25 Ocak 2012 Çarşamba

Dersimiz: Yakın Tarih


Bu blogu açtığımızdan beri, Arsenal hakkında yazı yazmak her geçen gün zorlaştı. 2009'da, hala gençlik projesine, geçiş dönemi masallarına, hücum futboluna, Wenger'in ne yaptığını bilen biri olduğuna ve Walcott'tan adam olacağına inanıyorduk ve bu hayaller üzerinden gelecek planları yapmak çok hoşumuza gidiyordu. Şimdilerde, üzerinden sadece 3 sene geçmiş olmasına rağmen, o günler o kadar uzak görünüyor ki, dönüp eski yazılara baktığımda "Ne kadar da safmışsın?" demekten kendimi alamıyorum. Gerçi insan içerisinde bulunduğu dönemi değerlendirmekte her zaman zorlanıyor. Bugün biz ne dersek diyelim, bundan 20 sene sonra Arsenal'in tarihini yazanlar, bir takım olayları bizden çok daha isabetli değerlendirme şansı bulacaklar. Ancak sizi 20 sene bekletmemek adına ve son dönemde yazdığım kısır döngü Arsenal yazılarından kurtulmak için şöyle bir geriye doğru bakmak istiyorum. 

Hepimiz biliriz ki, Osmanlı'nın en görkemli dönemi, Kanuni döneminde yaşanmıştır ve imparatorluğun duraklama dönemine girmesi de onun döneminin sonuna denk gelir. "Oha adam 600 yıl öncesinden başladı anlatmaya" diye paniğe kapıldığınızı görüyorum. Yok o kadar uzatmayacağım. Yalnızca, üzerinden 7 sene geçtikten sonra anlıyorum ki, Arsenal'in duraklama dönemi de, en görkemli periyodunun sonunda başlamış. Invincibles'ın ligi domine ettiği 2004 sezonu Arsenal'in tarihinin en parlak yılıydı, ama, o sezonun sonunda Ray Parlour ve Martin Keown'un takımdan ayrılışı, aynı zamanda Arsenal'de bir dönemin kapanışını temsil ediyordu.

Biz daha çoluk çocuk olduğumuzdan, çoğumuz, Arsenal'in George Graham'li yıllarını hatırlamayız. Ben dahil, Arsenal'in yurtdışından takip eden bir çok futbolsever, Wenger döneminde takımın oynadığı hücum futbolunun hastası olup bu takımın peşinden gitmeye başlamışızdır. Geçenlerde yaşları 43 ve 59 olan iki Arsenal hastası İngilizle oturup biraz futbol muhabbeti yapınca, Wenger öncesi dönemi Arsenal analizlerinde hiç hesaba katmadığımızı farkettim. O dönemi hatırlamadığımızdan, derinlemesine analiz etmemiz belki mümkün değil ancak  Wenger'in bugün geldiği noktanın bir açıklamasını yapmak için biraz tarihsel aydınlanmaya ihtiyacımız var. 

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, genel inanışın aksine, modern günlerin Arsenal'inin kurucusu Arsene Wenger değildir. Wenger bu periyodun önemli bir akötüdür ancak onun bu işi yalnız yaptığını iddia etmek biraz cahillik olur. Invincibles'ın temelleri, Wenger bu takımın başına geçmeden 10 sene önce atılmıştır. 50'lerin başından 90'lara kadar uzanan 40 yıllık dönemde sadece 1 şampiyonluğu olan Arsenal'in başına George Graham (üstte ortada) geçtiğinde, camia 15 senelik bir şampiyonluk orucunun içerisindeydi ve 82-86 arasındaki en iyi lig derecesi altıncılıkta kalmıştı. Graham, kulübü ağır bir depresyonun içerisinde devraldı ve 3 yıl gibi kısa bir sürede ligin tepesine taşımayı başardı. Bunu yaparken belki Wenger gibi göze hoş gelen futbol oynatmadı ancak Graham, Wenger'in "ince işçi" kişiliğinin aksine, temellerin adamıydı. 

