5 Şubat 2012 Pazar

Bayram Yapmıyorsam Bir Sebebi Var

Arsenal'in yıllarca alıştığı türden bir maçtı aslında. Yıllar yılı, Highbury'e ve Emirates'e gelen takımın adı ne olursa olsun, Arsenal topa hükmeden, oyunu karşı sahaya yıkan ve sürekli gol arayan taraf oluyordu. Bu tip maçlarda oyunun kaderini, Arsenal'in iyi ya da kötü oynaması değil, yaptığı defansif hatalar ve ofansif becerisi belirliyordu. Mesela, Blackburn Rovers, Emirates açıldığından beri 3 kere 6+ gol yemişti ve geçtiğimiz sezonlarda, Arsenal'i benzer skorları düzenli olarak alırken hep izledik. Zaten, Wenger döneminde Arsenal'in istikrarlı olarak hep ilk 4'te kalışının sebebi de bu tip maçlardı. Büyük maçlarda ve deplasmanlarda zorlanan Arsenal takımı, Emirates'e gelen daha mütevazi takımları bozguna uğratma geleneğini hiç bozmuyordu. Bu geleneğin temelini, takımın hücumu otomatiğe bağlamış şekilde yapışı oluşturuyordu ve bunun da en önemli sebeplerinden birisi Fabregas'ın varlığıydı. Emirates'e kapanmaya gelen takımlar Fabregas'ın attığı muhteşem bir pas ile karpuz gibi yarılmaktaydılar ve Arsenal bir kere golü bulduktan sonra gazdan ayağını hiç çekmeden maçları farka götürüyordu. 

Geçen sezon, Fabregas'ın hiç bir katkı vermediği bir yıl olarak geçtiğinden, Arsenal bu hücum alışkanlığını yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Kontrat sezonu olduğu için ekstra oynayan Nasri ve RvP'nin süper formu sayesinde belli bir standart tutturulmuştu ancak kazanılan maçlarda bile gözle görülür bir tempo düşüşü ve bunun sonucu olarak yaratılan pozisyon sayısında önemli bir azalma vardı. 09/10'un büyük bölümünü Bendtner kazması ile oynayan Arsenal, onun her maç 3-4 tane %100'lük pozisyonu kaçırmasına rağmen, 2.2'lik maç başına gol ortamalası ile oynuyordu. Geçen sene, RvP'nin insanüstü formuna rağmen bu oran 1.9'a indi ve Cesc ve Nasri sonrası bu sezon aynı oran 1.7 seviyelerindeydi. (Dün akşamki 7 golden sonra 1.9'a çıktı). Arsenal hücumunun içinde bulunduğu düşüş trendinin altını çiziyorum çünkü bu sezonun geri kalanının nasıl geçeceğine, bu trendin yönü karar verecek. Peki, dünkü performans bir defaya mahsus bir tesadüf müydü, yoksa Arsenal bir anda geçmişini mi hatırladı?

Dünkü muhteşem skorun ve güzel oyunun birbirine bağlı 2 temel sebebi var. Birincisi, Arsenal'in hiç bir şey üretemeyen kanatlarının dün bir anda işlemeye başlaması, ikincisi ise Blackburn defansının bütün maç uyuması. Bu faktörlerden hangisi diğerinin tetikleyicisi henüz karar verebilmiş değilim. Yani, Blackburn defans yapamadığı için mi Arsenal hücumu patlama yaptı, yoksa Arsenal hücumu çok iyi olduğu için mi Blackburn savunması çöktü bu belli değil. Sanırım sorunun cevabını bulmak için Arsenal'in bir kaç maç daha yapmasını beklememiz gerekecek. Eğer takım iyi hücum etmeye devam ederse, dünkü maçın bir tesadüf olmadığı kanıtlanır. Yok, kısır futbol geri dönerse, dünkü patlamanın sebebinin Blackburn'un berbat savunması olduğu sonucuna varabiliriz. 

Öyle ya da böyle, dün kanatlardan rakibi çökerten bir Arsenal izledik. İlginç olan, her iki kanadın farklı sebeplerden dolayı iyi performans vermesiydi. Sağ kanattaki Walcott, bütün maç boyu, Coquelin ve Rosicky'nin kendisine yakın oynamasından iyi faydalandı. Özellikle Coq, neredeyse bütün maçı karşı sahada oynadı. Walcott'un, yardım alamadığında etkili olamadığını buraya bir çok kez yazdık. Dün de gördük ki, orta sahadan derinlemesine pas alan ve sağ bekin varlığıyla dikkati dağılan rakip savunmanın varlığında Walcott çok etkili oluyor. Ancak buradaki problem, Arsenal'in, bu koşulları senede sadece 3-4 maçta sağlayabiliyor oluşu. Ligdeki her takım Blackburn gibi hücumu hiç düşünmeden oynamıyor ki sağ bek 90 dakika boyunca Walcott'a yardım etsin. Bir çok maçta, Walcott'un yardım aldığı kadar yardım etmesi de gerekiyor. Açıkçası ben hala kendisinin, istediği kontratı haketmenin çok uzağında olduğunu düşünüyorum. 

