25 Haziran 2011 Cumartesi

Nedir Bu Şöhret Aşkı?

İş, güç ve hastalığın peşimi bırakmadığı son bir iki haftadır, blogdan da uzak kaldım. Zamanlama olarak bu ara pek fena değildi; nitekim futbolun gündemi şu sıralar Katy Perry'nin memelerinden daha suni. Üzerinde yazı yazmayı bırakın, yorum yapılacak değerde bir haber okumayalı bayağı bir oldu. Her gün delinin biri kuyuya bir taş atıyor. Türk medyası bunu alıp manşet yapıyor, İspanyol medyası bizimkileri kaynak gösterip haber yapıyor, İngilizler İspanyollardan okuyup yorum yapıyor, sonra CNN altyazı geçiyor, El Cezire canlı yayına bağlanıyor, Wikilieaks tweet'liyor, Sözlük'te başlık patlıyor, konu dönüp dolaşıp yine bizim medyaya manşet oluyor. Ortada fol ve yumurta yokken yaşanan bu kadar laf kalabalığından sonra gelin de "gündemi takip edemedim" diyen Hakan Şükür'e kızın. Ben de edemedim Hakancığım... Neyse ki benim, memleketin geleceğine şekil verme gibi bir görevim yok.

Memlekette yayın yapan basın organlarının hiçbirine güvenmeyen, "Haberimi Joffrey Baratheon versin daha iyi" diyen birisi olarak, bizim satılmış medyanın yarattığı gündeme bakarak yorum yapmayı sevmesem de Galatasaray'ın transfer politikasıyla ilgili endişelerimi dile getirmeden de duramayacağım.

Transfer politikası aslında lafın gelişi. Yaklaşık 5-6 senedir Galatasaray'da tranferin bir politikaya dayanarak yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Kulübün transfer stratejisi, "Türkiye'ye getirebileceğimiz en şöhretli adam kim?" sorusu üzerine kurulu. "Takım hangi futbolu oynayacak, aldığımız adamlar bu futbola uyacak mı, hangi bölgede ne tür oyunculara ihtiyacmız var" gibi sorular çoktan unutulmuş durumda. Aziz Yıldırım'ın uzun süre deneyip vazgeçtiği, sonrasında Polat ve Demirören'in devraldığı bu anlayış, anlaşılan o ki, Ünal Aysal döneminde de Galatasaray'ın yakasını bırakmayacak. Eğer bugün gazetelerde okuduğumuz isimler ve onlara önerilen paraların yarısı bile doğruysa, işimiz iş demektir.

Olumsuz bir şey söylemeden önce, Selçuk İnan ve Elmander transferleri için Sezar'ın hakkını iade edelim. Bana göre bu iki adam, Galatasaray, ileride hangi taktik ve diziliş ile oynarsa oynasın yararlı olacaktır. Bu açıdan, yeni yönetimin transferi çok iyi açtığını söyleyebiliriz. Gel gelelim, bu hızlı açılıştan sonra kadronun ihtiyacı olan revizyonun hızla yapılmasını bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğradı. Aysal ve ekibi, son derece anlamsız bir şekilde, Drogba ve Forlan'ın takılarak; yeniden yapılanma, kadro revizyonu gibi kavramları komple unuttu.

Drogba, Forlan, Reyes gibi adamların Galatasaray'a kazandırılmasına diyecek hiçbir şeyim olmaz. Ancak medyada yazılıp çizilen rakamlar gerçekten endişe verici seviyelerde. Eğer Ünal Aysal, Cem Uzan'ın Jardel'i getirdiği gibi, kendi cebinden bastığı parayla taraftara bir hediye almak istiyorsa ne ala... Aksi takdirde Şampiyonlar Ligi'ni unutmuş, TV gelirleri son 3 sezondur dibe vurmuş ve taraftarını küstürmüş Galatasaray, veteran şöhretlere Katar şeyhleri gibi para saçacak durumda değil. Hele ki UEFA'nın "Financial Fair Play" kriterlerinin yürürlüğe girmesine bu kadar az zaman varken. Drogba'yı bir kenara koyayım, ancak Reyes ve Forlan'a senede 2 milyon euronun üzerinde verilecek her kuruşa yazıktır. Bakın, heavy metal grubu dağıldıktan sonra kendini alkole verip götü göbeği salmış görüntüsüyle, futbolcudan başka benzeyen Ujfalisu konusunu hiç açmıyorum bile..

Burada daha önce bahsettim. Kariyerini son 2-3 yılında keseyi doldurmak için Türkiye'ye gelen adamları toplamaya devam edersek, Portekiz, Fransa olacak derken, kendimizi Katar, Dubai ligini izlerken bulacağız. Galatasaray'ın sağlam bir scout ekibi kurarak, Avrupa ve Güney Amerika'nın böğrüne yollaması vakti geldi de geçiyor bile. Günü kurtarıp, taraftarın gözünü boyamaya yönelik transferlerle nereye kadar gidildiğini son 3 sezondur öğrendik. Bu noktada Ünal Aysal'dan beklentim, kulübün vaktini, enerjisini ve parasını 2-3 lejyoneri kovalamaya harcayacağına, transferi futbolu bilen adamların eline bırakması.

Dış transfer sorunlu gibi gözüküyorsa da, bana göre asıl problem iç transferde yaşanıyor. Galatasaray, tarihinin en berbat sezonunun sorumlusu olan oyuncularının, Barış Özbek hariç, hiçbiriyle yollarını ayırmış değil. Yabancılardan hangileri kalacak, hangileri gidecek, gerekli olduğu kesin olan revizyon ne ölçüde yapılacak belli değil. Hatta takımın kaptanı Arda'nın geleceği bile kesin değil. Durum öyle bir halde ki, şu an kim Galatasaray'ın oyuncusu, kim değil diye bakmak istediğim resmi web sitesi bile beni aydınlatmaktan aciz durumda. Ben, takımın büyük çoğunluğunu satıldığı bir operasyona karşı olduğumu daha önce belirtmiştim, ancak Galatasaray'ın yeni sezonu açmasının arefesinde daha köklü değişiklikler ve daha cesur hamleler görmeyi umduğumu söyleyebilirim.

Dikkat ederseniz, Galatasaray'ın başına yeniden geldiğinden beri, Fatih Terim konusunda tek bir kelime bile yazmadım. Kendisini ve yöntemlerini hiç sevmesem de, geçmişte bu takımı bazı hedeflere ulaştırdığı gerçeğini görmezden gelmem mümkün değil. Bu yüzden, aynı Rijkaard örneğinde olduğu gibi, Terim'i eleştirmeden önce de makul bir süre beklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Daha transferin bitmesine uzun bir süre olsa da, son dönemdeki Forlan/Drogba pembe dizilerinin Galatasaray'ın zaten darbe almış gururunu biraz daha incittiğini ve Ünal Aysal'ın imajında erken bir yıpranmaya neden olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray yönetimi, sansasyon peşinde koşmayı bırakıp gerçekten futbol oynamak isteyen ve Galatasaray'a bir takım başarıları yaşamak için gelen oyuncuları aramaya başlarsa herkes açısından en hayırlısı olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder