahadan bek devşirme işi riskli bir iştir ama sanırım Wenger bu riski alacak. 

Sol bekte formayı kapan isim Gibbs olacak çünkü Andre Santos'un defansif özellikleri Premier Lig için  fazlasıyla yetersiz. Gibbs, eğer sakatlamadan gelişimini sürdürürse, formayı kolay kolay kaptırmaz. Ancak her sezon olduğu gibi bu sezon da sakatlanırsa, Arsenal'in yine başını ağrıtır. Andre'nin takıma yaptığı ofansif katkıya diyecek bir şeyim yok ancak kendisi sahada olduğu zaman, geri dörtlünün dengesi fena halde bozuluyor. Belki de, Wenger, Song'un satışına bu sebepten bile onay verebilir. Beklerin zaafiyetinin daha defansif bir DM tarafından kapatılmasını istediği için Song'u yollayıp yerine M'Vila gibi bir oyuncuyu getirebilir. Transfer bitene kadar bu sorulara cevap bulamayacağız ancak bildiğim bir şey var ki, eğer Arsenal Santos ve Yennaris ile maça başlayıp, Song'u da ofansif oynatırsa, bir araba dolusu gol yer. Geçen sene yemişliği de var zaten. 

Köln maçındaki 11'in belirleyici olduğu görüşüm aslında ofansif anlamda da geçerliliğini koruyor. RvP'nin ayrılmasından sonra, Podolski'nin o bölgeye geçmesi bekleniyordu ancak bence Wenger, ileri uca Girroud'yu hazırlıyor. 4-2-3-1'in 3'lüsünü de Lukas, Cazorla ve Walcott oluşturacak. Gervinho ve Ox da, bu 3'lünün yedekleri olacaklar. (Ox'un sezon içinde Walcott'tan formayı çalması sürpriz olmaz). Böyle bir dizilişte, Girroud'nun formu kritik bir hal alabilir ancak kağıt üzerinde bu hücum hattı, geçen senekinden çok daha iyi. Yani Van Persie'ye Man Utd forması hayırlı uğurlu olsun. Arsenal, kendisini aramayacak. 

Tabii ki hücum hattının etkinliğinin belirleneceği yer orta saha. Song gitsin ya da gitmesin, bu bölgenin kritik adamı yine Arteta olacak. Geçen sene Arsenal, onun yokluğunda sadece 1 maç kazanabildi ve eğer Nuri Şahin transferi gerçekleşmezse, Arteta yine alternatifsiz kalacak (Diaby diyenin ağzına vururum terlikle). Arteta, Song ve Cazorla dizilişinin avantajı, her üç oyuncunun da, hem kısa hem de diagonal pasları iyi atıyor olması. Hücumda zaman zaman, açıklarla yapılan verkaçlardan farklı bir şey üretmekte zorlanan Arsenal için, pas mesafesinin çeşitlenmesi yararlı olacaktır. Arsenal hücumunun ana yolu yine, forvet arkasındaki üçlünün birbirine yakın oynayarak yaratacağı üçgen ve dörtgenler olacak. Ancak, Köln maçında gördüğümüz gibi, Girroud'ya direkt atılan paslar ile ona yaklaşan açıklar üzerinden pozisyon üretme opsiyonu da takıma başka bir boyut kazandıracak. Fransız oyuncu, Pazar günkü maçta, hem direkt skora gidebileceğinin hem de takım arkadaşlarını beslemek konusunda istekli olduğunun işaretlerini verdi. Önümüzde Chamakh gibi bir örnek olmasa, kendisinden daha umutlu olurdum ama bu sezon yoğurdu üfleyerek yiyorum. 

Burada "takım savunması" lafını çok kullanıyorum ancak Arsenal'in, Invincibles günlerinden beri istikrarlı olarak eksikliğini hissettiği şey bu. Takım savunmasının olmazsa olmazı 2 girdi olan "motivasyon" ve "disiplin" kavramları Wenger'in arasının pek de iyi olmadığı şeyler. Zaten benim son 2-3 senedir ona sürekli yüklenmemin temelinde de bu kavramların takımdaki eksikliği yatıyor. 90 dakika boyunca savunmadaki tüm görevlerini eksiksiz yapmasını istediğin adama önce vermen gereken şey motivasyondur, bu standardı uzun süre korumak istiyorsan, ihtiyacın olan şey disiplindir. Eğer oyuncun, karşına maç boyunca 10 kere çıkan rakibi her defansında aynı şevk ve ciddiyetle karşılamıyor; 7 kere karşılayıp, 3 kere de "benim arkamdaki başetsin" diyip frene basıyorsa, o zaman ortada ciddi bir disiplin problemi vardır. Premier Lig, 10'da 7 disiplinli olanın değil, 10'da 10 çalışanın başarılı olduğu bir yer. Ferguson'un her türlü kadroyla neden hep tepede olduğunu merak ediyorsanız, bir Man Utd maçını da bu dediklerimi hatırlayarak izleyin. Siz hiç Paul Scholes'un yanından adam geçerken tembellik yaptığını gördünüz mü? Scholes bilir ki, o adamı kaçırıp soyunma odasına döndüğünde, 20 yıllık hocası Fergie ona fön makinası muamelesini çekecektir. Ben, Wenger bağırsın çağırsın demiyorum. Oyuncularına defansif disiplini vermenin kendine göre bir yolunu bulsun, bulamıyorsa yardım alsın. Ama çok çalışan oyuncun ile Diaby gibi tembelleri yıllarca aynı kefeye koymasın. Wenger, bunu yaptığı sürece zirveden hep uzak kalmaya mahkum olacak. 

Takıma yeni katılan oyuncuların ve Steve Bould faktörünün, motivasyon ve disiplin konularına olumlu etki yapmasını bekliyorum. Özellikle defans oyuncuları, Bould'un olumlu etkilerinden birçok kere bahsettiler. Bould, Wenger'in kendisine izin verdiği kadar başarılı olabilir ve umuyorum Wenger, ondan disiplin ve motivasyon konularında yardım alır. Bu seneki Arsenal, rahat hücum edip, bol gol bulacak gibi gözüküyor ancak takımın kaderini her zamanki gibi defansif performansı belirleyecek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder