5 Mart 2012 Pazartesi

Hızlı Yaşa, Genç Öl


Abramoviç’in tetik parmağı yine dayanamadı. Chelsea’nin ihtiyacı olan değişim projesinin başına Rus iş adamının kendisi tarafından, Porto’ya 13.3 milyon pound tazminat ödenerek getirilen Andre Villas Boas, sadece 8 ay ve 40 maç dayanabildi. Kendisinin, 4 senelik yıllığı £4.5m olan bir kontratı da olduğunu düşünürseniz, AVB’nin Chelsea’ye toplam maliyeti £31.3m’u buluyor ve bu da haftalık neredeyse 1 milyon pounda denk geliyor. Bu hesaba, AVB’yi göreve getirmek için kovulan Ancelotti’ye ödenen £28m’yi de eklerseniz, ortaya astronomik bir maliyet çıkıyor. Ha bir de, AVB’nin oyunculara harcadığı £82m var, ama ona artık hiç girmeyelim isterseniz.

Kısa bir süre önce Villas Boas’ın Chelsea’deki durumuyla ilgili bir yazı yazdığım için bugün tekrar detaya girmek istemiyorum. Chelsea’deki dönemine bakıp kendisi hakkında bir takım yargılara ulaşmak biraz fazla acımasız olur. Çünkü, AVB, son 8 ayda, saha içerisinden daha çok saha dışındaki entrikalarla uğraşmak zorunda kaldı. Chelsea’nin, şımartılmış, yüz verilmiş ve yaşlanmış  lejyonerleri, “değişim” lafını duydukları anda kazan kaldırdılar ve Abramoviç de onlara uydu. Bana göre, Villas Boas, son ana kadar Abramoviç’in değişim projesinin ve kendisinin arkasında duracağına inanıyordu. Ancak, Rus iş adamı bu tip uzun vadeli planlar için biraz fazla zengin olduğunu tekrar kanıtladı.

Villas Boas’ın hikayesi daha başından ölü doğmuştu aslında. Kendisi gibi genç ve tecrübesiz bir hocanın, Chelsea gibi bir kurtlar sofrasına çok erken oturması, herkes açısından riskli bir durumdu ve oynanan kumar maalesef sonuç vermedi. AVB’nin tecrübesizliği, özellikle ego yönetimi ve politika konularında ortaya çıktı. Kendisi, takımdaki veteranları istemediğini biraz erken ve biraz fazla yüksek sesle ifade etti. En az sezon sonuna kadar ihtiyacı olan bu bir grup oyuncuya, köprüyü geçene kadar “dayı” deseydi; başına bu işler gelmeyebilirdi. AVB’nin politik olamayışı, sadece oyuncularla olan ilişkilerde değil, genel olarak tüm medya ilişkilerinde, kendisinin elini zayıflattı. Mesela, daha geçen hafta yaptığı basın toplantısında “Man City ile aramızda kalite uçurumu var” gibisinden bir laf etti AVB. Bu takımın sahibinin, 1 milyar pound para harcadıktan sonra en son duymak istediği şey bu tip bir karşılaştırmaydı. Eğer, Chelsea, City’nin arkasında ligde 2. sırada olsaydı belki bu açıklama anlaşılır bir hal alabilirdi. Ancak, Chelsea’nin, kadro kalitesizliği yüzünden, ligde 5. olduğunu söylemek biraz abes olur. Ortada belli ki, başka bir sorun vardı ve AVB bu sorunları çözmek yerine, “Ben haklıyım, Abramoviç de benim arkamda.” diyerek kırıp dökmeyi tercih etti. 

Öyle ya da böyle, bu ilişkinin yürümeyeceğinin pek çok kişi farkındaydı ve dün gelen kovulma haberi pek de sürpriz olmadı. Bugün, AVB unutuldu da, Chelsea'nin yeni hocasının kim olacağının spekülasyonunu yapılıyor bile. İsmi ilk geçen isim şu an boşta olan Benitez. Ancak, Chelsea'nin sezon sonu İspanya'dan ayrılma ihtimali olan Mourinho ve Guardiola ikilisi ile de ilgilendiği biliniyor. Bu ihtimalin daha kuvvetli olduğuna inananlar ve takımın sezon sonuna kadar Di Matteo-Zola ikilisi tarafından çalıştırılacağını iddia edenler de var. Süpriz isim ise Capello. Benim tahminim, Mourinho'dan yana. Sezon sonuna kadar bir şekilde gidilip, geçen hafta Londra'da ev bakan Portekizliyi takımın başına getirmek Chelsea için en hayırlısı olacaktır. Guardiola'nın, Abramoviç ile çalışabileceğini sanmıyorum; Benitez'i ise taraftar zor kabul eder gibi. Bu arada, AVB'nin ismi de Inter ile anılıyor. Birisinin, Mourinho'nun yolunun yol olmadığını kendisine hatırlatması gerek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder