14 Mayıs 2012 Pazartesi

44 Yıl ve 1 Milyar Dolar Sonra

Yapılan son anketlere göre, 2011-12 sezonu, Premier Lig'in gördüğü en iyi sezon olarak değerlendirilmekte. Bu anketlerin çoğunun dün akşamki inanılmaz olaylar zincirinden önce olduğunu düşünürseniz, bugün yapılacak bir ankette daha da net sonuçlar çıkacağını tahmin etmek güç olmaz. Şampiyonluk yarışının, iki şehrin kaderleri hep farklı gelişmiş takımları arasında olması, bir o yana bir bu yana sallanarak geçen bir sezonun sonucunun Premier Lig tarihinde ilk defa averajla belirlenmesi, bu senenin tadını arttıran belli başlı etkenlerdi. 

Bana göre bu sezon, şampiyonluk hak edene gitti. Ligin en çok gol atan ve en az gol yiyen takımı City, sezonun tamamında en istikrarlı ve en iyi futbolu oynayan taraftı. Bu takımın kuruluşunda harcanan milyar dolardan bahsedip şampiyonluklarına gölge düşürmenin de anlamı yok. Bana göre Tevez ve Balotelli'nin yarattığı saha dışı baş ağrıları olmasa, City sonuca daha da rahat ulaşabilirdi. İşi hiç olmadığı kadar zora soktular ve dün kazdıkları kuyudan nasıl çıktıklarını ancak futbol ilahları açıklayabilir. 

Bir başka açıklaması zor konu da, United'ın eldeki veteranlar ve Carrick'ten oluşan bir orta sahayla 89 puanı nasıl aldığı konusu tabii. Fergie, artık bu ligin kitabını yazmış bir arkadaşımız ve kendisi var olduğu sürece United hep bu ligin tepesinde olacak. 

Arsenal için sezon ne başarılı ne de başarısız denilebilecek şekilde bitti. Liderin 20 puan gerisinde kalınan sezonu "başarılı" olarak adlandırmayacağım izin verirseniz. Sezon başında ve ortasında atlatılan badirelerden sonra toparlanmayı başarıp ligi Sp*rs ve Chelsea'nin önünde bitiren takıma da "başarısız" diyesim gelmiyor. Klasik bir Wenger sezonunu geride bıraktık. Kısa süre sonra daha da detaylı bir analiz yaparız Arsenal için. 

Ligin dibi, hocalarını kovup işi yardımcıya bırakma gafletini içerisine düşen iki takımın ve sezon başından beri bir türlü toparlanamayan Bolton'un vedasına sahne oldu. Dün hakem Bolton'u kıtır kıtır doğramasa, belki QPR düşecekti ancak Royals, son düzlükte Liverpool, Arsenal ve Tottenham'ı yenme başarısını göstererek biraz da şansını kendi hazırladı. Hughes, dün eski hocasına hayatının hediyesini vermenin eşiğine kadar geldi ancak Joey Barton gibi bir insan müsveddesini kaptan yapmanın faturasını az daha ligden düşerek ödeyecekti. Blackburn Rovers, kulübü Hintli tavuk üreticilerine satıp Big Sam ve kulübün üst yönetimini kovduktan sonra hep yokuş aşağı gitti ve bana göre ligden düşmeyi en çok hak eden takımdı. Eğer geçen sene "yetersiz" diye kovdukları Sam Allerdyce', son hafta West Ham'ı Premier Lig'e taşımayı başarırsa, bu düşüş Blackburn açısından daha da trajikomik bir hal alacak. 

Benim için ligin en büyük hayal kırıklığı Liverpool oldu. Berbat bir transfer politikası ve 8. bitirilen sezonun ardından camia, bir takım hedeflerden daha da uzaklaşmış oldu. Eğer kazanılan Lig Kupasi'na bakıp avunacaklarsa ne ala, yok biz ligin tepesine çıkmak istiyoruz diyorlarsa, yazın bir takım radikal kararlara imza atmaları gerekiyor. 

Bu arada blogu takip eden herkesten, verdiğim aralar yüzünden özür dilemek zorundayım sanırım. Son 2 ayda bir yandan işyerinde devasa bir bütçe hazırlığıyla boğuşurken, dışarıda da hayatımda girdiğim en kazık sınavlardan birine hazırlanmaya çalışıyordum. 2 ay boyunca bırakın yazı yazmayı, hiçbir kaynağı okuyacak vaktim bile olmadı. Kafa başka yerdeyken yazılmış ve üzerinde çalışmamış bir takım yazıları da buraya dizmek istemedim. Üstüne üstlük, son dönemde kendimi tekrarladığım hissine de kapılmıştım ve biraz ara vermek yeni bir perspektif kazanmak açısından fena da olmadı. Meşguliyetim hala tam anlamıyla sona ermiş değil ancak yavaş yavaş bir şeyler karalamaya başlarım zannedersem. 

4 yorum:

  1. Detaylı arsenal değerlendirmeni merakla bekliyorum. ufak düzeltme : liverpool carling cup'ı kazandı, fa cup'ı değil

    YanıtlaSil
  2. işallah hocam..

    yeni zelanda daki "dag ingilizleri"yle futbol muhabbetimdeki bi numaralı kaynak senin siten.. yazilarını okumak buyuk keyif

    YanıtlaSil