22 Mart 2012 Perşembe

Mind The What?



Geçtiğimiz hafta hem Arsenal bir ara verdi hem de ben işten güçten fırsat bulup blog'a vakit ayıramadım. Bir şeyler karalayacak vakit bulduğum ender anlarda da, yazmaya değecek bir konu bulamadım. Premier Lig gündemi, Patrice Muamba’nın başına gelen üzücü olaya kitlenmişten içimden pek de bir şey yazmak gelmedi. Gencecik bir oyuncu, futbol sahasında yaşam savaşı verip, 78 dakikalığına tıbben ölürken, bizim burada futbol ahkamı kesmemiz de sanırım pek yakışık almazdı. Neyse ki, Muamba’nın durumu iyiye gidiyor da, biz de tekrar futbol konuşmaya dönebiliriz.

Arsenal’in sezonunun en kritik akşamlarından birini geride bıraktık. Şampiyonlar Ligi kontenjanı yarışındaki 4 takımın da  sahaya çıktığı bu hafta içi fikstüründe 3 puan, son 9 hafta öncesinde yakalanan momentumun devamlılığı açısından çok önemliydi. Arsenal, Everton’u tek golle geçip diğer 3 rakibi de puan kaybedince, dün akşam sezonun dönüm noktalarından birine dönüşmüş oldu. Üstüste alınan 6. lig galibiyeti Arsenal’i, Tottenham’ın üzerine iktiriverdi ve uzun süredir “Mind the gap” (Boşluğa dikkat edin) türküsü söyleyen Sp*rs taraftarı da en azından şimdilik susmuş oldu. Tottenhamlıların pek bir övündükleri 12 puanlık boşluğun, 5 haftada -1 seviyesine inmesini izlemek, her Arsenal taraftarı açısından orgazmik bir tecrübe oldu. 

Wenger, dün sahaya çıkarken, beklenen onbirin üzerinde tek bir oynama yapıp, solda Ox/Gervinho'yu kullanmak yerine, Ramsey'le maça başlamayı tercih etti. Son 3-4 maçtır, Wenger'in tek kanada yaslanarak oynamak gibi bir tercih yaptığını gözlemlemiştik. Özellikle Milan ve Liverpool maçlarında, Arsenal'in hemen hemen bütün atakları sağ kanattan gelişti. Zayıf sol beki olan takımlara karşı etkili olması beklenen bu anlayışı Wenger çok sevmiş olacak ki, dünkü maça sol açık oyuncusu çıkarmayacak kadar radikal bir değişiklikle başladı. Ancak Walcott'un, Baines karşısında etkisiz kalışının ve Gibbs'in soldaki istekli oyununun sayesinde, Arsenal tek tarafa sıkışıp kalmaktan kurtuldu. 

Maça iyi başlayan taraf Arsenal oldu. Daha ilk 10 dakikada 2'si Ramsey ile 3 net pozisyona giren takım, bu ataklardan birinin doğurduğu bir kornerden golü de bularak 5 lig maçı sonrasında ilk golü atan taraf olmayı hatırladı. İlk 20 dakika bitmeden 2 pozisyona daha girmeyi başaran Arsenal'de, Ramsey'in gayretli oyunu takdire şayandı ancak genç oyuncunun girdiği pozisyonları bir türlü değerlendiremiyor olması yine gayretli oyununu gölgede bırakan etken oluyordu. Göbekte Rosicky ve Arteta istikrarlı oyunlarını sürdürürken, Walcott sağda bayağı bir zorlandı. İlk 45 dakika ilerledikçe yavaş yavaş maça ortak olmaya başlayan Everton'ın, bu bölümdeki en etkili pozisyonu, yan hakemin ofsayt gerekçesiyle kestiği Drenthe'nin pozisyonuydu. Hollandalı, 2 metre fark ile ofsayt değildi ancak geçen sene Emirates'te Everton'un golünü atan Saha da 2 metre ile ofsayttı. Hakemin 2. yarıda yine Drenthe tarafından düşürülen Rosicky'nin penaltısını es geçmesi de Everton lehine yapılan bir hata olarak kayda geçti. 

Arsenal'in erken bulduğu golden sonra, Everton tarafından çok da zorlandığını söyleyemeyiz. Moyes'in Everton'u, atılan gollere baktığımızda, ligin sondan 2. pozisyonunu Stoke ile paylaşıyor ve dün çok iyi oynayan Arsenal geri dörtlüsüne karşı pek varlık gösterdiklerini söyleyemeyiz. Yarattıkları pozisyonların tamamı Fellaini ve Cahill'in hava hakimiyetlerini kullanarak yarattıkları kargaşaların sonucu olarak geldi. Bu arada Arsenal'in, bu geri dörtlüyle çıktığı maçlarda hala namağlup olduğunu da hatırlatmak gerekir. Wenger'in bu sezon, oyun temposundan feragat etmek adına, kontrollü futbolu daha iyi oynayan bir takım yaratma çabasında olduğu aşikar. RvP'nin üstün formu da Arsenal'e, daha az pozisyon bulan ve veren bir takım olma yolunda yardımcı olan önemli bir faktör oldu. Benim şahsi görüşüm Ramsey, Rosicky, Gervinho, Walcott gibi oyuncuların skor yüküne yaptıkları katkının hala çok düşük olduğu yönünde. Bu sezon, RvP 3200 gol atmasaydı, Arsenal'in durumu içler acısı olabilirdi. Umuyorum, önümüzdeki sezon takımın on birine yerleşecek olan Ox, Wilshere ve Podolski bu soruna çare olacaktır. 

Özet olarak, Arsenal'in 1-0' maç bağlamasına hiç alışık olmayan Goonerların, rahatsız bir zevk aldıkları bir maçı geride bıraktığımızı söyleyebilirim. Everton, ligin en kötü hücum eden takımlarından birisi de olsa, 90 dakika boyunca disiplinli bir savunma yapan bir Arsenal izlemek bünyeye iyi geldi. Eğer dün Ramsey biraz daha dikkatli olsa, maç 3-4'e de gidebilirdi ya da hakem Everton'ın golünü verse, berabere bitebilirdi. Arsenalli oyuncular aldıkları bu kritik galibeyle gurur duyabilirler ancak takım olarak RvP'ye yardımcı olmak zorunda olduklarını da kafalarında bir yere not etsinler. 

Son olarak, yakınınızda Tottenham taraftarı olan birileri varsa, bir zahmet gidip kendisine "Mind the f*cking gap!" deyiverin. Ben yaptım, çok zevk aldım. Tavsiye ederim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder