29 Ağustos 2012 Çarşamba

Sıradaki!!


Tasfıye; operasyon; beceriksizlik; skandal; bayram; Hilmi..

Adını ne koyarsanız koyun, Arsenal'de taşların iyiden iyiye yerinden oynadığı gerçeğini değiştiremiyorsunuz. RvP ve Song'dan sonra Walcott da kapıdan çıkma üzere ve bu 3 oyuncu, geçen senenin rakamlarıyla 49 gol, 31 asist anlamına geliyor. Kulübün, giden oyuncuların yerlerini yeterli şekilde doldurup doldurmadığını transfer döneminin kapanmasından sonra daha sağlıklı konuşuruz. Şimdilik Walcott'un gidişinin kapatacağı devirden bahsedelim.

Gün itibariyle, bütün İngiliz gazeteleri, Walcott'un kendisine önerilen kontratı bir kez daha reddettiğini ve Cuma'ya kadar ayrılacağı haberiyle çalkalandı. Taraflardan şu ana kadar bir yalanlama gelmedi. Walcott ve Arsenal arasındaki daha önceki görüşmelerin de sonuçsuz kaldığını bilen bizler için durum pek de sürpriz değil. Benim tek şaşırdığım, bu işin sonucunun bu kadar gecikmesi. Sanırım, her iki taraf da, işi son haftaya bırakarak, diğerini zorlamak istedi. Arsenal, Theo'nun restini görürse, 48 içerisinde kendisini başka bir kulübün formasını giyerken bulabiliriz. Arsenal'in zaten hareketli geçmesi beklenen 3 günü, iyiden iyiye çoşacak anlaşılan. 

Bana göre, Walcott, Arsenal'in Invincibles sonrası başlattığı gençlik projesinin vücuda gelmiş hali. Vieralar, Piresler, Henryler, Arsenal'in kapısından çıkarken, Walcott, bu kulübe "İngiltere tarihinin en pahalı 16'lığı" olarak geliyordu ve Wenger'i, çocuk yaştaki velede £10m sayacak kadar etkilemişti. 13 yaşında sprinterken, Southampton tarafından futbola devşirilen Theo, 3 senede kaydettiği gelişim ile önce Arsenal'in, 1 sene sonra da İngiltere Milli Takımı'nın formasını giyecekti. Eğer Walcott, aynı hızla gelişmeye devam etseydi; şimdi uçmayı filan öğrenmişti. Ancak, o 2005 yılından beri bir arpa boyu yol alamadı. Futbolu bir türlü öğrenemedi ve hep sprinter kaldı.

Walcott, gençlik projesinin vücuda gelmiş hali çünkü, ona gösterilen sabır dünya üzerinde bir başka futbolcuya gösterilmedi. Arsenal, kiralık olarak gittiği her takımda başarılı olan, ama A takımda bir türlü şans bulamayan Henry Lansbury'i, bugün Nottingham Forest'a sattı. İnsan sormadan edemiyor, Walcott'a gösterilen sabır kendisine gösterilseydi acaba bugün farklı yerlerde olur muydu diye. Gençlik projesi, Wenger'in haketmeyen oyuncuların üzerinde, haketmedikleri kadar direttiği bir dönemdi. Aynı Theo gibi, Denilson, Diaby, Bentdner, Fabianski, Almunia, Eboue gibi adamların da yarım sezondan sonra kapı önüne konması gerekiyordu. Ancak, "daha genç" dene dene, Wenger, yıllarını bu adamlara harcadı. Sonuçta, geldiğimiz noktada, hepsi topun ağzına dizilmiş durumda. Wenger, bir anda acımasızlaştı ve Song gibi nispeten başarılı olan adamları bile kapı dışarı koymaya başladı.

RvP'nin durumu biraz farklı, Wenger'in onu tutmayı çok istediğini ancak Darren Dein'in peşinden giden Robin'in istediği astronomik rakamlar yüzünden işin imkansız hale geldiğini biliyoruz. Ancak, Song ve Walcott'un ayrılışları kesinlikle kendisinin tercihi. Walcott, Arsenal'de, £60k haftalığa oynuyordu ve yeni sözleşme için £100k istedi. Eğer Wenger, ona 80-90 arası bir para önerseydi, bu iş çoktan biterdi. Ancak, kulüp son 6 ayda bir kaç kere masaya oturduğu Walcott'a £75k'den 1 kuruş fazla önermedi. Bu son 6 ayda, Walcott ve menejeri o masadan 3-4 kere kalktı; ancak Theo'ya ciddi talip olmadığı için 3-4 kere de geri dönmek zorunda kaldı. Kulüp, bir £10k daha verip transferi bitirmiyor, çünkü, Gazidis, Wenger ve bütün Arsenal taraftarı, Walcott'un bunu bile haketmediğini biliyor. £100k demek, %67 zam demek. Bu adam oyununu %67'yi bırak, %5 bile geliştirmemiş iken Arsenal neden ona hayvani bir zam yapsın ki? Bana göre, Arsenal'in önerdiği %25 bile çok. Zaten kulüp, bu zammı da kendisine hakettiği için değil, aynı transfer döneminde 3. yüksek profil ayrılığın taraftar tepkisine yol açmasına korktukları için öneriyor. Theo, bir önceki sözleşmeye imza atarken, Wenger ona istediği kadar zammı hiç bir soru sormadan verdi. Ancak, Walcott şimdi öğrendi ki, Arsenal'de artık işler değişti.

Ben bu satırları Walcott ayrılmış gibi yazdım ancak kendisinin sözleşme imzalama ihtimali hala var. Konuşulan o ki, Scott Sinclair'e yaptığı 2 teklif reddedilen Manchester City rotayı kendisine çevirmiş. Öte yandan, Theo ile ilgili tek ciddi girişimi yapan ve aynı zamanda Walcott'un da taraftarı olduğu Liverpool ismi de yazılanlar arasında. Ben, Walcott'un istikrarsızlığı izlemekten tiksinmiş birisi olarak bu ayrılığın gerçekleşmesini gönülden istiyorum. Hele ki, onun gidişi Ox'un yolunu açacaksa, bedavaya verin gitsin. Bir çoğunuz ayrılıklardan dolayı endişelisiniz biliyorum, ancak bana inanın ki, Arsenal Song ve Walcott'u aramayacak. Bu adamlar, takımdayken Arsenal ne kazandı ki, onlardan sonra batsın? Cesc, Nasri, Clichy, Song, RvP, Walcott, Adebayor.. Bu adamların tamamının takımda olduğu sezon ne kazandı Arsenal? Hiç bir şey. O zaman bırakınız gitsinler, bırakınız ayrılsınlar. Şu taşlar yerinden bir oynasın, Arsenal'de kalmak isteyen, Arsenal'i bir yerlere götürmek isteyen oyunculara şans verilsin. Bu kadar değişiklikten sonra Arsenal bu sezon tabi ki zorlanacak ancak zaten son 7 senedir zorlanıyor bu kulüp. Bu transfer dönemi sonunda olmasa da, belki önümüzdeki sene bu günlerde elimizde eksiksiz bir takım olmuş olur. 7 sene bekleyen taraftar, 1 sene daha kasar. Hadi bakalım o zaman.

28 Ağustos 2012 Salı

Ha Şunu Bileydin


Sp*rs'ün resmi Twitter hesabından, West Brom maçından hemen sonra atılan mesaj. 3 dakika kadar dayanmış silinmeden önce. Biz bunu yıllardır söylüyoruz gerçi. Farkına varmış olmaları da güzel tabi. 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Hala Gol Yemeden Namağlup!


Yeni sezonun ilk 180 dakikası geride kaldı ve Arsenal henüz golle tanışamadan, birbirinin aynısı 2 beraberlik aldı. Bardağın boş tarafını görmek isteyenler, RvP sonrası Arsenal hücumunun çöktüğünü söylüyorlar; dolu tarafa bakmak isteyenler ise 180 dakikada rakibe sadece 1 pozisyon veren defansı övüyorlar. Ben, bardağın her iki tarafını da görmek istiyorum açıkçası. Defansif anlamda takımın umut verici bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz. Ancak hücum hattındaki problemler, Wenger dahil herkesin canını sıkmış durumda.

Song ayrıldığından beri birçok Arsenal yazarı ve ben orta sahaya takviye yapılması gerektiğini yazıyoruz. Ancak dünkü maçı izlerken bu konudaki fikrim biraz değişti gibi. Hala Arsenal’in, DM bölgesine takviyeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum ama, ilk 2 maçta gördük ki, daha acil transfere ihtiyacı olan bölge ileri üçlü. Ligin ilk 180 dakikasından çıkardığım bazı sonuçlar ışığında bu ihtiyacı tartışalım o zaman.

Geçen sene de sinyallerini aldığımız ancak bu senenin ilk maçı itibariyle emin olduğumuz bir şey var ki, Gervinho ve Walcott, Arsenal'in ilk 11'ine girecek adamalar değiller. Eğer transfer yapılmayacaksa, Ox'un bir an önce takıma monte edilmesi gerekiyor. Geçen sene ileride RvP varken de, Arsenal Gervinho ve Theo ile pozisyon üretmek de zorlanıyordu. Bu sene durumun farklı olacağına dair olan umutlarımız da hızla tükendi. Gervinho, çok gayretli bir adam ve mücadelesine diyecek hiçbir şeyim yok. Ancak kendisinin hiçbir hareketinin sonu gelmiyor. Aldığı bütün toplarla direkt 3 kişinin arasına dalıyor ve oradan ne pas çıkarabildiği var ne de şut. Wenger, kendisini mücadelesinin hatrına Walcott'un önünde tercih etti ancak Gervinho ikinci maçı da hiçbir olumlu hareket yapamadan bitirdi. Bana göre, kendisinin sonu da Arshavin gibi olacak. Umuyorum Wenger, Arshavin'de olduğu gibi 1,5 sene ısrar etmez. Bana göre Gervinho'nun Arsenal takımındaki yeri, defansif açık olmaktan öteye gidemeyecek ve Wenger'in de bunu bir an önce görmesi gerekiyor.

Arsenal'in hücumdaki diğer kritik adamı Walcott. Şu sıralar kulüple sözleşme pazarlığında olan Walcott, zannedersem ki Arsenal'in elinde kalacak ve biz onu bir 5 sene daha çekmez zorunda kalacağız. Walcott'un sözleşme görüşmelerinin bu kadar gecikmesinin sebebi, Arsenal yönetimi ve Wenger'in kendisini ne kadar “vazgeçilebilir” gördüğünün bir kanıtı aslında. RvP ve Nasri, sözleşme imzalamadığında ortalık yıkıldıydı; Theo, ilk görüşmelerin ardından 6 aydır sözleşme masasına bile oturmadı, sallayan yok. Wenger, işi son dakikaya bıraktı çünkü Walcott'un dışarıda kendisine daha iyi teklif yapamayan birisini bulamayacağını biliyordu.

Theo'nun sorununu hepimiz biliyoruz. Kendisi, sadece, sadece, sadece ve sadece boşluk bulduğunda oynayabiliyor. Yani Walcott'un etkili olması için, karşıdaki rakip ya Barça olup Arsenal'i kendi sahasına hapsedecek ya da 2-0 geride olduğu için geride risk alıyor olacak. Bu iki koşuldan biri yoksa, Theo da yok. Geçen hafta, kapanan Sunderland karşısında 75 dakika sahada gözükmeyen Walcott, dün de sahada kaldığı 20 dakika boyunca hiçbir katkıda bulunamadı. Eskiden onu savunurken “ama çok genç” derdik, adam Arsenal formasıyla 7. sezonunu oynuyor ve 150 lig maçına çıkmış durumda. Eğer Wenger, kendisine istediği parayı vermiyorsa, bunun sebebi ondan adam olmayacağını anlamasından başka değil. Walcott, Arsenal ile imzalarsa, önümüzdeki 5 seneyi kontra atağa ihtiyaç olduğunda oyuna giren bir yedek olarak geçirecek ve ona önerilen kontratta yazan rakam da bu gerçeğe göre ayarlanmış durumda.

Walcott ve Gervinho'dan uzun uzun bahsediyorum çünkü onların ilk 11'de olduğu planların hiçbirinin işlemeyeceğini özellikle vurgulamak istiyorum. İlk 180 dakikadaki etkisiz hücumun faturasını sadece ikisine kesmem ağır olur ancak diğer oyuncuların “yeni” olma gibi bir özürleri var. Mesela Podolski, dün Sunderland maçına göre çok daha iyiydi ancak Girroud ve Gervinho ile olan uyumsuzluğu daha etkili olmasına engel oldu. Girroud, pivot oyununu çok iyi oynadı, 90 dakika Shawcross ve Huth gibi iki azmanla boğuşmaktan hiç kaçmadı ve bütün duran toplar ve kornerlerde defansa yardıma gelip, Stoke City'nin duran top tehlikesinin ortadan kaldırılmasına büyük katkı yaptı. Ancak yüzü kaleye dönükken çok tutuktu. Zannedersem, Premier Lig'in ne kadar hızlı oynandığı gerçeğine biraz daha alışması gerekiyor. Birkaç poziyonda, biraz ağır kaldı ancak form tutması ve takıma alışmasıyla yararlı bir oyuncuya dönüşeceği aşikar. Burada dikkatli olması gereken “yararlı” olacağım diye Chamakh gibi gol atmayı unutmaması. Dün son dakikada 35 metreden vurduğu şut gol olsaydı, muhteşem bir güven aşılaması olacaktı. O top kaleye girmedi ve büyük ihtimal Girroud, Wenger'den Ramsey'e pas vermediği için azar işitti.

Arsenal'in hücumu henüz çalışmaya başlamadı ancak en azından defans ve orta saha ilk 2 maç sonrası umut verdi. Öncelikle belirtmem gerekir ki, Santi Cazorla, önümüzdeki 4-5 sene Arsenal'in ilk 11'inin değişmez parçası olacak. Kendisinin kalite olarak Cesc'ten çok da uzakta olduğunu söylemem zor. Önünde, son derece uyumsuz bir hücum üçlüsü oynamasına rağmen ilk 2 maçta Arsenal'in en iyi adamı kendisiydi. Ortadan gelişen bütün akınlarda Cazorla'nın bir şekilde katkısı vardı. Rakip ceza sahası önünde sürekli olarak bir delik aradı, o deliği bulamayınca şut çekti. Dün Cazorla 2'si isabetli 6 şut attı ki, takımın geri kalanı kendisine 0'ı isabetli 11 şut ile eşlik etti. Ona ayak urduran isim, her zamanki istikrarlı oyununu devam ettiren Arteta idi. %90 isabetle 67 pas tamamlayan İspanyolun uzun pas yüzdesi de %100 (9'da 9) idi. Diaby, benim son 4-5 senedir ne iş yaptığını anlamadığım bir isim. Ayağında iyi top tutmaktan başka ne ofansif, ne de defansif olarak ekstra bir iş yaptığını görmedim. Dün, özellikle hücumda çok etkisizdi ve ceza sahasında 2 kere müsait durumda topla buluşup, her iki pozisyonu da eline yüzüne bulaştırdı.

Bunun haricinde orta sahanın ve genel olarak takımın defansif olarak performansından memnun olduğumu söylemem gerekir. Geri dörtlü, Sagna ve Kosciely'nin yokluğuna rağmen 2 maçta hatasız oynadı. Özellikle dün, Vermaelen ceza sahasında son derece dominant bir görüntü çizdi. Takımın kronik hastalığı olan duran toplarda panik yapma olayından eser görmedik ki, birçokları buna “Bould etkisi” diyor. Defansın iyi gözükmesinde, Wenger'in beklerini daha muhafazkar kullanmasının da etkisi var. Jenkinson dün orta sahayı hiç geçmedi; Gibbs ise normal standardının altında sıklıkla hücuma katıldı. Kendisinin, hücuma çıktığında bana fena halde Clichy'i hatırlatıığını söylemem gerekir. Son 20 metreye girene kadar gayet gayretli ve hızlı ancak son pası/şutu atmadan bir o kadar da etkisiz. Takım savunmasında gözle görülür bir gelişme var. Takıma katılan 3 oyuncu da, defansif açıdan son derece gayretli ve bu da Arsenal'in klasik bir DM olmadan oynamasını mümkün kılıyor. Şu ana kadar Song'un ya da başka bir DM'in yokluğunu aradığımızı söylesem yalan olur. Gerçi, Arsenal'in oynadığı iki takım da, geriye yaslanan ve pres yapmayan ekiplerdi ve orta sahanın defansif direncini asıl rakip üzerlerine geldiğinde göreceğiz. Hafta sonundaki Liverpool deplasmanı, defans için daha sağlıklı yorum yapacak veriyi bize verecektir.

Çok fazla ordan oraya atlayan bir yazı oldu ancak konuşulacak birçok şey var. Arsenal sezona çok kötü başlamadı ancak bir an önce halletmesi gereken sorunları olduğu da bir gerçek. Wenger, hücum problemini çözmek için bana göre ilk etapta Ox'u devreye sokmalı. Onun, Gervinho ve Walcott'tan çok daha yararlı olacağına eminim. Wilshere ve Rosicky dönünce, Wenger'in Cazorla'yı kanada yollayıp Nasri'ye benzer bir oyun oynatacağını tahmin ediyorum. Ancak onlar dönene kadar iş işten geçmemesi için bir an önce bir şeyler yapılmalı. Arsenal transfere devam ediyor ancak bu hafta büyük ihtimal bir orta saha oyuncusu ve bir de defans adamına imza attırılacak. Bunu bir tek Walcott'un ayrılma kararı alması değiştirebilir. Cuma günü transferin kapanmasıyla beraber herkes tekrar futbola konsantre olacak ve belirsizlik ortamının kalmasının tüm takımların futboluna olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Arsenal'in 3'ü yeni transfer olan hücum 4'lüsü de yavaştan kendini bulacaktır. Şu an için panik yapmanın bir anlamı yok nitekim geçen seneye de ilk 2 maç gol atamadan başlamış ve ilk 3 maçta 10 gol yemiş bir takımdan bahsediyoruz. Hafta sonu alınacak bir galibiyet ile her şey tekrar güllük gülistanlık olabilir.

26 Ağustos 2012 Pazar

Gençler, Transfer Lazım mıydı?


Arsene Wenger ile transfer konuşmak başlı başına bir sanat. Fransız, gazetecileri ve taraftarları sürüm sürüm süründürmekten çok zevk alan bir arkadaşımız. Ama tabii artık kendisinin şifresini çözdük biraz. Misal,

"Sayın Wenger, transfer yapacak mısınız?"

AW: Belki. 
Meali: Evet. 

AW: İlgilendiğimiz oyuncular var. 
Meali: Görüşmeler son aşamada

AW: Hayır
Meali: Belli olmaz. Uygun bir şey denk gelirse alırız. 

AW: Evet. 
Meali: Hayır. (Wenger bu soruya asla evet demez. Diyorsa sizinle dalga geçiyordur)

AW: Diaby de sakatlıktan dönüyor.
Meali: Arsenal taraftarını çıldırtamaya bayılıyorum. 

Geçen hafta yapılan 2 farklı basın toplantısında Wenger, transferle ilgili sorulara "İlgilendiğimiz oyuncular var." diye cevap verdi. Yani bu da demek oluyor ki, Arsenal 1 ya da 2 oyuncuyla pazarlıkların son aşamasına gelmiş durumda. Transfer spekülasyonu yazmayı pek sevmiyorum ancak tutamayacağım kendimi izninizle. 

Bugün İngiliz basınının güvenilmez kaynakları, Arsenal'in Chieck Tiote ile ilgilendiğini yazdı. Pozisyon olarak Wenger'in ihtiyacı olan bir adam olsa da, Arsenal'in Newcastle'ın isteyeceği fiyata çıkabileceğini sanmıyorum. Tiote için City ve Chelsea kapıyı çaldığında, Newcastle, kapıyı £20m'den açmıştı. Arsenal'e daha ucuz bir fiyat çekmeleri için bir neden göremiyorum. Transfer bedeli £15m civarına inerse, bir şeyler olabilir. Tiote'nin şu an £40k haftalığa oynadığını ve Arsenal'in kendisine %50-70 arası bir zam yapabileceğini de eklemek gerekir. 

Dün Toulouse, Nancy deplasmanın giderken, orta saha oyuncuları Etienne Capoue kadroya alınmadı ve bu hareket bir anda "gidiyor" haberlerinin patlamasına neden oldu. Wenger'in bu oyuncuyu uzun süredir takip ettiğini biliyoruz ve kendisinin Fransa Ligi'nden oyuncu almayı ne kadar sevdiğini düşünürseniz, bu dedikoduda bir gerçek payı olduğu sonucuna ulaşabilirsiniz. Premier Lig tecrübesi olduğu için benim tercihim Tiote olur ancak Capoue de, alınması halinde, nokta bir transfer olacaktır. 

M'Vila meselesi hala geçen gün yazdığım yerde duruyor. Rennes başkanı, kendisinin kulüp ile son maçını oynadığı açıkladı ancak hala M'Vila'nın nereye gittiğine dair bir haber yok. Bugün, yarın öğreniriz gibi. 

DM spekülasyonu süredürsün, defans dörtlüsüne yapılacak takviye için de öne çıkan isim Montpellier'in kaptanı Mapou Yanga-Mbiwa. Wenger'in aradığı "çok mevkide oynayabilen savunmacı" tanımına cuk diye uyan Mbiwa, aslında bir stoper olsa da, bek mevkiinde de rahatlıkla oynayabiliyor. Kendisini çekici yapan bir başka detay da, sezon sonu kontratının bitiyor olması. Montpellier, bedavaya kaybetmemek için kaptanını satmaya razı olabilir ve o da takım arkadaşı Girroud'yu takip ederek Londra'nın yolunu tutabilir. 

Dış transfere ek olarak, iç transferde belirsizliği hala süren Walcott meselesi de bir çözüme kavuşmak üzere. Arsenal, Walcott'un menejeriyle masaya tekrar oturdu ve 5 senelik kontrat önerisini sundu. Eğer Walcott kabul ederse 48 saat içinde imza atacak. Etmezse, bir sürpriz ayrılığı da Walcott'tan görebiliriz ancak kendisine talip olan pek kimse olmaması bu ihtimali düşürüyor. Geçen hafta çıkan Jesus Navas haberlerinden sonra acaba Walcott da mı gidiyor tartışması başlamıştı ancak transferin bitmesine 5 gün kala böyle radikal bir değişikliğin olabileceğini sanmıyorum. Keşke olsa tabii...

Daha kesin transfer haberleri veremediğim için üzgünüm ancak Avrupa'nın en önde gelen gazetelerinin bile spekülasyon yapmakla yetindiği bir dönemdeyiz. Şimdilik bu kadar; önümüzdeki 5 gün içerisinde ne olup ne bitecek öğreneceğiz. 

Pazar Notları


Manchester Utd 3 - 2 Fulham
Martin Jol ve onun yönettiği takımlar, geriye yaslanıp kontra atak yapmayı hiç sevmiyorlar. Zaten geçen seneki deplasman/iç saha performansları arasındaki uçurum da bunun göstergesi. Man Utd karşısına, her halükarda, oyunu kendi yarı sahalarında kabul ederek çıkmak zorundaydılar ve daha ilk dakikada golü bulunca, United tarafından iyiden iyiye kendi sahalarına hapsedildiler. United, Old Traford'a çıktığında senelerdir hep aynı oyunu oynuyor ve bu çok iyi çalışılmış düzene çomak sokabilen takım da zor bulunuyor. Fergie, dün yine hücum planını iki açık oyuncusunun üzerinden yapmıştı ve forvet arkasındaki Kagawa da, Fulham defansını göbekten yarmak yerine, kenarlara gelip Valencia ve Young ile yardımlaşmayı tercih etti. Kendisinden tiksiniyor olsam da, RvP'nin attığı golün hakkını vermem gerekir. Klasik bir RvP bitirişiydi ve kanatlardan bel hizası top kesmeye bayılan United takımı içerisinde Robin bu volelerden daha çok bulur. Bitiriciliği konusunda çok problem yaşayacağını sanmıyorum ancak kendisinin Rooney ile aynı sisteme nasıl oturacağı hala bir soru işareti. Fergie, dün sürpriz bir şekilde Rooney'i kenarda başlattı. Buna rağmen, gol pozisyonu dışında RvP'yi pek görebildiğimizi söyleyemem. Bu arada bacağına vadi açılan Rooney'in 1 ay kadar sahalardan uzak kalacağını da ekleyeyim. Son olarak, United defansının, biraz da sakatlıkların etkisiyle, ilk 2 maçta oldukça kötü bir perfomans verdiğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Geçen hafta tek başına farkı önleyen Da Gea, dün de 3-4 tane çok kritik kurtarış yapmak zoruda kaldı. Her ne kadar yan toplardaki zaafı, yenilen 2. golde tekrar kendini göstermiş olsa da, cepheden gelen şutları durdurmadaki başarısı dünkü galibiyetin gelmesinde önemli rol oynadı. United, kronik Arsenal hastalığı olan defans hatası yapıp paniğe kapılma olayını dün tecrübe etti ve 2. golden sonraki bölümde, dalga dalga gelen Dembele tarafından bayağı bir hırpalandı. (Wenger'in, Song'un yerini alınacak adam için uzağa bakmasına gerek yok) 

Aston Villa 1 - 3 Everton
Ligin en oturmuş ve fiziksel olarak en hazır takımıyla, ligin en proje halindeki takımının maçında sonuç kimse için sürpriz olmadı. Everton, geçen hafta Man Utd'ı darmadağın eden bir futbol oynadı ve dünkü maçta da kaldığı yerden devam etti. Moyes'in orta sahayı fiziksel ve teknik olarak domine eden takımı karşısında, tamamen kendi sahasına hapsolan Villa, ne Fellaini'nin ayağında topu alabildi, ne de Pienaar ve Osman'ın yaptığı koşulara çare bulabilidi. Lambert, öyle bir enkaz devralmış ki, McLeish yönetiminde tamamen futbol oynamayı unutmuş takımı ayağa kaldırması için en az yarım sezona ihtiyacı var. Geçen hafta da söylediğim gibi, eğer Villa kümede kalma mücadelesi vermek istemiyorsa, bir an önce transfer yapmak zorunda. Özellikle orta sahada top yapacak ve ilerideki Bent'i destekleyecek oyuncu ihtiyacı çok fena göze batmakta. Villa için ne söylüyorsak, Everton için tam tersini söyleyebiliriz. Moyes'in takımı lige yavaş başlayıp sonradan açılmasıyla ünlüdür ancak bu sene daha ilk maçtan gaza basmış durumdalar. Çok geniş bir kadroları yok ancak sahaya çıkan 11 ve oynadıkları futbol, ligdeki bütün takımları devirebilecek kalitede. Kritik bölgelerde sakatlık yaşamazlarsa, ilk 4'ü zorlamamaları için bir neden göremiyorum. 

Swansea 3 - 0 West Ham
Bu hafta ligin pragmatizm-sistem oyunu skalasında iki ucunda olan takımların karşılaşmalarına sahne oluyor. Dünkü maçtan sistem oyunu oynayan takım galip çıktı; umuyorum bugün de Arsenal diğer pragmatik takımı benzer bir skorla geçer. Geçen hafta da söylediğim gibi, Laudrup ve yeni transferleri, Swansea'nin geçen sene oynadığı oyundan hiçbir şey eksilmemekle kalmayıp, takımı hücumda daha efektif bir hale getirmiş durumda. Birlikte oynadıkları 2. resmi maç olmasına rağmen De Guzman, Britton ve önlerindeki Michu'dan oluşan orta saha tıkır tıkır işlemekte ve takımın tamamının yardımlaşma isteği üst seviyede. Dün Big Sam'in ceza sahasına doldurttuğu toplar Swansea'nin defansının dengesini zaman zaman bozduysa da, maç ilerledikçe Laudrup'un takımının güveni arttı ve paslar yerini bulmayı başladıktan sonra maç da yokuş aşağı gitti. Swansea'nin pas trafiği geçen hafta QPR stoperlerini dağıttığı gibi bu hafta da West Ham'ın stoperlerini maymuna çevirdi.  Skorun çabuk netleşmesinde, West Ham'ın hediye ettiği 2 golün de etkisi vardı ancak bunlar olmasa da, Big Sam Liberty Stad'ından yenilgiyle ayrılacaktı. Bu arada, şu ana kadar yazdığım 3 maçta da fahiş kaleci hatası olduğunu ve genel olarak Premier Lig kalecilerinin, sezona pek de iyi bir giriş yapmadığını söyleyebilirim. 

Chelsea 2 - 0 Newcastle
Chelsea, bir çoklarına göre sezona etkileyici bir başlangıç yaptı ancak ben onlar hakkında kesin bir yargıya varmak için biraz daha beklemek taraftarıyım. İlk 2 maçlarında zayıf rakiplere karşı Hazard/Mata ikilisinin şahsi becerileriyle sonuca gittiler ve dün de  karşılarında yanlış oynayan bir Newcastle vardı. Alan Pardew, Chelsea'nin kalabalık orta sahasıyla baş etmek için Cisse/Ba ikilisinden birisini kenarda bırakarak maça çıkmalıydı ancak o 4-3-1-2'sinden taviz vermedi. Buna karşılık Di Matteo'nun, "Christmas Tree" formasyonu, özellikle ilk yarıda Newcastle'ın bütün hücum bağlantılarını felç etti. Ben Arfa, önünde Mikel, Meireles, Bertrand üçlüsünü buldu ve normalde ona Cabaye tarafından getirilen yardım, ilk 45 dakika ortada yoktu. Fransız oyuncu, sürekli olarak pozisyon değiştiren Hazard ve Mata'yı kovalamakla meşgüldü ve hücumdaki görevlerinin hiçbirini yerine getiremedi. İkinci yarıda, maç eşitlenmiş gibi gözükse de aslında bunun sebebi Chelsea'nin ayağını gazdan çekmesiydi. Aslında golü bulduktan sonra geriye yaslanma olayı, Chelsea'nin oynadığı ilk 3 maçın ortak özelliğiydi. Di Matteo, bunu bilinçli mi yapıyor yoksa takım henüz fiziksel olarak hazır olmadığı için mi oluyor pek emin değilim. İlk 3 maçın diğer dikkat çeken özelliği de, takımın hücumunun fazlasıyla Hazard'ın üzerine yüklenmiş olmasıydı. Bir kamyon dolusu para saydıkları adamın, bu yükün altından iyi kalkıyor oluşu Chelsea açısından sevindirici ancak onu bu takımdan çıkardığınızda sanki bir anda çok sıradan bir takım ortaya çıkıyor gibi. Hazard'a ek olarak Torres'in de alternatifi şu an yok ve bundan kelli Abramoviç'in bu hafta para harcaması muhtemel. Bana göre, Victor Moses'dan daha iyi bir hücum oyuncusuna ihtiyaç var. 

Sp*rs 1 - 1 West Bromwich
Aynı Cesc sonrası Arsenal gibi, Modriç sonrası Tottenham'ın da zamana ve transfere ihtiyacı var. AVB'nin elinde Modriç'in yaptığı işleri yapabilecek ve hatta yanına bile yaklaşabilecek bir oyuncu yok. Geçen hafta Sp*rs, göbekten hiçbir şey üretemeyip sonuca Lennon ve Bale ile kanatlardan gitmeyi denemiş ve kaybetmiş olsalar da bunda kısmen başarılı olmuşlardı. Clarke, bunu iyi izlemiş olacak ki, dün West Brom sahaya kanatları kilitlemek için çıktı ve bunda da son derece başarılı oldu. Tottenham'ın oyunu kontrol ettiği ilk yarıda bile kanatlardan üretimi sıfırdı ve bundan sıkılan Bale, sürekli olarak göbeğe yanaşarak oynadı. AVB, bu bölgedeki üretimi arttırmak için VdV'ı forvet arkasına yerleştirmişti ancak VdV, üretebilen bir adam olmadığını yüz ellinci kere bize kanıtladı. Tottenham, ilk 45 dakika topa hakimdi ancak hiçbir şey üretemedi. İkinci yarıdaki kritik değişiklikler Lukaku'nun oyuna girişi ve Sandro'nun çıkışıydı. Golü yedikten sonra, rakibin üzerine gitmeye başlayıp birden Tottenham savunmasının sallandığının farkına varan West Brom, Lukaku'nun girişiyle beraber, rakip stoperler Gallas ve Vertonghen'i panike moduna soktu. Bu nokta saçma sapan bir değişiklikle, stoperleri koruyan tek adam olan Sandro'yu kenara alan AVB, resmen çöküşün düğmesine bastı. Son 10 dakikada West Brom akın akın geldi; Tottenham da panikledikçe panikledi ve sonunda 91'de çöktü. İki yarıya hükmeden iki takımın mücadelesinde, maçın hakkı beraberlikti ve West Brom son dakikada da olsa hakettiğini kopartmayı başardı. 

Southampton 0 - 2 Wigan
Bu sene lige çıkan takımlar arasından sanırım hala Championship ayarında olanı Southampton. Geçen hafta, umut verici bir performanstan sonra dün Wigan savunmasını hiç zorlayamayışları gerçekten düşündürücü. Martinez'in takımı, rakibin onları açamadığı maçlara bayılır. Dün kendi klasiklerine aykırı bir şekilde iyi savunma yaptılar. Ya da rakip çok dişsizdi. Bilemedim. 

Norwich 1 - 1 QPR
Geçen hafta 5'lik olan 2 takımın mücadelesinde, gelişim gösteren taraf Norwich City idi. Maça iyi başlayan ve  golden sonra alıp başını gidecekmiş gözüken taraf Norwich idi ama Premier Lig'in en kötü hakemi Clattenburg QPR'ı maça ortak etti. Verdiği tartışmalı penaltı ve penaltı atılırken 2 metre ceza sahası içerisinde olan Zamora'nın golünün iptal etmeyişi maçın skoruna direk etki etmesine neden oldu. Norwich, ikinci yarıda maçı çevirecek şansları buldu ancak şansları bir türlü yaver gitmedi. Houghton'ın takımı, geçen hafta yaşanan şoktan sonra bu hafta kendine gelmiş gibiydi ancak ligde kalmak istiyorlarsa gelişim göstermeye devam etmeleri gerek. Hughes, 8 transfer ile toplama kampına çevirdiği QPR'ın kadrosuna 2 oyuncu daha ekledi ve bu hafta 1 kişi daha alırsa, 2 ayda tam 11 oyuncu getirmiş olcak. CM oynamayı bırakıp, bu adamlardan takım yaratmaya başlarsa kendisi için yararlı olur. Gerçi onun yararını isteyen kim, değil mi?

Sunderland - Reading
Yağmur nedeniyle ertelendi.

24 Ağustos 2012 Cuma

Nuri'nin Seçimi

Nuri Şahin, hafta başında Arsenal ile anlaşmış, hatta Pazartesi günü kulübe gelerek sağlık kontrolünden geçmesi kararlaştırılmıştı. Güvenilir kaynaklar bile transferi bitmiş gibi yazmaya başlayınca, ben de Nuri’li Arsenal orta sahası ile ilgili bir yazı yazmaya başladım. Ancak, Arsenal’in transfer yaptığına resmi sitede görünceye kadar inanamadığım için, bu yazıyı yayınlamamıştım. İyi ki öyle yapmışım çünkü Liverpool’un oyuncusunu Arsenal orta sahasında varsayarak yaptığım bir dolu analizi burada sergileyip komik duruma düşecektim. Gerçi şimdi bu yazıyı yazıyorum ve Nuri'nin transferi hala kesinlik kazanmış değil. Rodgers, Hearts maçından sonra “Sanırım 24 saat içerisinde kesinlik kazanır” dedi ve bende bu işin bittiği izlenimini yarattı. Eğer, Wenger, son anda fikrini yine değiştirirse, kusuruma bakmayın.

Nuri’nin, Arsenal ile anlaşamayışını, kendisinin menejeri Reza Fazeli’ye bağlayan bir çok yazı okudum. Transferin bir türlü gerçekleşmemesinin ilk sebebi Arsenal’in Real Madrid ile olan pazarlıklarıydı. Ancak, Liverpool’un işin içine girişinin Nuri’nin menejerinin isteğiyle olduğu söyleniyor. Çünkü, Nuri, bundan 2-3 hafta önce kendisine talip olan 3 kulüpten, Zenit’i reddetmiş ve tercihinin Arsenal olduğunu Madrid yönetimine bildirmişti. Hatta, Mourinho da çıkıp bunu doğrulamıştı. Ancak, geçen hafta içerisinde Nuri, sanırım menejerinin de etkisiyle, tercihleri arasına Liverpool’u da aldı ve Londra ve Merseyside arasında bir açık arttırma başlatmış oldu. Arsenal’in, prensip olarak bu tip fiyat savaşlarına girmediğini hepimiz biliyoruz. Sanırım, bu transferin de kaderini aynı prensip belirledi. Liverpool, Arsenal ile Real’in anlaştığı £5m peşin, £15m satın alma opsiyonu ve Nuri’nin £120000 olan haftalığının %50’si (tahminen) rakamlarının üzerine çıktı ve ilk gelen haberlere göre Nuri’nin ücretinin %70'ini ödemeyi kabul etti. (Liverpool'un satın alma opsiyonu konusunda bir netlik yok henüz ama sanırım opsiyonsuz geliyor) Bu noktada, Arsenal de teklifini yükseltmek yerine, yarıştan çekilmeyi tercih etti.

Yani, Real, Nuri’yi Arsenal’e yollamak üzereydi ve devreye giren Fazeli, Liverpool’dan daha fazla para koparmayı başardı. İşin ilginç yanı, koparılan paranın kontratı devam eden Nuri’ye bir faydasının olmayacak olması. Fazeli, Real’den ve Liverpool’dan sağlam komisyon alacak; bunun karşılığında Nuri’de kariyerine Liverpool’da devam edecek. Liverpool’lular bozulmasın ama, Nuri’nin yaptığı bu tercih ne finansal olarak ne de kariyer olarak ona bir şey kazandırmayacak.

Brendan Rodgers’ın, Liverpool’un çehresini değiştirmesini ve onları Premier Lig’in üst sıralarına taşımasını gerçekten istiyorum. Birçoklarının aksine, benim hala böyle bir şey olabileceğinden ümidim var. Zaten, Nuri’nin Liverpool’u seçmesini hata olarak değerlendirmemin sebebi de, Liverpool’un, Arsenal’e göre çok küçük bir kulüp olması filan değil. Bana göre, bu tercihi hata yapan, hiç bir finansal kazanç olmadan, futbolu ve sistemi oturmuş Arsenal’in değil, bir proje halindeki Liverpool’un tercih edilmiş olması.

Arsenal’in, Nuri’nin çok başarılı olduğu Borussia Dortmund’un sistem ve felsefesine, Avrupa’daki en yakın takım olduğu hepimizn malumu. Wenger, Nuri’yi istiyordu; çünkü onun, Song’un ayrılışından sonra orta sahada açılan boşluk için biçilmiş kaftan olduğunu biliyordu. Zaten, bir çoklarımızı da heyecanlandıran, Nuri’nin buraya cuk diye oturup, eski formuna tekrar kavuşması ihtimaliydi. Böyle bir senaryo, Milli Takım açısından da çok yararlı olacaktı ve Türkiye’deki futbol kamuoyu Arsenal ismi üzerinde uzlaşmış gibiydi. Bu transferi çekici yapan bir başka detay da, Arsenal’in futbolunun diğer bir çok kulübe göre çok daha istikrarlı oluşuydu. Yani, Nuri, Arsenal’in ne oynayacağını, nasıl oynayacağını daha kulübün kapısından içeri girmeden bilecekti ve takımın aldığı sonuçlar ne olursa olsun bu felsefeden ödün verilmeyecekti.

Liverpool'a imza atmakla daha zor bil yol seçti Nuri. Genç oyuncuları parlatma konusunda dünyanın en önde gelen kulübünü elinin tersiyle itip, son 20 yılda bir türlü karşılanamayan beklentilerin etkisiyle sürekli olarak oyuncu öğüten bir kulübü seçti. Umuyorum, şansı yaver gider ancak Liverpool'daki başarısını kendi performansı kadar, kulübün de ne yöne doğru gideceği belirleyici olacak. Şampiyonlar Ligi futbolunun olmadığı Liverpool'da, Nuri'nin kendini göstermesi için ligde başarılı olunması gerek ki, son 20 senede bunun başarılabildiği sezon sayısı yalnızca 1 (Benitez'in 2.'liği). Üstelik, Nuri, Arsenal'e Song'un yerini doldurmaya gidiyordu; Liverpool'da beklenti “yeni Alonso” olması. Nuri, geçen sene kenardan Alonso'yu bol bol izlemiştir umarım. Çünkü, bu sene benzer bir performansı göstermesi için öğrendiği herşeyi sahaya yansıtması gerekecek.

Özetle söylemek gerekirse, Arsenal, Nuri için çok doğal bir seçenekti. Ama o, daha zor bir yola girmeyi tercih etti. Liverpool, tabi ki kötü bir kulüp değil ancak buradaki başarısı kulübünküne endeksli olacak. Bana göre, Nuri, menejer gazına gelip bir kumar oynadı ve bunun sonucuna da katlanmak zorunda kalacak. Liverpool'un, 3 hafta içerisinde City, Arsenal ve United ile oyanayacağını göz önüne alırsanız, Nuri daha ne olduğunu anlamadan yangın yeri olmuş bir kulüp bulabilir etrafında. Ha belki Rodgers Liverpool'da bir destan yazar ve Nuri de bunun baş kahramanı olur. Hangi senaryonun daha olası olduğunu herkesin kendi değerlendirmesine bırakıyorum. Bir türk futbolsevere olarak, Nuri'yi, Real'in kulübesi yerine, Premier Lig'de sahada görecek olmaktan dolayı da ayrıca sevinçliyim.

Not: Opsiyonsuz olduğu kesinleşti. Yani Liverpool, sezon sonunda tıpış tıpış geri dönebilecek bir oyuncuya £7m bağlamış oldu. İlginç.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Aşşağılık Herif!!


Böyle terbiyesizlik görmedim arkadaş! Senin bacağın kırılsın, futbol hayatın bitme noktasına gelsin, 1 sene sakat dolaş sonra iyileştin diye yok bir aile tablosu, yok çoluğuna çocuğuna teşekkür et. Ayıp denen bir şey var yahu. Ne edep kalmış ne utanma. Her bacağı kırılan Neu Camp'ta gol atıp sevinç gösterisi yaparsa biz bu toplumu nasıl adam ederiz? İspanyol Futbol Federasyonu'na aferin ama. Gözünün yaşına bakmadılar bu densizin. Direk yapıştırdılar 3000 euro cezayı. Ben olsam 12 maç veririm. Villa'nın yaptığı hareket, Engin'in hakemi boğazlamasından çok daha kötü bir şey çünkü. Hakem dediğin ne olcak lan, birini boğazlarsın 4. hakem girer yönetir. Villa'nın ailesine 80000 kişinin önünde sevgi göndermesinin tedavisi yok ama. Gitti o sevgi bir kere. Gül gibi Engin'e 11 maç, bu aşağılık adama 3000 euro. Adaletin bu mu dünya?

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Nereye; Nereye; Nereye Gideyim?

Vay be. Bir Mavi Sakal vardı, ne oldu acaba adamlara. Memleket standartları üzerinde müzik yapmışlar, Wembley'de sahneye çıkmışlardı. Benim aklıma nerden geldiler bilmiyorum da. Kendimi Yann M'Vila'nın resmine bakıp İki Yol'daki gibi "Nereye, nereye, nereye..." diye sayıklarken buldum. 

Yok, boş vakitlerimde futbolcu fotoğraflarına bakıp şarkı söylemiyorum. Dün Rennes başkanı Frederic De Saint-Serni, "M'Vila bizimle son maçını oynadı, bu hafta ayrılıyor" açıklamasını yapınca, heyecanla kendime "Nereye len nereye?" diye sorarken buldum kendimi. Arsenal'e gönül verenler için yıldız oyuncu transferi öylesine bulunmaz hint kumaşı ki, ihtimali bile ishal yapmaya yetiyor bizi. 

Heyecanımın sebebi, Rennes başkanının M'Vila'nın kaderini açıkladığı dakikalarda Wenger'in de, "1 orta saha ve belki de 1 defans oyuncusu daha alacağız" demesiydi. Tamam, o orta saha oyuncusu pekala Nuri Şahin olabilir ve defans için de bir bek takviyesi gelebilir. Yani dünkü açıklama M'Vila'yı alacağız demek değil. Ama en azından "tranferi kapattık" da değil. Bu bile ümitli olmam için yeterli bence. 

Arsenal camiasında Song'un satışına pek üzülen olmadı sanırım. Dün Wenger, açıklayamacağı bazı sebeplerden dolayı bu transferin gerçekleşmek zorunda olduğundan bahsetti. Bugün de İngiliz basını, bu sebeplerin Song'un disiplinsiz ve tembel davranışları olduğunu yazdı. Genel kanı, Song'un saha içi ve dışındaki disiplinsizliğinin Wenger'i bıktırdığı yönünde. Elinde oyuncu tutmakta zorlanan Wenger, daha 3 sene sözleşmesi olan oyuncusunu, £15m gibi çok cazip olmayan bir fiyata satıyorsa, mutlaka geçerli bir sebebi vardır. 

Wenger, Song'tan bıkmış olabilir ancak bu onu elinden çıkarması için yeterli bir sebep midir? Bu oyuncunun bu kadar süratli bir şekilde elden çıkarılmasının sebebi, onun yerine başka bir oyuncu ile anlaşılmış olması olabilir mi? Daha önce de içime Arsenal-M'Vila hikayesinin bitmediğinin doğduğunu söylemiştim ya, işte dün De Saint'in açıklamasından sonra bu umudum biraz daha kıpraştı. 

Aslında bu iş finansal olarak da çok mümkün gözüküyor. Arsenal'in bu yaz transfere harcadığı ve transferden kazandığı paralar birbirine denk (£47m). Yani gelen 3 oyuncu ve satılan 5 oyuncu sonrası Wenger'in harcadığı para hala sıfırı gösteriyor. Arsenal M'Vila transferini maliyeti ne olursa olsun bitirip, hem iyi bir transfer dönemi geçirmiş olur hem de bunu bütçeyi hiç sarsmadan yapmış olur. 

Her transfer dedikodusundan sonra buraya yazı yazmak adetim değildir. Ancak bu sefer işlerin farklı olduğunu gösteren işaretler var. M'Vila bir yerlere gidiyor ve bunun Arsenal olmaması için hiçbir sebep göremiyorum. (İlginç bir şekilde, geçen sene neredeyse aynı günde M'Vila yazısı yazmışım).

M'Vila dışında, Nuri Şahin işine artık bitti gözüyle bakabiliriz. Nuri transferi bugün ya da yarın açıklanacak ve Stoke maçında kadroda olacağını yazanlar bile var. Eğer satın alma opsiyonuyla geliyorsa, bana göre çok iyi bir transfer olur. Takıma nasıl oturacağını bilahere tartışırız. 

Katalan medyası bugün Song için "Yeni Yaya Toure" manşetleri atmış. Bu adamlar ya Song'u hiç izlememişler ya da Yaya Toure'nin kim olduğunu çabuk unutmuşlar. Song'un Barcelona orta sahasına yerleşebileceğini düşünüyorlarsa, kendilerine kolay gelsin diyorum. Song, ya Keita rolünü üstlenip kulübeyi ısıtacak ya da Mascherano gibi kendini stoperde bulacak. Bekleyelim, görelim bakalım. 

Bugünkü transfer hikayelerinin en ilginci, Villas Boas'ın Chamakh'ı kiralamak istediğiydi. Portekizli, Londra'da çok kalmayı düşünmüyor galiba. İlla kovulmak istiyorsa, Squillaci, Denilson ve Fabianski'yi de yollayalım, işi hızlandıralım. 

19 Ağustos 2012 Pazar

Pazar Notları



West Brom 3 - 0 Liverpool
Hem Rodgers'ın, hem de Clarke'ın ilk maçında, Liverpool taraftarına geçtiğimiz sezonları hatırlatan şok bir skor vardı. Her ne kadar, West Brom, Liverpool'a ağır bir mağlubiyet tattırmış gibi gözükse de, ilk yarıda 4, ikinci yarıda 2 net gol pozisyonunu harcayan Suarez, maçın kaderini belirleyen adam oldu. Onun ilk 45 dakikada kaçırdığı pozisyonlara, Zoltan Gera muhteşem bir golle cevap verince, ikinci yarı Liverpool açısından biraz panik ile açıldı. Rodgers'ın pas oyununun takımda oturması için biraz daha zamana ihtiyacı olduğu açık. Takım, orta sahayı bol pas yaparak geçmeye çalıştı ancak West Brom'un sert presi özellikle Tim Allen'ı bayağı bozdu. Hem Agger, hem de Skertel berbat bir maç oynadı ancak onların bu kadar kötü oluşlarının sebebi, orta sahada kaptırılan toplarla yağmur gibi yağan West Brom kontralarıydı. 10 kişi kaldıktan sonra, oyunun kontrolünü tamamen kaybeden Liverpool, haftaya oynayacakları City maçı öncesi moral bozucu bir mağlubiyet aldı.

QPR 0 - 5 Swansea
Premier Lig'in en uyuz hocası Hughes ve onun toplama takımı QPR geçen sene küme düşmeliydi ama bir şekilde ligde kalmayı başardılar. Hughes, zaten toplama olan takıma 8 yeni transfer yaptı ve bunların içinde Fergie'nin gözden çıkardığı Fabio ve Park da vardı. Eğer Hughes, eski takım arkadaşı Steve Bruce'a, Man Utd eskileriyle nereye kadar gidileceğini sorsaydı, sanırım duymak istemeyeceği bir cevap alırdı. QPR'ın karşısında, bu sene herkesin merakla beklediği takımlardan biri olan Laudurp'un Swansea'si vardı ve onun La Liga bağlantılarını kullanarak getirdiği 3 oyuncu da sahadaydı. Chico, De Guzman ve Michu üçlüsünün süper oyununa Dyer ve Britton da eşlik edince, Swansea, QPR'ı tek kelimeyle dağıttı. Atılan 5 gol ve direkten dönen 2 topa ek olarak, Swansea neredeyse her eline geçen topu etkili bir kontraya çevirdi. Daha kesin bir sonuca varmak için çok erken ancak Laudrup, Rodgers'ın takımına ekstra bir efektiflik eklemiş. Geçen sene hücumda 150 tane gereksiz pas yapmadan oynamayan Swansea, dün çok daha süratli ve direkt bir oyun anlaşıyla sahadaydı. QPR'ın  yaptığı inanılmaz kötü defans belki işlerini kolaylaştırdı ancak bana göre, bu sezon izlemesi zevk veren takımların başında Swansea gelecek. 

Newcastle 1 - 2 Sp*rs
3. maçta 4. yeni hoca ve belki de bunlardan en merakla bekleneni Villas Boas. Aynı Arsenal gibi, Sp*rs de, kuzeydoğunun oturmuş bir takımına karşı ligi açıyordu ve yeni bir hocanın son isteyeceği şey ligin en oturmuş kadrolarından birine karşı sezon açmaktır sanırım. Villas Boas, Redknapp'ın dizilişine sadık kalıp, Tottenham'ı ileri yarı alanda yoğun pres yapan bir takıma dönüştürmeye çalışıyor ve dün, özellikle ilk yarıda bunu başarıyla yaptıklarını söyleyebiliriz. İlk 45 dakika, daha iyi oynayan taraf Sp*rs idi ve Newcastle'ı sürekli olarak geriye ittiler ve uzun topla çıkmaya zorladılar. Pardew, bunu bildiği için, orta sahayı çabuk geçip, topu hücum oyuncularına ulaştırma yoluna gitti ancak 2. yarıda rakip yorulup presin dozunu azaltmak zorunda kalana kadar pek başarılı olamadı. Luka Modric'i kaybeden Tottenham, şu an tamamen kanatlara bel bağlamış bir takım durumunda. Ekotto-Bale ve Walker-Lennon ikilileri, ligin en etkili kanat hatlarından ikisi ancak aynı şeyi oyunun savunma yönü için söyleyemeyiz. Nitekim, Newcastle'ın 2 golü, Sp*rs'ün sağ bek ve sağ açığının hatalarından geldi. Pardew, sahaya geçen seneki 11 ve anlayışla çıktı ve oturmuş kadrosunun avantajını iyi kullandı. Sp*rs bu maçı kaybetmiş olsa da, çok fazla umutsuzluğa kapılmalarını gerektirecek bir durum yok. 

Fulham 5 - 0 Norwich
4. maç ve 5. yeni hoca Houghton. Karşısında, takımları her zaman organize hücum eden Martin Jol'un Fulham'ı. Dempsey'in, Liverpool transferi bugün yarın tamamlanır ve dünkü Fulham, Amerikalıyı çok aramyacağının sinyallerini verdi. Jol, kıta futbolunu iyi bilen bir adam ve yeni transfelerinin performansı da bunun bir kanıtı gibiydi. Petric, 2 gol 1 asist ve Kacanicliç de 1 golle oynayarak, net skorun oluşmasında başrolü oynayan isimlerdi. Norwich defansı, Fulham'ın iyi çalışılmış hücum setlerine karşı berbat bir sınav verdi ve özellikle iki bekleri, 5 golün 4'ünde hatalıydılar. Houghton, Newcastle'da mağdur edildiği günlerden beri herkesin sempatiyle baktığı bir teknik adam ancak Norwich'i kümede tutmak için sadece sempatiden çok daha fazlasına ihtiyacı olacak. Özellikle, Holt gibi çok kritik bir oyuncunun kulüple problemler yaşadığı bir ortamda, Houghton'ın işi hiç kolay değil. 

West Ham 1 - 0 Aston Villa 
Big Sam ve onun iki nokta arasındaki en kısa yolu bulmaya dayalı pragmatik futbol anlayışı yeniden Premier Lig'de.  Allerdyce'ın yönetimindeki West Ham'i göze hoş gelmeyen futbol oynayacağını ancak bir şekilde sonuç alacağını biliyoruz ve dünkü maçta bunun bir başlangıcıydı zaten. Villa, ilk yarı iyi top yaptı ancak onlar yoruldukça, West Ham oyunu özellikle fiziksel olarak domine etmeye başladı. Paul Lambert bu hafta sahaya çıkan 6. yeni hoca ve elinde ofansif personeli çok kısıtlı bir kadro var. Lambert, geçen sene Norwich'te kısıtlı kadroyla iyi bir takım ortaya çıkarmıştı ve biraz zaman verildiği takdirde aynısını burada yapmamması için bir sebep göremiyorum. Ancak, hücum hattına transfer yapmazlarsa, bana göre, sezon boyunca gol atmakta zorlanacaklar ve özellikle geriye düştükleri maçlarda büyük bir dezavantaj oluşturacak. 

Reading 1 - 1 Stoke
Yeni sezonun başlayıp Stoke City'nin "futbol" oynamaya başlayacağını umanlarınız vardıysa, kendilerine gezegenimizde güzel bir yaşam diliyorum. Dün yine bildiğimiz Stoke sahadaydı. Ne kendileri oynayan, ne de rakibe izin veren 11 tane azman. Aynı geçen sene olduğu gibi, bu seneye de deplasmanda berbat oynayarak başladılar ve doldur boşalt hücumlarından buldukları şans golünün üstüne yatmaya çalıştılar. Daha dinamik olan Reading, Stoke City'i maçın sonuna doğru tamamen oyundan düşürdü ve maçı kazanacak pozisyonları da üretti. Haftaya Arsenal, Stoke City deplasmanına gidiyor, umuyorum Pulis'in azmanları dünkü performansı tekrar ederler. 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Tutuk Başlangıç


Arsenal 0 - 0 Sunderland
Sunderland, sezonun ilk maçı için oldukça dişli bir takım. O'Neill'ın disiplin ve organizasyonun yanı sıra, Cuellar hariç geçen seneki kadrosuyla sahada olan Black Cats, Arsenal'in yaşadığı uyum problemlerini yaşamadı. Arsenal, Podolski'nin forvette olduğu 4-3-3 ile başladı. Arteta, geçen sene bir çok maçta olduğu gibi orta sahanın en gerisinde pozisyon almıştı ve önünde Diaby ve Cazorla ile kanatlarda Gervinho ve Walcott oynuyordu. Bana göre, Wenger'in ideal onbirinde Gervinho yerine Girroud var ancak Fransız oyuncu milli takım yorgunu olduğu için riske edilmedi. Defansta, sakat olan Sagna ve Koscielny'nin yerine, Jenkinson ve Mertesacker oynadı ve sahaya çıkan 11, büyük ölçüde tahmin edildiği gibiydi.

Sezon açılışları her zaman zordur. Özellikle, kritik bölgelerde yeni transferler sahaya çıkıyorsa ve rakip Sunderland gibi organize bir ekipse. O'Neill, sahada defansif bir 4-5-1'i ile çıktı ve Catternole, Larsson ve Colback üçlüsüyle ceza sahasının önünü kalabalık tutmayı tercih etti. Arsenal, maçın başında göbekteki bu kalabalığı yarmak yerine, sol taraftaki Gervinho'yu kullanmayı tercih etti. Ancak, Fildişi Sahilli oyuncunun her zamanki dağınık oyunu ve üstüste yaptığı top kayıpları, bu bölgeden somut bir şey üretilmesini engelledi. Birileri, rakiplerin içinden geçmeye çalışmanın adam eksiltmek için çok da etkili bir yöntem olmadığını Gervinho'ya anlatması lazım. İlk 15 dakikanın geçilmesinin ardından, Arsenal yavaş yavaş göbeği de kullanmaya başladı. Cazorla ve Podolski, ilk başlangıçtaki çekingenliklerini atıp, takımın hücumuna dahil olmaya başladılar ancak karşılarında Cattermole önderliğindeki çok disiplinli bir savunma buldular. Sunderland, Arsenal'e savunmada çok az alan bıraktı ve Arsenal de rakibin dengesini bozacak tempoya bir türlü ulaşamadı. Özellikle Cazorla, Sunderland'in 3 göbek adamının nefeslerini sürekli ensesinde hissetti ve maç ilerledikçe kendi sahasına daha yakın yerlerden top almak daha derine indi. Bu, Arsenal'in pas yüzdesine olumlu yansıdı ancak Podolski ileride biraz izole kalmış oldu. Arsenal, Walcott'un içeri dalışlarından birinin Cazorla tarafından bulunmasıyla en önemli tehlikesini buldu ancak Podolski, Walcott'tan gelen topu gole çeviremedi. Karşı tarafta ise, Mertesacker'i uyurken yakalayan Mclean, Larsson'dan gelen pasla Szczesy ile karşı karşıya kaldı ancak dar açıdan vurulan şut genç kalecide kaldı. Arsenal açısından, ilk yarıdaki en önemli sorun, temponun çok düşük olmasıydı ancak sezonun daha ilk maçında gaza köküne kadar basan bir takım görmeyi ummak gerçekçi olmazdı sanırım.

İkinci yarı da, birinciye benzer bir anlayış ve tempoyla oynandı. Sunderland, Sessegnon'un oyundan çıkmasından sonra 10 kişiyle kendi sahasına çekildi ve ikinci 45 dakika boyunca hücumu hiç düşünmedi. Buna karşılık Wenger, önce Podolski-Girroud, sonra da Ramsey-Diaby, Walcott-Arshavin değişikliklerini yaptı. Arsenal'in ilk yarıda işlemeyen kanatları, ikinci yarıda da hiç bir şey üretemedi. Gervinho çok gayretliydi ancak son pas ve şutu bulmadaki beceriksizliği gerçekten can sıkıcıydı. Walcott, oyunda kaldığı süre boyunca 2 gol pozisyonunda ortaya çıktı ve onun dışında neredeyse hiç sahada yoktu. Arkadan onu destekleyen bir Sagna olmayınca, oyunundan çok şey kaybettiğini biliyorduk. Bugün de, arkasındaki Jenkinson'la hiç bir şekilde anlaşamadı. Aynı problem, Gibbs-Gervinho ikilisinde de kısmen yaşandı. Sol kanat, sağ tarafa göre daha hareketli ve gayretli olsa da, organizasyon açısından kötü bir maç geçirip pek de bir şey üretmedi. Kenarlardan sonuç alamayan Arsenal'i, ikinci yarı boyunca karşı kaleye götüren tek adam Cazorla idi. Maç ilerledikçe kendine güveni gelen İspanyol oyuncu, Sunderland'in kilidini açacak pası da bulup Girroud'u kaleciyle karşı karşya bıraktı. Ancak, Fransız, kahraman olma fırsatını değerlendiremedi. Arsenal, maç boyu %70 top hakimiyetiyle oynamasına rağmen, gelmeyen tempo ve takımın henüz oturmamasın da etkisiyle istediği pozisyonlara ve gole bir türlü ulaşamadı. 

Daha ilk maça bakıp çok geniş kapsamlı sonuçlar çıkarmak doğru olmaz. Arsenal'in zamana ihtiyacı olduğu çok açık ve bu açıdan ilk maçın Premier Lig'in en sağlam savunmalarından birine karşı olması şanssızlıktı. Bana göre maçın adamları ilk yarıda Arteta ve ikinci yarıda da Cazorla idi. Diaby, beklenildiği üzere onlara eşlik edemedi ve bütün maçı yan pas yaparak geçirdi. Gervinho'nun gayretini takdir ediyorum ancak o kadar çok topu ezdi ki, hücumun bir türlü ritmini bulamamasında onun gereksiz yere ayağında tuttuğu ve kaybettiği topların etkisi büyük oldu. Wenger'in bir an önce Podolski'yi oraya monte edip, Gervinho'yu kenara oturtması gerekecek. Savunma açısından çok bir şey söyleyemiyorum çünkü Sunderland hücum etmeyi bile denemedi. DM pozisyonunda maça çıkan Arteta, özellikle ilk yarıda savunmanın en iyi ismiydi. Alınan beraberliğe bakıp çok da karamsarlığa kapılacak bir durum şu an için göremiyorum. Cazorla'nın daha ilk maçtan ipleri eline aldığını görmek, gelecek açısından umut vericiydi. Song'un transferi, az önce resmi site tarafından da doğrulandı ve Arsenal artık onu ve RvP'yi tamamen geride bırakıp, bu yeni oyuncu grubunu bir an önce uyumlu bir ünite haline getirmek zorunda. 

Gazamız Mübarek Olsun

Hangi Çocuk?

"Zor bir karar almam gerektiğinde, daima içimdeki çocuğu dinlerim ve içimdeki çocuk Manchester United diye bağırıyordu." -Robin Van Persie

Futbolcuların yeni kulüplerine imza attıktan sonra saçma sapan açıklamalar yapması alışılmış bir görüntüdür. Yeni takımın taraftarının gözünde 1-2 puan kazanmak için, doğuştan fanatik olanları mı ararsın, beni kesseler sizin renkleriniz akar diyenleri mi?

Van Persie, bu saçma sapan açıklamalar tarihçesine süper bir giriş yaptı dün. Dışarıdan ne kadar düzgün görünürse görünsün, futbolcu milleti ağzını açtığı anda mal beyanına başlıyor arkadaş. "Daha iyi kontrat için geldim" dememek için atılan taklalara; icad edilen kavramlara baksanıza. "Hangi çocuktu Robin bağıran? Yukarıdakine benziyor muydu?"

"Para için, inandığım bütün değerleri ve bana güvenen bütün insanları arkama batmadan sattım" diyecekmiş, dili sürçmüş sanırım. Yoksa, az biraz beyin sahibi bir insan böyle saçmalamaz.

17 Ağustos 2012 Cuma

Kaptan Verminatör


Tony Adams (Eylül 96 - Mayıs 02)
Arsenal'in gördüğü son gerçek kaptan ve nam-ı diğer Mr. Arsenal. Heykeli dikilecek adam diyeceğim ama zaten diktiler. Onun boşalttığı pazuband 10 senedir, herkese bol geldi. 

Patrick Viera (Temmuz 02 - Temmuz 05)
Doğal liderlik vasıfları sayesinde o dönemin bariz seçimiydi ama çok da dengesiz bir arkadaşımızdı. Bütün takımı medyanın önüne bir güzel atmışlığı da vardır; namağlup şampiyon olan takımı orta sahadan yönetmişliği de. Cesc formayı elinden alınca, bastı Juventus'a gitti. Şu sıralar Manchester City'nin borusunu öttürmekle meşgul. 

Thierry Henry (Temmuz 05 - Haziran 07)
Wenger'in rüşvet olarak verdiği pazubantlardan ilki. Henry, takımın yıldız oyuncusuydu ancak hiç bir zaman bir lider değildi. Zaten, kaptanlık yaptığı sürece transfer spekülasyonu hiç yakasını bırakmadı. Wenger'in, pazubandın bir oyuncuyu takıma bağlamak için yeterli olmadığını burada öğrenmesi gerekiyordu. 

William Gallas (Temmuz 07 - Kasım 08)
Wenger'in kariyerinin en fahiş hatalarından birisi. Kendisini basının önünde eleştirecek kadar şaşırmış bir oyuncuya kaptanlık verirken ne düşünüyordu anlayabilen olmadı. Gallas'ın yapamadığı kaptanlık, o meşhur Birmingham maçında belki de Arsenal'e bir şampiyonluğa maloldu. O maçta elinden alınmayan kaptanlık, çıkıp medyanın önünde takım arkadaşlarını eleştirince gecikmeyle de olsa alındı. 

