9 Ocak 2012 Pazartesi

Atmak ya da Atmamak

Bundan 3 sene önce, İngiltere'de federasyon hakemlere "Taban giren, çift dalan varsa; at." diye talimat verdi. O günden beridir de, hakemlerin en istikrarla uyguladığı kararlardan birisi bu. En azından eyyamcı olmayanların. 

Chris Foy, bence çok kötü bir hakem ancak dünkü kararından dolayı linç edilmesi biraz acımasızlık. Kompany'nin topu aldığının ve Nani'ye dokunmadığının farkındayım. Ancak, bir ikili mücadeleye çift tabanla giriyorsanız, rakibe dokunmanızla adamı hastanelik etmeniz zaten bir oluyor. Nani'nin bacağını ikiye katladıktan sonra istersen Kompany'e 4 tane kırmızı göster, faydası yok. Nani, Kompany'nin gelişini gördü ve kendini zor attı kenarı. Eğer topa müdahale etmeye kalksaydı, şimdi hastanedeydi. Oyuncularının bacakları bu tip hareketlerden dolayı bol bol kırılan bir takımı destekleyen birisi olarak, bu konuda Foy'un ve cesur hakemlerin sonuna kadar arkasındayım. Bu kartlar istikrarla çıkmalı ve nasıl bir futbolcu topu elle ellediğinde sarı kart göreceğini biliyorsa, rakibe çift daldığında da kırmızı göreceğini bilmeli. Bu kadar basit. Chris Foy'u illa ki eleştireceksek, verdiği kararın etkisinde kalıp saçma sapan düdükler çalması ve iki tane buz gibi penaltıyı es geçmesi yüzünden eleştirebiliriz. 

Dünkü maç, Rooney'in erken golünden sonra, bir "klasik" olma potansiyeli gösteriyordu ancak kırmızı kart işin içine biraz limon sıktı. İlk yarıdaki United, geçen seneki fırsatçı takımdan örnekler sergiliyor gibiydi. Rakip yarı alana ilk geçtikleri pozisyonda golü buldular. Rooney, rakip yarı alanda iyi top dağıttığında, United bambaşka bir takıma dönüşüyor. City savunması, dün "false 9" tuzağına bir çok kez düşerek Rooney'in peşinden gitme hatasını yaptı vei lk gol de bu pozisyonların birinde geldi. Mancini, kırmızı kartın ardından değişikliğe gitmek yerine Richard'ı stopere ve Milner'ı da sol çekerek devam etti ve tek stoperle oynayarak aldığı riski 2 gol daha yiyerek ödemek zorunda kaldı. İkinci yarıya çıkarken yaptığı değişikler ve takımı 3-5-1'e döndürüşü ise oldukça yerinde bir hamleydi. United'ın da gazdan ayağını çekmesiyle, ikinci 45 dakikada, 10 kişi olmasına rağmen topa hükmeden taraf City oldu. Bu dönemde geride ve ortada zorlanmayan City, topu ileride yalnız kalan Aguero'ya ulaştırmakta zorlandı. Bu noktada, Nasri'nin bir kez daha vasat bir performans vermesi de benim yüzümü ayrı bir güldürdü. Kendisinin geçen sene kontrat sezonu oynadığının ve City formasını giydiği anda yatacağının hepimiz farkındaydık; artık Mancini de farkında. Nasri, dün yine hayal kırıklığıydı ve kendisine burdan beter olması dileklerimi de gönderiyorum. 

Dün Alex Ferguson, bir Wenger çekerek emeklilikten adam çağırdı ve Paul Scholes apar topar kadroya alındı. Scholes, ikinci yarıdaki City üstünlüğüne çare olarak sahaya sürülüp olumlu işler yapsa da, yenilen 2. golde hatayı yapan isim oldu. 

Maçtan sonra Ferguson'u bayağı bir sinirli gördüm ve tur atlanmasına rağmen bu mutsuzluğunu anlayabiliyorum. United'ın, City'den yediği 6'dan beri süren formsuzluğu, Manchester City cephesinde şampiyonluğa olan inancı bayağı bir arttırmış durumda. Mancini ve oyuncuları, son derece kırılgan bir United tarafından takip edildiklerinin ve şampiyonluk yolunda bir anda yalnız kalabileceklerinin farkında. Dün, United'ın eline, bu güveni kırmak için önemli bir fırsat geçti. Eğer maç 3-0'dan sonra 5'e, 6'ya gitseydi. United rakibine sağlam bir "Ensendeyim" mesajı vermiş olacaktı. Fergie'nin öğrencileri bu fırsatı tepmekle kalmadı, City'nin maça ortak olup 2 de gol atmasına izin vererek, adeta karşı tarafı daha da gaza getirmiş oldular. Ferguson, ligin son döneminde akıl oyunlarının ne kadar önemli olduğunun farkında bir hoca olarak, City'nin kaybedilen maçtan ekstra güven aşılayarak çıkmasından hoşnut değildi ve eminim ki maçtan sonra bu hoşnutsuzluğunu takımla da paylaşmıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder