29 Ekim 2011 Cumartesi

Akıllı İşi Değil

Yok, hayır ölmedim. Ev taşıyıp, medeni hal değişitirip bir de kocaman sınava girdiğim inanılmaz meşgul 3 haftanın sonunda nihayet bloga ayıracak zaman bulabildim. Habersiz yaşanan bu ara için kusuruma bakmazsınız umarım.

United'ın sekizi, City'nin altısından sonra bu sezonki manyak skorlara bir yenisini de Arsenal ekledi. Hayatımda izlediğim en garip maçlardan birisinde Chelsea'yi, 2 kere geriye düşmesine rağmen 5-3 ile geçti.

Ne zamandır bir Arsenal maçında, böyle hop oturup hop kalmıyordum. Nitekim, Arsenal ne zamandır böyle hucüm etmiyordu. Her iki takımın da berbat defans yapmasının katkısı da var tabi ki ama aylardır süren kabustan sonra Chelsea deplasmanında 5 gol bulmak rüya gibi bir şey.

Aslına bakarsanız, maç pek de iç açıcı bir şekilde başlamadı. Arsenal ilk 10 dakikada 3 net pozisyon verince, kendi kendime "Bir 8 daha geliyor" diye sayıklamaya daha başlamıştım. Arsenal, iki bekinin sahaya çıkmayı unutmasının katkısıyla, Chelsea'nin kanat akınları karşısında adeta korku filmi gibi bir başlangıca imza attı. Chelsea, bu pozisyonlardan aldığı güvenle, Arsenal'in üzerine biraz kontrolsüz gelince bu sefer arkada açık vermeye başlayan taraf kendileri oldu. Arsenal, kontra ataklardan 5 dakika içerisinde 2 net pozisyon üretti ve Gervinho biraz dikkatli olsa maçtaki ilk golü bulan taraf da olacaktı.

Arsenal'in beklerinin yaptığı hatalar cezası kalmış olabilir ama 4 metrelik stoperi Mertesacker'in hava toplarındaki basiretsizliği Chelsea tarafından ağır bir şekilde cezalandırıldı. Alman oyuncunun, beklerin boş buraktığı alanlardan gelen hızlı akınlarda ağır kalıyor olması belki normal karşılanabilir ancak ceza sahasına yapılan ortaları çıkıp almadaki yetersizliği gerçekten düşündürücü. Tommy V, önümüzdeki haftadan itibaren kadroya girecek ve bence şu anki form durumlarına bakarak, Wenger'in Koscielny'i tercih etmesi gerekir. Mertesacker'in İngiliz futboluna ayak uydurması için biraz daha zamana ihtiyacı var.

Benim açımdan bu maçta skordan daha sevindirici olan Arsenal'in tekrar organize hücum ettiğini görmek oldu. Stoke maçında "Geliyorum" diyen hücum futbolu, bu maçta patlayarak sahne aldı. Bu gelişimde Gervinho, Walcott, RVP ortaklığının iyi işler yapmaya başlaması kadar Ramsey ve Arteta'nın oyunlarını bir üst seviyeye çıkarmasının da katkısı var. Özellikle Ramsey, daha derinde oynamayı seven partneri Arteta'nın varlığında, takımı hucümu kaldırmadaki sorumluluğunu anlamış gibi gözüküyor. Tam istenilen seviyede olmasa da, sonunda dikine oynamaya başlamış durumda. Arteta, ya Everton'dan gelen alışkanlıkla ya da Wenger'in talimatıyla rakip yarı sahaya çıkmada pek bir ürkek. Bugünkü gibi deli gibi hücum edilen bir oyunda bile bir adım geride kalmayı tercih ediyor. Zannedersem bu, Wenger'in ona Cesc'in görevlerini vermektense, kendisini Xabi Alonsovari bir rolde oynatma isteğinin bir göstergesi. Bunun, Arsenal'in kronik hastalıklarından biri olan hücuma çıkarken top kaybetmeye çare olması mümkün.

Maçla ilgili ikinci en önemli nokta ise Arsenal'in 90 dakika boyuncu maçı bırakmayışı. İkinci yarı Arsenal 3-2 öndeyken Mata skoru eşitlediğinde, sanırım hepimizin aklından "Aha işte gitti maç" diye geçmiştir. Arsenal'in bu tip durumlarda paniğe kapılıp maç verdiği binlerce örnek var. Her ne kadar Malouda/Terry ikilisinin hatasıyla da olsa, Arsenal'in o noktadan geri dönüp 4 ve 5. golleri bulabilmesi gerçekten sevindirici.

Böyle bir skordan sonra olumsuz konuşmak istemiyorum, ancak Chelsea bugün maça 3-0 önde başlayıp, bir başka bozguna imza atabilirdi. Belki as defans dörtlüsünün 3'ü sahada yoktu diyebilirsiniz, ancak takımın ilk yarıda yaptığı savunma gerçekten uyku kaçıracak cinstendi. İkinci yarıya toparlanmış bir Santos çıktı ama Brezilyalı Chelsea'ye 3. golü hediye eden adam olmaktan kurtulamadı. Djourou ise ayaklı korku filmi gibi, topu her ayağına aldığında kalbimizi sıkıştırdığı bir performans sergilerdi. Hani sakatlıktan dönen Jenkinson'un kendisinin yerine oyuna girdiğini görünce, sanki Dani Alves girmiş gibi sevindim yeminle. 6 senedir savunmaya çare bulamayan Wenger, 1-2 ayda ne yapabilir bilmiyorum, ancak Ocak ayında adam gibi bir savunma oyuncusunun transferi şart.

Arsenal hakkında tekrar olumlu yazılar yazabilmek güzel. Takımın önünde nispeten kolay sayılabilecek 6 maçlık bir lig-Şampiyonlar Ligi serisi var. Kasım ayı içerisindeki bu maçlardan maksimum puan alınması sezonun gidişatı açısından son derece önemli olacak. Aralık ayında bizi daha zorlu maçlar bekliyor. Umuyorum, yavaş yavaş yükselen performans eğrisi, bu ivmesini korur ve takım ilk 6 haftada kaybettiği puanların yaralarını önümüzdeki birkaç ay içerisinde sarar.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Invisibles


4 oldu... 7 maçta alınan yenilgi sayısı 4 oldu. Bu maçlarda yenilen gol ortalaması da 4 oldu. Şampiyonluk yolundaki rakip Man Utd 8'ledi, 4.'lük yolundaki rakipler 2'şer tane attı, puan durumu itibariyle Arsenal'in düşmemek için mücadele ettiği takımlardan Blackburn de 4'ledi.

Bilmiyorum içinizde hala bu takımın geleceğinden umutlu olanlar var mı? Eğer hakikaten bu kadar Polyanna ruhlu okuyucularımız varsa bence burdan sonrasını okumasınlar. Çünkü kötü haberler gelmeye devam edecek.

Dünkü mağlubiyetin sebebini tek bir cümleyle açıklamam gerekirse "Arsenal artık büyük bir takım değil", diyebilirim. Arsenal'in, İngiltere'nin tozunu attığı yıllar artık çok çok çok uzakta. Onu geçtim, Arsenal'in ilk 4'ü rahatlıkla garantilediği yılları da geride bırakmış durumdayız. Arsenal, oyuncu kalitesiyle, oyun anlayışıyla artık Aston Villa, Everton, Fulham seviyesine inmiş durumda. Bu saatten sonra da ligi bitireceği nokta da 5.'lik ile 8.'lik arasında bir yer olacak. 

Buna fazla şaşırmamak lazım aslında, bugün Tottenham ve Liverpool gibi takımlardan da 2 yıldızı alıp yerlerine sıradan oyuncular koysak, onlar da bu seviyeye inerler. Gervinho ve Arteta'nın, Nasri ve Cesc'in yerlerini doldurmaktan çok uzakta oldukları bariz ortada. Eğer takım, eski günlerinde olduğu gibi organize futbol oynayabilse, belki bu eksiklik çok göze batmazdı. Ancak artık sahada onu da göremiyoruz. Bundan 3-4 sene önce rakip kim olursa olsun oyunu kontrolü altında tutan, yüzlerce pas yapıp onlarca pozisyon bulan Arsenal'den artık eser yok. Onun yerine, orta sahadaki 2 yaratıcı oyuncusu dikine pas yapmayan, forvetine tek bir top bile gitmeyen, gol ümitlerini doldur boşalta bağlamış garip bir takım var. 

