13 Ağustos 2011 Cumartesi

Tanıdık Bir His

Özlemişiz...

Liverpool-Sunderland maçıyla hem 3 aylık bekleyişimiz sona erdi; hem de ligin performansı en merakla beklenen takımlarından biri olan Liverpool'u izleme fırsatı bulduk. Anfield, her koşulda sezonu açmak için heyecan verici bir yerken, stadı dolduranlar takımlarından tekrar umutlu olduğundan daha da büyülü bir ortama dönüşüyor. Bugün, televizyon ekranından bile, tribünlerdeki optimizmi hissetmek mümkündü. Ancak ne yazık ki, maç ilerledikçe optimizm yerini tanıdık bir sıkıntı haline bıraktı.

Benitez'in şampiyonluk kovaladığı seneden sonra Liverpool'un sürekli aşağı doğru yol alan form grafiği, geçen sene Hodgson döneminde dibe vurmuştu. O dönemde yazdığım yazılarda, takımın toparlanması için kadro revizyonu kadar, genel olarak kulüp içerisinde bir güven tazelemesine ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Nitekim, Kenny Dalglish'in gelişi ve Liverpool yönetiminin Torres/Suarez-Carroll alışverişiyle revizyondan korkmadığını göstermesi bile, geçen sezonun ikinci yarısı Liverpool'a itici güç olmaya yetti. Liverpool taraftarı arasındaki genel görüş, King Kenny ile birlikte güven bunalımının aşıldığı ve yaz transfer döneminde takımın eksiklerinin giderileceği yönündeydi.

Aslında bakarsanız, kağıt üzerinde gerçekleşen de buydu. John Henry, söz verdiği gibi kesenin ağzını açtı ve Liverpool Henderson, Adam, Downing ve Enrique dörtlüsüne 60 milyon pound harcadı. Takımdaki güven bunalımının da aşılmış olması gerekiyordu çünkü sezonun ilk maçında 2 gün önce aldığı Enrique dahil 4 yeni transferini birden ilk 11 çıkaracak kadar kendine güvenen bir hoca vardı.

Liverpool'un transferleri için şu an bir yorum yapmak yanlış olur. Ancak, ligde başarı hedeflediği için, bütün transfer hedeflerini Premier Lig'den seçen ve bu ligin şişkin fiyatlarını ödemeyi göz alan Dalglish'in oyuncu seçimleri, her kesim tarafından olumlu karşılanmadı. Azınlıktaki bir grup Liverpool taraftarı ve bağımsız medyanın bir bölümü, bu dört oyuncunun da şampiyon bir takımın oyuncu olacak kaliteye sahip olup olmadıklarını sorguladılar. Adam ve Downing'i biraz daha heyecan verici bulan bendenizin de, Henderson ve Enrique'nin, ligin tepesini hedefleyen bir takımdaki yerleri hakkında ciddi şüpheleri var. Ancak, Fergie'nin Fletcher, Carrick, Anderson, Gibson gibi adamlarla ligi kazanmasına benzer bir senaryoyu da Dalglish'ten beklemek çok da uçuk olmaz sanırım. Bu konuda daha detaylı bir şeyler yazabilmek için en az 2-3 ay beklememiz gerekecek sanırım.

Bugünkü maç, taraftarının heyecanına cevap veren Liverpool'un gayet istekli oyunuyla açıldı. 5. dakikada Suarez'i indiren Richardson atılsa farklı bir maç izleyebilirdik. Suarez önce penaltıyı kaçırdı, 5 dakika sonra kendini affettirdi ve o noktadan sonra, Anfield ve ben Liverpool'un baskıyı arttıracağı bir maç izlemeyi bekliyordu. Ancak, Liverpool'un son 3-4 senedeki en büyük baş ağrısı yavaştan kendini gösterince, tribünlerdeki optimizm yerini tanıdık bir korku filmini izleyen gözlerin endişesine çevirdi.

Bahsettiğim baş ağrısı, Liverpool'un rakibin gücü ne olursa olsun, oyunu karşı sahaya yıkıp karşı tarafı boğan bir hücum futbolu oynayamayışı. Bana göre, bu, Benitez'in kulübe bıraktığı çok zararlı bir alışkanlık. Nitekim, şampiyonluk kovaladığı senede bile, Liverpool hep geri yaslanıp, Gerrard'ın, kontraya çıkan Torres'i bulmasıyla gole giden bir takımdı. Ben son 5-6 senede, Liverpool'un rakibi yarım saat boyunca boğduğu bir maç bölümü hatırlamıyorum.

Bugün de, Liverpool maça iyi başlamış olsa da, topla oynama oranı ve bölgelerinde maç boyu bir denge vardı. Her iki takım da orta sahayı çabuk geçip, 4-4-2'lerinin ucundaki ikiliye topu ulaştırma derdindeydi. Liverpool, Charlie Adam'ın direkt paslarını, Sunderland de yeni transfer Larsson'un bindirmeleri ve ortalarını kullandı. Bu oyun anlayışı, deplasmanda olan Sunderland için kabul edilebilirdi ancak Liverpool'un, orta sahadaki pas sayısını arttırıp, takım halinde karşı sahaya geçmeyi denemesi gerekiyordu. Maç boyu bu bir türlü olmadı ve Steve Bruce'un klasiği olan göbeği sıkıştırmaya dayalı oyunu maç ilerledikçe sonuç vermeye başladı. Öyle ki, maçın oynandığı bölgelere baktığımızda, 90 dakikanın %39'luk kısmının, sahanın Liverpool kalesi tarafındaki üçte birinde geçtiğini görüyoruz. Sunderland tarafındaki oran %33'de kalmış durumda.

Liverpool'un organize olmaktaki sorunları, takımdaki yeni oyuncuların çokluğuna bağlanabilir. Ancak ben, Dalglish'in, orta saha hakimiyetine dayalı bir futbol oynatacağını zannetmiyorum. Zaten, böyle bir sistem için elinde gerekli malzeme de yok. Liverpool, Man Utd gibi, defansını sağlam kurup, hızlı ve sonuca yönelik hücumlarla gol üretme yoluna gidecek gibi duruyor. Bu da, iyi top indiren Carroll ve iyi top saklayan Suarez'i, Adam ve Gerrard ile beslemek ya da Kuyt ve Downing ile kanatlara açılmak anlamına geliyor. Bana göre bu anlayış, Liverpool'u biraz Andy Carroll'a bağımlı hale getirebilir. Bugün, Liverpool, Carroll'ı neredeyse hiç besleyemedi ve bunun yaşandığı her maçta zorlanacakları kesin gibi.

Daha ilk maçtan olumsuz konuşuyormuşum gibi oldu ancak sanırım Liverpool taraftarının genel endişesini paylaşıyorum. Takım, son 3-4 senede, büyük maçlarda hep iyi oynadı ancak bugünkü gibi maçlarda kaybettiği puanlar yüzünden hedeflerine bir türlü ulaşamadı. Bana göre, Liverpool'un, bir an önce, topu kontrol edip orta sahayı hakimiyetine alarak oynamayı öğrenmesi gerekiyor. Yarısı yeni kurulmuş olan bir takım için belki bu iş biraz zaman alabilir ancak bugünkü gibi 3-4 tane daha sonuç aldığı takdirde Liverpool'un güven bunalımlı günlerine geri dönme ihtimali doğabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder