8 Eylül 2011 Perşembe

Fergie Sabiti

Alex Ferguson, Manchester United'ın başına geçtiğinde takvimlerde Kasım 1986 yazıyordu. Hani şu Çernobil ve Challenger felaketlerinin olduğu, Master of Puppets ve Reign Blood'ın piyasaya çıktığı, Meksika'daki Dünya Kupası'nda Maradona'nın "Tanrının eliyle" gol attığı ve sonra da kupayı kaldırdığı yıl. Türkiye, darbe sonrası bunalımlı dönemlerini yaşıyor, arabesk müziğin altın yıllarından biri, ilk Mc Donald's Taksim'de açılmış, 0 kilometre Doğan'ın fiyatı 6 milyon lira. Dünya, Türkiye ve futbol o günlerden bu güne o kadar hızla yol aldı ki, şimdi 1986'yı yontma taş devriymiş gibi hatırlıyoruz. Kapitalizm, emperyalizm, globalleşme, teknoloji devrimi çevremizdeki her şeyi değiştirdi ama yaşamımızda tek şey sabit kaldı: Fergie.

"Bizim motivasyonumuz yaptığımız her şeyde, herkesden daha iyi olmak zorunda oluşumuzdur", diyor Fergie. 25 yıldır tek adamı olduğu kulübün felsefesini açıklarken. 1999'da Lig, Şampiyonlar Ligi ve Federasyon Kupası'nı kazandıktan sonra yapılan bir röportajında, kendisine neden kulüp üzerinde 'mutlak kontrol' talep ettiği soruluyor. "Kontrol elinizde değilse, vizyonunuz, hedefleriniz ve rüyalarınız da olmaz. Futbol dünyasında size kontrolü getirecek tek şey zamandır ve size zaman verecek tek şey de başarıdır. Maalesef her teknik adama zaman verilmiyor'', diyor. Haklarını yemek olmaz, Man Utd camiası Fergie'ye zaman verdi, kontrol verdi, para verdi. Ferguson da bunların karşılığını 36 kupayla ödedi. Ama 25 yılın sonunda, Mayıs 2011'de Ferguson, Barcelona'nın biyonik oyuncularının takımını sahadan silmesine tanıklık etmek zorunda kaldı. "Hiç kimse", diyordu Fergie maçtan sonra, "Hiç kimse bizi böyle ezmedi". 
1986'da United'ın başına geçtiğinden beri çok az takım Ferguson'u böylesine zorlamıştır. Çok az takım, Fergie onlardan intikamını almadan United'ın elinden kurtulmayı başarmıştır. Bugün Barcelona'nın elinde bulunan ve birçoklarının "Gelmiş geçmiş en iyisi" diye adlandırdığı takım da bunlardan birisi olacak gibi duruyor. Ama tabii Ferguson'u yıldırmak için bundan çok daha fazlası gerekiyor. Nitekim, kendisi bu yollardan daha önce geçmiş ve zamanla hep zirveye dönmeyi başarmış bir kurt. Kasım 1994'te Fergie, United'ın başında Nou Camp'a çıktığında, Cruyff'un Guardiola'lı, Romario'lu, Stoichkov'lu Barça'sı tarafından dümdüz ediliyordu. 4-0'lık mağlubiyetten sonra Ferguson, "Barcelona'nın kalitesine yaklaşamadık bile", diyor; adeta Mayıs 2011'de yapacağı konuşmayı ilk defa orada dile getiriyordu. 1994'teki galibiyet belki Ferguson'u biraz sallamıştı, ancak kesinlikle yıkamadı. Tersine, başarıya olan açlığını kamçıladı. O günden 4,5 sene sonra Fergie tekrar Nou Camp'a döndüğünde, takımı bu sefer Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıracaktı. 

İlginç olan, 1994 ve 2011 yenilgilerine Fergie'nin verdiği tepkinin tıpatıp aynı olması: Takıma gençlik takviyesi yapmak. 1994 yenilgisinden 1 ay sonra, Galatasaray karşısında David Beckham adlı genç oğlana ilk kez forma veren Fergie, 2011 yenilgisinin sonrasında kurduğu takıma De Gea, Smalling, Cleverley, Jones, Wellbeck gibi gençleri monte ediyordu. 1994 yazında Andy Cole'u, Newcastle United'tan İngiltere rekoru bir ücretle alırken, bu yaz da Ashley Young'ı daha diğer rakipleri transfer pazarının kapısını açmadan kadrosuna katıyordu. Yıllar geçmesine rağmen, Ferguson'un başarıya olan açlığının hiç azalmadığı ortada. Zaten senelerdir, her sezon rakiplerin birbirlerine sordukları soru da onun ne kadar daha devam edeceği. 

Ferguson emekliliğe 2002'de yaklaştığı kadar hiç yaklaşmamıştı. Manchester United, Sven Goran Eriksson ile anlaşmış, duyuruyu yapmak için Fergie'nin emekliliğini açıklamasını bekliyordu. Ama o gün olan oldu ve İskoç "Emekli olmak için çok yaşlıyım", diyerek emeklilikten vazgeçti. Ferguson'un United'ta kaptanlığını da yapmış olan Bryan Robson, konuyla ilgili fikri sorulduğunda "Alex'i, United'ı bırakırken düşünemiyorum. Onu kulüpten ayırmak için yaka paça taşıyıp dışarı koymaları gerek. Yaptığı işe doyamıyor ve yaşlanması tutkusunu zerre azaltmıyor. O tutku, onun içerisinde hep  olacak", diyordu. 

Ferguson'un içindeki bu tutku Glasgow'da geçirdiği gençliğinde orta çıkmaya başlamıştı. Babası Alex Sr., tersanede haftada 68 saat çalışıp eve 7 pound getiren çalışkan bir adamdı ve Alex Jr. onu "Sıkı disiplin adamıydı. Bana hayatta neyin değerli olduğunu öğretti", diyerek anıyordu. Ferguson'a futbol aşkını asıl aşılayanlar ise 12-16 yaşları arasında üyesi olduğu izci kampının futbol tutkunu lideri Johnny Boreland ile Rangers'ın hocaları Bill Struth ve Scot Symon idi. Ferguson futbolcu olarak çalıştığı Symon'u "Takımın üzerinde inanılmaz derece dominantı ve yöntemlerinin tamamı disipline dayanıyordu. Fazla konuşmazdı ve zaten konuşmasına gerek de yoktu. Otoriter aurası bile sizi etki altına almaya yetiyordu", sözleriyle anlatıyor. Bu üçlünün genç Fergie üzerindeki etkisi büyüktü, ancak onun hocalığa adım atmasını sağlayan,onu milli takımda beraber çalışmak için davet eden, eski Celtic ve İskoçya teknik direktörü Jock Stein'dı. Maalesef 1985'de Galler'e karşı oynanan bir Dünya Kupası eleme maçında Fergie, Stein'ın sahada kalp krizi geçirmesine ve stadın revirinde hayatını kaybetmesine şahitlik etmek zorunda kaldı. Ancak bu tramvatik olay bile onun savaşçı kişiliğini yıldırmaya yetmiyordu.
İlkokul öğretmenlerinden birisi, Ferguson'un kişiliğini "Boş bir odada bir kavga çıkarmayı başarabilir", şeklinde tanımlıyordu. Bu kişilik Ferguson'a, aynı örnek aldığı Symon gibi çok kuvvetli bir otorite aurası oluşturmasında yardımcı oluyor, İskoç teknik adam, Aberdeen'in başında geçirdiği 8 yılda Rangers ve Celtic dominasyonunu yerle bir ediyordu. 3 lig, 4 kupa ve 1 Kupa Galipleri Kupası'nın kazanılmasında Fergie'nin meşhur öfkesinin payı büyüktü. O dönemde Ferguson'un altında genç takım hocası olarak çalışan Jim Murphy patronu için "Bazen biraz fazla agresif ve huysuz bir ihtiyar gibi davrandığı olurdu, ancak sizden yüzde yüz elli verim almasını da bilirdi", diyordu. 

İskoçya'daki başarısını takiben United'ın başına geçmeye hazırlanan Fergie'nin ünü, daha İngiltere topraklarına adım atmadan, ondan iki sene önce Man Utd'a transfer olan öğrencisi Gordon Strachan tarafından bütün takıma yayılmıştı bile. Strachan, yeni hocalarının nasıl bir diktatör olduğunu United'lı oyunculara anlatmış, herkes endişeli bir bekleyişin içine girmişti. Ferguson'un ilk günlerini Strachan sonradan şöyle anlatıyor: "İlk bir iki hafta, hatta ilk bir iki ay süt dökmüş kedi gibiydi. Bütün takım bana bakıyordu çünkü Ferguson'u Hannibal Lecter gibi bir adam olarak tarif etmiştim". Strachan'ın takım arkadaşı Norman Whiteside ise "Gördükleri karşısında büyülenmiş gibiydi. Antreman sırasında yanıma gelip "Çok büyük kulüp, değil mi" diye sorardı", diyordu. Ancak her iki oyuncunun da eklediği üzere, Ferguson'un süt dökmüş kediden "Tüküren Kobra" lakabını almasına geçen süre sadece birkaç aydı. 

Mark Hughes, "Bizi, günümüzü geceye çevirecek kadar korkuturdu''; Bryan Robson ise "Bazı oyuncuları korkudan neredeyse öldürecekti", diye anlatıyor o günleri. Ferguson'un 1988'de takımdan yolladığı Graeme Hogg ise "Eğer yaptıklarınızdan mutsuz olduysa, yüzünü, sizinkinin birkaç santim dibine kadar getirip avazı çıktığı kadar bağırırdı", diyerek Ferguson'un sonradan "Saç kurutma makinesi tedavisi" olarak anılacak yöntemini ilk tanımlayan oluyordu. Yöntemin saç kurutma makinesi diye anılmasının sebebi, Ferguson'un bağırışlarının karşısındakini bütün saçlarınızı geriye yapıştıracak kadar kuvvetli olmasıydı. Tabii ki bu yöntem herkesin onayladığı bir tedavi değildi. Ferguson'un eski beklerinden Colin Gibson, bu tantrumları "Bunun, iyi yönetim ya da çok zekice bir şey olduğunu söyleyemem. Bana göre bu yöntemler, yenilgiyi hazmedemeyen bir adamın, sinirini başkalarından çıkarıp rahatlamasından başka bir şey değil", diye tanımlıyordu. Ferguson'un olumsuz eleştiri alan asıl yönü, soyunma odasında kontrolü zaman zaman kaybedip, eline ne geçerse karşısındakilere fırlatmasıydı. Aberdeen'deyken bir çaydanlık kaynar suyu oyuncularına fırlatmış ve neyse ki ıskalamıştı. Yine aynı takımda, dalga geçen bir oyuncusunun kafasından aşağı kirli çamaşır sepetini boşaltıp, zavallı elemanı bir de suratına yapışan iç çamaşırını almadığı için azarlamıştı. Tabii ki bu atış talimlerinin en meşhuru (ve en isabetlisi), 2003'te David Beckham'ın kaşını açan krampondu. O olaydan sonra kendisine yöneltilen "Korku diktası" eleştirilerine, "Takımı, korkuyla yönetmeye çalıştığım filan yok. Oyuncular öfkeme olumlu tepki veriyorlar mı onu söyleyin. Kasıtlı olarak kimsenin kalbine korku yerleştirmek gibi bir amacım yok ama sahada %100'ünü vermeyen oyunculara sinirlenmeden durabilen hocaları da anlayamıyorum", diyerek cevap veriyordu. 
Ferguson'un oyuncularına karşı böylesine sert olması biraz garipti çünkü kendi oyunculuk kariyerine iki acımasız karar yön vermişti. 1969'da İskoçya Kupası finalinde, marke etmekle görevli olduğu adam Billy McNeil'i kaçırıp, aynı oyuncu Rangers'ın Celtic karşısındaki 4-0'lık hezimetinin perdesini açan golü atınca, hocası Davie White öylesine sinirlenmişti ki, Ferguson'a bir daha Rangers forması vermedi. Geçirdiği bir sakatlık sonucu kariyerini bitirmek zorunda kalan Fergie, kendisine teşhis koyan doktorun birkaç yıl sonra,  "Oyuncuyu korumak için teşhisi olduğundan daha kötü gösterdiğini" açıklamasıyla bir başka şok daha yaşıyordu. Tüm bu yaşananların onu nasıl etkilediğini sorulduğunda "Bu olaylardan sonra bir daha asla taviz vermemek için kendime söz verdim", diyor ve ekliyor: "Bazen duygusuz olmak zorunda ve bir takım kararları acımasızca almak zorundasınız."

Onun hocalık döneminin en acımasız kararlarından birisi, Abardeen ve United forması altında 10 seneden uzun bir süre kaleciliğini yapmış Jim Leighton'u, 1990 Federasyon Kupası maçındaki kötü performansından sonra takımdan uzaklaştırmasıydı. Yıllar sonra sorulduğunda Leighton hala "Onu affedebileceğimi sanmıyorum", diyordu. Daha yakın tarihten bir örnek ise, Ferguson'un tepesini attıran Berbatov'u, Premier Lig'in en çok gol atan adamı olmasına rağmen Şampiyonlar Ligi Finali'nin kadrosuna almayışıydı. Maçtan sonra Berbatov "Çok büyük hayal kırıklığı ve utanç içerisindeyim", diyerek Fergie'ye tepkisini dile getiriyordu. Ama kurt İskoç'un bu pek de umrunda olmayacaktı çünkü bu kendisinin kestiği ne ilk cezaydı ne de son olacaktı. Jaap Stam, otobiyografisinde biraz fazla anlattığı için, Paul Ince şımardığı için, David Beckham pop yıldızı gibi davranmaya başladığı için, Dwight Yorke, Jordan ile fazla medyatik bir ilişki yaşadığı için takımdan şutlanmıştı. "Başarı bazı insanları değiştiriyor", diyordu Fergie; "Rehavet ile baş etmek için bir mekanizmam var. Bunun işaretlerini yakalamak için hep tetikteyimdir ve hata yaptıkları anda bunu ilk öğrenen de oyuncular olur."

Yolladığı oyuncuların kariyerlerinin hep baş aşağı gidişine bakarak Fergie'nin maldan anladığı söylenebilir. Kendisinin disiplin sebepleri yüzünden bıraktığı oyuncuların çok azı, başka takımlarda performans vermeyi başardı ve Fergie'nin öğrencileri bu gerçeğin hep farkında oldular. Çalıştırdığı takımlardaki oyuncular, ne kadar yıldızlaşırsa yıldızlaşsın, Ferguson'un gözünde, 'kapı dışarı edilmeye birkaç kötü performans uzakta' olduklarını bildiler. Geçen sene ortasında Rooney'in City tarafından kafası karıştırıldığında, Fergie ve takımı arkalarına bakmadan yollarına devam ettiler ve yıldız oyuncuyu kararını tekrar düşünmek zorunda bıraktılar. Dünyanın en pahalı oyuncusunu satmış bir hoca olan Fergie için değişmeyen tek şeyin "Fergie sabiti" olduğu, son 25 yılda herkesin kafasına yüzlerce kez kazındı. 
31 Aralık 2011'de Fergie 70 yaşına basacak ve her sezon olduğu gibi bu sezon da bütün rakipleri "Artık bıraksa ya!" diye iç geçirecek. "Buna sağlığım karar verecek", diyen Fergie'nin başarıya olan açlığı hiçbir zaman azalacakmış gibi gözükmüyor. Hele ki kendi jubilesini gölgelemeye çalışan Barça, parayı bulunca sesi gür çıkmaya başlayan City ve eski rakipler Dalglish ve Wenger ortamdayken Ferguson'un emekli olmayı isteyeceğini zannetmiyorum. Bundan 3-4 sene önce onun koltuğu için tek aday Mourinho gösteriliyordu ama United'ın, Barcelona'yı yakında bırakacağını açıklayan Guardiola ile de ciddi olarak ilgilendiği biliniyor. "Benim pozisyonumun ne zaman boşalacağını söylemek zor. Sağlığım buna karar verecek ama bir gün 'Alex artık sen yaşlandın, biz yolumuza başkasıyla devam etmek istiyoruz' diyen olursa, o da problem değil", diyor Fergie. Kendisinin domine ettiği bir ligde başka takım taraftarı olmak çok zor olsa da, zaman zaman 5 yaşında çocuk gibi açıklamalar yapıp bizi delirtse de, taze taze bize bir 8 acısı yaşatmış da olsa, onsuz Premier Lig'in bir şeylerinin eksik olacağı kesin gibi. Umarım Barcelona'yı bir kez daha devirip Avrupa'nın tepesine çıktıktan sonra kendisine yakışan bir son ile uğurlanır. 

Not: Yazının büyük bölümünün kaynağı FHM yazarı Simon Burnton'a teşekkürü borç bilirim. 

3 yorum:

  1. harika yazı olmuş, ellerine sağlık. bu kadar nefret edip bu kadar saygı duyduğum başka bir adam ve takım yok.

    arsenal forever..

    YanıtlaSil
  2. ManU taraftarı/blogundan değil de, bir rakibin kaleminden bunları okumak çok güzel. Ellerine sağlık vallahi.

    YanıtlaSil