Konuştuğum İngilizlerden birisi, "Graham çamaşır ipiyle antremana gelirdi" diyor. (Hayır, kendisinin akli dengesi yerinde ve anlattığı olay da gerçek). Graham'ın çamaşır ipi, İngiliz futbolunun efsanevi antrenörlük tekniklerinden birisi. Antreman maçlarında, sağ ve sol bekin bellerine çamaşır ipinin iki ucunu bağlatan Graham, iki stoperin de sürekli bu ipe belleriyle temas ederek oynamasını isterdi. Tahmin edeceğiniz gibi, buradaki amaç, defans dörtlüsüne tek bir unite gibi hareket etme alışkanlığını kazandrımaktı. Bu aslında, Graham'ın ne kadar "Back to basics" tarzı bir adam olduğunun ilginç bir örneği. Onun döneminde Arsenal, İngiltere'nin gördüğü en iyi savunma oyuncularını yetiştirdi ve Graham döneminin genç kaptanı Tony Adams, Arsenal formasını tam 19 sene terleterek, Emirates'in yanına heykeli dikilen adamlardan biri olma mertebesine erişti. "1-0 to the Arsenal" bu dönemin klasikleşmiş deyimlerinden birisi haline geldi ve özellikle Graham döneminin ikinci yarısında takım dünya üzerindeki en iyi savunması olarak gösteriliyordu. Graham'ın ikinci şampiyonluğunu yaşadığı 91'de, Arsenal 38 maçta yediği 18 golle kendi tarihinin en düşük ortalamasına ulaşıyordu. Adams, Dixon, Bould, Winterburn, Marshall son dönemde onlara katılan Keown yıllar yılı takımın belkemiğini olan istikrarlı bir defans hattı oluşturdular. 

İronik olarak, Graham'ın sonunu hazırlayan şey, en iyi bildiği iş olan savunma oldu. Fergie ve United, İngiliz Ligi'nde süratli ve ofansif akımı estirmeye başladığında, Arsenal'in futbolu hala fazlasıyla defansifti ve hücumda Ian Wright'ın omuzlarına yüklenmişti. Bu yeni döneme, ilk yıllarda ayak uydurmakta zorlanan Graham, takımın ligde gerilerde kalmasını takiben, yaşadığı prim skandalı sonrasında Arsenal ile yollarını ayırmak zorunda kaldı. Sonradan Tottenham'ın başına da geçtiği için bir çok Arsenalli'nin hep temkinle ağzına aldığı Graham ismi, bana göre takımın tarihinde en az Wenger kadar önemli bir yere sahip. 

Arsene Wenger, Arsenal'in başına 96'da geçtiğinde, devraldığı takım bir enkaz olmanın çok uzağındaydı. "Dünyanın en iyisi" denilen savunmanın oyuncuları kadrodaydı ve takım sağlam defansif temelleri olan tecrübeli oyunculardan kurulmuştu. Bugünlerde Wenger'in en çok eleştirdiğimiz 2 konu "defans" ve "transfer" olsa gerek. İlginç olan, Wenger'i, 2 sene gibi kısa bir sürede şampiyonluğa götüren bu 2 kritik kelime oldu. Wenger, Graham'dan devraldığı savunmayı bozmadı ve kulübün başına geçtiği ilk sezon, aralarında Overmars, Anelka, Petit ve Viera'nın bulunduğu 11 transfere birden imza attı. Bu oyuncular, Graham'ın ofansif transferleri olan süperstar golcü Wright ve maestro Bergkamp ile birleşince, ortaya şampiyon bir takım çıktı.