Cesc Fabregas (Kasım 08 - Ağustos 11)
İkinci bir rüşvet vakası. Fabregas, Arsenal'in kaptanı olmak için fazlasıyla genç ve tecrübesizdi. Ancak Wenger, bir aidiyet duygusu yaratmak için olsa gerek, onu kaptan yaptı. Yeni Arsenal projesinin merkezinde olduğunun sembolü bu kaptanlık, Cesc'in Arsenal kariyerini ancak 1 sene uzatabildi. 

Robin Van Persie (Ağustos 11 - Ağustos 12)
Her ne kadar Cesc ayrıldığında, RvP takımın en tecrübeli adamlarından birisi olmuş olsa ve kaptanlık için doğal bir seçimdiyse de, bana göre bu bir başka rüşvet pazubandıydı. Wenger, Robin için manevi değerlerin ne kadar az şey ifade ettiğini bilseydi, kaptanlığı geçen sene Vermaelen'e verirdi. RvP, pazubandı ve Arsenal formasını, 31 numaralı ManU forması ve £41m için hiç düşünmeden çöpe attı. 

Thomas Vermaelen (Ağustos 12 - ?)
Wenger'in 7. kaptanı. Verminatör hem liderlik özellikleri açısından doğru bir seçim, hem de kulüple en uzun sözleşmesi olan oyunculardan birisi. Umuyorum, geçen sene sakatlıkların etkisiyle biraz sarsılmış gibi gözüken kendine güveninin geri gelmesinde bu pazubandın olumlu etkisi olur. Yardımcı kaptanlığı da Wilshere'e versinler bence, şimdiden hazırlansın gelecekteki görevine. 

Song da Kaçar

Bakın bu farklı bir ayrılış. Cesc'de ki gibi ayrılmak için can atan; Nasri ve RvP'deki gibi kontratı bittiği için daha fazla paraya kaçan bir oyuncudan bahsetmiyoruz. 2015'e kadar sözleşmesi olan ve Arsenal'in satmak zorunda olmadığı bir adamdan bahsediyoruz. Barça kapıyı çaldığında, Arsenal yönetimi rahatlıkla "Yokuz!" diye seslenebilirdi. Ancak, "Buyrun gelin" demeyi tercih ettiler ve Bartemou'yu Londra'ya davet ettiler. Hatta, transfer o kadar hızlı gerçekleşti ki, Barcelona'nın sadece 2 oyuncusu basına açıklama yapma fırsatı bulabildi. Bu kadar hızlı gerçekleşen transferin tek bir açıklaması var: Wenger, Song'u çoktan gözden çıkarmış. 

Blogu düzenli takip etmeyenler, giden oyuncunun arkasından olumsuz konuşma klişesine girdiğimi düşünecekler. Ama, blogu az biraz okuyanlar, benim Song'u çok beğenmediğimi bilirler. Song, Arsenal orta sahasına yararı kadar, zararı da dokunan bir oyuncu. Bugünkü noktaya stoperlikten yontularak geldiği için, hiç bir zaman safktan bir orta saha oyuncusu olamayacak bir arkadaşımız. Geçen sene yaptığı asistler takdire şayandı, ancak oynadığı mevki itibariyle kendisinden beklenen bir çok şeyi de yapmadı. Yıllar boyunca tekniği belki gelişti ve herkesin gözüne batan da bu, ancak Song'un oyun disiplini ve savunma azmi her geçen yıl geriledi. Song geçen sene 11 asist yaptı ancak top kaybı sayısı da Arteta'nın tam 2 katıydı. Üstelik Arsenal, tam 49 gol yiyerek, Wenger döneminin en kötü defansif performansını verdi. 

Song'un gitme sebebi, bana göre burada yatıyor. Geçen sene asist yapan Song işe yaradı çünkü Cesc gitmiş, Wilshere sakat ve Ramsey de formsuzdu. Ancak bu sene, bu bölgede Cazorla var ve bell ki Wenger, Arteta-Santi ikilisinin yanına disiplinsiz ve defansif olarak güven vermeyen bir üçüncü oyuncu istemiyor. Daha geçen gün yazdığım sezon öncesi yazısında, bu bölgeyi Arsenal'in en büyük sorunu olarak tanımadığımı görmüşsünüzdür. Dolayısıyla, Song konusunda Wenger ile hemfikirim. Ancak, bu hem fikirim halim, Song'un yerine transfer yapılmaması halinde çok fena değişebilir. 

İngiliz basını, Song'un yerine yapılacak transferi Nuri Şahin olarak bellemiş durumda ve hatta bugünkü basın toplantısında bu konu Wenger'e de soruldu; o da "İlgileniyoruz" dedi. Nuri, geçtiğimiz 2 gün içerisinde Liverpool'a imza atmaya çok yaklaşmıştı ancak sanırım Arsenal tekrar bastırıp "Du bi len!" demiş. Ben kendisini Arsenal formasıyla görmeyi çok istesem de, Song'un yerine alınacak adam için doğru tercih olduğundan emin değilim. Benim bildiğim Nuri, bizim Arteta'nın lacivertidir. Song'u yeterince defansif olmadığı için gönderip yerine Nuri Şahin'i almak, kız arkadaştan götü büyük diye ayrılıp Kim Kardashian ile çıkmaya benzer bişiy. 

Eğer bu ihtimal gerçekleşir de, Song'un ikamesinin harbiden de Nuri olduğu ortaya çıkarsa, Wenger'in klasik ön libero devrini kapattığını anlayacağız. Song'un defans yapmamak konusundaki ısrarı sağolsun, Arsenal geçen seneyi de klasik ön liberosuz geçti ancak kendisi hala kağıt üzerinde bir DM idi. Nuri ya da ona benzer bir oyuncu (Diaby olursa çocuğumu keserim), Song'un yerine yerleşirse, bu yeni sistemin de adı konmuş olacak. Arsenal, klasik bir ön libero olmadan oynayacak ofansif yeteneğe sahip. Yani böyle bir sistemin gereklerinden biri olan "topa hükmetme ve topun kıymetini bilme" konularında çok zorlanılacağını zannetmiyorum. Ancak, orta sahanın arkasında bir güvenlik ağı ören ön libero olmadan oynadığınızda, topsuz oyunu nasıl oynadığınız savunmanızın ne kadar etkili olacağını belirleyen faktör oluyor. Benim bildiğim, Wenger'in Arsenal'inin en zayıf noktası, topsuz oyundur ki, geçen sene Kozzer ve Verminatör iyi oynarken bile 50 tane gol yenmesinin sebebi de budur. Wenger'in, takımı daha modern taktiklerle oynatmak istemesi takdire şayan ancak o noktaya gelmek için yenmesi gereken ekmekleri umarım mahalle fırınından ısmarlamıştır. 

Transfer kapanmadan ve takımın son şeklini görmeden ne kadar konuşsak, spekülasyondan öte gidemiyoruz. Benim içimden bir ses, Nuri'nin durumu ne olursa olsun, Arsenal-M'Vila defterinin kapanmadığını söylüyor. Hem M'Vila, hem de Nuri bu takıma katılırsa o zaman gider kendime bir huni alırım. Bak hemen hayal kurmaya başladım yine. Saçmalamaya başlamdan kesiyorum burada, izninizle.


16 Ağustos 2012 Perşembe

Fatman and Robin

Hollandalı De Telegraaf gazetesi, Manchaster United'ın yeni forvet ikilisine muhteşem bir isim bulmuş. İlahi Telegraaf, sen beni güldürdün.. 

Hayırsız Olsun


Bu devirde, futbolcuların sadakat ve bağlılık gibi kavramlardan haberdar olmalarını beklemek gerçekçi olmaz. Arap şeyhleri, oligarklar ve sponsorlar sağ olsun, futbol endüstrisinde dönen para astronomik seviyelere ulaştı ve futbolcuların neredeyse tamamı bu pastadan mümkün olan en büyük payı almak için yanıp tutuşuyor. 

Nedendir bilinmez, Arsenal taraftarının önemli bir kısmı RvP’nin farklı olduğunu düşünüyordu. Arsenal kariyerinin ilk 5,5 senesi boyunca, camia onu desteklemişti ve her türlü sakatlığa, formsuzluğa rağmen Wenger hep arkasında oldu. Arsene, bundan 2-3 sene önce Robin’i elden çıkarsaydı; bugün gelinen nokta bambaşka olurdu. Ancak Wenger’in daha önce güvendiği birçok futbolcu gibi RvP de ona ihanet etti ve ilk fırsatta kapağı daha fazla para veren bir kulübe attı. 

Arsenal, RvP’ye £120,000 haftalık ve £5m peşin olmak üzere 4 yıllık kontrat için, toplam £30m önermişti ve bana göre bu teklif çok yerindeydi. 29 yaşına gelmiş, kariyeri sakatlıklarla dolu bir adama bundan daha fazlası verilseydi, pek de memnun olmazdım açıkçası. RvP, bu öneriyi elinin tersiyle itti çünkü geçen sezonun ortalarında menajeri birkaç büyük kulüp ile görüşmüş, sezon sonu için ağız sulandıran bir takım sözler almıştı. Bu görüşmelerin de etkisiyle Robin, transfer dönemine kendisini tanrının futbol dünyasına nimeti olarak görerek girdi. Zannediyordu ki Juve, Milan, City, United, Chelsea, Barça ve Real onun transferi için Arsenal kapısında sıra olacaktı. 

Robin, berbat bir Euro 12 geçirdikten sonra teklifleri dinlemeye başladığında, kendisiyle ciddi olarak ilgilenen sadece 3 kulüp olduğunu öğrendi. Üstelik City, £15m üzerine çıkmak istemiyordu ve ilk teklifi reddedildikten sonra başka girişimde bulunmadı. Juventus, RvP’nin isteklerinin kendileri için biraz fazla olduğunu öne sürerek transferden çabuk vazgeçti ve Robin’i Fergie ile başbaşa bıraktı. Ben, RvP’nin bu noktaya planlayarak geldiğini zannetmiyorum. Eğer Juve ya da City’e gitseydi, herkes kendisine “güle güle” diyecekti; United’a imza attı, artık Arsenal taraftarı kendisine “Hain” diyecek. Kendisini hain yapan, kulübü terketmesi değil, bunu yaparken taraftara dürüst davranacak cesareti gösteremeyişi. Para için olduğunu kabul etmemek için öne sürdüğü “Kulübün nasıl yönetildiğini beğenmiyorum” açıklaması, Arsenal taraftarının gözünde onu zaten bitirmişti; United’a gidişi kendisini hainler sıralamasında Nasri ve Ashley Cole’un da üzerinde bir yere yerleştirdi.

Aslına bakarsanız, Robin’in ne yaptığı benim pek umrumda değil. Arsenal forması giymek istemeyen kimsenin kulüpte tutulması taraftarı değilim. Kafası Barça’da olan bir kaptanla Arsenal 3 sene yedi; kafası parada olan diğer bir kaptanla da vakit kaybetmenin anlamı yok. Zaten United’ın ödediği £24m’lik bonservis bana göre 29 yaşında ve sakatlık karnesi berbat olan bir oyuncu için gayet makul. United, Robin’e haftalık £200,000’den 4 yıllık kontrat vererek £41m bağlamış durumda ve bu kontratın iki tarafa da hayırlı olmamasını dilemekten başka bir şey gelmez elimizden. Belki, kızgınlıkla söylediğimi düşüneceksiniz ama Robin gibi son 7 senenin yarısını yatarak geçirmiş bir adama böyle bir kontrat vermek büyük risk bence. Eğer RvP, 4 seneyi hiç sakatlanmadan geçirirse, muhtemelen aldığı paranın karşılığını verir. Ancak bu konuda eski formuna dönerse, yattığı her 5 hafta için United £1m’i sokağa atacak. RvP transferi, borç faizi ödemek için oyuncu satan bir kulüp için cesur bir karar açıkçası.

Mali nedenler bir yana, RvP’nin ayrılışının bana çok koymamasının bir başka sebebi de, kulübün proaktif davranarak önlemlerini erken almış olması. RvP kaybedildi ancak takımın hücumuna 3 önemli oyuncu ile takviye yapıldı ki, bu benim gözümde çok daha hayırlı bir olay. Geçen sene RvP 30 gol attı ama Arsenal’in hücumdaki tek opsiyonu kendisiydi. Ayağına topu alan her Arsenalli Robin’i aradı ve o da bu servisi iyi değerlendirdi. Robin’in farklı bir dizilişte bambaşka bir oyuncuya dönüştüğünü Euro 12’de gördük. Bu yüzden, Arsenal hücumunun tek bir oyuncunun performansına dayalı olmadığı bir sistem benim için çok daha olumlu bir gelişme. Yani, bana göre Podolski/Cazorla/Walcott/Girroud > Gervinho/Rosicky/Walcott/RvP. Arsenal, geçen sene Cesc, Nasri ve Clichy giderken, üstüne gelen kamyonun farlarından gözleri kamaşmış geyik gibi donakalmıştı. Bu sene RvP’nin gidişi beklenmeden önlemler alındı ve bu yılan hikayesi sezon başlamadan once bir sonuca bağlandı.

Umuyorum, aynı kararlı tavır, Song meselesinde de gösterilir. Arsenal’in RvP’den gelen parayı bir forvete yatıracağını zannetmiyorum. Bunun yerine büyük ihtimalle orta sahaya bir takviye yapılacak. Hatta, Song’un satılıp orta sahaya sağlam bir transfer yapılması yüksek bir olasılık gibi gözüküyor. Barça’nın yardımcı sportif direktörü Bartomeu, şu an Londra’da Song için pazarlık masasında. Eğer, Arsenal’in satmaya niyeti olmasaydı, kendisine “Hiç zahmet etme” denilirdi. Londra’ya davet edildiğine göre, bu dumanın çıktığı yerde bir ateş var. Umuyorum, medyada yer alan £15m’lik bonservisten daha yüksek bir meblağ kopartılır Barça’dan. 

Son olarak, Wenger’in 2015’e kadar kontratı olan Song’un gitmesine yeşil ışık yakmasının ilginç olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Cesc, Nasri, RvP, Song, Clichy, Toure, Almunia, Bendtner, Arshavin gibi, Arsenal’in son 6 senelik kupasız döneminin kilit oyuncularının tamamı ya ayrıldı ya da kapıdan çıkmak için bekliyorlar. Belli ki Wenger, bu oyuncu grubunun onu bir takım hedeflere götürmeyeceğinin geç de olsa farkına vardı. Son 2 senede ciddi bir tasviye ve değişim yaşandı. Bu dönemde ayrılan oyuncuların birçoğu, Arsenal’in kupa kazanamayışını bahanelerinin arasına yazdılar ama kupa kazanamayan o takımın bir parçası olduklarını hep unuttular. RvP de kulübün yönetilişini beğenmediğini söyledi ama o yönetim felsefesinin 6 sene boyunca kendisine destek olduğunu da çok çabuk unuttu. Diyeceğim şudur ki, Arsenal’in sahada yetenekli olan son jenerasyonu, mental açıdan gerçekten çürük çıktı ve kendilerinin oluşturduğu takımdan bir türlü cacık olmadı. Ben bu değişime olumlu bakıyorum ve umuyorum Arsenal, bugün yaptığı yatırımın meyvelerini kısa sürede yemeye başlar.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

4. Geleneksel Sezon Öncesi Yazısı

Artık yıllara bayılırım. Artık yıl demek, Olimpiyat ve Avrupa Futbol Şampiyonası demektir ki, bu da liglerin tatilde olduğu dönemde canımız sıkılmayacak anlamına gelir. Nitekim bu sene de böyle oldu. Göz açıp kapayana kadar kendimizi Premier Lig’in kapısında bulduk. İlk maçlar 3 gün sonra oynanacak ve birçok kulübün lige hazır olmadığını biliyorum. Kulüplerin çoğu harıl harıl transfer çalışması yaparken, kimileri daha transfere başlamadı bile. İlk haftalar oturmuş kadroları olan City, United gibi kulüplere avantaj getirecek. Hoca ve kadro değişimine giden Arsenal, Chelsea, Tottenham ve Liverpool içinse işler biraz daha zor olacak. İlk maçlar oynanmaya başladıktan sonra, büyük kulüplerin değerlendirmelerini, daha sağlıklı verilere dayandırarak, yavaş yavaş yaparız. 

Arsenal değerlendirmesine iki problemli bölgeyle başlamak istiyorum. Her ne kadar, ilk bakışta RvP’nin terkedeceği hücum bölgesi problemmiş gibi gözükse de, Arsenal’in yaptığı doğru transferler burayı kriz bölgesi olmaktan kurtardı. Bana göre asıl kriz bölgeleri defansif orta saha ve bek pozisyonları. Orta sahanın defansif yamacı, Song varken ve iyi oynuyorken bile Arsenal için problem idi. Şimdi bir de başımıza Song’un Barcelona flörtü çıktı ki, böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi Wenger’in başını bir hayli ağrıtabilir. Tabii ki Arsenal buradan gelen parayı direkt gidip M’Villa gibi bir oyuncuya yatırarak sorunu çözebilir ancak ligin başlamasına 3 gün kala kimsenin böyle bir maceraya girmek istediğini sanmıyorum. İngiliz basını, Song’un yerinin Nuri Şahin ile doldurulacağını da yazıyor ancak Nuri’nin de buradaki problemi çözecek adam olduğundan emin değilim ben. 

Aslında bu bölgedeki problem, Arsenal’in Cesc, Nasri ve Wilshere üçlüsünü kaybetmesiyle başladı. Takımdaki 3 yaratıcı orta saha oyuncusunun sayısı birden sıfırlanınca, orta sahadaki üretkenliği sağlamak için Wenger alternatif çözüm yolları aradı. Bunlardan birisi de, Song’un defansif görevlerinden feragat ederek onun ileri üçlüye daha sık yaklaşmasını sağlamaktı. Ramsay, Arshavin, Gervinho gibi oyuncuların bir türlü beceremedikleri “yaratma” görevinin bir bölümü Song’a aktarıldı ve hakkını vermek gerekir ki, o da bunu başarıyla yaptı. Ancak bunu yaparken, doğal olarak defansif görevlerini de bol bol aksattı. Wenger, Ramsey ve Arteta’nın Song’a eşlik ettiği dönemde, defansif orta saha rolünü saha içinde bir rotasyona bağlamaya çalıştı ancak Rosicky form tutup da, takımın hücumsal yaratıcısı rolünü üstlenene kadar bundan pek verim alınamadı. Özetle söylemek gerekirse, Arsenal kimin DM, kimin AM olduğunun belli olmadığı bir sisteme adapte olamadı. Ne zaman Rosicky gelip AM rolüne yerleşti, o zaman Arsenal daha iyi futbol oynamaya başladı. 

Cazorla transferi ile takımın AM bölgesindeki sorun çözüldüğüne göre, Wenger'in önünde bir ikilem var. Ya Song'a eski defansif ağırlıklı oyununu oynatacak ya da kendisinden aynen devam etmesini isteyecek. Kesici, çıpa DM'lerin neslinin tükendiğini iyi bilen Wenger, büyük ihtimal yeni Song'tan gayet memnun. Barça, Real, Man Utd gibi Avrupa futbolunun önde gelen kulüpleri, kesici ön libero kullanmayı çoktan bıraktı ve böyle de başarılılar. Ancak geçen sezon da gösterdi ki, Arsenal'in bu trene binmesi için henüz erken. Eğer defansınız önündeki DM devriyesini kaldıracaksanız, takım savunmanızın çok üst düzeyde olması gerekiyor. Bunu Barça örneğinde çok net görüyoruz. Real'de Khedira ve Alonso maç boyu diğerlerinin arkasını topluyor. United, defansif şekil ve pozisyon alma konusunda dünyanın belki de en iyi takımı. Ben, Song'un ofansif görev almasına karşı değilim ancak önündeki adamlar onun boşalttığı defansif sorumluluğu paylaşmayacaksa, geçen seneki problemler tekrar ortaya çıkacaktır.

Takım savunmasının bu sezon daha iyiye gitmesi konusunda bu sezon umutluyum. Çünkü, hem artık kenarda Steve Bould gibi Graham döneminin savunması çok iyi bilen bir hoca var hem de yeni katılan oyuncular savunma açısından gayet gayretliler. Hem Podolski hem de Cazorla, benzer pozisyonda oynayan oyuncularla karşılaştırıldıklarında üst düzey savunma yeteneklerine sahipler. Yani eğer Song, geçen seneki rolüne devam edecekse, belki bu sene Arsenal bu ağırlığı kaldırabilecek seviyeye gelebilir. Gerçi içimden bir ses, Song'un ayrılacağını ve Arsenal'in M'Vila ya da benzer bir oyuncuyla anlaştığını ertesi gün açıklayacağını söylüyor. Wenger, 5 senede ağaçtan yontarak adam ettiği Song'u böyle kolay veda mı edecek; hep beraber göreceğiz. 

DM meselesini bir tarafa koyarsak, Arsenal'in başını ağrıtacak ikinci bölgenin de bek pozisyonları olduğunu görüyoruz. Sağ bek, Sagna varken, takımın en güven veren bölgesiyken, onun yokluğunda takımın en zayıf noktasına dönüşüyor. Yani Bacary Sagna ile yedekleri Jenkinson ve Yennaris arasında dağlar kadar kalite farkı var. Köln maçında sahaya çıkan 11 bana göre Wenger'in, Song ve Arteta hariç ideal 11'iydi. Yani sağ bek bölgesinde Sagna'nın yokluğunda formayı ilk alacak isim Yennaris olacak. Jenkinson'a göre fiziksel ve teknik olarak bariz üstünlüğü bulunan genç oyuncunun tek dezavantajı kendisinin safkan bir bek olmaması. Orta sahadan bek devşirme işi riskli bir iştir ama sanırım Wenger bu riski alacak. 

Sol bekte formayı kapan isim Gibbs olacak çünkü Andre Santos'un defansif özellikleri Premier Lig için  fazlasıyla yetersiz. Gibbs, eğer sakatlamadan gelişimini sürdürürse, formayı kolay kolay kaptırmaz. Ancak her sezon olduğu gibi bu sezon da sakatlanırsa, Arsenal'in yine başını ağrıtır. Andre'nin takıma yaptığı ofansif katkıya diyecek bir şeyim yok ancak kendisi sahada olduğu zaman, geri dörtlünün dengesi fena halde bozuluyor. Belki de, Wenger, Song'un satışına bu sebepten bile onay verebilir. Beklerin zaafiyetinin daha defansif bir DM tarafından kapatılmasını istediği için Song'u yollayıp yerine M'Vila gibi bir oyuncuyu getirebilir. Transfer bitene kadar bu sorulara cevap bulamayacağız ancak bildiğim bir şey var ki, eğer Arsenal Santos ve Yennaris ile maça başlayıp, Song'u da ofansif oynatırsa, bir araba dolusu gol yer. Geçen sene yemişliği de var zaten. 

Köln maçındaki 11'in belirleyici olduğu görüşüm aslında ofansif anlamda da geçerliliğini koruyor. RvP'nin ayrılmasından sonra, Podolski'nin o bölgeye geçmesi bekleniyordu ancak bence Wenger, ileri uca Girroud'yu hazırlıyor. 4-2-3-1'in 3'lüsünü de Lukas, Cazorla ve Walcott oluşturacak. Gervinho ve Ox da, bu 3'lünün yedekleri olacaklar. (Ox'un sezon içinde Walcott'tan formayı çalması sürpriz olmaz). Böyle bir dizilişte, Girroud'nun formu kritik bir hal alabilir ancak kağıt üzerinde bu hücum hattı, geçen senekinden çok daha iyi. Yani Van Persie'ye Man Utd forması hayırlı uğurlu olsun. Arsenal, kendisini aramayacak. 

Tabii ki hücum hattının etkinliğinin belirleneceği yer orta saha. Song gitsin ya da gitmesin, bu bölgenin kritik adamı yine Arteta olacak. Geçen sene Arsenal, onun yokluğunda sadece 1 maç kazanabildi ve eğer Nuri Şahin transferi gerçekleşmezse, Arteta yine alternatifsiz kalacak (Diaby diyenin ağzına vururum terlikle). Arteta, Song ve Cazorla dizilişinin avantajı, her üç oyuncunun da, hem kısa hem de diagonal pasları iyi atıyor olması. Hücumda zaman zaman, açıklarla yapılan verkaçlardan farklı bir şey üretmekte zorlanan Arsenal için, pas mesafesinin çeşitlenmesi yararlı olacaktır. Arsenal hücumunun ana yolu yine, forvet arkasındaki üçlünün birbirine yakın oynayarak yaratacağı üçgen ve dörtgenler olacak. Ancak, Köln maçında gördüğümüz gibi, Girroud'ya direkt atılan paslar ile ona yaklaşan açıklar üzerinden pozisyon üretme opsiyonu da takıma başka bir boyut kazandıracak. Fransız oyuncu, Pazar günkü maçta, hem direkt skora gidebileceğinin hem de takım arkadaşlarını beslemek konusunda istekli olduğunun işaretlerini verdi. Önümüzde Chamakh gibi bir örnek olmasa, kendisinden daha umutlu olurdum ama bu sezon yoğurdu üfleyerek yiyorum. 

Burada "takım savunması" lafını çok kullanıyorum ancak Arsenal'in, Invincibles günlerinden beri istikrarlı olarak eksikliğini hissettiği şey bu. Takım savunmasının olmazsa olmazı 2 girdi olan "motivasyon" ve "disiplin" kavramları Wenger'in arasının pek de iyi olmadığı şeyler. Zaten benim son 2-3 senedir ona sürekli yüklenmemin temelinde de bu kavramların takımdaki eksikliği yatıyor. 90 dakika boyunca savunmadaki tüm görevlerini eksiksiz yapmasını istediğin adama önce vermen gereken şey motivasyondur, bu standardı uzun süre korumak istiyorsan, ihtiyacın olan şey disiplindir. Eğer oyuncun, karşına maç boyunca 10 kere çıkan rakibi her defansında aynı şevk ve ciddiyetle karşılamıyor; 7 kere karşılayıp, 3 kere de "benim arkamdaki başetsin" diyip frene basıyorsa, o zaman ortada ciddi bir disiplin problemi vardır. Premier Lig, 10'da 7 disiplinli olanın değil, 10'da 10 çalışanın başarılı olduğu bir yer. Ferguson'un her türlü kadroyla neden hep tepede olduğunu merak ediyorsanız, bir Man Utd maçını da bu dediklerimi hatırlayarak izleyin. Siz hiç Paul Scholes'un yanından adam geçerken tembellik yaptığını gördünüz mü? Scholes bilir ki, o adamı kaçırıp soyunma odasına döndüğünde, 20 yıllık hocası Fergie ona fön makinası muamelesini çekecektir. Ben, Wenger bağırsın çağırsın demiyorum. Oyuncularına defansif disiplini vermenin kendine göre bir yolunu bulsun, bulamıyorsa yardım alsın. Ama çok çalışan oyuncun ile Diaby gibi tembelleri yıllarca aynı kefeye koymasın. Wenger, bunu yaptığı sürece zirveden hep uzak kalmaya mahkum olacak. 

Takıma yeni katılan oyuncuların ve Steve Bould faktörünün, motivasyon ve disiplin konularına olumlu etki yapmasını bekliyorum. Özellikle defans oyuncuları, Bould'un olumlu etkilerinden birçok kere bahsettiler. Bould, Wenger'in kendisine izin verdiği kadar başarılı olabilir ve umuyorum Wenger, ondan disiplin ve motivasyon konularında yardım alır. Bu seneki Arsenal, rahat hücum edip, bol gol bulacak gibi gözüküyor ancak takımın kaderini her zamanki gibi defansif performansı belirleyecek. 

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kötü Rakip; İyi Hücum


Arsenal, sezon öncesi hazırlıklarını dün Köln karşısında aldığı 4-0'lık galibiyetle kapattı ve sonuç itibariyle umut verdi. Dünkü 90 dakikanın biraz daha çekişmeli geçmesini umuyordum ancak rakip Arsenal'e 3 gömlek hafif gelince, maç da bir antreman maçı şeklinde gelişti. 

Üzerinde çok derinlemesine bir analiz yapmanın çok doğru olmayacağı bir 90 dakikadan sonra söyleyebileceğim ilk şey, Arsenal'in bu sene hücumda daha az sıkıntı çekeceği. Wenger, ilk yarıya Girroud önde ve onun arkasında Podolski, Cazorla ve Walcott ile çıktı ki, zannedersem RvP ayrılırsa Arsenal'in ideal hücum dizilişi böyle olacak. Bu 4 oyuncunun, beraber çıktıkları ilk maçta gösterdiği üretkenlik sanırım Wenger'in yüzünü güldürmüştür. Rakip her ne kadar varlık gösteremeyip, Arsenal'e bol bol boşluk bırakmış olsa da, Arsenal ilk 45 dakikada neredeyse 10 tane net pozisyon üretti. Girroud'nun 2 ve Cazorla'nın pozisyonlarında Köln kalecisi devleşmese, ilk yarı 6-0 bitebilirdi. Bu kadar hücuma dayalı oyunun oynamasının bir sebebi de, Cazorla'nın hemen arkasına konuşlanmış Ox'un da sürekli olarak hücuma çıkıp Arsenal ileri 5'lisinin arasındaki mesafelerin hep kısa kalmasına neden olmasıydı. Arsenal'in ileri 5'lisi çok iyi yardımlaştı ve bunun sonucunda rakip savunma ile kedi köpek gibi oynadı. Wenger, bu kadar cesur bir oyunu, haftaya Sunderland karşısında oynamaz ancak geçen sene tamamen RvP'nin üzerine yıkılmış hücumun onsuz da işlediğini görmek sevindiriciydi. 

Herkesin merakla beklediği Cazorla hakkında konuşmak için biraz erken ancak bir hafta antremandan sonra ilk defa giydiği Arsenal formasıyla hiç sırıtmadığını söyleyebiliriz. Arsenal'in klasiği olan kısa pas oyununu iyi oynadığını zaten bildğimiz İspanyol oyuncu, dün kendi sahasından 3-4 tane de çok isabetli uzun çapraz top attı. Zaman zaman fazla öngörülebilir hale gelen Arsenal hücumuna varyasyon eklemek açısından bu paslar önemliydi. Geçen sene sadece Song'un yaptığı, defansı yaran uzun paslar atma işini umuyorum bu sene Cazorla ve hatta Podolski'den de göreceğiz. Diğer yeni transfer Girroud, gol atamamasına rağmen son vuruşlarının tamamında isabet kaydederek, "yeni bir Chamakh" olmayacağının sinyallerini verdi. Podolski ise, attığı ve hazırladığı gollerle "Kim takar RvP'yi?" der gibiydi. 

Maçın ikinci yarısı ile ilgili çok bir şey yazamıyorum çünkü skorun 3-0'a gelmesiyle maç tamamen rölantiye döndü. İkinci yarının dikkat çeken olayları, Gervinho'nun, rakibin ve takım arkadaşlarının kafasını karıştıran allak bullak futbolundan hiçbir şey eksilmediğini görmemiz ve Wenger'in Arshavin'i forvet arkasında oynatmasıydı. Küçük Rus, biraz daha derli toplu gözükse de, kendisinin bu takımda yeri olduğuna pek emin değilim. Geçen sene giremediği kadroya, 3 tane hücum opsiyonu daha eklendikten sonra girmesi için performans patlaması yapması lazım. 

İkinci yarıyı izlerken dikkatimin tamamen dağılmasının bir başka sebebi de, RvP'nin sanki hiçbir şey yokmuş gibi sahaya kaptan çıkarılmasıydı. Bu konu o kadar acaip bir noktaya geldi ki, ben de ne düşeneceğimi bilemez oldum. Wenger ve birçok Arsenallinin kendisinin kalmasını istediğini biliyorum. RvP'nin kaptanlığı elinden almak, kendisini kapı dışarı itmek olur ki, benim bildiğim Arsene bunu yapmaz. Ancak öte yandan Arsenal, gerçekten "bu kulüple sözleşme imzalamam, yönetiliş biçimini onaylamıyorum" diyen bir kaptanı olsun mu istiyor? Burada sorun tekrar dönüp dolaşıp kaptanlık müessesinin yanlış adamlara verilmesine geliyor. Daha önce de yazmıştım, Adams pazubandı çıkardığından beri Wenger bu takıma gerçek bir lider bulamadı ve kaptanlığı, sürekli, sonradan takımı yarı yolda bırakacak adamlara emanet etti. Bu saatten sonra RvP'nin, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi kulüpte kalmasını belki futbolsal sebeplerden dolayı kabullenirim ancak kendisinin geçen sene ulaştığı "efsane" mertebesine, benim ve Arsenal taraftarının gözünde tekrar ulaşması artık imkansız. Kendisine Arsenal ve Man Utd arasında yapmak zorunda olduğu seçimde kolaylıklar diliyorum burdan. Umarım aradığı maaş zammı kaybettiği itibara değmiştir. 

11 Ağustos 2012 Cumartesi

İçim Parçalandı


2007/08 - £45,820,000
2008/09 - £127,700,000
2009/10 - £125,000,000
2010/11 - £154,750,000

Roberto Mancini'nin de işi zor.. 4 senede dış transfere 453 milyon pound harcayan, aynı süredeki maaş ödemeleri bundan daha da fazla olan ve toplamda 1 milyar pound'tan daha fazla paranın akıtıldığı bir takımın hocası olmak çok güç bir iş olsa gerek. Dünkü basın toplantısında yaptığı açıklamaları okurken neredeyse ağlacaktım. Mancini, kadronun yetersizliğinden yakınıp durdu; United'ı ligin favorisi gösterdi; Chelsea'nin transferlerini övdü. Utanmasa, Arsenal'i de kıskandığını söyleyecekti.

Sebebi, yaklaşan Financial Fair Play düzenlemesi midir, yoksa araplar şampiyonluğu aldıktan sonra biraz frene basmak mı istiyorlar bilmiyorum ancak, bu transfer döneminde Premier Lig'in henüz transfer yapmayan tek takımı Manchester City. Tabi ki, bu halleriyle bile son 5 sezonda harcanan paraya baktığınızda, en yakın takipçilerinin £200m önündeler. Yani, adamlar yapcağını yaptı, bu sezon da sakin geçse ne olur deseniz haklısınız. Ancak, bunu Roberto Mancini'nin yanında söylemeyin, alınıyor adam.

Mancini'nin dünkü basın toplantısındaki yakınmaları, yeni bir şey değildi aslında. Kulübün patronu Gary Cook, transferin patronu Brian Marwood ve Mancini arasında, 1 senedir süregelen bir krizin su yüzüne çıkan noktasıydı dünkü yakınmalar. Mancini, kendisine sorulan transferle ilgili soruların çoğuna "Marwood'a sorun" diye yanıt verdi ve aradaki anlaşmazlığı basınla paylaşmaktan kaçınmadı. İtalyan özellikle RvP ve Hazard'ın bitirilmeyen transferleri yüzünden oldukça kızgın gözüküyordu ve Hazard'ı "gelecek 10 yılın yıldızı", RvP'yi de "Arsenal ya da Man Utd oyuncusu" olarak tanımladı. İtalyan, istediği diğer 2 oyuncu olan Daniel Agger ve Daniele De Rossi ile ilgili sorulara da yine kızgın bir şekilde "Marwood'a sorun" demekle yetindi.

Roberto Mancini'nin işi tabi ki kolay değil. Bir dolu yüksek egolu yıldızdan bir takım oluşturup, harcanan parayla orantılı olarak uçup gitmiş beklentileri karşılamak tabi ki zor. Ancak, dünya üzerinde yapılmayan transferlerden dolayı şikayet edecek son kişinin de kendisi olması gerekir. Son 2 sezonda kendi emrindeki £280m'dan sonra, City kadrosu hala yetersizse, Mancini'nin dönüp kendisine bakması gerekir. Ben bu kulübün yöneticisi olsam ve benim teknik direktörüm çıkıp basına "Lig için United favori, biz 2, 3 ya da 4. favoriyiz ve bu kadroyla Şampiyonlar Ligi'ni kazanmamız imkansız" dese, gider kendisiyle uzun bir toplantı yaparım. İtalyanın, dünkü söylediklerinin bir kısmının akıl oyunu olduğu biliyoruz; çünkü geçen sene ligin tepesindelerken bile hep "United favori" diyip duruyordu. Ancak, kızgınlığı bu derece dışarı yansıtması, geçen sene başlayan krizin daha da gerildiğinin habercisi.

Mancini'nin dün basını yönlendirdiği adam olan Marwood, takımın transfer görüşmelerini yapan isim. Ancak, o da emirleri, eski dostu ve patronu Gary Cook ve dolaylı olarak da Khaldoon El-Mubarak'ten alıyor. Eğer, Abu Dhabi United harcamaların frenine basmak istiyorsa, Marwood'un da yapabileceği bir şey yok. Geçen sene önüne gelene 20-30 basan adam, bu sene mi birden cimrileşti?

City'nin (şimdilik) muslukları kısmasının görünen sebebi FFP gibi duruyor. Eğer UEFA, bu sistemi ciddi ciddi uygulayacaksa, City'nin işi hiç de kolay olmayacak. Gelir/gider dengeleri o kadar bozuk ki, bir yandan astronomik gelir artışına, diğer yandan da kemerleri ciddi şekilde sıkmaya ihtiyaçları var. Adebayor, Santa Cruz ve Bridge gibi adamlara hala para ödeyen City, ligin en çok kazanan 10 oyuncusunun yarısını da kadrosunda bulunduruyor. UEFA, Etihad anlaşması gibi balon sponsurluklara göz yumsa bile, City'nin giderlerini kapatması için hiç para harcamadan £200m gelir yaratması gerekiyor. (Geçen sene £200m zarar ettiler ki bu rakamlar transfere £154m harcamadan önce yayınlandı). Yani, City yönetimi ciddi ciddi FFP'ye hazırlanıyor olabilir ki, bu sene hiç para harcamasalar bile, son 3 senedeki gelir artışı trendine bakarsak, £200m'luk açığı kapatmaları 5-6 senelerini alacak. Tabi, UEFA, FFP konusunda ne kadar ciddi ve yaptırımları hangi ölçüde uygulayacak, o başka bir tartışma konusu.

City'nin transferdeki suskunluğunun sebebi belki FFP, belki başka bir şey ama bu durumun yeni sezon öncesi bir krize dönüşmesi, Mancini açısından hayırlı olmaz. Transfer yapsınlar ya da yapmasınlar, Premier Lig'in uzak ara en iyi kadrosu City'nin elinde ve İtalyan'ın yönetimle kavga etmeyi bırakıp, işine konsantre olmalı. Çünkü, United'ın para harcayamadığı, Chelsea'nin ciddi bir değişimden geçtiği ve Arsenal'in de Arsenal olduğu bir başka sezona başlarken, Man City'nin favori olmadığını söylemek gerçekten komik. Hele ki, 1 milyar dolar harcamadan sonra "Kadrom yetersiz" diye ağlamak resmen içler acısı.