30 Aralık 2011 Cuma

Ne Olacak Bu Liverpool'un Hali?

Arsenal ile ilgili düzenli olarak yazı yazmak, insanı, kendi kuyruğunu kovalayan köpeğe döndürebiliyor. Sürekli olarak aynı hataların ve aynı doğruların yapıldığı bir takım hakkında ne kadar değişik şeyler yazmaya çalışırsanız çalışın, dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsunuz. Mesela bugün Arsenal yazısı yazmaya kalksam ve resmi siteye şöyle bir göz atsam, Wenger'in Gourcuff transferini soran gazetecilere "Diaby ve Wilshere varken, Gourcuff'a yer yok" dediğini görüyorum. Bu lafı okuduktan sonra gelip buraya ne yazacağım aşikar. "Arkadaş Diaby yüzünden rafa kaldırılan kaçıncı transfer bu?" diye çileden çıkacağımı, önce, 3 maç üstüste oynayamayan ve buna rağmen kulüpten kamyon yüküyle maaş alan, beş para etmez bir adam olan Diaby'e, sonra onu manevi oğlu gibi koruyan Wenger'e vuracağımı rahatlıkla tahmin edebilirsiniz. O yüzden, bugün Arsenal yazısı yazmayacağım. Gelin bugün de Liverpool hakkında biraz ahkam keselim. 

Futbolda kazanma yetisi diye bir şeyin varlığından söz eden çoktur. Camianın genel olarak kendine güveniyle bağlantılı bir kavram olsa da, elle tutulur, gözle görülür bir şey değildir bu kazanma yetisi. United'ın ve Fergie'nin her sezon ligin tepesinde olmasının sebebini tartışırken bu kabiliyetten bahsetmesek olmaz. Aynı şekilde, Liverpool'un "Doluya koysam olmadı, boşa koydum patladı" şeklinde geçen sezonlarından bahsedeceksek, kulübün kazanma yetisini kaybettiğini söylemezsek ayıp ederiz. Zaten bu tespittir ki, Liverpool yönetimine, camiayı kazanmayı hatırlatması için Dalglish'i geri getirme kararı aldırmıştır. Bu hamle, prensip olarak doğru gibi gözükse de, Liverpool'un Premier Lig'in tepesine dönmesi için atılması gereken adımlardan sadece ilkidir. Bana göre asıl ve çözmesi daha zor olan sorun, kadro yapısı ve mantalitesini bu kaliteye yükseltebilmektir. 

Futbol yorumcusu olmak çok kolay bir iş, çünkü hiç düşünmeden aklına geleni söyleyen kahvehane yorumcusu bile günde 2 kez doğruyu gösterebilmekte. Dalglish, Liverpool'un kadro yapısını değiştirmek için yaptığı seri transferler hakkındaki yüzeysel yorumlar "Bu adamların tamamı orta sıraların oyuncuları; bunlarla lig kazanılmaz" şeklindeydi. Suarez hariç yapılan transferlerin tamamının orta ve alt sıralardan geldiği aşikardı ancak aklı başında futbol yorumcuları ligin kazanılıp kazanılamayacağı sonucuna ulaşmak için biraz daha beklemeyi tercih etti. Aradan geçen 1 sene sonunda, bir çok Liverpool yazarının Dalglish balayı sona erdi ve bu transferler hakkındaki çatlak sesler yavaş yavaş duyulmaya başladı. 

Öncelikle, bariz bir şekilde ortada olandan bahsedelim. Liverpool, Torres'i 50 milyon pounda Chelsea'ye satarken futbol tarihinin en büyük kazıklarından birini atıyordu ancak bu paranın 35 milyonunu Andy Carroll'a harcayarak tarihin en büyük kazıklarından birini yemiş oldular. Bugün takımın en iyi oyuncusu konumundaki Luiz Suarez'in, Carroll'dan 10 milyon pound daha aza malolması bile bu alışverişin ne kadar büyük bir yanlış olduğunu ortaya koymakta. Yok bu kanıt yetmedi diyorsanız, Aguero'nun 35, Dzeko'nun 27, Silva'nın 25, Mata'nın 25 milyon pounda malolduğunu hatırlatayım. Liverpool aynı parayla Silva-Arteta ikilisini alabilirdi mesela. Biraz düz bir mantık olsa da, temelinin su götürmeyecek kadar doğru olduğu ortada. 

Dalglish gibi kurt bir teknik adamı böyle büyük bir hataya sürükleyen ana neden, İngiliz iskelet oluşturma girişimiydi. İskoç'un yaptığı transferlere bakarsanız, Suarez hariç tamamının adadan olduğunu görürsünüz. Premier Lig'i kazanmak için bu ligi tanıyan oyunculara yönelmek belki yanlış değil ancak Dalglish, bunu, Jordan Henderson'a 18 milyon pound sayacak kadar ekstrem noktalara götürdü. Carroll'un form durumuna ve gol sayısına aldanıp ona 35 milyon saymayı belki anlayabiliyorum ancak Sunderland formasıyla hiç bir şey yapmamış bir adam olan Henderson'a verilen devasa bonservisi anlamam mümkün değil. Doğma büyüme Sunderland'li bir patronum olduğu için, fırsat buldukça Black Cats izleyen biri olarak Henderson'u bir süre yakından takip etmişliğim var. Liverpool'un kendisine saydığı parayı duyunca kulaklarıma inanamadım. Nitekim, bizim patron da "İyi kazıkladık" diye ellerini ovuşturuyordu. İngiliz iskelet oluşturmak belki Premier Lig başarısı için kritik bir faktör ancak Dalglish'in hatırlaması gereken Fergie, Mourinho ve Wenger gibi hocaların bunu İngiliz çekirdeğin etrafına yerleştirilen yabancı oyuncularla başardıkları. Bu arada Wenger de İngiliz oyuncuları hatırlarsa iyi olur tabi. 

Dağılan konuyu toparlamak gerekirse, şu an için, Carroll ve Henderson, bariz "hata" olarak görülen oyuncular ve bariz "İyi transfer" olarak görülenler de Suarez ve Henrique olduğunu söyleyebiliriz. Uruguaylı'nın Liverpool hücumunu tek başına sırtladığından bahsetmeye gerek yok sanırım. Henrique ise Liverpool'un yıllardır çözemediği sol bek sorununu çözmüş gibi gözüküyor. Haklarındanki görüşlerin karışık olduğu 2 adam ise Charlie Adam ve Stewart Downing. 

Charlie Adam, geçen sene Blackpool formasıyla insanüstü bir sezon oynadı. "Küçük takımları sırtlayan büyük oyuncular", futbolda sıkça rastladığımız bir kavram ancak bu işi Adam gibi yapanı ben daha önce görmemiştim. O performansının ardından büyük takımlardan birine transferi kimse için sürpriz olmadı ancak İngiliz basınının skeptik kanadı, onun küçük takım oyuncusu olduğunu, onun Blackpool performansının, litaratüre "Yusuf Şimşek etkisi" olarak geçmiş olan durumdan ibaret olduğunu yazdı. Blackpool gibi küme düşmüş bir takımdan, Liverpool gibi 20 senedir şampiyonluk kovalayan bir camiaya gelip, Steven Gerrard gibi efsane bir adamın pozisyonuna yerleşecekseniz, işiniz tabi ki kolay olmayacak. 

Adam ve Downing'in şu an için yaşadığı, "küçük" takımdan "büyük" takıma transfer olan her oyuncunun geçtiği bir dönem aslında. Downing, Martin O'Neill'ın Aston Villa'sının önemli bir parçasıydı ve o takım Premier Lig'in en iyi kontra atak yapan ekibiydi. Geriye iyi yaslanan ve hızlı çıkan Villa'nın oyun planı içerisinde Downing ve Young adeta patlama yaptı çünkü bu plan onların hızından maksimum verimi almak için çizilmişti. Aynı şekilde, Holloway'in Blackpool'u da Charlie Adam'ın merkezinde olduğu bir sistemdi. Adam, kendi sahasında topu alıp kafasını kaldırdığında, genelde rakip defansla birebir kalmış kanat oyuncuları buluyor, o öldürücü diagonal paslarından birini yolluyordu. Bugün aynı pozisyonu Liverpool formasıyla bulduğunda, topun arkasına 8 kişiyle geçmiş savunmalar görüyor. DJ Campbell'a uzun top atarak oynanan bir oyun ile Suarez ile verkaç yaparak hücum etme arasında büyük bir uçurum var ve buna Adam ve Downing'in alışması zaman alacak. 
Şu an için Liverpool'un dertsiz yanı savunması gibi gözüküyor. Benitez döneminden beri iyi savunma yapan takıma Steve Clarke gibi üst düzey bir defans hocasının katılımı ve sol bek sorununun çözülmesinden sonra, takım çok sağlam savunma yapar oldu. Bunun üzerine bir de Lucas hayatının futbolunu Dalglish yönetimi altında oynamaya başladı ve an itibariyle Liverpool ligin en az gol yiyen takımı. Liverpool'un sağlam defansı, özellikle büyük maçlarda ortaya çıkıyor ki, bu sezon United, City, Chelsea veya Arsenal'e maç kaybetmediler. Tabi ki madalyonun bir de öteki yüzü var ki, çok az gol yemesine rağmen, Liverpool averaj sıralamasında 6.sırada ve ilk 4 haftayı -12 averajla açan Arsenal'in bile arkasında kalmış durumda. (Lider City ile aralarında 31 gol fark var!). Liverpool şut isabeti oranında ligin 16.sı ve %9 gol olan şu oranıyla ligin en dibinde yer alıyor. Hücumdaki problemler, Liverpool'un Blackburn, Norwich ve Swansea gibi takımlarla berabere kalarak önemli puanlar bırakmasına neden oldu ve takım yine o nefret ettiği yere -ilk 4'ün dışına- yerleşti. 

Liverpool'un hücumunu tek tek isimler üzerinden değerlendirmek eksik olabilir. Takım, yıllardır her maçta sahaya sürebileceği bir organize hücum alışkanlığı kazanamadı ve en iyi sezonlarında bile Gerrard/Torres'in bireysel formuna bel bağladı. Bu açıdan, Arsenal'in tersi gibiler. Bir taraf hücumu ezbere yaparken, diğeri savunmayı otomatiğe bağlamış durumda. Tabi ki Arsenal son 15 senesini Wenger gibi ofansif bir beyinin komutası altında geçirirken, şu anki Liverpool takımının alışkanlıklarının çoğu Rafa Benitez'den miras. Dalglish'in, bu defansif takıma hücum alışkanlığı kazandırması uzun zaman alabilir ve her na kadar çok iyi bir hoca da olsa Steve Clarke seçimi bu işe pek yardımcı olmayacak. Bu noktada önerim 6 aylık bir Clarke/Wenger takası olabilir. 

Personel olarak baktığımızda, Liverpool hücumunu şekillendiren adamların büyük ölçüde defansif kafa yapısının tercihleri olduğunu görüyoruz. Bu seçimi yaparken, Wenger gibi teknik mükemmelliğe bakmaktansa, hep fiziksel özelliklere bakılmış. Liverpool'un en golcü isimlerinin fiziksel olarak en zayıf, ancak teknik olarak üst düzey oyuncular olan Suarez ve Maxi olması tesadüf değil. Eğer Dirk Kuyt gibi hücum vasıfları son derece yetersiz bir adam, sadece mücadele ediyor diye yıllar yılı ilk 11 oynadıysa, kusura bakmayın ama bu takım gol sıkıntısı tabi ki çeker. Elinizde kariyerinin zirvesindeki Gerrard ve Torres varken, Kuyt'un ofansif eksikliğini hissetmezsiniz ancak bu oyuncular ortada yokken bu kabak gibi ortaya çıkar. 

Bana göre, Liverpool'un en büyük problemi her iki kanatta ve hücuma yönelik orta saha mevkiinde yaşanıyor. Suarez, takımın en iyi oyuncusu olmasına rağmen, etrafında oynayan 3 adamın etkisizliği nedeniyle sürekli olarak ceza sahası dışında pozisyon almak zorunda kalıyor. Suarez'in 50 metreye 40 metre bir alanda, FM tabiriyle "Advanced Playmaker" yada "False Nine" gibi oynaması, maalesef Liverpool'un işine yaramıyor çünkü takımda ondan başka bitirici oyuncu yok. Dalglish'in ne yapıp yapıp, Suarez'i bitirici rolüne geri döndürmesi gerek ama bunu yapması için kanatların ve orta sahanın ona servis yapmaya başlaması lazım. Transfer döneminin son gününde takıma katılan Bellamy aslında bu amaca yönelik bir transferdi ve Bellamy bir kaç maçta rakip takımın kilidini açan isim oldu. Dalglish sezona Downing'i solda oynatarak başladı ancak Downing-Enrique ikilisinin bir türlü uyum sağlayamaması yüzünden, son dönemde Downing'i sağa çekmek zorunda kaldı. Hücum özellikleri Enrique'ye göre daha üst düzey olan Glen Johnson, Downing ile bir kıvılcım yakalarsa, hiç değilse Liverpool'un sağ kanadı iş yapmaya başlar. Bu durumda solda Bellamy yada Kuyt ikilisinden biri oynamak zorunda kalıyor ki buradaki tercih biraz zor. Kuyt'un hücum özellikleri yok denecek kadar az, Bellamy ise o mevkide 90 dakikayı %100 tempoyla oynayacak durumda değil. Hele ki göbekte Maxi oynuyorsa, Bellamy Liverpool için bir lüks halini alıyor. Bu durumda, Liverpool ya Bellamy'i sola koyup onun fiziksel yetersizliğini Henderson'un enerjisiyle göbekten desteklemek zorunda ya da Maxi'yi göbeğe koyup onun fiziksel yetersizliğini Kuyt ile kanattan desteklemek durumunda. Bir 3. ihtimal de Gerrard'ın tekrar form tutarak o çok sevdiği forvet arkasına yerleşmesi ancak şu an için bu eşeği bağlayabilieceğiniz bir ihtimal gibi gözükmüyor. Transfer döneminde, Dalglish'in, bir açık yada hücuma yönelik orta saha için girişimlerde bulunmasını bekleyebiliriz. 

Durumu özetlemek gerekirse, aynı Arsenal'in defansif problemleri gibi, Liverpool'un da kronik ofansif problemleri var ve yıllardır bu sorunlar çözüm bekliyor. Dalglish bunu çözmek için, hücuma yönelik 4 adam Suarez, Downing, Henderson ve Carroll'a tam 98 milyon pound saydı ancak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu kadar parayla çok çok çok daha iyisi yapılabilirdi. Takımın yıllardır defansif kafa yapısıyla yönetilmiş olması belki bu oyuncuların performansını olumsuz etkiliyor ancak Bellamy ile beraber 100 milyonu geçen harcamadan sonra atılan goller itibariyle lig 11'si olmak biraz ağır kaçıyor. Bunu söyledikten sonra, sabah akşam eleştirdiğim Arsene Wenger'e saygılar göndermezsem olmaz. Sayesinde Arsenal taraftarı hiç bir zaman "100 milyonu sokağa mı attık?" diye sormayacak. Aynı Wenger gibi, Dalglish'in de, parçası olduğu kulüpte bitmek tükenmek bilmeyen bir kredisi var ancak 20 yılın birikmiş hayal kırıklığı bu krediyi bile harcayabilir. Bana göre, yol yakınken bir takım riskleri alması ve bu takımın mantalitesini değiştirmek yönünde bazı adımları atması gerekiyor. Aksi takdirde, Liverpool ilk dördün dışına alışacak ve Şampiyonlar Ligi'ne gidemediği her sezon rakipleriyle arası finansal olarak açılacak. Dalglish'in projesinin başarılı olması, kulübün sadece sportif değil finansal sağlığı açısından da hayati önem taşıyor. Onların ve Arsenal'in de dahil olduğu bir şampiyonluk yarışının özlemini çeken birisi olarak, umuyorum ki King Kenny başarılı olur ve bu takımı yeniden ayağa kaldırır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder