14 Eylül 2011 Çarşamba

Bardağın Hangi Tarafı?

Maçtan önce 1 puan deseniz belki birçok Arsenal'li kabul ederdi ama maçın bitişi itibariyle 3 puanı kaçıran taraf Arsenal oldu. Dortmund'un puanı hak etmediğini söylemek de haksızlık olur. 

Maçın değerlendirmesini yapmakta zorlanıyorum çünkü ne tarafından baktığınıza göre yapacağınız analiz tamamen değişebilir. Bardağın dolu tarafından bakmak istersek, deplasmanda iyi savunma yapan ve Perisic şapkadan muhteşem bir tavşan çıkarmasa galip gelecek olan Arsenal'i övebiliriz. Bardağın boş tarafından konuşmak istesek de, maçın neredeyse tamamını mahkum oynayan Arsenal'in, alıştığımız hücum futbolunun kıyısından bile geçemediği için eleştirebiliriz. 

Sanırım doğru analiz yapmak için bu iki ekstremin ortasında bir yerlere konumlanmamız gerekiyor. Borussia Dortmund, geçen sene Avrupa'nın en iyi hücum eden takımlarından biriydi. Dün akşam da maça inanılmaz istekli ve hızlı başladılar. Arsenal'in henüz birbirlerine alışma çabasındaki stoper ikilisi ilk 15 dakikada 3 kere Dortmund orta sahasından çıkan toplarla yarıldılar ve Lewandowski bu hücumların birinde gol ile burun buruna geldi. Almanların göbekte boşluk bulmalarının nedeni, Arsenal'in maça hiç alışık olmadığımız kadar geniş bir alana yayılarak başlamasıydı. Normalde sahaya olabildiğince kompakt dizilmeye çalışan Arsenal, 50 metre genişliğinde ve 70 metre çapındaki bir alana hükmetmeye çalışıyor; oyuncular arasındaki mesafeler açıldığından hücumda top kayıpları yapılıyordu. Üstüne üstlük orta sahada topu alan her Dortmund'lu, Arsenal savunmasını yaracak pasları atacak zaman ve boşluk buluyordu. İlk 20 dakikada bayağı bir sallanan Arsenal, bu bölümü gol yemeyerek atlatıp yavaş yavaş oyunu daralttı ve ilk yarım saatin sonunda Dortmund'un hızını kesti ve orta sahada top yapmaya başladı. Arsenal'in topa hükmetmeye başlamasının hemen ardından golü bulmuş olması tabi ki tesadüf değil. 

İlk yarı sonunda golü bulmanın moraliyle soyunma odasına giden Arsenal'in biraz daha canlı bir şekilde geri dönmesini bekliyordum, ancak bunun gerçekleştiğini söylemem zor. Arsenal bütün ikinci yarıyı kendi sahasında oynadı ve bunu rakip kendilerini geri ittiği için değil, bilinçli bir taktikle yaptı. Wenger'in yıllardır bu tip oyunu oynattığını çok az gördük. Arsenal, Barca maçlarını saymazsanız, rakip kim olursa olsun oyunu kendi sahasında kabul eden bir takım değil ve yenildiği maçlarda bile topla daha fazla oynamaya alışıktı. Dün akşam maçın tamamını topun arkasında oynayan ve ilk 20 dakika hariç bunu da fena yapmayan bir Arsenal izledik. Geçmişte böyle oynamaya çalışan Arsenal genelde 2-3 golü birden kalesinde görürdü. Ancak orta sahadaki personel değişimi takımın defansif yönünü gerçekten güçlendirmiş. Dün Song çok iyi bir maç çıkardı ve yanında 90 dakika boyunca defansif görevlerini eksiksiz yerine getiren bir Benayoun buldu. Defans dörtlüsü de ilk 20 dakikadaki şoku atlattıktan sonra gayet iyi bir maç çıkardı. Özellikle Koscielny, bana göre Arsenal'in sahadaki en iyi adamıydı. Arsenal, iyi hücum eden rakibini kendi sahasında kurutmaya, Perisic'in süper golü kadar yakındı. 

Arsenal'in defansif yönünün iyiye gitmesi bardağın dolu yönü olabilir, ancak takımın hücumunun dağınıklığı gerçekten endişe verici. Swansea maçından sonra dün de kaleyi bulan toplam şut sayısı 2'de kaldı ve Arsenal alıştığımız hücum zenginliğini yine sahaya koyamadı. Gervinho dün çok dağınıktı ve kafasını bir türlü yerden kaldırmadı. Walcott gol pozisyonu dışında sahada yoktu. RvP ise gayretli de olsa, ileride yalnızları oynadı. Hücumu hareketlendirmek için oyuna giren Dos Santos'un, takım arkadaşlarından yaklaşık bir 15 kilo fazlası vardı ve ne kadar ağır kaldığına inanamadım desem yeridir. Arsenal hücumundanki vasat bireysel performansların üzerine takımın defansif taktiği eklenince, takımı ileri giderken pek göremedik. Bu noktada Wenger'in köklü bir mentalite değişikliğine gitmeye çalışıp çalışmadığı sorusu geliyor aklıma. Acaba 15 yıllık hücum futbolunun sonuna mı geldik? Bundan sonra Arsenal daha defansif anlayışla mı sahada olacak?

Wenger'in bu yaştan sonra felsefe değişikliğine gideceğini zannetmiyorum ama belki biraz daha dengeli bir takım elde etmek adına bir takım ayarlamaların sonuçlarını izliyor olabiliriz. Benim, daha muhafazakar taktiklerle oynayan bir Arsenal izlemekten yana bir şikayetim yok, ancak takım daha az hücum edecekse hücumdaki verimliliğini iki gömlek yukarı çekmek zorunda. Her maç 10 pozisyona girip 1'ini gole çeviren Arsenal tarih olacaksa, girdiği her 3 pozisyondan 1 gol çıkarabilen bir hücum hattı izlememiz gerekir. Bunu yapacak personel Wenger'in elinde var mı diye sorarsanız, cevabım "hayır" olur. 

Başta dediğim gibi, beraberlik fena sonuç değil ve bardağın dolu tarafını görmek isteyenler için bu maçtan çıkacak olumlu sonuçlar da var. Şu an Wenger'in önündeki en büyük zorluk, yeni biraraya gelen takıma kendi felsefesini bir an önce aşılamak. Arteta, Benayoun ve Gervinho, Arsenal'in hücum ritmine alıştıklarında, daha iyi hücum eden bir takım izlememiz olası. Şu an için "Umut Gooner'ın ekmeği", deyip önümüzdeki maçlara bakmaktan başka yapacak bir şeyimiz de yok. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder