31 Temmuz 2011 Pazar

Kaza Geliyorum Diyor


Arsenal'in klasiğidir; her sene iyi başlar, sonra bozar. Hazırlık maçlarında 5'ler 6'lar atılır, lige de o hızla girilir, bir süre zirve yapılır. Taraftar heyecanlanır, "Acaba bu sefer olacak mı?" soruları sorulur. Sonra Kasım kapıdan baktırır, takım revire döner, ordan sonra her şey yokuş aşağı gider.

Bu sefer öyle değil. Bu sefer kaza "Geliyorum!" diye bas bas bağırıyor. Hem de öyle böyle değil; takımı izlerken benim kulağıma gelen bağırışları dizsem, burdan Kuzey Londra'ya yol olacak.

"Kaleciler güven vermiyor"
"Sol bek yok"
"Stoperler evlere şenlik"
"Yedek sağ bek ve DM hiç yok"
"Orta saha, sol açık ve forvetin yedekleri berbat futbol oynuyor"
"Takımın en önemli 2 adamı ayrılma planları yapıyor"
"Orta saha, tecrübeli ve sorumluluk alacak adam arıyor"
"Hücumda fiziksel etkinlik sıfırın altında"
"Duran toplar hala kabus"
"Takım taktiksel olarak son 5 senede hiçbir aşama kaydetmedi"
"Takım zihinsel olarak son 5 senede hiçbir aşama kaydetmedi" (Hazırlık maçını bile bağlayamıyor)
"Müzmin sakatlar yine dökülmeye başladı" (Walcott 2, Diaby 10 hafta yok)
"Takımın başındaki adam her şeyi itinayla görmezden geliyor"

Tüm bu bağırışlardan itirazınız olan varsa söyleyin. Hani, Carl Jenkinson'un Sagna'nın yokluğunu aratmayacak bir sağ bek, Gibbs'in ilk 11 materyali, Frimpong'un da Premier Lig'e hazır olduğunu düşünüyorsanız, tartışmaya açığım.

Hani düne kadar Arsenal'in problemlerinin hiçbirinden haberiniz yoktuysa ya da farkına varmadıysanız, Boca Juniors maçını izleyerek yukarıda saydığım maddelerin her birini gözlemlemeniz mümkün. Arsenal, topla oynayan ancak fazla bir şey üretemeyen taraf ve iyi oynarmış gibi gözüktüğü ilk yarıda gibi Boca Juniors'ın attığı 2 derin topla defansı karpuz gibi yarılan takım yine Gunners. Şu an için takımda, hakkında olumlu konuşabileceğim 2 oyuncudan birisi olan Gervinho'nun sağ ve soldan yarattığı 2 tehlike, Arsenal'in ilk 45 dakikadaki en olumlu hareketlerini oluşturuyor.

2. yarıya Arsenal gol atarak başlamış olsa da, aslında ikinci 45 dakika, takımın bütün zaaflarının ortaya çıkması açısından oldukça endişe verici. 2-0 öndeyken önce Squilacci, sonra da Djourou'nun bireysel hatalarıyla hediye edilen gol ve elden kaçan galibiyet... Belki sadece bir hazırlık maçından bahsediyoruz ancak beraberliğin alınış şekli, takımın kronik rahatsızlıklarını tedavi etmenin çok uzağında olduğunun açık bir göstergesi.

Bireysel hataları bir yana koyarsak, Wenger'in son 3-4 senedir bir türlü sonuç vermeyen oyun planını da aynen koruduğunu görüyoruz. Premier Lig takımlarını geçtim, dünyanın öbür ucundan gelen Boca Juniors bile, Arsenal'in orta sahaya yakın kurduğu savunmasının nasıl kolayca yarılacağını biliyordu. Wenger, orta saha ve hücumdaki oyuncularına, hala savunma görevlerinin önemini öğretebilmiş değil ve bu oyuncular, oynadıkları kompakt dizilişte, rakibe isabetli pas atacak zamanı verdiklerinde başlarına iş açıldığının farkına varabilmiş değil. Gözünüzün önünde Barcelona'nın topsuz oyununu getirin ve bunu, Barça'ya benzer bir savunma düzeniyle oynayan Arsenal'inkiyle kıyaslayın. Bu iki takımdan birisi bu işi doğru yapmakta ve sanırım bunun hangisi olduğunu söylememe gerek yok.

Geçen sene boyunca, takımdaki bireysel performanslardan o kadar çok bahsettim ve bazı oyuncuları o kadar çok eleştirdim ki, bugün yine bunlardan bahsetmeye utanıyorum. Ben Arshavin'i, Diaby'i, Squillaci'yi, Eboue'yi, Rosicky'i eleştirmekten bıktım, Wenger bu adamları ısıtıp ısıtıp önümüze sürmekten bıkmadı.

Aslına bakarsanız, dünkü maçta canımı en çok sıkan, kötü performans veya defans hataları değildi. Arsene Wenger'in, takımda kalmak istemediğini açıkça ortaya koymuş, kendisine önerilen sözleşmeyi elinin tersiyle itmiş ve kontratını bitirip serbest kalacağı son senesinde Arsenal'e hiçbir katkı yapmayacağı bariz belli olan Nasri'ye önce Fabregas'ın pozisyonunu, sonra da takımın kaptanlığını vermiş olmasıydı. Sadece bu hareket bile, Wenger'in artık işini yapacak kapasiteden ne kadar uzakta olduğunun göstergesiydi. Rooney, geçen sezon transferini istediğinde, Ferguson, onu bir sonraki maça kaptan mı çıkardı yoksa ligi riske atma pahasına kulübeye mi gönderdi? Wenger, Arsenal'i istemeyen bir oyuncuya kaptanlığı verirken ne düşünüyordu peki? Nasri'ye rüşvet verdiğini mi? Yoksa bunun Nasri'nin gerçekten umrunda olacağını mı? Arsenal bu kadar mı küçüldü? Bireylerin istekleri, takımın şerefinin üzerinde tutulur bir hale ne zaman geldi? Kulübün ekonomik durumunu düşündüğünü her dakika sayıklayan Wenger efendi, sezon sonu serbest kalacak bir oyuncu için yapılan 20 milyon poundluk teklifi neden görmezden geliyor?

Arsenal, işlerin akılla, mantıkla yapıldığı bir kurum olmaktan çoktan çıktığı için bu soruların cevabını bilmiyorum. Tek bildiğim şey var: Kaza, bu sefer geliyorum diyor ve Arsenal bile bile ladese doğru yol alıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder