27 Şubat 2012 Pazartesi

Şaşırdık.. ve Şaşırdılar

Bu sezon Arsenal için diplerin en derinlerinin ve yükselişlerin en şaşırtıcılarının bir arada olduğu; garip, saçma sapan bir sezon oluyor. United'tan 8 ye, Chelsea'ye 5 at; Milano'da bozguna uğra sonra Tottenham'ı 5'le. Arsene Wenger ve takımı, dünya üzerindeki her takıma 5 gol atacak potansiyele sahip ancak aynı zamanda dünya üzerindeki her takımdan 5 yiyecek defansif problemlere de. Gavurun "roller coaster" diye tabir ettiği bir sezon yaşıyoruz; bir aşağı, bir yukarı, bir aşağı, bir yukarı... Bu iniş çıkışlar aynı maç içerisinde bile oldukça dramatik bir şekilde yön değiştirebiliyor. Misal dünkü maç, Tottenham açısından Redknapp'ın hayal bile edemeyeceği kadar iyi başladı ancak 90 dakikanın sonunda sezon en ağır yenilgisini alarak sahadan ayrıldılar. 

Maç klasik bir 4-4-2 vs 4-4-3 karşılaşması olarak başladı. Wenger, klasik dizilişi ile sahaya çıkmış olsa da, sağ ve sol kanatta sürpriz tercihlere imza atmıştı. Aslında ilk bakışta Benayoun ve Walcott tercihleri birbiriyle çelişir gibi gözüktü. Benayoun, pas yeteneği ile geriye yaslanmış bir Tottenham'a karşı etkili olacak bir isim iken; Walcott, Arsenal'in üzerine gelen bir Tottenham karşısında etkili olabilirdi. Nitekim Walcott'un ilk yarı etkili olamayışının ardında, Sp*rs'ün maça daha direkt bir oyunla başlamasının etkisi büyüktü. Redknapp, ilk yarıda Arsenal'e orta sahada üstünlük kurmak yerine, orta sahayı uzun toplarla geçip 2 forvetini Arsenal stoperleriyle birebir bırakma planıyla sahaya çıktı. Redknapp, bu planın Arsenal'i çökertişini Milan karşısında izlemiş olmalı. O gün Ibrahimoviç nasıl Arsenal stoperlerini üzerine çekip, diğer hücumcuların önünü açtıysa, dün de Adebayor aynı görevle sahadaydı. Zaten Tottenham'ın ilk golünü izlerseniz, Koscielny'nin Adebayor'un peşinden gidip Vermaelen'i tek başına bıraktığını ve Vermaelen'in de Walker'ın yaptığı yalancı koşuyu takip ederken Saha'yı bomboş bıraktığını görürsünüz. Defansif adam paylaşımındaki bu problemler, bana göre, Song'un defansif görevlerinin yeterince net belirlenmemiş olmasından kaynaklanıyor. Arsene, hücuma çok adamla çıkmayı seviyor, buna diyecek hiçbir şeyim yok ancak her iki bekin birden hücuma çıktığı bölümlerde, Song'un geride kalıp stoperlere destek vermesi takım savunması açısından hayati önem taşıyor. 

Tottenham, maça istediğini alarak başlamış olsa da, sahada istediğini yapan taraf, orta sahadaki sayısal üstünlüğünü iyi kullanan Arsenal oluyordu. Arsenal'in orta sahadaki oyuncu sayısı, Benayoun ve RvP'nin de yaklaşmasıyla zaman zaman 5'e kadar yükselirken, Tottenham aynı bölgeyi sadece Modric ve Parker ile tutmaya çalışıyordu. Arsenal, Tottenham'ın iki golü arasında 3-4 kere gole yaklaştı ve her geçen dakika daha iyi oynamaya başladı. Ancak bu heves ve istek, bir Tottenham kontra atağıyla resmen kursağımıza diziliyordu. Modric, Gibbs ve Vermaelen'in arasına mükemmel bir pas attı, Bale iki Arsenal savunmacısının arasından kolaylıkla geçip, kendini yere bıraktı. Maçın hakemi Mike Dean olunca, buradan çıkacak kararı tahmin etmek zor değildi. Dean, Arsenal maçlarını düzenli olarak katleden ve Arsenal'in yönetiminde çıktığı son 11 maçı kazanamadığı bir hakemdi. Üstelik Dean'in, Arsenal maçlarında verdiği son 46 penaltı kararının tamamını rakiplerin lehine çalınmıştı. Dünkü penaltı da 47.'si oluyordu. Arsenal'e tek bir tane bile vermeden çalınan 47 penaltı... Kendisini tebrik etmek gerek. Dünkü verdiği ucuzlar ucuzu penaltıdan sonra, Dein'in Szczesny'i atması gerekiyordu, çünkü ortada bariz bir gol pozisyonu vardı. Ancak Dean, yediği haltın farkında olduğu için kırmızıyı çıkaracak cesareti gösteremedi. Bir nevi yaptığı hatayı, bir başka hatayla sıvamış oldu. Kendisine ve şaibeyle dolu kariyerine yakışır bir hareket yapmış oldu. 

Penaltı pozisyonu, Tottenham'ın maç boyunca yaptığı son olumlu hareket oldu. Normal şartlarda 2-0 geriye düşen Arsenal, panik düğmesine basarak kendi kendini yok eder. Ancak dün akşam Arsenal yediği iki golü haketmediğinin ve Tottenham'a 2'den daha fazla gol atabileceğinin farkındaydı. O yüzden, takım sanki hiçbir şey olmamışçasına, o ana kadar defans hariç iyi işleyen oyun planına geri döndü. Bu sezonun en yüksek temposuna ve paslaşma ritmine ulaşarak, belki de bu sezonun en iyi futbolunu oynadı. Ortaya böyle bir oyun çıkmasında Febregasvari bir futbol sergileyen Rosicky'nin katkısı büyüktü. Takımın her hücumunda katkısı bulunan Çek oyuncu, 2 sene ve 49 maçtır beklediği lig golüne de dün akşam ulaşmış oldu. Arsenal hücumunun işlemesinin bir diğer sebebi, Arsenal hücumunun nihayet birbirine yakın oynamayı hatırlaması oldu. Bu sezonun büyük bölümünde Wenger, beklerden katkı almayan açık oyuncularına top götürerek, onların kişisel becerileriyle gol arıyordu ve Walcott ile Arshavin'in berbat formlarının sebebi de bu kısır anlayıştı. Arsenal pas ve pres yapmadığında, sıradan bir takıma dönüşüyor; geriye yaslanıp kontra atakla gol arayan her takımın dişine göre bir rakip halini alıyordu. Neyse ki Wenger, dün akşam en iyi bildiği şey olan hücumu hatırladı. Arsenal'in stoperleri hariç sahadaki 8 oyuncusu birden neredeyse her hücuma katkıda bulundu ve çok iyi yardımlaşarak pas trafiğini hiç aksatmadı. 2. golden sonra yavaş yavaş orta sahadaki pres yoğunluğunu da arttıran takım, Modric, Bale ve Kranjcar'ın, ileri ikili ile olan bağlantısını tamamen kesti. Açıkta oynayan Walcott ve Benayoun, taç çizgisine yakın pozisyon almak yerine, RvP'ye yaklaşmayı tercih etti ve Arsenal 3 forvetle oynayan bir takım görüntüsü aldı. Eğer Rosicky'nin attığı 3. gole bakarsanız, ceza sahası içerisindeki 4 Tottenham savunmacına karşı 5 Arsenal hücumcusunun olduğunu görürsünüz. Arsenal, bu sezon bu tip bir golü sadece Blackburn maçında atmıştı. Dün akşamın en önemli olayı, Arsenal'in pres, tempo gibi kavramları ve hücum etmeyi hatırlaması oldu. 

İlk yarıda attığı 2 gole rağmen, Arsenal'in orta saha kontrolünü tamamen elinde tuttuğunun ve durumu 2-2'ye getirmenin moraliyle ikinci yarıya hızlı başlayacağının farkında olan Redknapp, ikinci yarıya 4-5-1 ile çıktı. Bu noktada benim beklentim, orta sahadaki mücadelenin kızışması idi. Ancak Sandro'nun DM'e geçmesi ve Van Der Vaart'ın pek sevmediği sağ tarafa kaymasıyla Tottenham oyun düzeninden tamamen kopmuş bir görütü sergilemeye başladı. Bu tedirginlik, zaten iyi oynayan Arsenal'in ekmeğine yağ sürdü ve Wenger'in takımı bir anda kontra üstüne kontra üretmeye başladı. Kontra demişken, ilk yarı boyunca sahada olmayan Walcott'un, önünde boşluğu gördüğü anda çoşması hem sevindirici hem de düşündürücü idi. Herkes Walcott'un yeteneklerinin farkında ve ona yapılan en yoğun eleştiri "tek yönlü" bir oyuncu olduğu yönünde. Dün de gösterdi ki, önünde depar atacak boşluğu bulduğunda kendisi öldürücü bir silaha dönüşebiliyor. Öyle ki, Walcott'un dribling yaparak çıktığı kontra atakların sonunda yaptığı bitirici vuruşlar bile normal şutlarının çok üzerinde bir kalitede oluyor. Kendisi, Premier Lig tarihinin en çok şans bulan genç oyuncularından birisi ve hala kapalı defanslara set hücum yapmayı öğrenememiş olması oldukça endişe verici. Walcott, 16 yaşında bu kulübün kapısından girdiğinde de iyi bir kontra atak oyuncusuydu, hala iyi bir kontra oyuncusu. Wenger'in, kendisinden komple bir futbolcu olup olmayacağına dair bir beklentisinin kalıp kalmadığını, Walcott'a önereceği yeni kontrattan öğreneceğiz. Benim fikrim, maalesef, Arsenal'in ondan daha iyi bir hücumcu bulması gerektiği yönünde. 

Bu güzel günde, olumsuzluklardan fazla bahsetmeden yazıyı bitirmek istiyorum. Dün, Fabregas'ın Arsenal'ini anımsatan bir takım izledik. Hücumda harikalar yaratan ancak savunmadaki kırılganlığı yüzünden rakibinden daha fazla gol atarak maç kazanmak zorunda kalan bir Arsenal... Maçı izlerken, içimden "Ulan bu Çarşamba, bütün bu havayı dağıtacak milli maçlar yerine Milan maçı olsaydı keşke" diye geçirdim. Çünkü Tottenham, Milan'a benzer bir taktikle çıktığı maçta bozguna uğramıştı. Sonra, bir Arsenal taraftarının yapabileceğin en aptalca şeyin hayal kurmak olduğunu hatırlayıp kendime geldim. Şu andan itibaren, bu takımdan tek beklentim, dünküne benzer performansları her maç sahaya koymaya çalışmaları ve bize dünkü performansın bir saman alevi olmadığını kanıtlamaları. Hafta, Anfield'ten alınacak 3 puan, Arsenal'in lig 4.'lüğü yolunda favori konuma geçmesini sağlamakla kalmayacak, önümüzdeki 4 haftada Manu, Chelsea ve Everton ile oynayacak olan Tottenham'ın üzerindeki baskıyı da arttıracak. Arsenal takımı ve hocası, 4.'lük ve 3.'lük için savaşmayı bu sezon çok üzdüğü taraftarına borçlu. Eğer bu kadarını da yapamazlar ve son 2 ayki ruhsuz, etkisiz ve karaktersiz performanslarına geri dönerlerse, sezon sonunda bir zahmet bavullarını toplasınlar. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder