30 Ağustos 2011 Salı

Frikikler Artık Park Chu-Young'dan


Frikiğe gelene kadar yapılacak çok iş var gerçi...

Sto(Per) Tamam

Wenger'in geçen hafta Cahill'e neden 6 milyon gibi düşük bir teklif yaptığı anlaşıldı. Arsenal, Werder Bremen ile Mertesacker için 6 milyona anlaşmış. Geçen hafta Bolton'a yapılan teklif de "Hocam biz aynı ürünü 6 liraya bulduk; sizinkini bu fiyata bırakırsanız, sizden alalım, yoksa hayırlı işler" deyip nabız yoklamaktan başka bir şey değilmiş. Bolton, Cahill için 15'ten kapı açıyordu; bence Mertesacker olduğu iyi oldu. 

Cahill iyi bir defans oyuncusu ancak fiziksel özelliklerine ve oyun stiline bakarsanız, Vermaelen'e çok benzediğini görürsünüz. Mertesacker, Arsenal savunmasına ihtiyacı olan fiziksel katkıyı yapmaya daha yakın bir oyuncu. Tabi ki, Cahill'e göre daha ağır ve tekniği daha zayıf ancak dediğim gibi, yanında bu işleri yapacak bir Vermaelen (ve Koscielny) olacak. Cahill'in kendisinin 3 katı pahalı olmasının nedeni tabi ki İngiliz oluşu. Yoksa kağıt üzerinde Alman Milli Takımı ve Şampiyonlar Ligi tecrübesiyle gelen Mertesacker'in, kariyerinin tamamını Premier Lig'in orta sıralarında geçirmiş Cahill'e göre daha gösterişli bir CV'si var. 

Wenger bu transferde de ucuza kaçtı ancak bu sefer kendisini çok da suçlayamam. Bugün yapılan transferlerden sonra Nasri ve Cesc'ten gelen paranın 50 milyonu hala bankada yatıyor. Umarım Wenger yarın banka hesabını Rennes ve Lille'in tepesinden aşağı boşaltır. 

Yetenekli, ama İstekli Mi?

Arsenal'in yeni sol beki yakından tanıdığımız bir isim olan Andre Santos oldu. Dün gece Traore'yi QPR'a satan Gunners, Fenerbahçe'nin ve Brezilya Milli Takımı'nın sol bekini £6,2m karşılığında renklerine bağladı. "Madem Traore satış listesindeydi, bu transfer için neden 8 yenilene kadar beklendi?", diye soranlarınıza; Wenger'in dünyasında hiçbir şeyin o kadar kolay olmadığını hatırlatmam gerekir. 

Santos'un, Traore ve Gibbs'ten çok daha iyi bir oyuncu olduğu aşikar. Sanırım burada asıl sorulması gereken "Santos, Clichy'den iyi mi?'' sorusu ki benim buna cevabım kesinlikle "Evet" olur. 

Olaya tersten başlamak gerekirse, Clichy'nin Santos'a göre üstün olan tek yanının hızı olduğunu söyleyebilirim. Fransızın defansif ve ofansif karnesine baktığımızda, Santos'un kendisinden daha komple bir oyuncu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Clichy, defansta sürekli olarak bireysel hata yapan, bu hatalarının bir kısmını da hızı sayesinde kapatabilen bir arkadaşımızdı. Kademeye girmeyi bilmez, defans hattı nerde durur hep unuturdu. Kendisinin bozduğu ofsaytlardan Arsenal'in yediği gollerin sayısı bini aşmıştır. Defansif açıdan Andre Santos, dünyanın en iyi sol beki değil belki ama Clichy kadar saatli bomba olacağını da zannetmiyorum. 

Sahanın öbür ucuna baktığımızda, hızı sayesinde hücuma çok rahat çıkan bir Clichy görüyoruz. Ancak iş orta yapmaya ve şut çekmeye geldiğinde, Clichy tek kelimeyle bir faciaydı. Konu ofansif oyun ise, Andre Santos, Clichy'den 3 gömlek üstün bir adam. Zaten kariyerine sol açık olarak başlamış bir arkadaş olarak, Arsenal'e bu bölgede de hizmet etmesi mümkün. Hatta duran topları bile kullanmaya başladığını görür gibi oluyorum. Burada hatırlaması gereken, hücuma çıkıp da asıl görevini unuttuğu her pozisyonda ağır bir şekilde cezalandırılacağı bir lige geldiği. Nitekim, Premier Lig kontra atakları, Türkiye Ligi'nin ağır çekim hücumlarına benzemez. 

Santos ile kafamdaki tek soru işareti, Brezilyalı'nın kafasının nerede olduğu konusu. Nedendir bilmiyorum ama kendisi bende hep bir "tembel adam" izlenimi uyandırmıştır. Hani bir takım şeylere kolay ulaşmış ve geldiği noktayla tatmin olmuş bir havası var. Kendisini, Arsenal için kendisini parçalayıp canla başla mücadele ederken pek düşünemiyorum. Umarım bu noktada yanılırım. 

Bilimum spor sitelerini her 10 saniyede bir refresh edip Hazard, M'Villa, Cahill, Jagielka gibi bir ismin belirmesini bekleyen Arsenal taraftarı, dün bu refreshlerin birinin sonunda Yossi Benayoun ismiyle karşılaştı. Hani biraz anneye Nutella ısmarlayıp alışveriş torbasında Sarelle bulmak ya da Adrian Ilie'yi transfer etmeye çalışırken Sabin Ilie'yi almak gibi durum bu. Arsene Wenger, yine en iyi yaptığı şeyi yapıp kaliteli adam yerine kelepir adamlara yöneliyor galiba. Hayır benim asıl anlamadığım, Arsenal'in kadrosunda Benayoun ile aynı yaşta, aynı yetenekte, aynı vizyonda ve aynı formda bir adamın bulunması ve adına da Rosicky denmesi. "Yedek olsun hocam" dediğinizi duyar gibi oluyorum ama takımın yedeğe mi, yoksa bir lidere mi ihtiyacı olduğu sorusunu da sormadan edemiyorum. Umarım bu transfer haberi yalandır ve Arsenal M'Vila, Hazard ikilisinden birisini ve hatta ikisini transfer eder. 

Stoper transferi konusunda sanırım artık sona gelindi ve bu transferin açıklanması an meselesi. Wenger geçen hafta Cahill'e £6m önererek Bolton'un tepesini attırmıştı. İngiliz basını hafta sonu 8 köşe olunca, teklifini yükselttiğini yazdı, ancak L'Equipe, Arsenal'in bu akşam Mertesacker ile sözleşme imzalayacağını iddia etti. Hangi tarafında haklı olduğunu çok yakında göreceğiz (Büyük ihtimal daha ucuz olan Mertesacker olacak)

Transferin bitmesine 38 saat kaldı. Konuyla ilgili daha detaylı bir değerlendirmeyi transfer kapanınca yaparız. Tabii ki Arsene bize değerlendirmeye değer oyuncular hediye ederse. 

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Öleyim Daha İyi

Bu Senin Eserin

40'larda İspanya iç savaşı sürerken faşist diktatör Franco, kendisine direnen Bask bölgesini bombalaması için Nazilerle anlaşır. Bu trajediden çok etkilenen Pablo Picasso, meşhur "Guernica" tablosunda bu vahşeti anlatır. Paris işgali sırasında Picasso'yu yakalayan Almanlar, kendisine yaptıkları işkence sırasında sorarlar: 

"Bu senin eserin mi" diye. Picasso da  cevabı verir tabii:

"Hayır sizin eseriniz!"

Dün Old Trafford'un çimlerine, aynı Guernica gibi bir facia tablosu çizildi. United'ın golleri Nazi bombaları gibi yağdı Arsenal'in üzerine ve takım 115 yıldaki en ağır mağlubiyetini aldı. Üzücü olan, Arsenal taraftarının buna hiç şaşırmamış oluşuydu. Belki 8 yemeyi kimse beklemiyordu, ancak United'ın farklı kazanma ihtimalinin yüksekliğinin herkes farkındaydı. Maçtan sonra tek isteğim, skorbordu söküp, Wenger'in karşısına dikilmekti. İki çift lafım vardı kendisine:

"İşte bu senin eserin!"

Bu siteye haftada en az 3 tane Wenger eleştirisi yazdığım için kendimi tekrarlamamak adına aynı şeyleri buraya tekrar yazmak istemiyorum. Hatta artık Wenger'in adını anıp enerjimi boşa harcamak da istemiyorum. Kendisi Arsenal'e geçmişte bazı katkılar yapmış olabiliri ancak günün gerçeği Wenger'in 7 senedir şampiyon olamayan Arsenal ile aldığı 3 şampiyonluğa karşılık United'ın 9 şampiyonluğunu görmüş, her geçen gün gerçek dünya ile bağını koparan bir hoca olduğudur. Arsenal onsuz büyük bir kulüptü, o gittikten sonra da büyük bir kulüp olmaya devam edecek. 

Dünkü maç için bir sürü özür üretenleriniz olacaktır. Nitekim Wenger ne zaman böyle batırsa, kulübü değil kendisini destekleyen bir sürü adam hemen başlıyor özürleri dizmeye. "Sakatlar çoktu", "Cezalılar vardı", "Hakem kötüydü", "Genç takımız biz", "İyi oynadık ama yenildik", "Şansımız yoktu"... Son 7 senemizin özeti gibi bu laflar. Belki geçmişte hükümleri olduğu dönemler vardı ama artık karnımız da tok, takımın hali özürlerle açıklanacak gibi de değil. 

Arsenal'in karşısındaki United'a bir bakın. Kalede De Gea (20), defansta Evans (23), Jones (19) ve Smalling (21), orta sahada Cleverley (22) ve ileride Wellbeck (20). Sanki senelerdir "gençlik projesiyle" kafayı yiyen taraf United'mış gibi. Bu gençlerin Arsenal'inkilerden farkı, yanlarında Evra, Nani, Young, Rooney gibi yıldızların, başlarında da Fergie gibi bir hocanın olması. Sürekli zayıflayan takımına yıllarca takviye yapmayıp, gençlere muhtaç kaldıktan sonra, onları Old Trafford deplasmanında rezil olmaya kurbanlık koyun gibi çıkaran Wenger'in yaptığına "proje" değil "intihar" deniliyor futbol dünyasında. Yazık Arsenal'in gençlerine ve bu takımın taraftarına. 

Sakatlıklar ve cezalıları özür olarak kullananlardansanız, Wenger'in sahada uyguladığı taktiklere ne diyeceksiniz merak ediyorum. Madem takım eksik ve karşıdaki ekip de bu ligin şampiyonu, derin bir savunma ve çift ön libero ile çıksak ya sahaya. Farklı bir şeyler denesek ya. Bu koşullar altında, orta sahaya yakın savunma kurup hayatında ilk defa Arsenal ile maça çıkan Coquelin'i tek ön libero oynatmak beyinsizlik değil de nedir arkadaş? Bu çocuktan, haldır haldır gelen United ataklarının karşısına tek başına çıkmasını beklemek nasıl bir gaflettir? Eğer hiç oyuncun yoksa, Miquel'ini koy stopere, çek Koscielny'i ön liberoya, biraz sertlikle yıldırmaya çalış rakibi. Wolves'a, Swansea'ye kendi sahanda oynadığın oyun anlayışıyla, United deplasmanına çıkarsan böyle oluyor işte. Old Trafford'ta fark yemeye sen doymadın ama biz doyduk be Wenger. 

Yemin ederim yazdıkça terbiyemin bozulacağı noktaya doğru yaklaşıyorum. Seviyeyi düşürmemek için bu maç hakkında daha fazla yazmak da istemiyorum. Arsenal'in çöküşünün yaklaştığını sadece ben söylemedim; Wenger'e tapmayan, aklı başında bütün Arsenal yazarları, eski futbolcular, blogçular ve taraftar bugünün geleceğini biliyorlardı. 1 değil, 10 değil, 100'lerce kişi uyarmaya çalıştı Wenger'i, "Transfer yap", "Takviye yap!" diye diye herkesin dilinde tüy bitti. Wenger yıldızları sattı, yerine Fransa liginden ucuz bulduğu adamları aldı; tecrübeli isimlerin yerini çoluk çocuklar doldurmaya çalıştı. Gençlik projesinin temel taşları olan Fabregas ve Nasri bile dayanamadı içinde bulunduğu gaflet haline. Geminin battığının farkında olanlar kendilerini dışarı attı. Wenger görmezden geldi. Transfer soranlara tam 4 aydır "Çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz" diyor, transferin bitimine 2 gün kaldı hala takviye isteyen 5 pozisyon var. Üstüne üstlük bütün kulüpler Arsenal'in umutsuz ve paralı olduğunun farkında, fiyatlar roketleyip yörüngeye oturmuş durumda. 

Son 1-2 aydır söylüyorum, yine tekrar edeceğim: "Wenger transfer yapmasın, bir sonraki teknik direktörün bütçesini beş para etmez adamlara çarçur etmesin". Kendisinden bu saatten sonra tek isteğim, istifa dilekçesini yazıp yönetime iletmesi. Arsenal'in finansal durumunu çok düşünüyor ya, 20 milyon tazminat verdirtmez artık bize. İstifa demişken, kulübün bu hale gelmesini sadece izleyen Arsenal yönetiminin de vakti dolmuştur artık. Onların da feshinin vaktidir. Tek yaptığı sabah akşam kameralara bakıp yalan söylemek olan Gazidis'ten başlayıp Wenger'e kadar inen tüm karar alma mekanizması değişmelidir. Arsenal'in ihtiyacı olan bir değişim bir operasyon değil, bildiğin bir darbedir. Aşağısının kurtarmayacağını da yakın zamanda hep beraber göreceğiz zaten. 

İs-ti-fa!

Şimdilik bu kadar.. Gerisi küfür etmeden yazı yazabilecek kadar sakinleştikten sonra..

28 Ağustos 2011 Pazar

Nerde Eski Düellolar?

2002 Mayıs'ında, Invincibles, şampiyonluğu Old Trafford'ta ilan ettikten sonra Alex Ferguson, "Saldırganlıktan başka bir şey yaptıkları yok. Biz daha iyi bir takımız." diye buyurmuştu. Henüz, obsesif kompulsif dönemi başlamamış olsan ve kariyerinin zirvesindeki Wenger de cevabı yapıştırmıştı: 

"Herkes kendi karısını en güzel zanneder" .

Maç öncesi hocaların ağızlarına geleni söylediği; Graham Poll'un, Viera ve Keane'in tünelde kavga etmesini 2 polis memuru ile birlikte önlemek zorunda kaldığı günler çoktan geride kaldı. Artık, United-Arsenal maçları, ligin tepesindeki iki devin amansız çarpışması şeklinde geçmiyor. United, son 20 senedir her sezon zirvenin ortağı olarak kalsa da, bugün gol atamadığı takdirde son 58 senenin en kötü lig başlangıcını yapacak olan Arsenal, her geçen gün rakibine biraz daha uzaktan bakıyor. Artık, Ferguson-Wenger atışmaları izlemiyoruz çünkü Fergie, Arsenal'i rakipler defterinden çoktan sildi. Artık kendisine Wenger sorulduğunda, hırs ve sinirden daha çok, acıma yüklü cevaplar veriyor. Futbol oynadığı süre boyunca, Arsenal sol kanadında oynayan ne kadar oyuncu varsa tamamını hastanelik etmiş Gary Neville bile Wenger'i öven yazılar yazıyor artık. United camiasının 10 sene önceki Arsenal/Wenger görüşü ile bugün arasında dağlar kadar fark var. Invincibles, United'ı ezip geçtiğinde "Nerden çıktı bu Fransız!" diye yakınan kitle, bugün "Aman Wenger çok iyi hoca, sakın kovmayın" görüşünde uzlaşmış durumda. 

Chamberlain, Miyachi, Coquelin, Chamakh, Ozyakup, Bendtner ve Fabianski..

Bugün United karşısında, Arsenal'in yedek kulübesi bu isimlerden oluşacak. Biliyorum, sakatlar, cezalılar var ama bu Arsenal kadrosunun son 20 senenin en zayıf noktasına geldiği gerçeğini değiştirmiyor. Bahisçiler, şu an Arsenal galibiyetine 7.00 oran veriyorlar ki, bu oran milli aradan sonra Emirates'e gelecek olan Swansea'nin oranıyla aynı. Aynı hafta Old Trafford'a gidecek olan Chelsea'nin oranı ise 3.50. 

Bahis oranlarını çok ciddiye aldığım düşünülmesin. Arsenal'in dışarıdan algılanışının ciddi anlamda değişmiş olması. Takımın, İtalyan 4.'sünü eleyerek Şampiyonlar Ligi'ne girdikten sonra The Sun "Well done Arsenal!" diye başlıkla çıktı. Bu başlığın United için atılması için, Manu'nun kupayı kaldırması gerektiğinin farkındayız sanırım. Udinese maçından sonra hocasından, futbolcusuna herkeste bir çoşku hakimdi. Ben bile utanmadan olumlu yazı bir yazı yazmaya çalıştım. Bundan 3-5 sene önce, ön eleme maçı hakkında yazı yazmaya bile tenezzül etmezdim. 

United maçının bitiş düdüğü çaldığında, transfer döneminin kapanmasına 72 saat kalmış olacak. Arsenal, dün yaptığı Park Chu-Young transferiyle, büyük bir isim bekleyen herkese bir soğuk duş aldırdı. Bu saatten sonra 1 yada 2 transferin yapılması mümkün tabi ama artık takıma ihtiyacı olan takviyeyi yapmak için çok geç. Eğer, bugüne kadar Wenger'e çok yüklendiğimi düşünüyorsanız, Çarşamba gününden sonra bu bloga hiç uğramayın. Çünkü, bugüne kadar korumayı başardığım terbiyemi bile bozma ihtimalim söz konusu. 

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Doktordan Kaçtım Geldim

Nedir bu Lille'in Wenger'den çektiği arkadaş? Arsenal önce Gervinho'yu aldı, sonra Hazard ile ilgilenmeye başladı; bugün öğrendik ki, Monaco'dan Lille'e transferini tamamlamak için sağlık kontrolüne giden Park Chu-Young, testlerin ortasında Fransa'yı terketip Londra'ya doğru yola çıkmış. Lille başkanı Michel Seydoux da "Park İngiltere'ye gitti, sanırım Arsenal'e. Kabul edilemez bu davranışından dolayı şoktayız" diyerek olayı doğrulamış. Dün Wenger "Golcü bakıyoruz" diye açıklama yapmıştı, demek ki buymuş. Kroenke'nin gelişiyle Asya pazarına yavaştan açılan Arsenal'in, bu seneki Asya turundan sonra ikinci bir pazarlama hamlesi olarak görüyorum bunu. Chu-Young yetenekli bir kardeşimiz olsa da, kendisinden Premier Lig golcüsü olup olmayacağı tartışılır. Her halükarda Chamakh'tan iyidir tabii. 

Bu arada stoper arayışında dün ilginç bir gelişme oldu ve Bolton, Arsenal'in Gary Cahill için yaptığı 6 milyon poundluk teklifi reddettiğini başkanı Phil Gartside'ın ağzından açıkladı. Teklifin düşüklüğü Gartside'ı çok kızdırmış olacak ki, Twitter hesabından bir Bolton taraftarının yolladığı mesajı re-tweet'ledi:
Tamam, Arsenal'in yaptığı teklif Bolton'u istediğinin 3'te 1'i olabilir, ancak Gartside'ın düştüğü seviye de acınacak durumda. 

Bu olaydan sonra Wenger, Gartside'ın açıklamasının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Zaten, eğer Arsenal gerçekten kapıyı 6'dan açtıysa bu transfer 2016'da gerçekleşir. Lille ile Gervinho pazarlığında iki takım arasındaki 1-2 milyon için pazarlıklar 6 ay sürdü, 11 milyonluk farkı kapatmak için Wenger 5 sene pazarlık masasında oturur bence. Gerçi Arsenal'in Cahill ile geçen seneden beri ilgilendiğini hesaba katarsak, pazarlığın 1 senesinin geçtiğini söyleyebiliriz. 4 sene daha sık dişini Arsenal taraftarı..

26 Ağustos 2011 Cuma

Tombala

4. torbadan Borussia Dortmund'u çekmek biraz ayıp oldu ama çok da şikayet edecek bir durum yok sanırım. Geçen sene Shaktar'ın yaptığını yapıp Arsenal'i ikinciliğe itme potansiyeli Dortmund'un damarlarında akan kanda mevcut. Marsilya, lige iyi başlamadı ama onlar da kolay lokma olmayacaklar. Arsenal'in grubu lider bitirmesi için sahasında 9 puan alması şart. Umarım geçen sezon alınan dersi hatırlarlar da bütün grup maçlarına aynı ciddiyet ile çıkarlar.

Bu tip turnuvalarda "Ölüm Grubu" dediğimiz şey genelde "3 büyük takım ve 1 günah keçisi" şeklinde oluşur. Bu sene A grubunda eşine az rastlanır bir şekilde 4 takımın da güçlü olduğu bir ölüm grubu görüyoruz. City için iyi bir tecrübe olacak grup maçları. Bu gruptan çıkarlarsa, ilerisi için sağlam güven depolarlar.

Her sene olduğu gibi United yine balık bir kura çekti; Lyon, Real Madrid'le eşleşti. H grubunda 6 maç oynamaya gerek yok. Barça ve Milan birincilik için, diğer ikisi üçüncülük için birbiriyle oynasın yeter. Grup G, son 4 senenin 3 Avrupa Ligi Şampiyonu'nu bir araya getiriyor.

Ligimizin dibe vuran kalitesi yüzünden Trabzonspor'un işi her halükarda zor olacaktı. Fena gruba düşmediler ama kendi sahalarındaki CSKA maçı hariç 3 puan almaları zor gözüküyor.

UEFA bütün turnuvayı tek bir pdf'de özetlemiş. İlgilenenler buradan indirebilir.

Gelmişken taze çekilip bize Stoke City-Beşiktaş gibi ilginç bir maç hediye eden Avrupa Ligi kuralarını da vereyim.


25 Ağustos 2011 Perşembe

Hope is the Thing with Feathers

Korkulan olmadı ve Arsenal, Şampiyonlar Ligi kapısından içeri adımını attı. Bölüm bölüm korkulu dakikalar yaşasa da Arsenal, sahanın iki ucundaki yıldızları Szczesny ve Gervinho'nun parladıkları maçı 1-0 geriden gelerek 2-1 kazandı. Bu, Arsenal'in 2011 yılında kazandığı 2. deplasman maçı ve bir galibiyetin zamanlaması daha da iyi olamaz sanırım. Takım, hem £30m'ye varacak geliri garantiledi hem de Man Utd maçı öncesi moral buldu. Son dönemde sürekli olumsuz yazılar yazıp içinizi baydığım için, bugün sadece olumlu noktalara konsantre olmaya çalışacağım. 

Arsenal'in pek de iyi geçmeyen sezon hazırlıkları ve son 3 maçının öne çıkan adamları Szczesny ve Gervinho'ydu.  Dün akşam gösterdi ki, bu iki oyuncu şu takımın en hazır adamları. Szczesny, geçen sene de iyi performans verdi, ancak bu sene 30'luk bir kalecinin kendine güveniyle hareket ediyor. Geçtiğimiz sezon gördüğümüz acele kaleyi terketmeler, yan toplardaki tedirginlikler bu sene iyice azalmış durumda. Artık Arsenal'in 1. kalecisi de belli olduğu için, takımda genel olarak genç Polonyalıya bir güven oluşmuş durumda ve o da bu güveni, ceza sahası içini kontrol etmekte iyi kullanıyor. Farkındaysanız, Arsenal henüz duran top golü yemedi. Tabii ki bu noktada sezona iyi giren bir başka isim olan Vermaelen'e de hakkını vermek gerekiyor. Kendisini çok özlemişiz ve ne kadar iyi bir defans oyuncusu olduğunu da biraz unutmuşuz açıkçası. Eğer transfer kapanmadan Wenger kendisine sağlam bir partner ayarlarsa, her sezon Arsenal'in başına işler açan stoper ve kaleci mevkilerinde sorun yaşanmaz gibi. Dünkü maçta, Di Natale'nin golünde resmen uyuyan Djourou, stoper transferinin ne kadar elzem olduğunun göstergesi gibi. Bu kadar kritik bir maçta, Di Natale gibi kısa bir adamın Arsenal ceza sahasında böylesine rahat topa vurmuş olması biraz endişe verici. 

Arsenal orta sahası maça Song ve Frimpong'la başlamak zorunda kaldığından, özellikle ilk yarı oldukça şaşkındı. Frimpong defansın önünde pozisyon aldı ve haftasonu gördüğü kırmızının etkisiyle olsa gerek, bayağı bir sakin bir maç oynadı. Song, Frimpong'a yakın başladığı maçta dakikalar geçtikçe açılmaya başladı ve ilk yarının ikinci bölümünde Udineseli futbolcular, kendilerini Arsenal orta sahasını çok rahat geçerken buldular. Oyunun böyle açılması her iki tarafın da pozisyon üretmesini sağladı ve 2 kere direğe takıldıktan sonra Udinese, Di Natale ile gole ilk ulaşan taraf oldu. Wenger'in stili olmadığını biliyorum, ancak Arsenal'in dün akşam Di Natale'ye özel önlem alması gerekiyordu. Aynı Pazar günü Rooney'e özel önlem alması gerektiği gibi. Umarım Wenger, geçen Mayıs'taki United maçında sahaya Rooney'i kitlemek için sahaya çıkan Song'un ne kadar başarılı olduğunu hatırlar ve benzer bir görevi hafta sonu Lansbury'e verir. 

Arsenal'in hücumu şu an için en sorunsuz bölgesi gibi gözüküyor, ancak bu durum ileri üçlüden birinin sakatlanacağı güne kadar devam edebilecek. Gervinho, RVP, Walcott üçlüsü iyi, ancak Arshavin ve Chamakh'a her ihtiyaç olduğunda takım sıkıntı yaşayacak. Eğer Hazard gibi bir transfer yapılmazsa, Wenger'in 3 vakte kadar Chamberlain'e forma vermeye başlayacağını tahmin ediyorum. Dün akşam Arsenal, hücumda son 6-7 ayda görmediğimiz kadar harektliydi ve Ocak ayındaki Leeds maçından beri ilk defa kaleyi bulan şutların sayısı 13'e ulaştı. Eğer Walcott biraz daha dikkatli olsa, Arsenal maçı daha da rahat kazanabilirdi. 

İlk yarıyı 1-0 geride kapatan Arsenal, ikinci yarı için sahaya çıktığında, uzun süredir görmediğimiz 2 olaya tanıklık ettik. Birincisi, Wenger, iş işten geçmeden taktiksel bir oyuncu değişikliği yapıp Rosicky'i, Frimpong'un yerine oyuna soktu. İkincisi, Arsenal geride olmasına rağmen panik yapmadan oynamayı başardı. Song normal bölgesine dönüp, göbeğe ayağı top yapan Rosicky geldikten sonra, Arsenal bildiği oyuna geri döndü ve 10 dakika içerisinde iyi hazırlanmış bir gol buldu. Bu noktada Udinese'nin yardımına yetişen hakem, ağır bir penaltı kararıyla İtalyanları maça ortak etmeye çalıştıysa da, Di Natale'nin penaltısı Szczesny tarafından mükemmel bir şekilde çıkarıldı ve Udinese 3 dakika gecikmeyle de olsa maçı bıraktı. Kaçan penaltı sonrasında Arsenal istediği gibi oynadı ve bir gol daha bularak maçı bağladı. 

Hem Liverpool maçında hem de dün akşam Arsenal iyi oynadı. Ancak son 6 senedir bu takım zaten hep iyi oynuyordu. Arsenal'in asıl problemi hala oyuncu kalitesinin 4 kulvarda yarışacak düzeyde olmaması. Fabianski, Jenkinson, Djourou, Squillaci, Traore, Frimpong, Diaby, Rosicky, Arshavin, Chamakh, Chamberlain'den oluşan yedek takıma baktığınızda, hiç sıkıntı yaratmadan takıma alabileceğiniz tek bir adam bile bulunmadığını görüyorsunuz. Yani Arsenal'in şu an gözü kapalı güvenebileceği tek bir yedek oyuncusu yok ve maalesef bu durumu düzeltmek için sadece 5 gün vakit kaldı. Wenger'in M'Vila için yaptığı teklifi £22m gibi kulüp rekoru olacak bir seviyeye kadar çıkardığı haberleri bugün güvenilir kaynaklarda yer aldı. Bu transfer gerçekleşirse çok mutlu olacağım, ancak şu ara ne stoper transferinden bir haber var ne de Nasri ve Cesc'in yerine alınacak arkadaştan. Sol bek zaten hiç konuşulan bir mevki bile değil. Durum böyle olunca, bu sezonun senaryosu yine aynı olacak. Arsenal iyi futbol oynayacak, göze hoş gelecek, bir takım hedefleri kovalayacak, ancak iş kırılma noktalarına geldiğinde hep eksik kalacak. RVP sakatlanacak, gol sıkıntısı baş gösterecek; Verminatör sakatlanacak defans sallanacak, Wilshere cezalı duruma düşecek orta saha çökecek. Şu an için kendilerinden beklentiler sınırlı olan genç oyuncular, sezon ilerledikçe baskı altına girip çevrelerinde lider vasıflı ve tecrübeli adam bulamayacaklar. 

Olumlu konuşacağıma söz verip yazıyı olumsuz bitirdiğimi biliyorum. Ancak ne kadar kassam da bir takım gerçekleri görmezden gelmem mümkün değil. Hele ki, son 6 senede sürekli aynı sorunlar tarafından baltalanan bir takım izledikten sonra, size toz pembe bir tablo çizmem imkansız gibi. Umarım ben haksız çıkarım da, Katie Price'ın pijamalarından daha pembe bir sezon geçiririz. 

Kılıf Minareye Uymadı

Dün akşamdan beri gelişen olayları izleyip şaşıran var mı?

Fenerbahçe camiası şok olmuş gibi görünüyor ama bu operasyondan ne çıkmasını bekliyorlardı hiç bir fikrim yok. Anlaşılan o ki, Fenerbahçe yönetimi bu operasyonun kazasız belasız atlatılacağına kendisini bayağı bir inandırmış. Durum sadece Türkiye'yi etkileyen bir şey olsa, bu beklentileri karşılık bulurdu da, TFF'nin başında elinde sopasıyla bekleyen UEFA buna izin vermedi.

TFF'nin elindeki delillerle 3 aydır ulaşamadığı sonuca, UEFA'nın baş müfettişi 24 saat içerisinde ulaştı ve Fenerbahçe'yi kendi turnuvalarından men etti. Gerçi karar TFF'nin kararı ama, bunun UEFA'nın tehdidiyle alındığı çok bariz. 3 aydır bizi oyalayan Aydınlar'ın, Pierre Corno sopayı gösterince, 24 saat içinde karar alışını görmek bence trajikti. TFF'nin, kendi pisliğini temizlemekten aciz olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Aylardır "Yeterli delil yok" diyip son 24 saatte o olmayan delilleri bulan Aydınlar da, hem kendisiyle çelişti; hem de bütün Fenerbahçe camiasını karşısına aldı. 

Başından beri söylüyoruz. Bu operasyonu kimin; neden başlattığının pek önemi yok. bir kere bu pislik ortaya çıktı mı, bir takım kafaların uçması zorunlu hale geliyor. Yani ya hiç ortaya çıkarmayacaksın, yada çıkardıysan temizleyip bırakacaksın. Bu yüzden, Fenerbahçelilerin, cemaat komplosu, dış mihrakların işi, bize tuzak kuruldu haykırışları biraz anlamsız kalıyor. Maalesef,  Aziz Yıldırım, eli kurabiye kavanozunun içinde yakalandı ve bunun bedelini kendisi ve kulübü ödeyecek. Benim asıl şaşırdığım, bu olayları, Aziz Yıldırım ve onun mafya bozuntusu yönetiminden kurtulmak için bir fırsat olarak gören Fenerbahçelilerin azlığı. Sanırım,12 senelik tek adam yönetimi, Fenerbahçe camiasında bir bağımlılık yaratmış ve 105 yıllık kulübün, bir takım isimlerden daha büyük olduğu gerçeği unutulmuş. Taraftarda, "Aziz Yıldırım giderse halimiz ne olur" diye bir panik var. 93 yıl boyunca Yıldırımsız hayatta kalmış ve o sürede Türkiye'nin en büyük kulüplerinden biri olmuş camianın bu denli esir olmuş olması düşündürücü. 

Aydınlar ve ekibinin kendi başlarına karar alacak objektifliğe ve zihinsel kapasiteye sahip olmadığını bildiğim için, bu soruşturmanın, bu noktadan sonra da UEFA'nın tehditleri doğrultusunda ilerleyeceğinden eminim. Yani, şike operasyonunun Türkiye Ligi ile ilgili yaptırımları, eğer UEFA kafamıza vurursa uygulanacak. Yok, UEFA "Ben karışmam" derse, o zaman puanlar silinecek ki, o minarenin kılıfı "playoff" adıyla hazırlandı bile. Cümlemize hayırlı olsun.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

R.I.P


Biz Süper Lig'in mükemmel olmadığını zaten biliyorduk. Gavurun daha heyecanlı, daha güzel ligleri olduğunu da büyüdükçe öğrendik. Ama doğuştan kanımıza işlenen alışkanlıktı Süper Lig, ondan aldığımız heyecanın tadı başkaydı. Futbola onla başladık, ilk tuttuğumuz takımı oradan seçtik, ilk idollerimiz bu lig için top koşturdu, sokakta futbol oynarken yerine geçtiğimiz adamlar da hep buradandı. 

Sonra bir şike skandalı patladı. Valizlerle taşınan paralar, satın alınan futbolcular, ayarlanan hakemler, futbol camiasının yarısı içerde, diğer yarısı hergün emniyet ile evleri arasında mekik dokuyor... Yaşananlar iğrenç olmasına rağmen bir kısmımız, bundan da bir hayır doğabileceğine inanıyordu. Bu pisliği ligimize sürenler nihayet cezalarını çekecekler ve en azından bir süre için kimse böyle şeylere kalkışmayacaktı. 

Ama bize bu kadarını da layık görmediler. Federasyon tarihinin en taraflı başkanı, bir temizleme operasyonu başlattı ama futboldaki pisliği temizlemek için değil. Operasyon daha çok "Fenerbahçe'nin adını temizleme operasyonu" idi. UEFA'nın uyarılarına kulaklar tıkandı, hukukçuların önerilerine gözler kapandı, adalet diye soranlara ağızlar bağlandı. Üç kuruş gelirden olacak diye ödü patlayan ligin örümcek kafalı başkanlarıyla iş birliği yapıldı. Türk futbolunun boğazına kadar battığı boku, halının altına süpürme çalışmaları başladı. 

Aslında Süper Lig, bu kadar pisliğe rağmen hayattaydı. Adaletin çoktan terkettiği bir ülkede yaşadığımızdan, kendimizi bu olaylardan çıkacak her türlü sonuca alıştırmıştık. Kimsenin ceza almadığı, liglerin hiçbir şey olmadığı gibi başladığı bir senaryoya bile razı hale geldik. Belliydi ki, bu adamlar UEFA'nın uyarılarına kulak asmayacak kadar gözlerini karartmışlardı. "Türk futbolu ceza alsın ama biz bildiğimizi okuyalım" kafasında olduklarının UEFA'da farkındaydı ki, baş müfettişlerini bizimkilerin ne halt yediğini araştırması için tepemize diktiler. 

Ona da alışığız anasını satayım. Kendi pisliğimizi, başkalarının gelip temizlemesine bayılırız. Hani UEFA'nın tehditleriyle bir şeyleri yapmaya da razıyız. Avrupa futbolundaki itibarımız, şerefimiz iki paralık olacak olsa da, UEFA'nın s*kiyle gerdeğe girmeye de hazırız. 

İnanır mısınız, bunu da bize layık görmediler. Kendilerini akıllı sanan angutlar sürüsü, kapalı kapılar ardında, akıllarının yettiği kadarınca planlar yaptılar. "Puan silme cezası verelim" diye karar aldılar, üstüne puanı silinen takımlar zarar görmesin diye "Play*off koyduk!" dediler. Hem de bu köklü değişikliği 24 Ağustos'ta açıklayıp, 9 Eylül'de uygulamaya sokacak kadar kafayı yediler. Bu değişiklik, Türk futbolunun hayrı için yapılıyor olsa, önce Bank Asya'da pilot olarak denenirdi ya da önce Avrupa Ligi play*off'uyla başlanırdı işe. Ama tabii ki, hepimiz biliyoruz ki, bu değişikliğin yapılmasının sebebi başka. 

İçine ettiler arkadaş! Ligimizin, keyfimizin, futbolumuzun ta orta yerine sıçtılar! Üç tane hırsızı ve onların bir şekilde yöneticisi oldukları kulüpleri korumak için her türlü taklayı attılar. Şikecilerin cezasız kalması bizim Süper Lig'i öldürmeyecekti ama bu playoff olayı resmen öldürdü. Bu saatten sonra hanginiz, Türkiye Ligi'ni izleyip keyif alabileceksiniz bilmiyorum. Fenerbahçe, küme düşüp 1 sene sonra geri gelse ve temiz bir sayfa açsa, inanın bana bu kadar yaralanmayacaktı. Puan silme, play-off derken kendilerini kurtardıklarını zannediyorlar, ancak bu lekeyi bugün temizlemedikleri için, sonsuza kadar alınlarında taşıyacaklar. Unutulup gider sanıyorlar ama bundan 30 sene sonra, kendileriyle hala "Şikeci" diye dalga geçen rakiplerini dinlerken Mehmet Ali Aydınlar'ın kemiklerini sızlatacaklar. 

Bu saatten sonra tek dileğim, ligimizin eli kanlı katilleri olan federasyon yöneticilerin cezalarının kesilmesidir. Umarım UEFA, Türkiye'ye 5 yıl men gibisinden bir ceza verir de, Türk futboluna tarihindeki en büyük kötülüğü yapan Aydınlar ve ekibi Türk halkına ihanetten yargılanırlar. Memleket sınırları içerisinde barınamaz hale gelirler ve hayatlarının geri kalanını bu utancı taşıyarak geçirirler. 

Arsenal F(eeder) C(lub)?

Bu sefer çok fazla uzamadı. Nasri’nin Man City’e transferi dün nihayet kesinliğe kavuştu ve resmi siteden de duyuruldu. Arsenal, Man City ve Barça’nın “feeder club”ı olmaya doğru bir adım daha atmış oldu. 6-7 sene önce “Bakın gençken alıyoruz; büyüyünce bunlar süper takım olacak” denilen oyuncuların adam olanlarını büyük kulüpler kaptı; adam olmayanları şu an kendilerine kulüp arıyorlar. Arsenal’in elinde kalan yine bir grup genç oyuncu. Wenger ve onun klanı bize yine Neverland yöresinden “Gencim, potansiyelim, seni üzerim” adlı türküyü söylüyor. Fabregas, Nasri, Denilson, Bendtner, Clichy bitti; şimdi Wilshere, Ramsey, Chamberlain, Jenkinson ve Gibbs gibi adamların büyümesini beklememiz gerekiyormuş. Biz bekleriz onların büyümesini de, siz bana bu adamların hiçbir şey kazanmayan bir kulübün kadrosuda kalmak isteyeceklerini garanti edebiliyor musunuz? 

Nasri transferi Fabregas’ınkinden farklı. Fabregas, Arsenal’e olan inancını kaybettiği için, daha az para kazanma pahasına bir takım başarıları kazanacağı takıma gitmek istedi. Nasri için ise mesele tamamen duygusal. Onun için flört dönemi United ile başladı. Nasri’nin babası (menajeri) Manchester’dayken, paranın kokusunun şehrin mavi yakasından daha yoğun geldiğini farketti ve oğlunu oraya pazarladı. Bu satıştan da £3m gibi astronomik bir menajerlik ücretini cebine indirdi (Nasri’nin yeşil genlerinin nereden geldiği belli). Arsenal’in, Nasri gibi en yüksek teklifi veren için oynamak isteyen adamları satması normal. Kulübün, Arabın yağıyla, Bolşeviğin balıyla rekabet etmeye çalışması anlamsız olur ki, zaten dini imanı para olan lejyonerlerden takım kurmak isteyen de yok. 

Biz biliyoruz ki, büyük kulüpler, yıldız oyuncularını elinde tutabilme yetisine sahiptir. Bunu yapmak için de her zaman “en zengin” olmaya gerek yok. Bugün, Arsenal’in yıllık maaş ödemeleri (£111m) ile Man Utd’ınkiler (£132m) arasında yılda £21m gibi bir fark var. Ancak iki takımın gelirlerini karşılaştırdığınızda (£222m vs £286m) United’ın £64m’lik farkla önde olduğunu görüyoruz. Toplam maaş ödemesinin gelire oranında ise United’ın %46’sının, Arsenal’in %50’sinden daha sağlıklı olduğu ortaya çıkıyor. Bu rakamlardan çıkan sonuç şu ki, Arsenal, yıldız oyuncularına vermekten kaçındığı parayı, bünyesindeki yüzbinlerce genç oyuncuya dağıtmayı ya da gelecek vaad etmeyen adamlara çarçur etmeyi tercih ediyor. Örneğin Diaby ve Bendtner’in senelik gelirleri toplamı £6m. Arsenal, Nasri için “Ölsek de £4.5’in üzerine çıkmayız” diyor ama Diaby gibi müzmin sakat bir adamı takımda tutmak için £3.2m’i gözden çıkarabiliyor. Şimdi aklı başında futbolsevere soruyorum: Eğer Wenger, Bendtner ve Diaby’i zamanında şutlayıp, geçen sene Nasri’ye £6m’lik bir kontrat önerip kendisini takımda tutsaydı daha iyi olmaz mıydı?

Aynı saçmalık, genç oyuncuların takıma kazandırılmasında da yaşanıyor. Chelsea, Juan Mata’yı £23m’a kapatırken, Arsenal gidip Chamberlain’e £15m bayıldı. Aradaki £8m, Arsenal’in ödeyemeyeceği bir meblağ mı? Yoksa Wenger, genç oyuncu transferiyle kafayı mı yemiş durumda? Mesela Aaron Ramsey, Cardiff City’den ayrılırken, hem Man Utd hem de Arsenal onun peşindeydi. Fergie’nin, o dönem Ramsey’e önerdiği kontrat haftalık £5000 değerindeydi. Ramsey, Arsenal’e haftalık £20000’e imza attı. Yani Man Utd’ın önerdiğinin 4 katı bir paraya. Gençleri kulübe çekmek güzel tabi, ancak bunu yaparken verilen kontratlara dikkat etmek lazım. Uzun ve pahalı kontratlara imza atan bu gençler, beklenen potansiyeli veremediklerinde Arsenal’in elinde pahalı yedekler olarak kalıyorlar. Denilson’un, Bendtner’in kulüp bulamayışlarının altında yatan sebep, kimsenin Arsenal’in verdiği paralara yaklaşamıyor oluşu. Bu haldeki adamları kiralık olarak gönderseniz bile, bir kısmını ödeyip onları karşı takım için cazip hale getirmeniz gerekiyor. Hele ki genç oyuncuların alt liglere kiralık gönderilmesi Arsenal açısından daha da maliyetli çünkü alıcı takımın küçüldükçe, Arsenal’in bu oyuncuların maaşına yaptığı katkı büyüyor. Geçen sene, bir ara 12 oyuncusu kirada olan kulüp, bana göre bu paranın %90’ını çarçur ediyor. Gençlere önem veren bir kulüp olmak için böyle gereksiz büyüklükteki genç oyuncu ordusuna gerek yok. İhtiyacınız olan, oyuncudan anlayan ve gerekli elemeleri isabetli bir şekilde yapacak teknik kadroyu oluşturmak. Arsenal’in genç, kiralık ve vasat oyunculardan tasarrufa başlayıp, bu fonları yıldız oyuncuların takıma kazandırılmasına ve takımdaki yıldızların elde tutulmasına harcaması gerekiyor. Arsenal’in şu an elinde 100 liralık bütçe varsa, bunun 40 lirasını gençlere, 40 lirasını vasat oyunculara ve 20 lirasını yıldızlara harcıyor. Genç ve vasat elemesini adam akıllı yapılırsa, bu dağılım 20-30-50 şekline dönüştürülebilir ve yıldız oyuncuları elde tutmak için bütçe yaratılabilir. Eğer Man Utd örneğine bakarsanız, Fergie’nin Rooney, Vidic, Evra, Ferdinand gibi Premier Lig’in en pahalı oyuncularını elinde tutarken; Jones, Smalling, Fabio, Rafael, Cleverley, Gibson, Wellbeck ve Macheda gibi gençlere düzenli olarak forma verdiğini görüyoruz. Bugün Wilshere gibi bir genci takıma kazandırdığı için Wenger belki övgüyü hak ediyor. Ancak zamanı geldiğinde Arsenal, Wilshere’e 7-8 milyonluk kontratı veremeyecekse, boşuna heveslenmeyelim. Arsenal, bu saçma sapan ücret politikasını uygulamaya devam edecekse, City, Chelsea, Real ve Barça gibi kulüplerin “feeder club”i olmaktan öteye de gidemeyecek demektir. 

Bütün bu geveleme bir yana, takım bugün çok ciddi bir maça çıkıyor. Nasri artık City oyuncusu ve sakatlığı nükseden Wilshere 3 hafta daha yok. Bugünkü maç Arsenal açısından oldukça sıkıntılı geçmeye aday, ancak Liverpool karşısında oynanan futbol tekrar edilirse Arsenal’in istediği sonucu alacağını öngörmek mümkün. Gol bulmak zorunda olan Udinese’nin, Arsenal’in üstüne gelmesi, Gervinho ve Walcott’a istedikleri boşlukları yaratabilir ve Arsenal bulacağı tek bir golle turu geçebilir. Tabii fazlasıyla genç ve tecrübesiz olan kadronun, erken yenecek bir golden sonra paniğe kapılıp dağılması gibi bir olasılık da yok değil. Arsene Wenger’i sabah akşam eleştiriyorum ve hatta zamanının dolduğuna inanıyorum, ancak bu akşam biraz farklı. Arsenal’in, Şampiyonlar Ligi’nin dışında kalmasının sonuçları oldukça yıkıcı olabilir. Umuyorum bu akşam her şey yolunda gider.

23 Ağustos 2011 Salı

Bizimki Patlıcan Mı?

Manchester United, gün itibariyle yeni bir sponsorluk anlaşmasını açıkladı. Buna göre, United'ın antreman formalarına sponsor olan DHL bu anlaşma için yılda 8 milyon pound ödeyecek. Yani Arsenal'in ana sponsoru Emirates'in ödedidiğinden 2 milyon daha fazla..

United'ın antreman forması, Arsenal'in normal formasından nasıl daha değerli olur diyorsanız, Liverpool'un, Warrior Sports'tan alacağı miktarın Arsenal'in Nike'tan aldığının 4 katı olduğunu hatırlatayım. City'nin Etihad'tan stadyum sponsorluğu için alacağı paranın, Arsenal'in Emirates'ten kazandığının 6 katı olduğunu da yazardım ama City'nin anlaşması hileli olduğu için sayılmaz.

Arsenal'in sponsorluk anlaşmalarının, rakiplerininkilerle kıyaslandığında oldukça düşük olmasının temel nedeni, kulübün stad inşaatına girişirken, güvence olsun diye uzun süreli kontratları tercih etmiş olması. Gerçi, Man Utd ve Liverpool'un, Amerikalı sahiplerinin bulduğu sponsorları gördükten sonra, Arsenal'in resmen kazıklandığını söylemek mümkün. Ivan Gazidis, ilk göreve geldiğinde, kulübün bütün sponsorluk anlaşmalarını gözden geçireceğini vaadetmişti ancak sportif başarının bir türlü gelmeyişi, kendisinin pazarlık elini oldukça zayıflattı. Bugün öyle bir noktaya geldik ki, United'ın antreman forması bile Arsenal'den daha fazla para kazanır halde. Buyrun size, Wenger'in bir türlü sonuç vermeyen gençlik projesinin bir başka olumsuz sonucu daha. 

Merak edenler için Premier Lig'deki belli başlı sponsorluk anlaşmaları şöyle:

Arsenal
Nike: £8m/yıl
Emirates (forma): £6m/yıl
Emirates (stad): £6.6m/yıl

Man Utd
Nike: £23m/yıl
AON: £20m/yıl
DHL: £8m/yıl

Liverpool
Warrior Sports: £25m/yıl
Standard Chartered: £20m/yıl

Chelsea
Adidas: £20m/yıl
Samsung: £15m/yıl

Barça'da Hayat Zor


Fabregas'ın, Barcelona formasıyla ilk golü. Senin de işin zor be abi..

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Sezonu Kurtarmak İçin Son 9 Gün

Arsenal taraftarı, Cesc-gate’ten kurtulduk derken şimdi ortaya bir de Nasri-gate çıktı. Geçen hafta, iki kulüp anlaşmaya oldukça yakındı. Bonservis bedeli konusunda uzlaşılmış, Nasri’nin menejerinin £3m civarındaki (oha) komisyonunu kimin ödeyeceği konusu tartışılıyordu. Hatta geçen hafta Mancini, “48 saat içerisinde bitmesini umuyorum” diye açıklama bile yapmıştı. Ancak Wenger’in Nasri’yi Liverpool karşısından oynattıktan sonra “Anlaşmanın çok uzağındayız” diye açıklama yapması kafaları biraz karıştırdı. Fransız, dünkü basın toplantısında, Nasri’yi Udinese’ye karşı oynatıp oynatmayacağı sorusuna, “Benim umrumda olan tek şey Şampiyonlar Ligi’ne kalmak” diye cevap verip olaya yeni bir boyut katmış oldu. Mancini’nin buna cevabı ise “Şampiyonlar Ligi’nde oynayamayacak duruma gelirse Nasri transferini bir daha düşünmemiz gerekir” oldu. İki hocanın restleşmesinin sonucunu Udinese karşısına çıkacak kadroda göreceğiz. Eğer, Nasri, Çarşamba günü Arsenal formasıyla sahaya çıkarsa, bir sezon daha Arsenal formasını giyecek demektir. Yok tersi olursa, Man City’nin yeni futbolcusu hayırlı olsun.

Wenger’in, açıkça gitmek isteyen ve sözleşmesinde 9 ay kalmış bir oyuncudan ne hayır beklediği ve bu transferden gelecek 25 milyon poundu hangi akla hizmet geri çevireceği hakkında pek bir fikrim yok. Takımın, onun gibi bir oyuncuya ihtiyacı olduğu ortada, ancak daha önce söylediğim gibi, Nasri yeri dolmayacak bir adam değil. Arsenal, kendisinden gelecek parayı transfere harcamaya razı olursa, Nasri’nin yerini kolaylıkla doldurabilir.

Transfer demişken, dün akşam Valencia, Juan Mata için Chelsea ile anlaştıklarını açıkladı ve bu transferi zamanında bitirmeyen Arsenal, yetenekli bir oyuncuyu kaybetmekle kalmayıp, şampiyonluk yolundaki rakiplerinden birinin daha güçlenmesini izlemek zorunda kaldı.

Bugün, güvenilir kaynaklar, Arsenal’in Rennes’in orta saha oyuncusu Yann M’Vila’ya resmi teklifte bulunduğunu yazdılar. Kongo asıllı Fransız bir genç ve Arsenal’in adı birlikte anılınca insan inanmadan edemiyor. M’Vila ismi benim umut verici çünkü kendisi sadece Fransa Ligi’nin kalbürüstü oyuncularından biri değil, Lauren Blanc’ın kurmaya çalıştığı yeni Fransa iskeletinin önemli adamlarından birisi. Adının bütün yaz herhangi bir büyük kulüple anılmamış olması şaşırtıcıydı. Eğer Wenger bu transferi bitirmeyi başarabilirse, M’Vila’nın Song’un elinden formayı rahatlıkla alacağına inanıyorum. Ama tabi Wenger’in transfer bitirme konusundaki karnesine bakıp, imzayı görmeden de heveslenmek istemiyorum.

Daha az güvenilir kaynaklara bakacak olursak, Wenger Eden Hazard ve Marvin Martin’e de teklif yapmaya hazırlanıyor. Hazard’ın, Arsenal tarafından yıllardır takip edildiğini biliyoruz da Martin ismi ilk defa ortaya atılıyor. Aynı M’Vila gibi, Martin de Fransız Milli Takımı’na adını yeni yeni yazdırmaya başlamış bir isim. Eğer Wenger, geleceğin Fransa orta sahasını, Arsenal’de buluşturmaya çalışıyorsa ne ala. Umarım, transferin bitimine 9 gün kaldığını hatırlarda elini çabuk tutar. Bu isimlere ek olarak, Koscielny’nin sakatlanmasından sonra, Wenger’in acil bir stoper transfer edeceğini tahmin etmek mümkün. Bugün öne çıkan isim Jagielka’ydı, yarın bu Cahill olur, öbür gün Samba. Arsenal’in defansı öylesine zayıfladı ki, taraftar “Birini al da kim olduğu farketmez” noktasına gelmiş durumda.

Ben 5 oyuncu lazım dedim, ama Wenger stoper, M’Vila ve Hazard’ı getirirse öper başıma koyarım. Transferin, Haziran, Temmuz aylarında neden yapılmadığını, bu oyuncular alınsa bile takıma ne zaman uyum sağlayacaklarını, Arsenal zayıflayan kadrosuyla yarın Udinese’ye yenilirse bunun bedelini kimin ödeyeceğini ve Man Utd maçı kaybedilirse takımın tekrar nasıl ayağa kalkacağı sorularını bilahare Wenger efendiye yöneltiriz. Kendisi de itinayla görmezden gelir.

21 Ağustos 2011 Pazar

Play-Off Değil, F*ck-Off!

Türk futbolu, tarihinde yaşadığı en büyük problemlerin birinin pençesinde can çekişedursun, Türkiye Futbol Federasyonun yönetimindeki üstün akıllar, futbolumuzun kurtaracak formülü buldu: "Belçika Ligi'ndeki formatı alıp damdan düşer gibi bizim lige adapte edeceğiz!!"

Kim böyle bir saçmalığı akıl etti, bu olay ne zaman konuşulmaya başlandı hiçbir fikrim yok. Şike skandalının hemen sonrasında icat edildiği için, ligimizdeki pisliğe bir önlem olması amacıyla ortaya atıldığını tahmin ediyorum. Ancak şike olan bir ligin, sonuna play-off koyarak temizleneceğini sanmak, akciğer kanseri olmuş bir hastaya "Sigara içme hocam, puro iç" demek gibi bir şey. Eğer futbol federasyonu, sorumlusu olduğu ligdeki maçların adil bir şekilde oynanmasını sağlayamıyorsa, temel kuruluş amacını yerine getiremiyor demektir. Bu durumda, böyle bir federasyona gerek de yoktur. Yapılması gereken TFF'yi feshedip, UEFA ve FIFA üyeliklerini iptal ettikten sonra, Süper Lig'i halı sahalarda, büyük rakısına oynanan bir organizsyona çevirmektir. 

Bu saçma sapan öneriyle TFF, ligdeki pisliği temizleyemeyeceğini itiraf etmekte, onun yerine, büyük takımları birbirine kırdıracak bir sistemi uygulamaya geçirmeye çalışmaktadır. Önerdikleri sistem, Belçika Ligi'nde şu an uygulanmakta olan playoff sisteminin Türkiye'ye uyarlanmış bir versiyonu. Belçika'da şampiyonluk için play-off ilk 6 takım arasında oynanmakta, onları takip eden 8 takım Avrupa Ligi için play-off'u, geri kalan son 2 takım ise düşmeme play-off'u oynuyor. TFF'nin önerdiği sistem ise, ilk 4 ve 5 ile 8 arasındaki takımların şampiyonluk ve Avrupa Ligi için play-off oynamasını öngörüyor. Normal sezonda alınan puanların yarısının playoffa taşınması olayı ise aynen alınmış. 

Şimdi bu sistemle ilgili ilk saçmalık şu: Belçika'da normal sezon Mart ayında bitiyor ve sıralamadaki konumu ne olursa olsun her takım playoff oynuyor. TFF'nin projesinde ise, sadece ilk 8 lige devam ederken, ligin diğer yarısındaki takımlar için sezon Mart ayında bitiyor. Yani bu takımlar, yeni sezon başlayana kadar 5 aylık bir ara vermiş oluyorlar. Üstüne üstlük ilk 8 bitirenler, 2 ay daha maç yapıp hem yayın hem hasılat geliri elde ederken, ligin dibindeki garibanlar bu maçları televizyondan izleyip bütün bu gelirden mahrum kalıyor. Ligin tepesiyle dibi arasındaki farkın açılmasının önü açılıyor. Bu süper sistemin Türkiye'ye uygun olduğunu düşünen süper zekalar, 2010'da Belçika Ligi'nin sonuncu bitiren Mouscron'un iflas ettiğini biliyorlar mı?

Türkiye gibi, 4 takımın domine ettiği bir ligde dörtlü play-off koymak demek, ligi TSYD turnuvasına çevirmekten başka hiçbir amaca hizmet etmez. Dört büyüklerin birbiriyle oynayıp şampiyon belirlemesinin şikeyi önleyeceği düşünülüyor sanırım. Liginiz kirli olduğu ve hile yapanların yaptıkları yanına kaldığı sürece, play-off'un hiçbir şeyi değiştirmeyeceğinin federasyonu yöneten kıt beyinlere bir şekilde sokulması lazım. Ligi 20 puan geriden 4. bitiren Galatasaray'ın, Fenerbahçe'ye canla başla oynayıp Beşiktaş'a yatmayacağını nasıl garanti edeceksiniz? Herhangi bir takımın, play-off maçının hakemini ya da rakip takımın kalecisini satın almadığını nereden bileceğiz? "Play-off koyduk, şike bitti!", her şey bu kadar kolay mı zannediyorsunuz?

TFF'yi yöneten örümcek kafalılar! Sizin gibi beceriksiz, yüreksiz ve akılsızların yönettiği Türk futbolunun, boğazına kadar boka batmış olması tesadüf değil. Play-off koydunuz diye bütün komplo teorileri duracak, futbolumuzun içerisindeki mafya bozuntuları hile yapmayı bırakacak mı zannediyorsunuz? Türk futbolunu temizlemekteki acizliğinizi böyle saçma sapan bir projeyle örtbas etmeye çalışmanız acınacak bir çaba. Türk futbolunun kurtuluşunu Premier Lig, La Liga, Bundesliga, Serie A, Ligue 1, Eredivisie'de bulmak yerine; Jupiter Pro League'de aramanız, futbol vizyonunuz hakkında ipuçları veriyor. Gerçi ipucuna da gerek yoktu, biz sizin ne mal olduğunuzu zaten biliyorduk.

Onursuz Kıl Adam'ın komplo teorisi:

Bence play-off sistemi, potansiyel olarak verilebilecek herhangi bir puan silme cezasında dört büyüklerin, şampiyonluk yarışından kopmasını önlemek amacıyla alınmış bir karardır... Geri kalan bütün düşünceleri de Bigboned zaten söylemiş... Hepimize geçmiş olsun...

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Büyük Takım, Küçük Hoca

Szczesny, Miguel, Jenkinson, Frimpong, Ramsey, Lansbury... Sizce bu oyuncular, Arsenal'de olduklar için şanslılar mı? Sizce bu adamlar, Arsenal-Liverpool  gibi, Avrupa'nın en dişli fikstürüne kurbanlık koyun gibi sürülmekten mutlu mu? Tecrübeli oyuncuların sorumluluğu yüklendindiği bir takımda, omuzlarında tüm ligin ve Şampiyonlar Ligi'nin yükü olmadan oynamak istemezler mi? Böyle olsa, hem bu genç oyuncular hem de Arsenal bundan fayda görmez mi? 

Bugün Arsenal'in genç oyuncularının sahada verdikleri mücadeleye diyecek hiçbir şeyim yok. Liverpool'un pahalı transferleriyle, 10 kişi kalana kadar başa baş oynadılar. Arsenal'in eski hücum zenginliğinden, topa hakimiyetinden eser yoktu ama genç oyuncular ellerinden gelenin en iyisini sahaya koydular. Frimpong'un, Song'tan hiç bir eksiği yoktu. Gördüğü erken sarı kartın onun başına iç açacağı belliydi, nitekim maçı anlatan spikerler kendisi her faul yaptığında "Aman şimdi mi?" deyip durdular. Tecrübesiz oyuncunun, ikinci yarıda pamuk ipliğine bağlı olduğunun herkes farkındaydı. Wenger, tabii ki önlem almadı. Gerekli değişikliği Frimpong atıldıktan sonra yaptı. 

Savunmada Vermaelen mükemmele yakın bir maç oynadı. Oyunda kaldığı süre içerisinde Carroll'u tek bir pozisyon dışında tamamen etkisiz hale getirdi. Hem önde iyi bastı hem de kademeye iyi girdi. Liverpool'un Carroll adresli ortalarının neredeyse tamamını çıkıp aldı. Koscielny'nin yerine giren Miguel de, genç Jenkinson da, solda oynamak zorunda kalan Sagna da fena maç çıkarmadılar. Defansın iyi oyununa ek olarak, sezonu çok iyi açan Szczesny de yine günündeydi.  Orta sahada Frimpong oldukça gayretliydi, ancak heyecanının kurbanı oldu. Ramsey, üzerindeki sorumluğun altında biraz ezilmiş bir görüntü çizdi ve bütün maç hep yana oynadı. Onların yanındaki Nasri ise, Arsenal kariyerinin özeti gibi bir performans verdi. Canı isteyince oyuna dahil oldu, bir iki güzel hareket gösterdi, sonra bir 10-15 dakika kayboldu. İleride Arshavin yine %40 top kaybı oranıyla oynadı. Walcott maça gereksiz asabiyetle başlayıp kendi kendini oyundan düşürdü. Ancak asıl sorun bireyler de değil, takımın genelindeydi.

Arsenal, kaliteli oyuncularını kaybederken bir yandan da senelerin alışkanlığı olan pas oyunu ve hücum organizasyonlarından da oluyor. Geçtiğimiz senelerde Emirates'e gelen takım kim olursa olsun, Arsenal hep topa hakim olan, pozisyon bulan taraf olurdu. Geçen sezonun ikinci yarısı ve bu sezonun başlangıcı gösterdi ki, rakip Udinese gibi topla oynama arzusunda olmayan bir İtalyan takımı da olsa, artık Arsenal rakibine üstünlük kuramıyor. Senelerdir aynı oyun planıyla oynayan Wenger'in ise, sürekli topa hakim olunmadan nasıl futbol oynanacağına dair hiçbir fikri bulunmuyor. Takımın hücumlarının büyük bölümü, ceza sahasına doldurulan toplarla sonuçlanıyor ki, bugün Arsenal'in 4 kanat ve 3 orta saha oyuncusunun ceza sahasına yaptığı isabetli orta sayısı 0 idi. Eğer oldur boşalt oynanacaksa, Premier Lig'in fiziksel olarak en yetersiz forveti RVP'yi oynatmanın da bir anlamı yok, koyalım Bendtner oynasın forvette. 

Dalglish'in Liverpool'u, yeni toparlanmış bir takım ve şüphesiz ki zamana ihtiyaçları var. Gerçi yeni transflerlerin tamamının Premier Lig'den yapılmasının amacı takımın çabuk performans vermeye başlamasını sağlamaktı. Bu transferler ilgili en popüler eleştiri, yeni oyuncuların tamamının Premier Lig'in orta sıralarından alınmış olması ve ligin tepesine oynayacak bir takım oluşturmalarının zor olacağı iddiası. Büyük takım oyuncuları, analarının karnından mı büyük oyuncu olarak doğuyorlar bilmiyorum ama şu an izlediğim Liverpool'un harcadığı paranın karşılığı bir futbol oynadığını söylemem zor olur. Eğer bugün Arsenal 10 kişi kalmasaydı, galibiyeti kopartabilirler miydi ondan da emin değilim. 

Arsenal iyi mücadele etmiş, Liverpool vasat bir görüntü çizmiş olsa da maç beklenildiği gibi sonuçlandı. Arsenal için tehlike çanları aylardır çalıyordu, artık yavaş yavaş dananın kuyruk sokumuna geldik. Çarşamba hayati bir Udinese deplasmanı var ve Pazar Old Trafford'a gidiliyor. Transferin bitmesine 10 gün var ve takımın ihtiyacı olan takviye sayısı en az 5. Koscielny'nin sakatlanmasından sonra bu hafta acil bir stoper transferi görebiliriz, ancak ondan ötesini beklemiyorum. 

Forma Aşkı

Futbolun kapitalizm ve araplarla bu kadar sevişmediği yıllarda formalar takımların sadece gücünü simgelerdi, taraftarlar da formaların şekline şemaline değil renklerine aşıktı. Şimdi ise bazıları sadece şekle şemale aşık; futbola ve takımına aşık olanlar ise artık formaları sadece takımları ile bütünleşmek için kullanıyorlar.

Şu anda merak ettiğim tek konu ise, kaç Galatasaray'lının yeni sezon formalarını takımıyla bütünleşmek için almayı tercih edeceği...

Herkes gibi ben de, Nike ile anlaşıldığında tasarımda büyük umutlar içerisindeydim. Formaları uzaktan gördüğümde biraz içim burulsa da fena değil diye düşünüyordum. Formaları yakından görüp de en dandik taraftar formalarından bile daha kötü bir kumaş ve dikiş kalitesine sahip olduğunu görünce de tasarımı falan geride bıraktım.

Birkaç yılda bir ritüel haline gelen değişimin bir parçası olarak ''tam parçalı'' formaya geri döneriz diye düşünmüştüm ama olmadı.

Siyah forma göz zevkim olarak favorim olur dedim, Nike logosunun yanındaki dikişlerin içe çekildiği düşük kaliteyi görünce bir anda soğudum. Siyah formanın tek esprisi son altı yılda siyah forma giydiğimiz sezonların bize getirdiği şampiyonluk; uğur bozulmasa da yine şampiyon olsak avutması...

Sarı forma ise kendimi Galatasaray'a tekrar bağlı hissetmek için son kalem. Hoş forma güzel olsa bile şu anki ruh ile o da imkansız gibi...
Not: İş-Güç derken anca inceleyebildik formaları...

Eboue'den İnciler: Korece de Bilirim

Premier Lig Seyir Zevki

Premier Lig takımlarının bu seneki seyirci sayısı haritası... Gün gelse de biz de şu 60 bin kişinin içine dahil olsak!


Güçsüz Olalım, Onursuz Olmayalım

Liverpool, Arsenal deplasmanından 3 puanla döneli bir 11 yıl oluyor. Son 5-6 senede, genelde büyük maçlarda hayal kırıklığı yaratan Arsenal, nedense Liverpool karşısında hep sonuç alacak performanslar ortaya koydu. Geçen sene aynı fikstürde yaşanan dramayı hatırlatmama sanırım gerek yok. Galatasaray'ın bugün Eboue diye bir oyuncusu varsa, bu o maç sayesindedir. Aklı başında Arsenal taraftarının bu akşamki maçtan galibiyet beklediğini zannetmiyorum? Son 10 yılda ilk defa Liverpool, her mevkide Arsenal'den bir gömlek üstün bir kadroyla Londra'ya geliyor. Dalglish'in talebeleri, eğer şampiyonluktan bahsetmek istiyorlarsa, kuşa dönmüş kadrosuyla sahada olacak olan Arsenal'i yenmeleri gerekiyor. 

Kuş demişken, bugün sahaya çıkacak kadronun, ben, Arsenal'i takip etmeye başladığımdan beri bir lig maçına çıkan en zayıf kadro olduğunu söylemeliyim. Gervinho ve Song, 3'er maç cezalarına bu akşam başlıyorlar. Onlara ek olarak Wilshere, Rosicky, Traore ve Djourou sakat oldukları için bu akşam yoklar. Bunlara zaten hep sakat olan Gibbs ve Diaby'i de eklerseniz durumun ciddiyeti apaçık ortaya çıkıyor. Sol bek transferi yapmayı aklından geçirmeyen Wenger efendi, büyük ihtimal Sagna'yı solda oynatıp sağa da Jenkinson'u koyacak. İleride RVP ile birlikte Walcott ve Arshavin'in oynaması beklenirken, orta sahada Ramsey ve Frimpong'un yanında süpriz bir isim sahaya çıkacak: $amir Na$ri. 

Hani şu Man City'e transferi 3-4 gün içerisinde açıklanacak olan Na$ri. Arsene Wenger'de akıl kalmadığını biliyordum da, kulübe arkasını dönmüş bir adamı sahaya çıkaracak kadar kemiksiz bir duruş sergileyeceği aklıma gelmezdi. Öğlen babayla kavga edip, akşama arabayı istemek gibi bir şey. Otobüse binerim, yine de kuyruğumu sıkıştırıp geri dönmem arkadaş. Wenger, büyük bir başarıyla elindeki adamların tamamını kaçırdıktan sonra, şimdi 3 gün sonra kulübü terkedecek adama "Bu maçı oyna, sonra git" diye yalvaracak kadar küçüldü. Dünkü basın toplantısında Wenger şöyle bir laf etti bak:

"Nasri'nin kulübe olan bağlılığından şüphem yok."

Nasıl lan?? 

Bu nasıl bir gaflettir arkadaş? Adam 1,5 senedir 100 tane kontrat önerisini reddedmiş, United ile flört edip City ile anlaşmış, Wenger bağlılıktan söz ediyor. 

Yalnız Wenger'in gözardı ettiği şey, Arsenal taraftarının kendisi kadar kemiksiz olmayacağı. Eğer bu akşam Na$ri sahaya çıkarsa, büyük ihtimal ayağına her top geldiğinde 60000 kişi tarafından yuhlanacak. Wenger, böyle bir saçmalığa imza atmaktansa, Lansbury ile maça başlamalı ya da Arshavin'i göbeğe çekip Chamberlain'e forma vermeli. Arsenal taraftarı sahada güçsüz bir kadro görmeye tahammül eder ama onursuz bir takıma tepkisi sert olacaktır. Hele ki maç kaybedilirse, sen gör o zaman çıkacak cıngarı. 

Kadrolara bakınca Arsenal adına endişelenmemek mümkün değil. Kuyt, Downing ve Adam'ın önündeki Suarez-Carroll ikilisiyle hücum edecek Liverpool'u, Arsenal'in pamuk ipliğine bağlı orta sahası nasıl kontrol edecek, sağını solunu şaşırmış defansı nasıl durduracak hiçbir fikrim yok. İlginç gelebilir, ancak  bu akşam Liverpool, aynı geçen hafta olduğu gibi erken bir gol bulur da maçı bağlamaya oynarsa, sanki Arsenal'in işine gelir gibi. Yok Dalglish, Wenger'e acımaz da ne var ne yok saldırırsa, o zaman sonuç bir hezimete dönüşebilir.  Bu şartlar altınca alınacak bir beraberliğin, Arsenal adına başarı olacağını söylemek zorundayım. 

Not: Transfer bekleyenler için belirtmeden edemeyeceğim. Modric'ten sonuç alamayan Chelsea, büyük ihtimal, önümüzdeki hafta Juan Mata transferini bitirecek. 

19 Ağustos 2011 Cuma

130 Milyonla Neler Yapılmazdı

Bugün ilginç bir şey oldu. Atletico Madrid, Aguero'nun satışından kazandığı bütün parayı gitti Falcao'ya bastı. Haberi okurken aklıma ister istemez Wenger geldi. 

"Abi sen de Wenger'e laf sokmak için bahane arıyorsun" diyenleriniz olabilir. Belki haklı bile olabilirler. Kendilerinden ricam yukarıdaki tabloya bir göz atmaları. Bu sıralama, Premier Lig'de 2003 yılından beri yapılan transfer harcamalarının sıralaması.

Arsene Wenger'e, "Transfer yapmayı düşünüyor musunuz?" sorusunu yönelttiğinizde alacağınız cevap şu: "Bizim bir futbolcuya £50m verecek durumumuz yok."

Sanki dünya üzerindeki bütün futbolcuların standart fiyatı bu. Ya da Arsenal taraftarı Wenger'den her sezon £100m harcamasını bekliyor. Yok böyle bir şey! Ama Wenger, son 5 senedir, istikrarla kendisine sorulan soruları götünden anlayıp, kendi istediği cevapları vermekle meşgul.

Arsenal taraftarının tek bir beklentisi var: Satılanların yeri dolsun ve ihtiyaca göre takviye yapılsın. 

Kimsenin Messi veya Ronaldo transferi beklediği yok...

Bugün Arsenal 750 milyon poundluk piyasa değeriyle dünya üzerindeki en değerli 2. spor kulübü. Eğer bu kulüp için sezonluk £10m gibi bir transfer bütçesi belirlesem sanırım kimse buna "çok" demez. Nitekim bu meblağ, bizim 3 büyüklerin her sezon harcadığının yarısına eşdeğer. 

Eğer 2003 yılından beri, Arsene Wenger, her sezon £10m net harcama yapsaydı. Bugünkü Arsenal kadrosu, £130m daha değerli olacaktı. 

Bana kimse, sezon başı 10 milyonluk harcamanın çok olduğunu, Arsenal'in belini bükeceğini filan söylemesin. Eğer Swansea, Norwich, QPR, West Brom gibi, son 8 senenin çoğunu alt liglerde geçirmiş kulüpler, net harcamada Arsenal'e fark atmışsa, kusura bakmayın ama ortada büyük bir skandal vardır. 

Transferin bitimine 12 gün kaldı. Umuyorum Wenger transfer yapıp bir sonraki hocanın bütçesini çarçur etmez...

Not: Tablodaki rakamlara Nasri'nin 24 milyon poundluk satışı da dahil.

Eboue'den İnciler: Sahaya Öyle Bir Çıkmak Ki..


18 Ağustos 2011 Perşembe

Samir de Kaçar

Nasri'nin menejeri son 1 senede her gün fazla mesai yaptı. Arsenal ile 10 kere masaya oturdu, gitti United'a yalakalık yaptı, sonra City'e yanaşıp bu ikisini birbirine kırdırdı. Fergie akıllı adam, baktı ki Na$ri'nin dini imanı para, hemen çekti kendini. Gün itibariyle Man City ve Arsenal'in anlaştığı haberleri güvenilir kaynaklardan yayılmaya başladı. Görünen o ki, "Biz Finansal Fair Play kurallarına uyacağız!" diye ortalıkta dolanan Man City, Na$ri'ye 5 milyon pound peşin, üstüne haftada £200.000'lık konrat önermiş. Bu meblağ, Arsenal'in önerdiğinin 2 katından daha fazla (5 milyon bayram harçlığını saymıyorum bir de). Üstüne üstlük City, kontratının bitmesine 9 ay kalmış bir adam için 25 milyon pound bonservis ödüyor ki, bu zenginlik değil, düpedüz enayilik. Sezon sonunu değil, devre arasını bekleseler, Arsenal bu rakamın 3'te 1'ine razı olurdu. Ne diyelim, beklemeyip iyi ettiler ve kadrolarına bir lejyoner daha katmış oldular. Hayırlı olsun. 

Başka zaman olsa, Na$ri'nin satışını Arsenal açısından "Good business" olarak değerlendirirdim, ancak Fabregas'ın ayrılıp takımın orta sahasının kuşa döndüğü bu günlerde bunu yapmakta zorlanıyorum. Gerçi be,i Nasri'yi hiçbir zaman sevemedim. Yetenekleri tartışılmaz olsa da ruhsuzluğuyla, sorumluluk almayışıyla hep bir şeyleri eksik yapan bir adamdı. Geçen sene çok iştahlı olmasının sebebi de zaten sonradan ortaya çıktı. Bildiğin "kontrat sezonu" oynuyormuş adam. Piyasasını yaptı, bastı gitti. Kendisinin Cesc'ten farkı, yerinin kolayca dolacak bir arkadaş olması. Bugün, Eden Hazard'ın piyasası £17m civarı. Parayı basar getirirsin, cebinde £8m da harçlık kalır. Peki Wenger bunu yapar mı? Tabii ki hayır. 

Eboue'den İnciler: Isınma Olayına Yeni Bir Yorum


6 Sene Değil; 6 Gün Yetti

Fabregas'ın daha az para kazanma uğruna Arsenal'i neden terkettiğinin kanıtı bu işte. Arsenal'de 6 sene kendini yırt, CV'ne hiçbir şey yazama; Barcelona'nın kapısından içeri girdikten 5 gün sonra eline kupa versinler. Evet, belki Cesc, Barça'nın (şimdilik) kaptanı ve yıldızı değil ama en azından gece kafasını yastığa koyduğunda "Acaba yarın kimi satacağız?" diye düşünmeden rahat uyuyacak. 

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Eboue'den İnciler: Glu Glu Dansı


Buna da Razıyız

Dünkü yazıda Arsenal'in, Udinese karşısında favori olduğunu söylerken buna gerekçe olarak İtalya ve İngiltere ligleri arasındaki kalite farkını gösterdim. Dün akşam Arsenal'in Şampiyonlar Ligi umutlarını hayatta tutan da tam da buydu. Kırılgan Arsenal'in tadını aldıktan sonra çok da kötü olmayan bir sonuçla İtalya'ya dönen Udinese karşısında, ikinci maçta bu faktör ne kadar etkili olur hep beraber göreceğiz.

Maça çıkarken 9 oyuncusu ilk defa Şampiyonlar Ligi, 5 tanesi ilk defa Avrupa maçı oynayan Udinese'nin heyecanlı olduğu ortadaydı. Arsenal maça iyi başladı ve Neuton'un Walcott'u izlemeye daldığı bir anda ileri çok iyi bir koşu yapan Ramsey, Arsenal'i öne geçiren golün asistini Walcott'a yaptı. Gol geldikten sonra bendenizde ve Emirates'i dolduranlarda hafiften bir rahatlama oldu. Korku filmi gibi geçmesini beklediğimiz maç acaba çok kolay mı geçecekti?

Bunun böyle olmayacağı Udinese'nin, sahadaki Arsenal takımının dişlerine göre olduğunu anlamasıyla ortaya çıkıverdi. Önce Di Natale frikikten yokladı, sonra Song'un kaptırdığı toptan dönen kontrada Armero tek başına Arsenal takımını dikine yararak kaleciyle karşı karşıya kaldı. Neyse ki Newcastle maçında çok iyi görünen Sczcesny yine sahnedeydi.

Beklenenin aksine Wenger, Rosicky'i Song'a yakın oynatıp, Fabregas görevini Ramsey'e verdi. Bana göre bu görevlendirme oldukça yanlıştı ve defansif açıdan Arsenal'in sıkıntı çekmesine neden oldu. Zaten formsuz Song'un yanında, kariyerinin hiçbir döneminde defansif bir adam olmamış olan Rosicky oynayınca, Arsenal orta sahası resmen yol geçen hanına döndü. Eğer Gudiolin, muhafazakar bir 4-1-4-1 yerine geleneksel 3-5-2'sini oynayıp daha agresif olsaydı, Arsenal bu alanda daha çok problem yaşayabilirdi. Ancak Udinese oyunun hiçbir bölümünde çok adamla çıkmayı tercih etmeyip, kontralardan sonuç alma yoluna gitti ki, Amero ve Di Natale ile 2 kere buna çok yaklaştılar. İkinci yarı Udinese daha derli toplu görünen takımdı. Arsenal ile başabaş oynadıklarını gördükçe kendilerine güvenleri geldi. Bu noktada sakatlıklar yüzünden bocalayan Arsenal savunmasının gol yemeden maçı bitirmesi başarı gibi görünebilir, ancak dediğim gibi, Udinese 1-0 ile İtalya'ya dönmeye razıydı. Eğer Walcott son dakikadaki fırsatı değerlendirseydi, golü yeterince aramayışlarının cezasını ağır ödeyebilirlerdi. Handanoviç süper bir kurtarışla maçı adil bir skor gibi görünen 1-0'a bağladı.

Geçen günkü gençlik projesi yazısındaki 11. maddeyi Kieran Gibbs'i düşünerek yazmıştım. Dün akşam kendisini 2. yarıya çıkan kadroda göremeyince de, suratımda manidar bir tebessüm oluştu. Tabi ki Gibbs sakattı. Adam son 3 sene toplam 10 maça çıkamadı ki bu sezon farklı olsun. Ona güvenip takım kuracaksanız, orta sahayı da Abu Diaby, Owen Hargreaves ve Tobias Linderoth'tan kurun bari tam olsun.  Gibbs'e ek olarak, onun son derece sıradan yedeği Traore'de sakat ve Wenger as sol bekini çoktan sattı. Dünkü maçta doğal olarak Vermaelen sola kaydı ve Djourou stoper bölgesi için oyuna girdi ve 10 dakika sonra o da yerini Carl Jenkinson'a bırakarak sakatlandı. Biz burada stoper ve sol bek transferi diye kendimizi yırtarken, Wenger'in üstüne çok gittiğimizi söyleyenler oluyor. Onlara şimdi buradan soruyorum: "Liverpool ve Man Utd karşısında stoperde Squillaci, sol bekte Vermaelen mi oynayacak, yoksa Vermaelen stoperde kalıp Carl Jenkinson yine sol bek mi çıkacak?" Kanser mi, AIDS mi gibi bir soru size. Kim kazanırsa kazansın, kaybeden Arsenal olacak.

Sadece defans değil, Arsenal takımı her alanda inanılmaz zayıflamış durumda. Geçen sene kaleci en büyük problemimizdi, Wenger'i bu yüzden eleştiriyorduk. Sağolsun bize kaleciyi filan unutturdu bu sene. Dün akşam sahada Chamakh'ı gören oldu mu mesela? RVP'nin takımdaki tek yedeği kendisi ve Bendtner'in ayrılışı da an meselesi. Orta sahada Wilshere, Ramsey ve Song'tan başka güvenecek hiçbir adam yok ve Song 3 maç cezalı; Wilshere sakat, Nasri gitti gidiyor. Onlar dışında elimizde bir Rosicky kaldı ki, onun ne öldürüp ne güldüren oyunuyla da nereye kadar? Diaby hep sakat, Frimpong ise daha çok ham. Yedek sağ bek Galatasaray'a satıldı, yerine ne yapacağı belli olmayan Carl Jenkinson geldi. Sol bekte hiç kimse kalmadı ve stoperde Squillaci'nin oynadığı her maç Arsenal için kabus olacak.

Arkadaşlar, sürekli olarak Wenger'i eleştiriyor olmam bir kısmınızı baydı. Belki benden iyi bir şeyler duymak istiyorsunuz. Ama şu an için Arsenal hakkında pozitif bir şey yazmak Erol Köse hakkında pozitif bir şeyler yazmaktan daha zor. Wenger'i, bu kadar yoğun olmasa da, son 3-4 senedir hep eleştirdim ama takımı bugün getirdiği noktaya inanmakta hala güçlük çekiyorum. Daha düne kadar "Arsenal ilk 4'e girer mi?" yazılarına kızıyordum, şimdi İngiliz basınında "Arsenal ilk 6'ya girebilir mi?" diye yazılar çıkmaya başladı. Transferin bitmesine 14 gün daha var, ancak sanırım Arsenal takımı, tamir edilme noktasını çoktan geçti. Şu an ihtiyaç olan minimum transfer sayısı 5 (forvet, sol bek, stoper, 2 orta saha). 5 tane üst düzey transfer demek 60 ila 100 milyon pound arası bir bütçeyi gerektiriyor ki, Wenger'in bu kadar parayı 14 günde harcayacağını rüyamda görsem inanmam.

16 Ağustos 2011 Salı

Korku Filmi

Arsenal, bugün sezonun 2. resmi maçına çıkıyor ve bu akşamki Udinese maçı aynı zamanda bu sezonun en kritik maçı olmaya aday. Takım, hazırlık dönemi ve Newcastle maçındaki performansıyla zaten alarm veriyordu; gün itibariyle ayrılanlar, sakatlar ve cezalılar derken, Şampiyonlar Ligi maçına, Lig Kupası kadrosuyla çıkma durumuna kadar gelinmiş durumda. 

Cesc'in nihayet ayrılmasından sonra onun yerinin doğal doldurucusu olan Nasri'nin takımda kalması gibi bir ihtimal sanırım kalmadı. Dün Twitter hesabından Newcastle maçında kendisine küfreden taraftarlara alındığını açıklayan beyimiz bir de "Ben, hala Arsenal oyuncusuyum" diyor utanmadan. Son 1,5 senedir kendisine önerilen bütün sözleşme tekliflerini reddederek, kulübü itinayla kendisini satmak zorunda bırakan Nasri efendi, şimdi de hala Arsenal oyuncusu olduğunu öne sürüp taraftara gider yapıyor. Bu adam, aynı haltı Adebayor yeyip taraftardan benzer bir tepki aldığında da bu kulüpteydi. Sezon biter bitmez hem City hem de United'la flört etmeye başladığında da, Arsenal taraftarının bunu hoş karşılamasını mı bekliyordu acaba? Wenger istediği kadar 3 maymunu oynasın, bu saatten sonra kendisinin satılması farz olmuş durumda. 

Newcastle maç yazısının bir yerinde, "Bu arada içimden bir ses, alternatifsiz kaldığından beri sürekli geri giden Song'un, bu sene kabus gibi bir sezon geçireceğini söylüyor." diye yazmışım. Sağolsun, Song beni yanıltmadı, Barton'a yaptığı hareketten dolayı daha sezonun ilk maçında 3 maç cezayı aldı. Tabi ki aynı elemanı tokatlayan Gervinho da ona katıldı. Her iki oyuncu da Liverpool ve Man Utd maçlarını kaçırıyorlar. 

Song ve Gervinho bu akşam sahada olacak, ancak sakatlığı süren Wilshere ve Diaby'nin yokluğunda Ramsey ve Song'un yanına üçüncü problemi baş göstermiş durumda. Newcastle maçından sakat çıkan Rosicky'nin durumu maç saatinde belli olacakmış. Eğer o da oynayamazsa Wenger, Frimpong-Lansbury ikilisinden birisini oynatacak. Song ve Frimpong'u birlikte oynatması çılgınlık olacağından, Lansbury'i oynatmasını ya da Arshavin'i ortaya çekmesini bekleyebiliriz. Bu arada Wenger'in, Asya kampına götürmediği Lansbury'e 3 hafta içinde muhtaç kalmasını trajik bulduysanız şunu dinleyin.

Bugün resmi site, Udinese karşısında cezalı olan RVP'nin yerine Bendtner'in şans bulabileceğini yazdı. Satış listesindeki bir oyuncunun, Chamakh'ın önünde sahaya sürülmesi büyük saçmalık olur ama Wenger sağolsun saçmalıklara iyice alıştık. Normal bir kulüpte bunu yapan teknik direktöre "Madem Bendtner daha iyi, Chamakh'ı satsana be adam!" derler. Umarım Wenger kendi klasiğini konuşturup saçmalar da, akşama Bendtner sahaya çıkar. Nitekim ileri uçtaki performanslarına bakıldığında, kendisi Chamakh'tan iki gömlek üstün bir oyuncu.

Bu arada, Arsene Wenger'in de bu akşam cezalı olduğunu ve kulübede oturmayacağını da belirteyim. Olumlu mu, olumsuz mu olduğunun değerlendirmesini size bırakıyorum. 

Takım, bu kadar problemle boğuşmasına rağmen, bu akşamki maçta Arsenal favori olan taraf. İtalyan futbolu oldukça gerilemiş durumda ve İngiliz takımlarının İtalyanlara şu sıralar ağır geldiği Tottenham'ın geçen seneki performansına bakarak gözlemlenebilir. Üstelik Udinese, yıldızı Alexis Sanchez ve Gökhan İnler'i kaybetmiş ve henüz ligi açmayan takım olarak form durumu soru işareti olan taraf konumunda. 

Her ne kadar şu ana kadar Şampiyonlar Ligi ön elemesi kaybetmemiş Arsenal avantajlı gözükse de, Wenger'in takımının Şubat ayındaki Lig Kupası finalinden beri sadece 3 maç kazandığını da hatırlatayım. Buna ek olarak, bugün sahaya çıkacak orta sahaya bakıp endişelenmemek mümkün değil. Udinese'nin deplasmanda 3-6-1 görünümü alan taktiğiyle orta sahada Arsenal'i boğması işten bile değil. Geçen sezon Di Natale ve Alexis Sanchez olmadan gidip kazandıkları Napoli deplasmanı geliyor aklıma mesela. Guidolin'in bugün Wenger'e taktiksel bir kazık atması ihtimali hiç de düşük değil aslında. Üstelik, normalde Avrupa maçlarında şenlik yeri olan Emirates'in, bugün oldukça gergin olacağını ve Arsenal'in golünün gelmediği her dakika baskının artacağını da söyleyebilirim. Arsenal erken açılıp maçı bağlayamazsa, tam bir korku filmi izlememiz olası. 

Özetle, bu maçı Arsenal'in kendi kendiyle olan mücadelesi olarak değerlendirebilirim. İki açık pozisyonu hariç, hiçbir mevkiinde adam gibi alternatifi olmayan bir kadro yaratan Wenger'in, normalde kolay olan ön eleme turunu, takım için hiç olmadığı kadar stresli bir hale getirdiği ortada. Şu an sonucu kestirmek gerçekten de zor. Hakkımızda hayırlısı olsun. 

15 Ağustos 2011 Pazartesi

So Long and Thanks for All the Fish


Kendisine teşekkür etmekten başka bir şey gelmez elden. Keşke Arsenal, onun kapısından girdiği Arsenal olarak kalsaydı da, Fabregas'ı Premier Lig'i kaldırırken görebilseydik. Arsenal'de 6 senedir yapamadığı kupa kaldırma işini, Barcelona'da Çarşamba günü yapacak olması traji-komik değildir de nedir peki?

Gençlik Projesine Başlayacaklara Tavsiyeler

Cesc Fabregas'ın Arsenal'den ayrıldığı bu günü, Arsene Wenger'in "gençlik projesi"nin ölüm tarihi olarak kaydedersek çok da yanlış yapmış olmayız. Cesc, Wenger'in son 6-7 senedir kurmaya çalıştığı takımın bayrak adamı, sembol ismiydi. Gün itibariyle Arsenal'i, bu projeye olan güvenini kaybettiği için terketti. Arsenal'in Wenger yönetiminde hiçbir şey kazanamayacağını bildiği için Barcelona'yı tercih etti. Üstelik onun çıktığı kapıdan, diğer bir yıldız Nasri de çıkmak üzere ve Arsene Wenger, inanılmaz bir şekilde, tüm camiaya kulağını tıkayarak çoluk çocuğa milyonları dökmeye devam ediyor. 

Bugün Bursaspor yöneticisi Selçuk Eren'in "Türkiye'nin Arsenal'i olacağız" diye bir beyanını okudum. Eğer Selçuk Bey, "Kupa kazanmak gibi bir amacımız yok, yakın zamanda tüm yıldız futbolcularımızın büyük takımlar tarafından yağmalanmasını izlemek istiyoruz" diyorsa orası ayrı. Ancak gençlere önem verirken başarılı olmak da istiyorsa bir zahmet aşağıdaki maddeleri de okusun. 

1 - Gençlik projenize başlamadan önce, içerisinde bulunduğunuz kulübün kupasız ne kadar gitmeye gönüllü olduğunu kontrol edin. Taraftarla bunu paylaşın.

2 - Hangi ligde oynadığınızın farkına varın. Premier Lig’de oynuyorsanız, Fransız gençleri sadece ucuz oldukları için takıma doldurmayın. Unutmayın ki, hangi ülkede olursanız olun, yerli oyunculardan oluşan bir iskelet o ülkenin ligi için daha verimli olacaktır.

3 - Elinizdeki tecrübeli oyuncuları sadece 30 yaşını geçtikleri için elden çıkarmayın. Genç oyuncuların en az teknik adamlar kadar, takımın abilerinden de öğrendiğini unutmayın. 

4 - Genç oyuncuların, baskı altında daha kolay hata yapacağını aklınızdan çıkarmayın. Eğer takımınızın herhangi bir bölgesi tamamen gençlerden oluşuyorsa, kupa finalleri gibi önemli maçlarda bu bölgenin hata yapma ihtimali çok yüksek olacaktır. 

5 - Saha içinde tecrübeli adamınız yoksa, işler kötü gittiğinde sorumluluk alacak kimse olmayacaktır. Böyle durumlarda genç oyuncuların, takımın abilerinden liderlik beklediğini ve kenardaki hocanın etkisinin bir yere kadar olduğunu da unutmayın. 

6 - Kupa maçlarına tamamen gençlerle çıkıp bu turnuvalarda alınacak sonuçları umursamamak bir yere kadar kabul edilebilir. Ancak taraftarın yaşadığı hayal kırıklığı ve kulübün para kaybını bir yana koyarsak, kupa maçlarının, takımın “final oynama alışkanlığı” kazanması için yararlı olduğunu da hatırlayın.

7 - Genç oyuncu yetiştirmenin, ödül ve cezayı adil ve istikrarlı dağıtmayı gerektiğini unutmayın. Eğer sürekli olarak hayal kırıklığı yaratan oyuncuları, uzun kontratlar ve astronomik maaşlarla ödüllendirirseniz, kimseden iyi performans vermesini bekleyemezsiniz. Üstüne bir de kötü performans verenlere gerekli yaptırımları uygulamaz ve kimseyi hiçbir şeyden sorumlu tutmazsanız, takımın ipi bir süre sonra elinizden kaçacaktır.

8 - Yıldız mertebesine doğru giden genç oyuncularınızı, sadece kulübe bağlamak için erkenden kaptanlık, 10 numara, prim, zam gibi ödüllere boğarsanız, bir süre sonra onlara önerecek hiçbir şeyiniz kalmadığını farkedebilirsiniz. 

9 - Eğer ligin orta sıralarında bir takımı yönetiyorsanız, kupa kazanmamak probleme dönüşmeyebilir. Ancak ligin tepesinde, sürekli bir şeyler kazanan rakiplerle mücadele ediyorsanız, 'kupasızlık' sadece taraftarı üzmekle kalmayacaktır. Elinizdeki oyuncular, bir takım başarıları dışarıda aramaya başlayacak, sürekli 4. olan bir takımın yıldızı olmak yerine sürekli kupa kazanan takımların sıradan oyuncusu olmayı tercih edeceklerdir. 

10 - Potansiyel diye alıp verim alamadığınız oyuncuları elden çıkarırken bu oyunculara hiçbir teklif gelmediğini görüyorsanız, büyük ihtimal bu adamlarla vakit kaybetmişsinizdir. Hele ki, sizin ödediğiniz maaşa kimse yaklaşamadığı için bu adamlar kulübü terketmek istemiyorsa, hepten yandınız. 

11 - Eğer bir oyuncu 17-21 yaşları arasında, darbeye bağlı olmayan 1'den çok sakatlık geçirirse, kendisini hemen elden çıkarın.

12 - Elinizdeki herhangi bir genç oyuncu 1 sene boyunca hiçbir gelişim göstermediyse, kendisini hemen elden çıkarın.

13 - Takımı sürekli olarak baltalayan yaşlı oyuncuları hızla takımdan elemiyorsanız, elinizdeki gençler size olan güvenini yitirebilir. 

14 - Kaleci, stoper gibi tecrübenin çok önemli olduğu mevkilerde en az 1 ağır abiniz yoksa büyük ihtimal başınız dertten kurtulmayacaktır. 

15 - Tecrübeli bir kaleciye 2 milyonu çok görüp, 17'lik bir gence 15 milyonu basıyorsanız, gençlik projenizin temelindeki "finansal stabilite" amacına aykırı hareket ediyorsunuz demektir. 15 milyona hazır, olmuş, hemen oynamaya hazır adam almak finansal olarak daha az risktir.

16 - Kirada 15 tane oyuncunuz varsa, paranızı sokağa atıyorsunuz demektir. Çok yetenekli gençler kendilerini kiraya gitmeye gerek olmadan gösterecektir. Geri kalanların içerisinden sivrilen bir-iki kişiye kirada kendini kanıtlama şansı verilebilir. Futbol tarihinde 10 küsür oyuncusunu kiraya gönderip sonra bu oyuncuların hepsinden yararlanmış bir kulüp yoktur.

17 - Eğer Denilson'u potansiyel diye 5 sene takımda tuttuysanız, siz futbolcudan anlamıyorsunuz demektir; hiç bu işe bulaşmayın. 

Nihayet!

2 senelik hikayenin sonu.. Fabregas'ın ayrıldığı haberi, Arsenal resmi sitesinde.

14 Ağustos 2011 Pazar

Hanginiz Yalan Söylüyor?

Wenger: "Jadson'a yakın değiliz. Onun için Shaktar ile iletişime geçmedik."

Lucescu: "Arsenal'in oyuncumla ilgilendiğini doğrulayabilirim. Şu an, iş tamamen Jadson'a kalmış durumda."

Birisi iki kulüp iletişime bile geçmedi diyor; diğeri iki kulübün anlaştığını, transferin oyuncuyu ikna etme aşamasında olduğunu..

Wenger'in, geçen Pazar sakat dediği Nasri'nin iki gün sonra milli takımla maça çıktığını ve Perşembe günü kulüpten kimsenin ayrılmadığını söylemesinin ardından 2 oyuncusunu kaybettiğini düşünürseniz, bugünlerde kimin doğruları konuşma konusunda sıkıntısı olduğunu tahmin etmeniz zor olmaz. Hayır, depresyonu, delüzyonu, obsesyonu anladım da; gözümüze baka baka yalan konuşmaya ne gerek var onu anlamadım.