24 Temmuz 2012 Salı

Özoğlan Diaby

"Xabi Alonso'yu alırsam, Diaby ve Denilson'un kariyerlerini bitiririm" -Arsene Wenger, 2007

"Diaby sağlıklı olursa, M'Vila'ya ihtiyacımız yok" -Arsene Wenger, 2012

-

"Sakatlık olmazsa orta sahada problem çekmeyiz" -Arsene Wenger, 2012

"192" -Arsenal'li oyuncuların geçen sezon sakat kaldıkları toplam hafta sayısı


Ne Diabymiş be arkadaş! Wenger'in üvey oğlu filan diyordum ama ondan da öte galiba. Öz oğlu filan olmasın? Wenger, Diaby ile ilgili konuştuğu zaman kalbim sıkışıyor yemin ederim. Adam son 5 sezonda 20 maç ortalama ile oynamış, Wenger hala ona güvenip orta sahaya adam almasak da olur diyor. Hayır, sağlıklı olduğunda da son derece sıradan bir adam ki bu. Hani elindeki Scweinsteiger olur da, anlarım bu kadar sabrı. Bence Diaby, hiç sakatlanmayacağının garantisi olsa bile, Arsenal orta sahasını kaldıracak bir adam değil. Bu kadar ısrarın anlamını sanırım hiç anlayamayacağım. 

10 Temmuz 2012 Salı

Bu Kulübün Sahibi Var Mı?


Yapılan 2 transferin etkisiyle, Arsenal için optimizmle başlayan yaz mevsimi camianın 2 farklı üyesinden gelen 2 farklı açıklamayla bir anda tekrar kaosa dönüştü. Önce RVP, çoktandır bekleneni yapıp kulüple sözleşme yenilemeyeceğini açıkladı. Onun bu açıklamasını fırsat bilen Usmanov da, Kroenke yönetimine bir güzel ayar verdi. Bu iki bombanın patlamasının ardından hem Arsenal’in soyunma odasındaki hava tekrar geçen seneki depresif günlerine döndü hem de yönetimin içerisindeki koca çatlak artık balçıkla sıvanamayacak kadar ortaya çıktı.

RvP meselesiyle ilgili duygularımı daha önce de yazmıştım. Arsenal’de oynadığı 7 sezonun 6’sını revirde geçirmiş bu adama, 3-4 senelik astronomik bir kontratın verilmesini zaten istemiyordum ve bana göre Arsenal’in yaptığı öneri de gayet makuldü. RvP bunu kabul etmedi çünkü kendisinin makul bir kontrat ile işi olmaz. Fiyatının balon gibi şiştiği bir sezonun sonunda, kariyerinin son büyük anlaşmasına imza atacak olan Robin’in aradığı, kendisini daha zengin emekli edecek bir enayi kontratı. Şimdi RvP’nin menajeri, Juve, Real ve City yönetimlerini, müvekkilinin 33 yaşına kadar hiç sakatlanmayacağına ikna etmeye çalışıyor. Bizim de bir gooner olarak dileğimiz, Robin’in imzaladığı astronomik kontratın hemen ardından o meşhur sakatlıklarından birini yaşaması.

Aynı Nasri olayında olduğu gibi, beni çileden çıkaran, bir oyuncunun Arsenal’i terk etmesi değil aslında. Adı ne olursa olsun, hiçbir oyuncu benim için kulübün üzerinde değil ve bu takımda oynamak istemeyen herkesin nereye kadar yolu olduğunu bloğun seviyesini düşürmemek için sizin yorumunuza bırakıyorum. Biz, 22 yaşında dünyanın en iyi orta saha oyuncularından biri olan Cesc’in ayrılışını sindirmiş bir taraftar grubu olarak, Robin’i 3 günde unuturuz zaten. Beni ve birçok Arsenal yazarını çileden çıkartan asıl olay, RvP’nin sitesinde yayınladığı açıklamada kullandığı iki yüzlü ifadelerdi. Delikanlı gibi, ben daha yüksek kontrat verene imza atmak istiyorum demek yerine, Van Persie de kulübün yönetiliş şeklini ve kupa kazanamayışını eleştirme yoluna gitti. Yani, beş para etmez bir adam olduğunu tüm dünyanın öğrendiği Nasri’nin seviyesine indi ve bir anda Arsenal taraftarının sosyal medya aforozuna maruz kaldı. Hatta dün, kendisi hakkında konuşulanlara şok olduğunun dedikodusu bile vardı aynı ortamlarda. Robin’in ayrılışına neden olan ücret sisteminin çarpıklığının hepimiz farkındayız ve hatta Usmanov’un Kroenke’ye yolladığı sevgi dolu mektubun temelinde de bu problem var. Ancak Arsenal’in maaşlı elemanı olan bir futbolcunun, yönetim kurulunun icraatlarını beğenmiyorum diye atıp tutması nasıl bir kendini bilmezliktir arkadaş? Sen kimsin diye sormazlar mı adama? Robin’in son 1 senede arkasını nasıl kaldırdıysak, adam kulübün sahibine posta koyabilecek kapasiteyi kendinde görecek kadar yoldan çıkmış. ‘Ben para için gidiyorum’ diyecek yüreği olmadığından, kendisine 7 senedir bakan kulübü ve yönetimi ateşin içine atmakta bir beis görmüyor beyimiz. Eğer Robin’in eleştirdiği değerler Arsenal’in bünyesinde olmasaydı; kendisinin müzmin sakat olduğunun anlaşıldığı dönemde kulüp onu kapı dışarı ederdi ve bugün ağzını sulandıran teklifleri ancak rüyasında görürdü.

Robinler, Cescler, Nasriler geçer, Arsenal devam eder. Bu adamları haddinden fazla ciddiye alıp, onları ilahi mertebelere çıkarmanın hiçbir anlamı yok. Hele hele RvP gibi topu topu 1 sezonda aldığı paranın karşılığını vermiş adamların arkasından bakmaya bile gerek yok. Bu kulüp, kaybettiği oyuncuların yerini dolduracak kaynaklara sahip ve taraftarın şu anki endişesi, RvP’nin gidişinden çok, yönetimin bu olaya vereceği (daha doğrusu vermeyeceği) tepki ile alakalı. Geçen sene Nasri, Cesc ve Clichy gittikten sonra, Arsenal yönetimi tarihinin en basiretsiz dönemlerinden birini yaşadı ve bu oyuncuların yerine gelen transferler son dakikadaki panik haliyle bitirildi. Üstüne üstlük son 2 senedeki transfer politikası tamamen kelepir oyuncu bulmak üzerine kuruluydu ki, bu anlayış Arsenal’e şimdiden milyonlarca pounda malum olmuş durumda. Bugün gelinen krizin aşılması için, Arsenal yönetiminin, taraftara aynı hataların yapılmayacağının güvencesini vermesi lazım. Podolski ve Giroud transferlerinin erken bitirilmiş olması bu yolda atılmış iyi adımlardı ancak RvP’nin kaybı camiadaki olumlu havayı tamamen silip attı. Şu an herkes yönetimin çıkıp yumruğunu masaya vurmasını bekliyor ancak maalesef Arsenal’in bir yönetimi yok. Gazidis’in kulüple alakası kar payı ödemelerini hesaplamaktan ibaret, yönetim kurulu, onun satın aldığı Hilwood gibi dinozorlardan oluşuyor ve kulübün CEO’su Gazidis, boş konuşmanın kitabını yazmış bir politikacı. 1 milyar poundluk camiada, Wenger dışında sorumluluk alan ve elini taşın altına koyan bir insan evladı yok. Arsenal yine krize doğru yuvarlanıyor, elini cebine atmaktan ödü kopan Gazidis, hala ‘Biz daha iyisini alırız’ demeye korkuyor.

Yönetim, henüz eldeki kriz için bir şey yapamamışken, son 2 aydır itinayla görmezden gelinen bir başka konu, Arsenal’in bir ayda yaşadığı 3. problem olmak için kollarını sıvanmış durumda. Aynı RvP gibi, Walcott’un da önümüzdeki sezon kontratı sona erecek ve onu takımda tutmak için henüz kimse bir adım atmadı. Sene başında başlayan görüşmelerin, Arsenal tarafından sezon sonuna ertelendiğini biliyoruz. Ancak Arsenal’in RvP’yi kaçırışı, Walcott görüşmelerine de olumsuz yansıyacak. Yönetim, genç oyuncuya (haklı olarak) fazla zam vermek istemiyordu, şimdi RvP’den sonra onu da kaçırmamak için belki de geri adım atmak zorunda kalacaklar. Hani Walcott, taraftarın üzerinde anlaştığı bir oyuncu değildi ve normal şartlar altında ayrılması belki de çok tepki yaratmazdı. Ama RvP’nin ardından o da kaybedilirse, aynı Nasri gibi badem gözlü olacak. Arsenal’in oyuncularını elinde tutma yeteneğini kaybettiğini ve bir feeder club haline geldiğini söyleyenlerin de tezleri bayağı bir kuvvetlenecek.

Aslına bakarsanız, bugünkü kriz noktasına Cesc, Nasri, RvP, Walcott ya da Wenger yüzünden gelinmedi. Arsenal’deki bütün sorunların kaynağı, iş bilmez yönetim ve kulübü kar ederken sağmaktan başka hiçbir amacı olmayan takım sahibi. Bunu en iyi bilenlerden birisi de, kulübün hisselerinin %30 kadarını elinde bulunduran Alisher Usmanov. Onun, son 1 senedir Arsenal’e talip olduğunu ve Gazidis’in satması halinde kulübün bütün hisselerini satın alacağını burada da birkaç kere yazdım. Robin Var Persie’nin, Arsenal yönetimine verdiği cevabı kendi sitesinde yayınladığı saatlerde, Usmanov’un da Arsenal yönetimine yolladığı bir mektup basına sızdırıldı. Tamamını buradan okuyabileceğiniz mektupta Usmanov, yönetime bizim de yönelttiğimiz eleştirilerin benzerleri yöneltiyor ve tüm hisselerine talip olduğu kulübün başına geçmesi halinde, tüm borçları ödeyeceğini ve Arsenal’e dünya devlerinin arasına katılması için gerekli yatırımı yapacağını taahhüt ediyordu. 

Bu mektubun, RvP’nin açıklamasının hemen ardından ortaya çıkması tabi ki tesadüf değildi ve bu yüzden birçok Arsenal yazarı, Usmanov’u ‘fırsatçı’ olmakla suçladı. Özbek iş adamının zamanlaması, gerçekten de manidardı ve yere düşen kulübe bir tekme de o atıyormuş gibi gözükmesi normaldi. Ancak mektubun içeriğinin doğru olduğunu pek tartışan yoktu ve bu da Arsenal yönetimi açısından düşündürücüydü. Kimse, onlara yöneltilen eleştirilerin yanlış olduğunu yazıp, Gazidis’i savunmuyordu ve bütün yazılarda tartışılan tek nokta muhtıranın zamanlamasıyla ilgiliydi.

Benim için zamanlamanın da pek mahsuru yok aslında. Usmanov’un, RvP’nin gidişinin yarattığı negatif enerjiyi kendi avantajına döndürmek istediği kesin ancak Arsenal yönetiminin böyle bir muhtırayı hak ettiği de ortada. Eğer Usmanov, böyle bir açıklamayı geçen sezon ortası 8-2’lik maçtan sonra filan yapsaydı belki ona kötü zamanlama diyebilirdik. Ancak sezonun kapalı olduğu ve Arsenal yönetiminin harekete geçmesi için uyarılmasının gerekli olduğu bu günlerde yazılan bu mektuba zamansız demek çok da mantıklı değil. Usmanov, Arsenal’e £200m’dan fazla para yatırmış birisi olarak, kendi hisselerinin değerini de düşünüyor ve o hisselerin daha da değerlenmesi için kulübün başarılı olması gerektiğini biliyor. Zaten mektubunda da, ben kenara itilecek bir azınlık değil bu kulübün 3’te 1’inin sahibiyim diyor. Kroenke’nin ona yönetim kurulunda bir sandalye vermesi, kulüp açısından çok hayırlı olurdu ancak Gazidis ve Stan, bırak sandalyeyi, adamın telefonlarına bile çıkmıyorlar. Arsenal’in ticari kanadının, Rus telekomünikasyon şirketi MegaFon'un Usmanov’a ait olduğunun farkında olmayarak, gelin bize sponsor olun diye yazı yollaması da, Özbek iş adamının mektubunda yer alan trajikomik detaylardan birisi.

İki sezonda kaybedilen 2 kaptan, 4 as oyuncu ve yönetimdeki derin çatlaklara baktığınızda Arsenal’in büyük bir krizde olduğunu söylemeniz mümkün. Kulüp, minimum beklenti olan Şampiyonlar Ligi’ni, neyse ki, bu yönetim rezaletine rağmen elden bırakmıyor. Bunda, tabii ki, futbol yönetiminin tüm sorumluluğunu üstlenmiş durumda olan Wenger’in katkısı büyük. Burada, zaman zaman kendisini eleştiriyoruz ancak onun yaptığı hataların çoğunun arkasında, tamamen yalnız bırakılmasının olduğunun da farkındayız. Arsenal’in sorunları, ilgisiz sahip, beceriksiz CEO ve statükocu yönetimden oluşan şeytan üçgeninde başlıyor ve bunların takımı darmadağın etmesinin önünde Wenger tek başına duruyor. Zaten, onun bu camiayı terk ettiği gün, Hillwood, Gazidis ve Kroenke gibi adamların da günlerinin dolumuna doğru bir geri sayım başlayacak. 

Not: Şu an Türkiye'de tatilde olduğum için bloga ayıracak zaman bulmakta zorlanıyorum. Ağustos ayıyla beraber normal tempomuza döneriz. Kusurumuza bakmayın. 

7 Temmuz 2012 Cumartesi