Dün, sağ kanadın aksine, sol kanat minimum yardımla oynadı. Coquelin sürekli hücumda kalında, Vermaelen daha muhafazakar bir oyun oynamak zorunda kaldı ve Arsenal sağa doğru yatmış asimetrik bir görünüm aldı. Ancak buna rağmen, Ox'un, kendi kanadından tıkır tıkır işlediğini izledik ve bu gerçekten umut verici bir gelişme. Walcott'un aksine, Ox, performans vermek için herşeyin kendisine altın tepside sunulmasına ihtiyaç duymuyor çünkü kendisi Walcott gibi sadece düz çizgide oynayan bir arkdaşımız değil. Oturmuş savunmanın üzerine doğru oynayıp adam eksiltebiliyor. Sürekli kafasını kaldırarak oynadığı için Walcott gibi her pozisyonda son çizgiye yardırmak zorunda kalmıyor. Golün kokusunu daha iyi alıyor ve hepsinden önemlisi, Walcott'ta olmayan ve hiç bir zaman da olmayacak olan bir özelliği kendinde bulunduruyor; oyun zekasını. 

"7 gollü maçtan sonra niye Walcott'a vuruyorsun?" diyebilirsiniz ancak dünkü maç her iki kanat adamının arasındaki kalite farkını görmek açısından turnusol kağıdı gibiydi. Daha Arsenal ile 9. resmi maçına çıkan Ox, şimdiden 4 gol atmış durumda ki, Walcott, aynı sayıya Arsenal formasıyla çıktığı 54. maçta ulaşmıştı. Bu konunun üzerinde ısrarla durmamın sebebi de, Arsenal'in Walcott'a haketmediği bir kontratı vermesinden korkmam açıkçası. Onun bu yaz satıldığı ve Arsenal'in daha iyi bir kanat oyuncusunu transfer ettiği bir senaryo herkes için en hayırlısı olacaktır. Bu arada, Wenger'e maçtan sonra Ox'a neden daha önce şans vermediği soruldu, o da her zamanki kendini beğenmişliğiyle "O zaman hazır değildi, şimdi hazır" cevabını verdi. Arshavin ve Walcott'un Arsenal'i anasını ağlattığı 5 ay boyunca, Ox'u tek maç bile kadroya koymayışının hesabını da umuyorum sezon sonunda soracağız Wenger'e. 

Dünkü maç, Arsenal için çok iyi geçmiş olsa da Ramsey açısından oldukça talihsizdi. Sahaya bile çıkmadığı maç neden talihsiz olsun diyorsanız şöyle açıklayayım. Bu sezon, Arsenal'in hücuma yönelik orta sahasının değişmez ismi olan Ramsey, sezon başından beri dozajı artarak devam eden bir takım eleşitirilere maruz kalıyordu. Kendisini eleştirenlerin genel olarak anlaştığı konu da, Ramsey'in oyunu dikine oynamaktaki isteksizliği idi. Bir çok Arsenal yazarı kendisini bir el freni olarak görmeye başlamıştı ve ben de burada bir kaç kez aynı sorundan bahsettim. Arsenal taraftarları arasında, Ramsey'e "Yeni Denilson" diyenler bile var ki, ben daha ağır bir suçlama hayal bile edemiyorum. Ramsey, Bolton maçını, dikine tek bir pas bile yapamadan bitirince bu eleştirilerin dozajı iyice arttı ve Wenger'in dünkü maça Rosicky ile başlamasının sebebi de buydu. Maçı talihsiz yapan, Ramsey kenarda oturduğu anda Arsenal'in sezonun en iyi hücum futbolunu oynamaya başlaması oldu. Dün, Rosicky ve Arteta çok daha uyumlu bir orta saha görüntüsü çizdi ve Wenger bu ikiliyi koruma yoluna giderse pek şaşırmayacağım. Burada Ramsey'i çok suçlamak da istemiyorum çünkü kendisi hiç bir zaman hücuma yönelik bir orta saha olmadı. Arsenal'in AM pozisyonunun as adamı Wilshere ve Ramsey'in burada oynamasının tek sebebi alternatifsizlik. Ramsey'in zorunlu olarak aldığı bu sorumluluğun altında ve hata yapmama baskısıyla bir geri vitese dönüşmesi çok da şaşılacak bir olay değil. Arsenal'in tecrübeli oyunculara olan ihtiyacı hep böyle zamanlarda ortaya çıkıyor. Cesc'in gitmeden önce verdiği röportajlardan birinde söylediği bir sözü hatırlatmak isterim:
"Robin ve ben, bu işi en iyilerden öğrendik, ancak bugün bütüm takım genç ve örnek alabileceğimiz ve bize "Vay be!" dedirtecek kimse yok." 
"Gençler, takımdaki büyüklerinden çok şey öğrenirler. Artık bu çok zor bir hal aldı. Daha önce referans noktası olan oyuncular vardı. Güçlü oyuncularla oynayıp, çok daha çabuk öğrenme fırsatı buluyorduk."
7 gollü galibiyet güzel, ancak hala içimden buraya pembe bulutlardan oluşan bir tablo çizmek gelmiyor. Arsenal önümüzdeki 5 haftada, tamamı ilk 8'deki takımlarla olan 4 lig maçını, Şampiyonlar Ligi'ndeki Milan eşleşmesini ve kupada gidilecek bir deplasmanı oynayacak. Umuyorum, dün alınan sonuç bu zorlu dönem öncesi takımın ihtiyacı olan moral ve güveni biraz olsun düzeltmiştir. Bugün çizemediğim pembe tabloyu, umarım, bu 7 maçlık serinin sonundaki 13 Mart akşamı çizerim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder