19 Mayıs 2012 Cumartesi

Arsenal Sezon Değerlendirmesi: Sıtmaya Razıyız

Aaah...  Bir blogger açısından sezonun en zevkli kısmına geldik. Geride kalan sezona bakalım, oturduğumuz yerden ahkam keselim, kellelerin alınması için fetvalar yayınlayalım, yönetimleri, hocaları yollayalım... Bundan daha kolay ve zevkli bir iş daha var mı bilmiyorum. 

Bunları söylüyorum ancak yazacaklarımın temelsiz ahkamlar olmayacağını umarım biliyorsunuzdur. Arsenal’in bu sezon oynadığı bütün resmi maçları izlemiş ve takımı her gün takip etmiş birisi olarak gözlemlerimi aktaracağım. Katılmadığınız yer varsa lütfen beni haberdar edin. 
Yukarıdaki arkadaşa gavurlar “roller coaster” diyorlar da Türkçesi tam olarak nedir bilmiyorum. İzmir Lunapark’ta olanının adı biz küçükken Radar idi. O yüzden, İzmirliler bu alete radar derler. İzninizle ben roller coaster diyeceğim. Arsenal’in sezonunu tanımlamak için daha iyi bir metafor düşünemiyorum. Bir aşağı, bir yukarı, bir ay çakılıyoruz, öbür ay tırmanıyoruz, bir hafta düşme hattındayız, öbür hafta Şampiyonlar Ligi’ne gidiyoruz, bugün 4 kupadayız, yarın gümüşü ancak kapalı çarşıda görür hale gelmişiz. 

Eğer şu an Arsenal’in sezonu 3. bitirerek iyi bir iş yaptığını düşünüyorsanız, Arsenal taraftarının genel hastalığı olan “balık hafızası” size de bulaşmış demektir. Sizden ricam, ilk 4 pozisyonunun Arsenal için bir hedef değil “minimum beklenti” olduğunu unutmamanız. Arsenal’in hedefleri, her ne kadar Wenger bize unutturmaya çalışsa da, hala Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi kupalarıdır. Arsenal’in mali ve beşeri ölçeği göz önüne alındığında bu hedefler gayet gerçekçidir. Eğer Chelsea krizin, entrikanın gırla gittiği bir sezonun sonunda Şampiyonlar Ligi finali oynayabiliyorsa, Arsenal’in de bunu başarmasını beklemek hayalcilik değildir. Yani Arsenal ligi 3. bitirerek bir hedefe ulaşmamış, bir beklentiyi karşılamıştır. Bazılarınız belki tarihin en kötü sezon açılışından sonra ligi 3. bitirmenin bir başarı olduğunu iddia edebilir.  Bu durumu Tim Stillman güzel açıklıyor: “Arsenal’in kötü başlangıçtan sonra 3. bitirişine sevinmek, kendini ateşe verip 5. kattan atladıktan sonra ölmedim diye sevinmeye benziyor.” Geçen yaz elden kaçırdığı oyuncular ve son dakikaya kadar yapmadığı transferler yüzünden takımı ateşe atan Wenger’i, “Aman bizi kurtardın” diye övmek bu yüzden abesle iştigal. 

Takım başarılı bir sezon geçirmedi ancak Şampiyonlar Ligi beklentisini karşıladığı için tam olarak “başarısız” olarak da tanımlanamaz. Arsenal, sakatlıkların ve Wenger’in taktiksel hatalarının izin verdiği günlerde, etkileyici performanslar ortaya koymayı başardı. Man Utd’dan yenilen 8’i bir kenara koyarsanız, büyük takımlara karşı gösterilen performanslar geçen sezonlara göre daha iyiydi ve yeni transferler takıma yararlı oldular. Ligin sonundaki tablo çok kötü gözükmese de, Chelsea, Liverpool ve Tottenham’ın yaşadığı krizlerin Arsenal’e yardımcı olduğunu da gözardı edemeyiz. Arsenal, rakiplerinin yaşadığı problemleri iyi değerlendirip 3.’lüğe kadar çıktı ancak bu pozisyonu korumak için son maçta Martin Fulop’un hediye ettiği gollere bel bağlamak zorunda kaldı.  Ligdeki pozisyon kabul edilebilir olsa da Şampiyonlar Ligi’nden eleniş şeklini kabullenmem mümkün değil. Barça, Real elese pek de üzülmezdim de, Milan, Arsenal’in dişine göreydi ve ilk maçta yapılan akıl almaz hatalar yüzünden tur çöpe atıldı. Ha bir de iki yerel kupadan da her zaman olduğu gibi elenildi ancak kupa benim pek umrumda olan bir kurum değil. Wenger her sene gençleri sahaya sürse pek de umrumda olmaz. Sonuç olarak sezonun genel görünümünde o kadar çok iniş çıkış var ki, geçtiğimiz sekiz ayı tek bir cümleyle özetlemek neredeyse imkansız. Bu noktada, analizi görev bölgesi ve kişisel katmanlara bölmek anlatım açısından daha yararlı olacak gibi. 

Kaleci


Uzun yıllar sonra ilk defa, Arsenal sezonu kaleci krizi yaşamadan tamamladı ve ben sadece kaleci hatası yüzünden kaybedilen bir maç hatırlamıyorum. Bu olumlu tablo, Szczesny’nin geçireceği bir sakatlıkla felakate dönüşebilirdi ancak çok şükür ufak tefek sakatlıklar haricinde kalede istikrar yıl boyunca korundu. 

Wojciech Szczesny: Szcz, kendisi için çok önemli bir sezonu alnının akıyla geride bırakmayı başardı. Bu sezon, genç kalecinin belki de kariyerinin en zor sezonuydu. “Genç yetenek” sıfatından kurtulup “1 numara” konumuna geçiş her kaleci için sancılı bir dönemdir. Wenger, Szczesny’e bu sezon arkasında yedek kaleci bulundurmayacak kadar güvendi ve Polonyalı da onun güvenini kara çıkartmadı. Sezon ortasındaki hafiften bunalımlı bir dönemde “İşime konstantre olmak istiyorum” diyerek Twitter hesabını kapatması ve sezonun son bölümünde daha bir konsantre gözükmesi gelecek açısından umut verici gelişmelerdi. Szcz’nin yaptığı hataların büyük bölümü, kendine fazla güven kaynaklı pozisyon hatalarıydı ancak kendisinin bir kaleci için “embriyo” olarak tabir edilecek kadar genç  olduğunu da unutmamak gerekir. Bu noktadan sonra Arsenal’in kalesini bir 15 sene daha tekeline almaması için yetenek kaynaklı bir sebep göremiyorum. Onu, yoldan çıkarabilecek tek şey, bu sene de az biraz yaşadığı “Ben oldum” delüzyonuna kapılıp, konsantrasyonunu ve çalışma azmini kaybetmesi olabilir. Kafası doğru yerde olduğu sürece bu takımın kalesini kimseye bırakacağını zannetmiyorum. 

Flappyhandski & Dannone: Arsenal sezonu yedek kalecisiz bitirdi darken şaka yapmıyordum. Wenger, Szczesny’i iğneyle, hapla, kokainle oynattı yine de hacivat ile karagöze şans vermedi. Fabianski, bulduğu 1-2 fırsatta da hepimize ne kadar berbat bir kaleci olduğunu tekrar hatırlattı. Bugün de “Gitmek istiyorum” diye bir açıklama yapmış. Bir zahmet birileri kendisine nereye kadar yolu olduğunu hatırlatsın. 

Almunia: Wenger, bu adama hala maaş ödüyor. Ben ne desem boş. 

Sonuç: 3 yedek şarlatanın tamamından kurtul. Güvenilir bir yedek kaleci al. Damien Martinez’i A takıma terfi ettir. 

Defans


31-37-41-43-49..
Sayısal sonuçları?
Hayır. Arsenal’in son 5 sezonda yediği gol sayıları.
Trend?
“Up, up and away!”

Wenger’in iyi hoca/kötü hoca olduğunu sabaha kadar tartışırız da, kendisinin oyunun defansif yönü hakkında hiçbir fikri olmadığını artık en dik kafalı Wengersever bile kabul etmiştir sanırım. Ben daha önce bunu açıklamak için koskoca bir yakın tarih yazısı bile yazdım. Wenger’in nasıl George Graham’den defansif bir miras devraldığını ve üzerine eklediği kendi ofansif felsefesiyle Invincibles’ı yarattığını ancak bu mirasın tükendiği günden beridir Arsenal’in hep zorlandığını koskocaman bir yazıyla anlatmaya çalıştım. Ancak yukarıdaki sayılar, benim binlerce kelimeyle anlatmaya çalıştığım şeyi çok daha çarpıcı bir şekilde anlatıyor: Arsenal, defans yapmayı bilmiyor. 

İlginç olan, geçtiğimiz yıllarda Arsenal’in başının belası olan duran toplara bu sezon bir dur denmiş olması. Geçen sene Arsenal’in yediği gollerin %54’ü duran toplardan gelirken, bu sezon bu oran %26’ya kadar inmiş durumda. Bu gelişimde Pat Rice’ın özel duran top seanslarının, Koscielny’nin formunun ve Szczesny faktörünün katkısı büyük. Bu gelişmelere rağmen nasıl oldu da yenilen gol sayısı yükseldi derseniz, bunun cevabını tek bir sebebe bağlamak biraz zor derim. Sayının yüksek oluşunda da Song’un artık DM oynamayışının, dört bekin birden aynı anda sakatlanmasının ve Vermaelen’in bir türlü form tutamayışını sorumlu gösterebiliriz. Ancak defansif problemlerin temelinde yatan problem son 5-6 senedir Arsenal’in yapamadığı topsuz takım savunması.

Sorun takım savunması olunca, yenilen gollerden sadece defansı sorumlu tutmak mantıksız oluyor. Arsene Wenger’in hücum felsefesi, savunmanın orta sahaya mümkün olduğu kadar yakın pozisyon almasını ve iki bekin sürekli olarak hücuma destek vermesini gerektiriyor. Hatta destek vermekten öte, iki bekin ana hücum planının bir parçası olduğunu söylememiz de mümkün. Hücum planı açısından hayati olan bu defansı önde kurma olayı, top rakibe geçtiğinde tehlikeli bir dezavantaja dönüşebiliyor. Benzer bir felsefe ile oynayan Barcelona’nın, top rakibe geçtiğinde nasıl delicesine pres yaptığını hepimiz biliyoruz. Önde kurduğunuz defansınızla top kaptırdığınız zaman bu presi yapmazsanız, rakibin pas yapan adamları arkanızda ya da orta saha ile defans arasında kalan boşluklardan sizi cezalandırıveriyor. Zaten Arsenal’in en büyük problemlerinden birisi de bu. Wenger’in takıma kazandıramadığı savunma disiplini yüzünden, Arsenal bu presi maç seçerek yapıyor. Bu sene kazanılan büyük maçların çoğunda takım, Barcelona ayarında pres yaptı ve bunun karşılığını Chelsea ve Tottenham’a beşer gol atarak aldı. Ancak, maalesef bu istek ve azim, bir açılıp bir kapanan musluk gibi. Takım, savunma konusunda son derece disiplinsiz ve istikrarsız. Bu da roller coaster sezonun temel nedenlerinden birisi. Bu ana faktöre daha önce saydığım Song’un DM’liği bırakması, beklerin yokluğu ve sakatlıklar gibi yan nedenleri de ekleyince ortaya son 20 yılın en çok gol yenilen sezonu çıkıyor. Umuyorum Pat Rice’ın yerine atanan Steve Bould, defansif problemlere yeni bir bakış açısıyla bir takım çözümler getirebilir. Aksi takdirde Arsenal seneye aynı senaryoyu 7. kez oynar. 

İsim isim bakmak gerekirse,

Laurent Koscielny: RVP 30 gol atmamış olsa, sezonun MVP’si Koscielny olurdu sanırım. Takımın en çok ikili mücadele kazanan, en çok hava topu alan, en çok blok yapan oyuncusu olan Fransız, bu sezon yanında oynayan 3 farklı partneri de gölgede bırakmayı başardı. Daha önce dediğim gibi, takımın yapmadığı savunma yüzünden yenilen golleri stoperlerin sırtına yüklemek acımazsızlık olur. Kendisinin bu formuna rağmen takımın çok gol yemesi tam bir talihsizlik. Umuyorum seneye de, bu sene gösterdiği gibi bir gelişim gösterir. 

Tomas Vermaelen: Sezonun hayal kırıklıklarından birisi. Bu sene savunmanın bireysel hataları yüzünden yenilen gollerdeki hataların büyük bölümü kendisine ait. Oyunu okuyuşu ve hava hakimiyetinde, ilk geldiği sezona göre gözle görülür bir düşüş var. Attığı 6 gol, bir stoper için çok iyi bir rakam olsa da, ileride aradığı maceralar çoğu zaman yaptığı hataların başlangıcını da oluşturuyor. Takım savunmasındaki aksamalar ve DM'sizlik en çok onu etkilemiş gibi duruyor. Seneye eski formuna mutlaka dönmesi gerek. 

Per Mertesacker: Bu sene Per hakkında en sık söylenen şey, Arsenal savunmasına “sakinlik” getirdiği. Aslında bu, duran toplardan yenilen gollerin azalmasında bir faktör olabilir çünkü Arsenal bu golleri hep savunma paniği yaptığından dolayı yiyor. Ağır olduğunu zaten biliyorduk ancak pozisyon alma bakımından bu sezon Vermaelen’den daha iyi gözüktü. Hatta Arsenal’in ideal stoper ikilisi Per ve Kozzer’dir diyecek kadar ileri gidebilirim. İngliz futbolunun hızına tam ayak uydurmaya başlamışken, Stadium of Light’ın patates tarlasına kurban gitti. Umuyorum seneye sakatlıksız bir sezon izleriz. 

Johan Djourou: Geçen sene Vermaelen’in yokluğunu çok iyi doldurmuştu. Bu sene o formunun çok uzağındaydı. Sağ bek olarak çıktığı maçlarda bir çok Arsenal taraftarının ömründen birkaç yıl götürdü. Wenger’in güvenini tekrar kazanamazsa bir daha forma giymesi zor olacak. 

Bacary Sagna: Arsenal’in uzak ara en sevdiğim oyuncusu ve bana göre dünyanın en iyi sağ beki. An itibariyle alternatifsiz durumda ve o olmadığı zaman hem defans aksıyor hem de onun önünde oynamaya alışmış Walcott, Perşembe pazarında annesini kaybetmiş çocuk gibi çaresiz kalıyor. Ben senelerdir kendisini izliyorum, henüz fahiş bir hatasını hatırlamıyorum. Bu sene ortalarında da gözle görülür bir iyileşme oldu.  Öpüyorum kendisini burdan. 

Kieran Gibbs: Hakkındaki düşüncelerimin karışık olduğu bir adam. Kötü bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum ancak o kadar fazla sakatlanıyor ki, bu kadar çok sekteye uğrayan bir kariyer ileri gider mi bilmiyorum. 2-3 maç üstüste oynadığında, Wenger’in neden kendisinde ısrar ettiğinin işaretlerini veriyor. Beklerin içerisinde hücum konusunda en iştahlı olan o ve hücum yetenekleri yavaş yavaş gelişmekte. Defansif olarak Clichy kadar olmasa da, bol bol pozisyon hatası yapıyor. Sakatlık geçirmeden bir 6 ay kadroda kalırsa, kendisi hakkında daha net konuşma şansımız olabilir. 

Andre Santos: Takımın defansif sol kanat oyun kurucu beki. Ya da öyle bir şey. Bilemedim ben. Andre Santos sahaya Arsenal formasıyla ilk çıktığında o kadar ağırdı ki, beni endişelere sürüklemişti. Sonra birkaç hafta içinde bayağı bir toparlayıp İngiliz futboluna ayak uydurmaya başladı. Defansif olarak hala güven vermenin uzağında ve çok risk alarak oynamayı seven bir anlayışı var. Takımın ofansif yetenekleri en üst düzeyde olan defans oyuncusu ki Wenger’in kendisini sevmesi normal. İyi bir rotasyon oyuncusu ancak takımın as sol beki olmak için yeterli defansif özelliklere sahip olup olmadığından emin değilim. 

Carl Jenkinson: Wenger’in Sagna’nın yedeği için ilginç tercihi. Şanssızlık eseri Sagna ile aynı anda sakatlandı. Bulduğu şanslarda çok da sırıtmadı. Arsenal sağ beki olmak için çok aşama kaydetmesi gerekiyor. 

Sebastian Squillaci: Ah Wenger ah..

Sonuç: Arsenal’in defans personeli hiç de kötü değil ama takım savunmasındaki zayıflıklar, bu oyuncuları hep olduklarından daha kötü gösterecek. Yedek sağ bek alınması gerek ve JD satılıp yerine daha iyi bir stoper alınsa fena olmaz. 

Orta Saha

Modern futbol, orta sahada kazanılıp kaybedilen bir oyun. Hele ki Arsenal gibi topun hakimiyetine ve pasa dayalı bir futbol oynuyorsanız, bu bölgede atacağınız her adım çok kritik bir hal alıyor. Arsenal için sezon orta saha açısından oldukça sancılı başladı. Cesc’in ayrılışı ve Wilshere’ın uzun süreli sakatlığı yüzünden geçen sezonun kadrosundaki en iyi iki orta saha oyuncusu bu sezonki kadroda yer almadı. Kadrodaki sıkıntıları takımın vasat sezonu için bir özür olarak kullanabilir miyiz bilmiyorum. Arsenal’in yıllardır kronik transfer ihtiyaçları var ve Wenger, hepimizin de bildiği üzere, bu konuyu ısrarla görmezden geliyor. Cesc’in gideceği pek sürpriz değildi ve onun yerine transfer yapılabilirdi ancak Wenger, Wilshere ve Ramsey ikilisinin onun yerini doldurabileceğini düşündü. Yapılan Arteta transferi, Cesc’ten daha çok, umudun kesildiği Diaby’nin yerineydi. Zaten, sonradan gördük ki, Cesc’in yerini doldurmaya asıl hazırlanan adam Songmuş. Kamerunlu son 2 sezonda DM kimliğini yavaş yavaş kaybetti ve an itibariyle Arsenal kadrosunda klasik bir DM kalmadı. Her ne kadar eski “çıpa” DM’lerin modası geçmiş olsa da, defansı orta sahaya kurmayı ve beklerini hücuma yollamaya bayılan bir takımda bu gedikleri kapatacak bir adamın varlığı şart. Geçen hafta Arsenal’in M’Vila’yı bitirdiği haberleri çıktı ama sonradan Wenger bunu yalanladı. Eğer Song eski görev tanımına geri dönmeyecekse, bu yaz bir DM transferi şart oluyor.

Orta saha formasyonu açısından yine bütün sezon aynı anlayışta direten bir Wenger izledik. Taktiksel istikrar güzel bir şey ancak takımın kafa üstü çakıldığı dönemlerde bile aynı taktikle sahaya çıkmak, Arsenal’i biraz fazla öngörülebilir yapıyor. Wenger’in kafasındaki ideal diziliş, Song ve Arteta’nın önünde oynayacak bir Wilshere idi ama sezonun ilk yarısı Jack yerine Ramsey ile idare etmek zorunda kaldı. Burada ilginç olan, Ramsey’in AM oynadığı maçlarda bile Song’un hücuma çıkmaktaki iştahının ve bitirici pas yeteneğinin ondan daha ileride olmasıydı. Ramsey’in geriye ve yana oynama konusundaki ısrarı, ilk yarıda Arsenal’in orta saha üretkenliğine darbe vuran en önemli nedendi. Zaten bu formsuzluk, Galli oyuncunun formayı ikinci yarıda Rosicky’e kaptırmasına neden oldu. Wenger, sezon boyunca, Arteta’yı oldukça muhafazakar bir şekilde kullandı ve orta üçlünün hücuma en az çıkan adamı İspanyol oyuncuydu. Burada amaçlanan, takımın defanstan hep Arteta ile çıkmasını sağlamaktı ve İspanyol üzerine düşen bu görevi mükemmele yakın yaptı. Geçtiğimiz yıllarda Arsenal’in problem yaşadığı bölge burasıydı (Diaby ve Denilson gibi adamlar yüzünden). Bu sezon problem, hücum-orta saha bağlantısını kurmakta yaşandı. Song’un ekstra katkıları ve Rosicky’nin ikinci yarıdaki formu olmasaydı işler daha da kötüye gidebilirdi. Buna rağmen bu yaz AM bölgesine transfer gelmesini beklemiyorum. Wenger büyük ihtimal, planlarını yine Wilshere’ın üzerine yapacak.

Miken Arteta: Geçen hafta kazanılan West Brom maçı, Arsenal’in bu sezon Arteta’sız kazandığı ilk maçtı. Bu, onun takım açısından önemini gösteren çarpıcı bir istatistik. Arteta, bütün sezon istikrarlı bir şekilde Arsenal hücumlarının doğru pasla başlattı, orta saha varyasyonlarının sekteye uğramasını önledi, %91 pas yüzdesiyle oynayıp neredeyse hiç top kaptırmadı ve savunma görevlerini de eksiksiz yaptı. , Orta saha makinesinin, dişlileri yağlayan, her şeyin daha kolay işlemesini sağlayan en önemli parçasıydı. Daha ilk sezonunda gösterdiği bu performastan sonra, “Keşke Cesc varken alınsaydı” demekten de kendimi alıkoyamıyorum.

Alex Song: Nam-ı diğer Songinho. Arsenal kariyerine kazma bir stoper olarak başlayan Song, bugün takımın en çok asist yapan oyuncusu. Hem de öyle böyle değil. Neredeyse her biri Cescvari nokta atışlar olan 11 asistten bahsediyoruz. Benim, Song’un hücuma gitmesiyle ilgili hiçbir sorunum yok ancak onun arkasında bıraktığı boşluk oldukça endişe verici. Wenger, bu boşlukları bir DM rotasyonu yaparak kapatmaya çalışıyor ancak bunun pek başarılı olduğunu söyleyemeyiz ki, yenilen gol sayısı da ortada. Şu anki haliye Song, bir defansif orta saha oyuncusundan daha çok, takımdaki orta saha oyuncularının en defansifi durumunda. Önümüzdeki sezonun potansiyel baş ağrılarından birisi kendisi olacak.

Aaron Ramsey: Sezonun en büyük hayal kırıklığı. Belki Cesc’in bölgesinde oynaması dezavantajıydı ancak kendisinden beklenenin en askarisini bile ortaya koyamadı. Ortaya koyduğu mücadeleye ve iyi niyetine diyecek hiçbir şeyim yok. Ancak bu sezon izlediğimiz Ramsey, Arsenal orta sahasında oynayan bir oyuncudan beklenen bir takım temel özelliklerden yoksun gibi gözüktü. Dikine oyunu neredeyse hiç oynamadı, attığı etkili bir ara pası bile hatırlamakta zorlanıyorum. Tüm bunların üstüne bir de inanılmaz goller kaçırdı ki, oynadığı bölge itibariyle 10’a yakın gol katkısı yapması bekleniyordu. Wenger’in bile sabrını taşırmayı başarıp formayı Rosicky’e kaptırması ilerisi açısından endişe verici.

Tomas Rosicky: Sezonun ilk yarısı biraz tutuktu ancak ilk 11’e yerleştiği noktadan itibaren resmen patlama yaptı. Arsenal’in 17.’likten 3.’lüğe tırmanışının kahramanlarından birisiydi. Düne kadar satılmasına kesin gözüyle bakılıyordu ancak bu formunu korursa uzun süre bu kadronun değerli bir parçası olarak kalabilir. Aynı Ramsey gibi onun da skor katkısı üzerinde çalışması gerekiyor.

Yossi Benayoun: Wenger’in kendisine güvenmesi için 6 ay kadar geçmesi gerekti ancak sonunda formayı bulduğunda önemli katkı yaptı, kritik goller attı. Arsene’e kenarda tecrübeli yedekler bulundurmanın fena bir şey olmadığını da hatırlatmıştır umuyorum. Açıkçası ben kendisini Ramsey ve Diaby’e tercih ederim ancak bonservisinin alınmasını beklemiyorum. Belki bir sezon daha kiralık kalabilir.

Francis Coquelin: Wenger’in joker adamı. Takımdaki genç oyuncular içerisinde benim en çok umitli olduğum adam. Bu sezon Wenger kendisini sağ bekte, sol bekte, orta sahada oynattı ve sürekli pozisyon değiştirmesi, Coquelin’in kendini göstermesine engel oldu. Ancak nerede oynarsa oynasın belli bir standardın üzerinde performans verdiği bir gerçek. Kısa süre içerisinde ilk 11’i zorlamaya başlamasını bekliyorum.

Emmanuel Frimpong: Parkta ördek görmüş yavru köpek gibi heyacanlı bir eleman. İştahına diyeceğim yok ancak Arsenal’de oynaması için bayağı bir yontulması gerekiyor.

Abu Diaby: Wenger’in manevi oğlu yine bütün sezon kulübede oturdu bunun karşılığı olarak 3 milyon pound ile ödüllendirildi.

Sonuç: Orta saha, Arsenal’in turnusolu gibi. Wenger bu yaz gidip kaliteli bir DM ve AM alarak, bu bölgeyi ve Arsenal’in bir gömlek yukarı çekebilir ama büyük ihtimal Song’un gelişimine, Wilshere’in dönüşüne ve Rosicky’nin formunu devam ettirmesine bel bağlayacak. Wilshere ofansif problemlere çare olabilir ancak defansif orta saha sorunu çözülmediği takdirde Arsenal’in başına yine iş açacak.


Hücum


Varsayımlar üzerinden konuşmak istemiyorum ancak, “Van Persie, kendi klasiği olan sakatlıklardan birini geçirip 6 ay sahalardan uzak kalsaydı; ne olurdu?” diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum. RVP’nin hayatının formunu ortaya koyduğu bir sezonda, Arsenal hücumu, takımın en kötü bölgesi haline geldiyse, ortada büyük bir problem var demektir. Bu sezonki tablo, Wenger’in yıllardır, kendini kanıtlamış yıldız hücumcu almayışının bir sonucu. Önümüzdeki sezon için anlaşılan Podolski’nin, Adebayor bu takımdan ayrıldığı gün alınması gerekiyordu. Onun yerine Wenger, Arshavin, Bentdner, Eduardo, Chamakh, Gervinho, Park gibi adamlarla vakit ve nakit kaybetti. Hatta ben daha da ileri gidip Walcott’u bile bu kategoriye koyarım da takımın sol kanadı öyle bir dökülüyor ki, ona da kızamıyorum. 

Bu seneki Arsenal hücumu, RVP’nin kişisel çabaları ve Walcott’un zaman zaman ona eşlik etmesi üzerine kuruluydu. Sagna’nın sakatlığı en çok Walcott’u vurdu çünkü boşluk bulduğunda daha etkili olan Theo, sağ bekten gelmeyen destek yüzünden hep ileride izole edilmiş olarak kaldı. Bek sorununa ek olarak, Ramsey’in berbat formundan dolayı da Arsenal orta saha/hücum bağlantısı, uzun süre aksadı. Rosicky’i bu bölgeyi toparlayana kadar takım çok az pozisyon üretti ancak RVP’nin her ayağına geleni gole çevirmesi sayesinde, yeterli miktarda gol üretimi bir şekilde başarıldı. İlginç olan, Rosicky ve Benayoun’un son dönemdeki katkısıyla pozisyon sayısı arttığında, RVP’nin daha çok gol kaçırmaya başlamış olmasıydı. Robin, pozisyonları gole çevirme oranını ilk yarıdaki seviyelerde tutabilseydi 40+ gol atabilirdi. Yine de Arsenal’in attığı gollerin %53’ünde gol ya da asist olarak katkısı olan kaptana söyleyecek tek olumsuz kelimem yok. 

RVP’nin daha da yararlı olmasını engelleyen bir başka faktör de, Arsenal’in ilk yarıyı yarım, ikinci yarıyı sıfır sol kanat oyuncusuyla tamamlaması oldu. Gerçi Arshavin ile harcanan 2 seneyi düşünürseniz, bunun yeni bir şey olmadığını söyleyebilirsiniz. Sol taraftaki sıkıntıyı gidermesi için alınan Gervinho, ilk 3-4 ayda fena değildi. Ancak Ocak’ta Afrika Kupası’na gittikten sonra kendisini bir daha gören olmadı. Sanırım milli takım kafilesi kendisini orada unuttu. Gervinho’dan umudu kesen Wenger, sol tarafta Ramsey ve Ox’u denedi ve son dönemde Benayoun’da karar kıldı. Benayoun ve Ramsey’in solda oynamaya başlamasının ardından, Arsenal düzenli olarak sağ tarafa yaslanmış bir asimetrik oyun oynamaya başladı. Wenger, son 2-3 aydaki birçok maçta, sol kanadı tamamen görmezden gelip Benayoun’u Rosicky’e yakın oynatıp, RVP’ye göbekten pozisyon yaratma yoluna gitti ve büyük ölçüde başarılı oldu. Arsenal rakibi açmak istediğinde, daha üretken olan sağ kanadı kullanarak rakibin sol bekini çökertmeye çalıştı. Bu dönemde sol kanatta bir şeyler yapma çabasında olan tek isim, Ox oldu. Wenger, bu tek yönlü oyunun önümüzdeki sezon için yeterli olmayacağını bildiği için Podolski transferini erken bitirdi. Kağıt üzerinde Podolski aranılan oyuncu ve umuyorum Arsenal’in yıllardır hastalıklı olan bölgesini, önümüzdeki sezon tedavi edecek. Sol tarafta yaşanan bütün bu problemlere baktığımızda, sağ tarafta istikrarsız da olsa bir şeyler üreten Walcott’u çok fazla eleştiremiyorum. Sağ bek yokluğunda, ekstra defansif katkı yapmasını da onun karnesine olumlu bir not olarak düşüyorum. 

Robin Van Persie: Sanırım fazla söze gerek yok. Kaptan, hayatının sezonunu oynadı ve şimdilerde Arsenal yönetimini terletmekle meşgul. Kendisine giden teklifler o kadar cazip ki, Arsenal onu nasıl elinde tutacak bilmiyorum. Hatta, daha da ileri gidip tutamayacağı öngörüsünü üzülerek yapıyorum. Eğer rakamlar astronomik seviyelere çıkar da, Arsenal evi barkı RVP’nin üstüne yapmak istemezse, bunu anlayışla karşılarım. Tabii ki, aynı geçen sene Atletico’nun Aguero’dan gelen parayı Falcao’ya bastığı gibi, Arsenal de Robin’den gelen parayı gidip Cavani’ye filan basması şartıyla. 

Theo Walcott: Seveninin çok olduğunu biliyorum ancak sanırım Theo benim gözüme hiçbir zaman giremeyecek. Çünkü benim bir futbolcuda aradığım en önemli özellik istikrar. O yüzden ben gösterişsiz ve istikrarlı olan Arteta’yı, gününde olduğunda Messileşen ancak canı istemeyince bütün maç amaçsızca dolan Walcott’a tercih ederim. Kendisi İngiltere futbol tarihini en çok şans bulmuş genç oyuncularından birisi ancak son 5 senede oyununu ne kadar geliştirdiği tartışılır. Bu sene defansif olarak kıpırdandı ancak kale önünde tam bir felaketti. Bu arada o da henüz kontrat imzalamış değil. Ancak Robin kadar taliplisi olduğunu da zannetmiyorum. 

Gervinho: Bir başka Arshavin/Chamakh vakası. Gel, iki üç ay oyna; sonra senden haber alan olmasın. Gervinho aynı Arshavin gibi her şeyi yapmayı deneyen ancan hiçbirini tam yapamayan bir arkadaş. O kadar dağınık ve savruk oynuyor ki, yaptığı hareketler rakip takımı olduğu kadar kendi takım arkadaşlarının da kafasını karıştırıyor. Bezen bu acaip oyun avantaja dönüşebiliyor ancak çoğu zaman sonuç hayal kırıklığı oluyor. Wenger’in Podolski transferi kendisi için kötü haber. Ox gibi bir alternatif varken bence takımda tutmaya bile gerek yok. 

Alex Oxlade Chamberlain: Olacak. Hem Ox’un hem de Arsenal taraftarının biraz sabırlı olması gerekiyor. Wenger, bu sene kendisini yavaş yavaş takıma enjekte etti. Önümüzdeki sezon bu süreler artacak ve Ox, Walcott’tan formayı bir noktada devralacak. Milli takıma seçilmesi güzel ancak ben kendisinden beklentinin çok erkenden yükseğe çıkmasını istemiyorum. Walcott da benzer bir gazla başlamıştı ancak 5 senedir bekliyoruz ondan adam olacak diye. 

Marouane Chamakh: RVP’nin 37 maç oynadığı sezonda unutuldu ve çürüdü. Satış listesinin tepesinde.

Ju Young Park: Niye alındı, ne işe yaradı, hangi derde derman oldu bilen yok. Büyük ihtimal satılacak ve ismini 3 ay sonra kimse hatırlamayacak. 

Andrey Arshavin: 2 senelik kabus sona erdi. Tembelliğin, umursamazlığın ve cıvıklığın bir futbolcunun kariyerini nasıl bitireceğinin ibretlik hikayesi. Zenit taraftarı da kendisinden memnun değilmiş bu arada. 

Sonuç: Wenger, RVP’ye yatıp kalkıp dua etsin. Yedek golcü ve sol kanat oyuncusu olmadan, takım resmen faciaya sürüklenebilirdi. RVP elde tutulacaksa, Chamakh'ı ve Park’ı yollayıp bir yedek golcü ve Gervinho’yu satıp Walcott’a rekabet getirecek bir sağ kanat oyuncusu alınmalı. RVP giderse, bunlara ek olarak, kesenin ağzı açılıp adam gibi bir golcü alınmalı. 

Bitiş 

Uzun ve biraz da dağınık bir yazı oldu ancak Arsenal’in sezonu da uzun ve bir o kadar da dağınıktı. Bana göre, Arsenal kronik hastalıklarının hiçbirinden kurtulmuş değil ve birkaç oyuncunun ekstra gayretiyle sezonu kabul edilebilir bir noktada tamamladı. İstikrar, disiplin, transfer, maaş/prim/ödül/ceza adaleti, motivasyon gibi çok temel konuları ısrarla yanlış yöneten Wenger’in, bu takımı bir takım hedeflere ulaştıramayacağına olan inancım biraz daha sağlamlaştı. Bu sezonun özeti, geçtiğimiz 6 sezonun özetiyle aynı: “Ne öldük, ne güldük.”


3 yorum:

  1. Blogu bu sabah keşfettim tam da o sıralarda bu postu göndermişsin sanırım. Yazı için ne desem bilmiyorum. Uğraşmışsın ama emeğine sağlık gayet doyurucu. Aklımdan geçen ne varsa içinde

    Yazının sonunda dediğin ''Ne öldük ne de güldük'' yıllardır geçerli değil mi zaten. Wenger UEFA'nın finansal fair play meselesine bel bağladı. Takımlar ransfer yapamazsa bizim genc kadromuz işi götürür diyor ama bir önce başarı kazanamazsa o günleri göremeyecek.

    Olumsuz düşüncelerimin aksine yeni sezondan ilk kez ümitliyim. Podolski iyi transfer orta alan için M'vila ismi geçiyor. Wilshere'de saglam dönerse bir iki orta düzey takviyeyle bu takım şampiyonluğun en büyük adaylarından olacaktır.

    Bu arada Pat Rice'ın vedasının ardından ona da bir yazı beklerim.

    YanıtlaSil
  2. Yine çok güzel bir yazı. RVP kalacak muhtemelen, ailesi Londra'da olmak istiyormuş. Wenger şanslı adam, böyle bir durum olmasa RVP'nin kalma ihtimali 0 olurdu.

    YanıtlaSil