Yanlış anlaşılmasın, "Wenger'in tüm yaptığı Graham'ın takımının üzerine transfer yapmak oldu" demeye çalışmıyorum. Aksine, Wenger, Arsenal'in futbol felsefesini 180 derece döndürerek, Man Utd gibi o dönemin yeni patlama yapmış süper gücüyle aşık atıp, onları sollayacak seviyeye çekti. Ancak, Wenger, o dönemde savunmayla hiç uğraşmadan takıma hücum futbolunu aşılama lüksünü de George Graham sayesinde buldu. 10 yıl boyunca savunmayla yatan kalkan takımın bazı alışkanlıklar artık kanına işlemişti. Üstelik, Mr. Arsenal, Tony Adams, Wenger geldiğinde artık yıllanmış bir şarap gibiydi ve sahada bir kaptandan çok bir teknik direktör gibi duruyordu. (Hagi'nin, Terim'in 1. dönemindeki Galatasaray takımı üzerindeki etkisine benzer bir durum) Wenger, zaten çok sağlam olan savunmanın önündeki Parlour'un yanına bir de Viera'yı ekleyince, Arsenal hücum bölüğü, düşmana saldırırken dönüp arkasına bakma ihtiyacı hiç hissetmedi. Wenger'de buradan aldığı güvenle ikinci şampiyonluğa kadar geçen sürede yaptığı 44 transferin çoğunluğunu hücuma yönelik oyunculardan yana kullandı ve Henry, Ljunberg, Pires gibi oyuncuları alarak Invincibles'ın hücum hattını tamamladı. Hani bugün "Wenger transfer yapmadan başarılı oluyor" gibi bir şehir efsanesi var ya. İşte bu bildiğin peri masalı. Wenger'in, takımın başına geçtikten, İnvincibles kurulana kadar yaptığı transfer sayısı 53 ve harcadığı toplam para $145 milyon pound. 

Bu rakam, dünya transfer piyasası, Abramoviçler, arap şeyhleri ve pers prensleri tarafından balon gibi şişirilmeden önceki yıllara ait. Meslek icabı, hesaplayan bir adam olduğumdan, üşenmeyip enflasyon faktörünün bu paraya etkisini hesapladım. Wenger'in o dönemde harcadığı 145 milyon pound, bugünün parasıyla 217 milyon pounda denk geliyor. Üstelik bu meblağ sadece İngiltere'deki resmi enflasyon rakamlarının etkisini gösteriyor. Son 7 senede para babalarının etkisiyle, transfer piyasasında yaşanan gayri resmi enflasyonu da sizin takdirinize bırakıyorum. İsteyen %10 eklesin, isteyen %100. Bugün, Wenger, uyguladığı ücret politikası yüzünden, ne genç yıldızlarını elinde tutabiliyor ne de yüksek profil futbolcuları kulübe çekebiliyor. Oysaki eski Wenger, Tony Adams'ın ayrılmasından sonra Sol Campbell'ı, ezeli rakip Tottenham'ın elinden, ona İngiltere'nin en yüksek savunma oyuncusu maaşını vererek alacak kadar agresif olabiliyordu. O yüzden, kimse bana "Wenger para harcamadan başarılı oluyor" masalını anlatmasın. Wenger, para harcayarak başarılı oldu ve para harcamayı bıraktığı günden beri hiç bir başarısı yok. 

Yukarıda, 2004'ün sonunda Ray Parlour ve Martin Keown'un ayrılışını duraklama dönemine giriş olarak yazdım çünkü bu iki oyuncu, George Graham'ın takımının Wenger dönemine miras kalan son temsilcileriydi. Peki bu adamlar kulüpten ayrıldıktan sonra Arsenal'in bir daha şampiyon olamayışı tesadüf mü? Tabi ki değil. Parlour ve Keown, süperstar oyuncular değillerdi ancak Graham'ın "Temelini sağlam at" felsefesinin yetiştirdiği tecrübeli isimlerdi. Onların ayrılışı, Wenger'in devraldığı 'defansif gelenek' mirasının tamamen tükenişi anlamına geliyordu ve o noktadan sonra bu takımın emekliye ayrılan temelini atmak Wenger'e düşüyordu. Fransızın elinde artık çamaşır ipiyle eğitilmiş bir defans hattı yoktu. Tersine, Wenger tercihelerini, yetenekli ancak oyun disiplini açısından son derece zayıf Toure, Cole, Gallas, Clichy gibi oyunculardan yana kullanarak hücum etmeyi seven takımın arkasına saatli bomba gibi oyunculardan kurulu bir defans hattı kurmuştu. Mesela, Clichy, senelerce Arsenal'de oynadı ancak savunma çizgisi denilen kavramı hiç öğrenemedi. Çünkü, Graham geleniğinin temel prensipleri çoktan camdan dışarı atılmıştı. Wenger'in, takımın çöken temelini tekrar atmasu gerekiyordu ancak o, bunu hiç yapmadı. Çünkü, bunu nasıl yapacağına dair hiç bir fikri yoktu.  Temelsiz inşaatın üzerine ince iş çalıştı yıllarca Wenger. Hücumda harikalar yaratan takım, kafa topu almaktan acizdi. Bekler ileri giderken muhteşemdiler, geriye geldiklerinde kafası kopmuş tavuk gibi hareket ettiler. Lehmann sonrası kaleciler hiç bir zaman güven vermedi, stoperler hep bir gözleri arkada oynamak zorunda kaldılar. Viera sonrası takımın adam gibi DM'i olmadı, aynı stoperler yine zorlandı. 

Wenger'in, takımına defansif bir temel atmak konusunda hiç bir fikri olmadığından yıllar geçtikçe daha da emin oldum. Ancak, bu konuda kendisini suçlayamam. Bir teknik direktörün, takımının bütün gelişimini tek başına üstlenmesi mümkün olamaz. Bu yüzdendir ki, modern futbol takımları bir antrenör ordusu tarafından çalıştırılırlar. Wenger'in, herkesi çıldırtan tarafı, yardım almayı kesinlikle kabul etmemesi ve bu konuda problemleri olduğunu kendi kendine itiraf edemeyişi. Arsenal camiası, Wenger'e yıllardır, "Defans hocası getir, bir kaç tecrübeli savunmacı al" diyip duruyor ama o bu önerilere hep "Ben ne yaptığımı biliyorum" diye karşı çıkıyor. Peki sadece defans konusundaki önerilere mi karşı çıkıyor Wenger? Tabi ki hayır. Wenger yıllardır kendisine önerilen her şeye obsesif kompalsif şekilde "Hayır" diyor. Wenger'in bu tutumu, Arsenal'in gerileme dönüşüne girişinin en büyük etkenlerinden birisi zaten.



1983 yılında, Arsenal'in başına David Dein (yukarıda ve ilk resimde solda) diye bir adam geçiyordu. Dein, yönetim kurulu başkanlığına, kulübün %17 hissesini alıp büyük hissedarı olarak gelmişti. Arsenal'in bugünkü patronu ve Dein'i arkadaşı Peter Hill-Wood, o dönemde kendisini, geleceği pek de parlak gözükmeyen kulübe yatırım yaptığı için deli olmakla itham etmiş ve Dein'e "Parayı sokağa atıyorsun" demişti. Dein, kulübün başına geçer geçmez, futbol hakkındaki tüm meseleleri eline almış ve başarılı geçen bir George Graham dönemiyle Arsenal'i tekrar zirveye taşımıştı. 95'te Graham ayrıldığında, Dein'in, boşalan teknik direktörlük koltuğu için tek bir adayı vardı: Arsene Wenger. Ancak, Dein'in tüm ağırlığına rağmen, Arsenal yönetim kurulu "Japonya'da takım çalıştıran ismi duyulmamıi bir Fransızı" takımın başına getirmeye yanaşmadı ve Arsenal o sene Bruce Rioch ile girdi ve berbat bir sezon geçirdi. 96'da Rioch kovulduğunda, Dein'in eli daha güçlüydü ve bu sefer istediği isim olan Wenger'i Londra'ya getirmeyi başarıyordu. Kelimenin tam tabiriyle "tuttuğunu koparan" bir adam olan Dein, Wenger döneminin bütün transferlerini bitiren adamdı. Arsenal, henüz United ve Liverpool gibi devlerin gölgesindeyken Dein, Dennis Bergkamp, Patrick Vieira, Emmanuel Petit, Marc Overmars, Thierry Henry, Davor Suker, Robert Pires, Sol Campbell gibi şöhretli transflerleri bitirmeyi başarıyordu. Dein, Danny Fizsman ile Emirates projesinin mimarı, Premier Lig'in çok başarılı bir organizasyona dönüşmesinde önemli katkısı olan isimlerden birisiydi. Kendisinin ne kadar iş bitiren bir adam olduğuna en son örnek de, Dünya Kupası komitesi başkanı olarak 2018'deki turnuvayı İngiltere'ye kazandırması oldu. 