Doldur boşalt demişken, bu sene birkaç kere bahsettiğim bir konuya tekrar parmak basmak istiyorum. Arsenal dün akşam, rakip ceza sahasına tam 17 orta yaptı ve bunların 15 tanesini Tottenham savunması aldı. Eğer bir takım bu kadar çok orta yapıyorsa ortada 2 sebep olabilir. Ya ceza sahası içerisinde bir Peter Crouch, Andy Caroll ya da Drogba'nız vardır ya da başka hiçbir şey üretemediğiniz için ayağınıza geleni dolduruyorsunuzdur. Ben Arsenal'in, Adebayor ve Bendtner gibi adamlar forvet oynuyorken bile bu kadar anlamsız orta yaptığını hatırlamıyorum. Hani dün yapılan ortalar, son 10 dakika içerisindeki panik ortaları da değildi. Maçın başından sonuna sistematik olarak top dolduran bir Arsenal izledik. 

Bu kadar doldur boşaltın sebebi tabii ki Arsenal'in orta saha ve kanatlardan hiçbir şey üretemeyişi. Dün Arteta ve Ramsey ikilisi neredeyse dikine hiçbir top oynamadan maçı tamamladı. Özellikle hücuma daha yakın oynayan Ramsey tam bir felaketti ki, kendisinin rakip saha içerisinde dikine yaptığı pas sayısı 4'te kaldı.   Sezon başından beri Arsenal'in tek 'yaratan' adamı görünümündeki Gervinho, dün akşam, sol kanatta her top aldığında içeri bindirmeyi tercih etti ve maçı da hiçbir kanat organizasyonuna dahil olamadan bitirdi. Walcott,  kendi klasiğini konuşturup maçın 80 dakikasında ortadan kayboldu. Kenarda Ox gibi heyecan verici bir oyuncu varken Wenger'in kendisine 72 dakika nasıl dayandığı ise ayrı bir soru işareti. Tüm bu üretkensizliği sonucu RVP'nin maç boyu hiçbir pas alamayışı oldu. Zaten Arsenal'in golü de, stoper oynayan Song'un ekstra katkısı sayesinde geldi. 

Arsenal'in mağlubiyetini asıl hayal kırıklığı yapan, oynanan kötü futboldan çok, Tottenham'ın maçı kazanmak için iyi oynamaya bile gerek duymayışıydı. Dün sahada gayet sıradan bir Spurs vardı ki, oyunun büyük bölümünde kontrolü tel tel dökülen Arsenal'e verecek kadar şaşırmıştılar. Oyun adına çok fazla bir şey ortaya koymayan Tottenham, yine de 5-6 tane gol pozisyonu üretmeyi başardı ki, bunların 4 tanesinde Szczesny süper kurtarışlar yaptı. Belki 2. golde hatası var ama dün kalede genç Polonyalı olmasaydı, Arsenal  ağır bir mağlubiyet alabilirdi. Onun dışında olumlu olarak nitelendirilebilecek tek bireysel performans Coquelin'den geldi. Bir de sakatlanana kadar Gareth Bale'e adım attırmayan Sagna'yı sayabiliriz. Kendisinin en az 3 ay sahalardan uzak kalacağını da hatırlatayım. Wenger, Koscielny veya Andre Santos'tan sağ bek filan yaratmaya kalkmazsa bu sürede o bölgede Carl Jenkinson'u izleyeceğiz. Süper olay!

Daha ne diyeyim bilemiyorum. 7. haftada, liderin 12 puan ve 25 averaj gerisinde kalan bir takım var ortada. Hafta sonunda Kroenke, Telgraph'a özel bir röportaj verdi ve Wenger'in görev süresini kendisinin belirleyeceğini açıkladı. Arsenal'in basiretsiz yönetimi "İnvincibles" nostaljisi yapadursun, Arsenal'in son kupasını aldığı gün doğan çocuklar yakında ilkokula başlayacak. Benim de bu takımdan ve bu hocadan en ufak bir beklentim kalmadı artık. Wenger bavulu toplayıp kapıdan çıkana kadar da bu değişmeyecek.