1 Ocak 2012 Pazar

Kanatsız Arsenal, Göbeksiz United, Mantıksız Chelsea

2011'in son günü, Premier Lig'de ilginç sonuçlara gebeydi. Dünkü maçları izleyen Man City taraftarları bütün gün ellerini ovuşturmuştur herhalde. Ligin ilk beşinin takipçi dörtlüsü, 3 puan almalarınınn beklendiği maçlarda oldukça zorlandı ve hatta 3 puan almayı başaran tek takım Arsenal oldu. 

Aslına bakarsanız, Arsenal dün izlediğim takımlar içerisinde en eli yüzü düzgün olanıydı. QPR karşısında sonuca rahat gitmelerini engelleyen şey, kanatlardan hiçbir şekilde verim alamayışlarıydı. Bütün maç boyunca Rangers'ın 5 kişiyle tıkadığı göbeği delmeye çalıştılar ve eğer QPR ilk yarıdaki disiplinli savunma anlayışını terk etmeseydi, aynı geçen hafta Wolves karşısında olduğu gibi Arsenal o kilidi açmakta zorlanacaktı. 

Arsenal'in kanat problemlerinin ana sebebi sahada hiçbir bekin olmayışı. Wenger'in hücum planı içerisinde sağ ve sol beklerin yaptığı bindirmeler büyük önem taşıyor ve takım sahaya 4 stoperle çıkmak zorunda kalınca bu plan bayağı bir aksıyor. Yıllardır Clichy ve Sagna bu işi oldukça iyi yapan iki bekin varlığına alışmış takımın, bu kanallar çalışmadığında zorlanması normal. 

Arsenal'in bu şartlarda beklerden verim alabilmesi için 2 seçeneği var. Ya göbekteki üçlü kanatlara yardım edecek ya da açıktaki oyuncular kendi bireysel yetenekleriyle adam eksiltecekler. Arsenal'in orta saha üçlüsünün, birinci seçeneği uygulamaya ne kadar müsait olduğu tartışılır. Nitekim, Arteta ve Ramsey oyun yapıları itibariyle maceracı adamlar değiller ve genelde bildikleri "sağlam" oyunu oynamayı tercih ediyorlar. Bu sezon Song'un zaman zaman kanatlara inip ilginç işler yaptığına şahit olduk ancak bir DM'den bunu düzenli olarak yapmasını beklemek pek de gerçekçi olmaz. Buna ek olarak, bu üçlünün "sağlam" oynamayı tercih etmesi, takımın bu sene daha derli toplu gözüken savunmasına katkı yapan önemli etkenlerden birisi. Wenger'in bunu kolay kolay bozacağını da zannetmiyorum. Dikkat ederseniz, yapılan oyuncu değişikleri ya açığa ya da beklere geliyor ve Wenger göbekteki üçlüyü mümkün mertebe korumayı tercih ediyor. 

Sonuç olarak, Arsenal'in bekleri iyileşip takım tekrar ritmini bulana kadar, sağ ve sol açıktaki oyuncuların oyunlarını bir seviye yukarı çekmesi gerekiyor. Bu noktada Arshavin denilen rezil adamdan hiçbir beklentimin olmadığını tekrarlamam gerekir. Wenger'in kendisi üzerindeki ısrarı yeni bir Denilson, Diaby, Almunia vakasına doğru ilerliyor. Walcott, her zaman söylediğimiz gibi, kapanan savunmalara karşı varlık gösterebilen bir arkadaşımız değil. Açık alanda hızını kullanabileceği maçlar hariç kendisinden pozisyon üretmesini beklemek hayalicilik olur. Bu arada, dün kaçırdığı inanılmaz pozisyon, belki 1 senedir devam eden "forvet oynamak istiyorum" sayıklamalarını bir süre susturur gibi. Dün oyuna girdikten sonra ortalığı bayağı bir karıştıran Gervinho, Arsenal'in şu an için kanattaki en iyi seçeneği ancak kendisi kale önünde o kadar dağınık ki, her maç en az 2 tane %100'lük pozisyonu taça atıyor. Yine de hiçbir şey üretmeyen Arshavin/Walcott ikilisinden iyidir tabi ki. Ne yazık ki Afrika Kupası nedeniyle bir süre kendisinden yararlanılamayacak. Bu süre içerisinde Wenger büyük ihtimal, Arshavin-Walcott ikilisinden şaşmayacak ancak ben Ox ve Henry'nin, şans buldukları takdirde, bu takıma bir şeyler katabileceğine inanıyorum. 

Not: Dün sakatlanan Vermaelen 2-3 hafta yok. Wenger gidip bir yerlerden bir sol bek bulmazsa, Arsenal'in başına çok işler açılacak. 


Burada zaman zaman United ve Alex Ferguson'u övüyorum, bazı Arsenalliler bana kızıyorlar. Hazır sırası gelmişken biraz eleştireyim de gönülleri olsun. 

Aslına bakarsanız, dünkü United-Blackburn maçını hiç izleyesim yoktu. United'ın yine o 5 gollü galibiyetlerinden birisini alacağını düşünüyordum. Sonra sahaya çıkan onbire baktım ve Fergie'nin, Basel karşısında yaptığı büyük hatayı tekrarladığını gördüm. Evet, tıpkı 2. Basel maçında olduğu gibi Man Utd sahaya orta saha oyuncusu olmadan çıkıyordu ve bu görüntü, bir anda içimde maçı izleme isteği uyandırdı. İlk 11'deki tek orta saha oyuncusu olan Carrick'in stoper oynadığı takımın, ileri ucunda 3 bitirici golcü, orta sahasında da 2 sağ açık ve bir sağ bek oynuyordu ve sağ bek mevkiine de bir sağ açık konulmuştu. Tamam, Fergie'yi bu kadar garip bir dizilişe götüren belki sakat ve eksiklerdi ancak genç takımdan bir stoper çıkarıp Jones'ın yanına koyup Carrick'i de göbeğe çekse, United çok daha dengeli bir takıma sahip olabilirdi. Fergie belki kendine ve takımına biraz fazla güvendi, belki de Blackburn'u küçümsedi ama sahaya sürdüğü takım tam anlamıyla bir faciaydı. 

Manchester United'ın son 5-6 yıldaki oyun anlayışı, biraz derin kurulan sağlam savunmayla rakibi bir huninin içerisine sokup, oradan kapılan topları kontralara dönüştürmek üzerine kurulu. Bu tam bir kontra-atak anlayışı değil ancak Fergie, genelde rakip sahada pres yapmak yerine, rakibin üzerine gelmesini tercih eden bir hoca. Bu anlayışın doğal bir sonucu olarak, takımın savunmasının oturmadığı maçlarda, hücum da çok olumsuz etkileniyor. Dün United'ın ne savunması oturdu, ne de savunmaya nefes aldıracak bir orta saha vardı. Üstelik, Hernandez ve Nani gibi adamlar tam anlamıyla bir rehavet içerisindeydi ve savunma görevlerinin yanına bile yaklaşmadılar. Özellikle Hernandez, kendisini, "ceza sahası içerisinde beleş beklemekten ibaret" diye eleştirenleri haklı çıkaran bir performans verdi ki, Fergie de ona ancak 45 dakika dayanabildi. 

Man Utd hücumu, orta saha ve savunmanın zayıf olduğunun farkına varıp, dün ekstra bir gayretle ileride pres yapsaydı, Blackburn'u sıkıntıya sokabilirdi. Ancak, daha önce söylediğim gibi, United'ın böyle bir "pres" alışkanlığı yok. Her Manu top kaybında, Blackburn rahat rahat top yaparak çıktı ve bütün bu çıkışlarda topu Yakubu'nun ayağına rahat rahat götürdüler. Onları durduracak ne pres yapan bir hucüm hattı vardı, ne de bir orta saha. United'ın, Basel'den 2 maçta 5 gol yeyip, Şampiyonlar Ligi'nden elenmesine yol açan bu "pressizlik" hatasını, Fergie'nin tekrar yapmış olması gerçekten şaşırtıcı. Eğer dün United'ın başında Wenger olsaydı, altyapıdan 2 genç sahaya çıkardı ancak takım şeklini yine korurdu. Ama Fergie, genç oyuncu oynatmak yerine elinde ne kadar "senior" oyuncu varsa, şekil mekil dinlemeden sahaya sürdü ve bunun faturasını ağır ödedi. İdealizm vs pragmatizm çatışmasında çoğunlukla gülen taraf olan Fergie pragmatizmi dün ağır bir darbe yedi. 


Arsenal ve United'ın eksikleri yüzünden zorlandıkları akşamda asıl düşündürücü olan Chelsea'nin kendi sahasında, Aston Villa tarafından sahadan silinişiydi ki, 50 milyon poundluk bir adamı kulübede oturtan bir kulüp olarak, onların eksiklerden şikayet edecek durumları da yok. 

Şimdi biraz oturduğum yerden ahkam kesmiş gibi olacağım, ancak geldiğinden beri Villas Boas'ın ne yapmaya çalıştığını anladıysam bacağıma ok yiyeyim. Haydi Fergie eksikleri yüzünden şekilsiz bir takım sahaya sürmek zorundaydı da, dün sahaya 3 DM ile çıkan Chelsea'nin özürü neydi. Gerçekten, tek tek oyuncularak bakaran Chelsea'nin berbat oyununu açıklamanız mümkün değil. Bu takım, kenardan berbat yönetildiği için bu hallerde. 