Dein'i tanımayanların kafasında, kendisinin ne kadar güçlü bir yönetici olduğuna dair bir fikir oluşmuştur sanırım. George Graham, Wenger, Invincibles, Emirates.. Bütün bu projelerin mimarı, kulübü 83'te 1,8 milyon pound piyasa değeriyle alıp, 2007'de 600 milyon pound değere ulaştıran David Dein'dir. Arsenal'in gerileme dönemine girmesi de, 2007 yazında kendisinin tüm hisselerini satarak Arsenal yönetiminden çekildiği güne rastlar. (Bu arada Dein'in hisselerinin Usmanov'a sattığını da hatırlatayım). Bu noktadan sonra, Arsenal yönetimi Gazidis, Hillwood gibi futboldan hiç anlamayan iş adamlarının eline bırakılmış ve bunun sonucu olarak da Wenger, kulüpteki futbolla ilgili her kararın altına imza attığı bir tek adam yönetimine sahip olmuştur. Peki, Wenger bir futbol yöneticisi midir? Tabi ki hayır. 

2007'den beri Arsenal'in yaşadığı transfer bunalımları, takımda disiplinin kalmayışı, haketmeyen oyunculara verilen paralar ve gösterilen sabır, hakeden oyunculara yapılmayan zamlar, hep güçlü bir yönetimin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Wenger'in aynı takımın çöken temelini atma konusunda olduğu gibi, futbolun yönetimi konusunda da yardıma ihtiyacı var. Ancak ne kendisi, ne de Arsenal yönetimi bu konuda hiç bir şey yapmıyor. Dein dönemindeki camiada varolan sağlıklı yönetim/teknik heyet dengesi, bu günlerde tamamen teknik heyetin lehine dönmüş durumda ve Arsenal'in gitgide gerilemesinin en önemli sebeplerinden birisi de bu. 

Uzun bir yazı oldu ancak Arsenal'i yeni takip etmeye başlayanlar için biraz yakın geleceğin detayına girmek istedim. Bugün ben Wenger'den ümidi kestiysem, bunun sebebi sadece sahada sonuçlarla ve kupasızlıkla ilgili değil. Yukarıda anlattığım gibi 2004'te bu kulübü köklü bir gelenek terk etti, 2007'de ise tarihinin en güçlü yöneticisi. Wenger'in, kariyerinin ilk yarısında çok başarılı bir hoca yapan "Gelenek/Yönetim/Teknik heyet" üçlüsünün gücü idi. Invincibles, bu üç ayağın üzerine kurulmuş bir anıt idi. Bugün, Wenger sadece tek bir ayaktan oluşan temelin üzerine bir şeyler kurmaya çalışıyor ve bu inşaat hiç bir zaman ayağa kalkamayacak. Bu camiayı ayağa kaldırmanın yolu Wenger'i kovmak filan da değil. Arsenal'in köklü bir takım değişiklere ihtiyacı var ve şu anki yönetim ve takım sahiplerinin bu işin altından kalkacak adamlar olduğunu söylemem zor. Bana göre Amerikalılar, gittiği yere kadar götürüp elde edecekleri karı yeterli gördükleri anda kulübü satacaklar. Usmanov'un, tüm hisselere talip olduğu ve Kroenke çekilmek istediği anda kulübün kontrolünü ele alacağı bilinen bir gerçek. Eğer kulübün grafiği son 3-4 yılda olduğu gibi aşağıyı göstermeye devam ederse, yankiler ne kadar direnirler bilinmez. Hele ki önlerinde Gillette&Hicks ve Glazerlar gibi örnekler varken. Açıkçası benim hayalim, yakın gelecekte Usmanov'un sahibi olduğu, David Dein'in yönetiminde ve Arsene Wenger taraftından çalıştırılan bir Arsenal görmek. Bu kadronun bir araya gelmesi durumunda, Arsenal'in, bırakın İngiltere'nin en tepesini, Avrupa'nın zirvesine oynayacak potansiyele sahip olduğu konusunda hiç bir şüphem yok. Peki Kroenke-Gazidis-Wenger ittifakı? Önümüzdeki sezonu bitirmeyi başarırlarsa şaşırırım. 

7 yorum:

  1. bir süredir düzenli okuyorum yazılarınızı ama anlamadığım bir şey var..

    sonuçta profesyonel bir futbol takımının tek bir amacı olabilir. para kazanmak. cmdeki income expenditure olayı. sonuçta bir futbol takımının tüm kupaları alırsa kazanacağı paralar belli. diyelim şampiyonlar ligini kazanmak 85m olsun. real madrid bile harcadığı yüzmilyonlarla bu oranı %50 ye getiremiyorken arsenal neden kullanım vadesi max 6-7 yıl olacak bir yatırıma (olmuş oyunculara) 50-60m luk bir yatırım yapsın ki? wengerin kafasında law of diminishing marginal returns e göre optimum bir formül var gibi geliyor bana. bu yüzden olasılıkta şampiyonlar ligi çeyrek finali ve pm de ilk 4 olasılığı hemen hemen aynı olacak bir takıma daha fazla para harcamayı gereksiz görüyor.. 20m harcayınca arsenal uzun vadede bir city, barcelona real madrid olabilir mi finansal açıdan?

    dışardan gelen bir yatırım parası olmadığı müddetçe arsenal butik ev yemeği yapmaya (elindeki kısıtlı malzemeyle pekin ördeği yapmaya çalışmaya) mahkum gibi. yoksa develi gibi 5 katlı manzaralı mekan almaya kalkıp ona göre bir yatırıma girerse batar. çünkü gelir belli. en iyi senaryoyla 2 yıl şampiyonlar ligini ve pmyi kazansa da o yatırımı amorti edemeyebilir. rakiplerin olayı farklı, onlara para farklı yoldan geliyor.

    YanıtlaSil
  2. rakiplerin olayı farklı değil ne kadar gelişmiş yada gelişmeye açık oyuncu almayacaksın?city gelişmeye açık oyuncu aldı vede3 senede bu hale geldi chelsea mourinhou dönemindede aynı şeyi yaptı ve başarılı oldu.biz ise gelişmemiş değil doğmamış topçulardan adam yapmaya çalışıyoruz ama arada koscielny,vermaelen,song,fabregas,nasri,persie,flamini gibi istisnalar oluyor onlarıda ya başka takımlara kaptırıyoruz ya ücret politikası yüzünden kaybediyoruz.hemde kaliteleri premiere lige yetmiyor.bizim tek çaremiz dein-usmanov-wenger 3lüsünün kurulması ama benim bildiğim dein bir daha dönmem die açıklamasıda vardı.abi ihşallah bizi championshipe düşşek bile bu güzel blogdan mağrum etmezsin b.metin7

    YanıtlaSil
  3. mükemmel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  4. firat maalesef ba$langic cumlene katilmam mumkun degil.

    profesyonel spor kuluplerinin kurulus amaci kar etmek degil, mucadele ettikleri dalda basarili olmaktir.

    futbol kulupleri, hayatta kalmak icin taraftar destegine muhtactir ve hic bir taraftar finansal tablolari saglikli oldugu icin bir kulubu desteklemez.

    wenger'in maliyet/fayda denklemini anliyorum ancak bu felsefe bir futbol kulubune ne kadar uygulanir orasi tartisilir. zaten sonuclara bakarsan, wenger'i basarili ilan etmen yine zor. arsenal, ingiltere'nin toplam maas odemesi en yuksek 4. takimi ve wenger ligi habire 4. bitirip duruyor. nerede basari o zaman?

    kimsenin Arsenal'den City yada Real seviyesinde para harcamasini bekledigi yok. bizim tek beklentimiz artik "feeder club" huviyetinden siyrilinmasi. 2005'ten beri arsenal'in sattigi oyuncularin toplam degeri, aldiklardan 50 milyon pound daha fazla.. bu da demek oluyor ki, 50 milyon poundluk kalite bu takimi terketmis durumda. 2005'te arsenal ligi 2. bitirdi, bugun 5.'ligi averaj farkiyla koruyor..

    rakiplerin gelirlerinin farkli oldugu bilgisi de eksik.. city ve chelsea icin bir diyecegim yok.. ama tottenham ve man utd, para babasi olmadan yonetilen kulupler.. arsenal'in piyasa degeri, tottenham'in 2 katindan daha fazla.. birak tottenham'i, arsenal'in piyasa degeri barca'dan bile fazla yahu.. hangi butikten, hangi ekmekten bahsediyoruz.. arsenal, finansal acidan barca'dan ve united'tan daha saglikli durumda..

    YanıtlaSil
  5. bu arada dein'in donmem dedigini biliyorum ancak kendisini ikna edecek bir isim varsa o da usmanov'dur.. hele ki, onune zirveye oynayacak bir proje konursa dein'in hayir diyecegini sanmam..

    bu arada wenger, usmanov gelirse ben yokum demi$ti ama onu da dein ikna edebilir..

    YanıtlaSil
  6. bu sene ligi %95 ihtimal ilk 4ün dışında bitirecez.tottenhamlı gerzeklerde ligi %99,9 3.sırada bitirecekler.ben gerçek goonerlardan büyük tepki bekliyorum açıkcası yada tepki göstermeselerde ceketini alıp çıkabilir Wenger Usta.seneye city-manu-chelsea-live-tottenham daha üst düzey transfer yaparak gelecek vede onların üst düzey oyunculardan oluşan bir iskeletleri var bile ya bizim?vermaelen&sagna&song&persie&wilshere.szzesny?&kosci?&merte?&arteta?&ama avrupa futbolunda hiçbir çekiciliğimiz kalmadı buda işin en acı tarafı b.metin7

    YanıtlaSil
  7. bir bizim sol beklere bakın birde diğerlerinin sol beklerine
    bir vermaelenin aprtnerine bakın birde diğerlerine
    bir bizim dlpmize bakın birde diğerlerine
    bir bizim kanatlarımıza bakın (topa vurmasınıbilmiyorum ama onlardan daha verimli olacağım kesin)birde diğerlerine
    bizim yedek kulübesine bakmayın bile! park-rosicky-benayoun-sqillaci-coquelin-diaby-arshavin-chamakh millet kimleri oturtuyor biz yoldan geçen futbolcuya o KUTSAL formayı giydirip gönderiyoruz saha kenarına b.metin7

    YanıtlaSil