Şöyle açıklamaya çalışayım. Porto günlerinden de bildiğimiz üzere, AVB savunmayı ileri kurmayı seven bir arkadaşımız. Savunmayı ileri kuran bir takımın ilk yapması gereken 2 temel şey vardır. Birincisi topu kıymetini bilmek ve gereksiz top kaybı yapmamak. İkincisi ise, rakip orta sahaya pres yaparak,  defansın arkasına atılacak topları daha kaynağından kesmek. Bugün, Barcelona'nın orta saha çizgisinde oynayan savunmasının arkasına top atılamayışının sebebi rakiplerin özürlü olması mıdır, yoksa Barça orta sahasının top rakipteyken yaptığı amansız pres mi? 

Bu işin Chelsea versiyonuna baktığımızda, AVB'nin iki hayati hata yaptığını görüyoruz. Birincisi, sahaya 3 DM ile çıkmak demek, orta sahadaki top kayıplarına davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil. Eğer Arsenal'in Chelsea'yi 5'lediği maçı tekrar izlerseniz, gollerin tamamının burada kaptırılan toplardan geldiğini görürsünüz. Bugün, Premier Lig'in en ileride kurulan defansı olan Arsenal savunma hattı, Chelsea gibi delik deşik olmuyorsa, bunu Arteta ve Ramsey gibi adamların topun kıymetini bilmesine borçlu. Kusura bakmayın ama Ramires, Meireles ve Romeu üçlüsünün üstüste koysanız, Arteta'nın (ya da Wilshere'ın) top tekniğinin yanına yaklaşamazlar. Chelsea'nin elinde Mata ve Lampard gibi bunu yapacak personel var ama AVB onları yanlış kullanmakta ısrar etmekte. 

3 DM oynatmanın belki orta sahada yapılacak pres açısından yararlı olduğunu düşünenleriniz olabilir ki zannedersem AVB de aynı kafada. DM mantalitesindeki adamlar, oyun felsefesi olarak yaslanarak oynamaya alışkındırlar. Eğer bahsettiğimiz, hücum pres ise, hücumcuların pres yapması gerekir. Barça'da Messi ve Iniesta gibi adamlar, Arsenal'de de Ramsey ve Gervinho ilerde pres yapan hücumculara verilebilecek örneklerdir. Sen savunmayı ilerde kurmaya çalışırken, 2 kanat adamın savunmaya yardım etmiyor ve orta sahan da geriye yaslanıyor ise, rakip de bu boşluğu değerlendirip seni cezalandırır. Dün United orta sahasının Yakubu'ya atılan topları durduramadığı gibi, Chelsea de Agbonlahor ve Ireland'a giden pasları bir türlü kesemedi. Villa akılcı bir oyunla, Chelsea savunmasının zayıf olan sağ tarafını hedef aldı ve Agbonlahor-Ireland ikilisi Ferreira-Luiz ikilisini hallaç pamuğu gibi attı.

Chelsea hücum ederken de, göbekte oynayan 3 defansif adam tarafından baltalanmakta. Bir kere bu 3 oyuncu da çok yavaş ve rakip sahaya geçene kadar bütün Villa savunması yerleşmiş oluyor. Bu noktada, pas alamayan Mata sürekli olarak orta sahaya gelip sol açık mevkiini bomboş bırakıyor. Chelsea zorunlu olarak sağ tarafa yaslanmış asimetrik bir şekle bürünüyor ve Aston Villa'ya bütün savunmasını tek yöne odaklama şansı veriyor. AVB, bu sorunun bariz çaresi olan Lampard'ı oyuna sokmak için neden 60 dakika bekledi anlayan beri gelsin. Lampard göbeğe gelip, Mata sol tarafa geçince Chelsea bir anda adam gibi hücum etmeye başladı. 60-80 arasın gol bulsalardı, büyük ihtimal maçı kazanacaklardı ancak Villa'nın üzerine biraz fazla yüklendikleri anda savunmalarının arkasındaki boşluğun faturasını ödediler. Lampard'ın, Ireland'a kaptırdığı toptan gelen gol, Arsenal maçında Mikel'in Walcott'a kaptırdığının karbon kopyası gibi. 

Özetle söylemek gerekirse, AVB'nin kafasındaki oyun planını yanlış adamlarla oynayarak takımını baltaladığını söyleyebilirim. Chelsea'nin, doğru bir kaç transferle bu sorunu çözmesi mümkün ve bunu yapacak kaynaklara da sahipler. Villas Boas, transferler gelene kadar takımı götürecek bir ikinci planı uygulamaya koymak zorunda. Abramovich'in, şu ana kadar şampiyon olamayan tüm hocaları kovduğunu ve Chelsea'nin şampiyonluğu çoktan kaybettiğini hatırlatmama gerek yok sanırım.  

1 yorum:

  1. ''eboue gidince arsenal bitti abi yeeaa'' demeyi o kadar çok seviyorum ki

    YanıtlaSil