28 Haziran 2011 Salı

Yeni Cesc Mi?

Bundan 2 sene filan önce, Cesc-Barça flörtü ilk başladığından beri İngiliz basınında çıkan "Yeni Fabregas" haberlerinin sayısı milyonu aşmıştır. Geçen sene burada çok yorum yaptık bu konu hakkında, ancak bu sene artık hiç muhattap bile olmuyordum. Ta ki dünkü Daily Mail "özel" haberine kadar.

"Daily Mail'e güven mi olur abi?" dediğinizi duyar gibiyim, ancak adamlar bu sefer bayağı bir iddialı. Aslında haberin doğruluğundan çok, transfere konu olan ismin akla yatar oluşu ilgimi çekti.

Juan Manuel Mata, aynen Cesc gibi genç ama tecrübeli bir oyuncu. Son 4 sezondur Valencia'nın kadrosunda düzenli olarak yer alan Mata, İspanya Milli Takımı'nın da her seviyesinde oynamış bir yetenek. Avrupa futboluna şöyle bir baktığınızda, Cesc'in biraz daha ofansifi ve hızlısı gibi görünen Mata'nın, Fabregas'ın yerini doldurma potansiyeli olan birkaç oyuncudan biri olduğunu görüyorsunuz. Zaten bu özel haberin, Fabregas'ın Barça'ya gidiş hikayelerinin yoğunlaştığı bu günlerde patlaması tesadüf değil. Mata, gerçekten de Wenger'in B planı olabilir.

B Planı diyorum çünkü tahminim Wenger'in A planının Fabregas'ı takımda tutmak olduğunu tahmin ediyorum. Ancak bugün, Arsenal'in patronu Gazidis'in de açıkladığı üzere, Barcelona'nın ilgisi somut teklife geçen hafta döküldü ve €30m civarındaki ilk teklif reddedilmiş olsa bile, Barça parayı basarsa Arsenal'de artık "Hayır" diyecek hal kalmamış durumda. Zannedersem, Cesc ve Arsenal yönetimi £40m civarı bir bonservis bedelinde anlaştılar ve artık mesele tamamen Barça'nın bu seviyeye çıkmasına bağlı. Şu an kasıyormuş gibi görünen Katalanlar, eğer Alexis Sanchez'i City'e kaptırırlarsa, bana göre kesenin ağzını açmak zorunda kalacaklar.

Aslına bakarsanız, Arsenal'in Mata'yı almak için Cesc'in ayrılmasını beklemesine gerek yok. Nitekim, bir takımda sadece 1 tane kaliteli orta saha oyuncusu olacak diye bir kural yok. Arsenal'in Mata'nın bonservisine yetecek parası da var, takımda açacak yeri de. Ama tabii ki, bizim bildiğimiz Wenger Cesc'i satmadan, Mata'ya £20-25m bonservis basacak bir adam değil. Eğer Mail'in iddia ettiği gibi Arsenal, Valencia'ya resmi teklif yaptıysa, o zaman Cesc yavaştan yolcudur gibi. Zaten tatilde olduğu İspanya'dan Londra'ya geri dönmeyeceği de şimdiden yazılmaya başladı.

Tüm bunlar hala spekülasyondan öteye geçen haberler değil aslında ama böyle bir senaryo akla yatmıyor değil. Artık Arsenal defterini kapattığı ve sırf Wenger'e ve kulübe olan saygısından transferini istemediği belli olan Cesc'in yerine, benzer yeteneklere sahip, ancak daha istekli bir oyuncunun gelmesi kulağa çok da kötü gelmiyor. Tabii ki Mata haberinin tamamen balon olması ve Cesc'in satılıp yerine kimsenin alımaması gibi bir ihtimal de var ki, o da kulağa harbiden çok kötü geliyor.

26 Haziran 2011 Pazar

Kanat Enflasyonu

Arsenal cephesinde dedikodudan ibaret olmaktan çıkan, birçok kaynağın önümüzdeki hafta açıklanacağını söylediği 3 transfer var. Lille'den Gervinho, Southampton'dan Alex Chamberlain ve Velez Sarsfield'tan Ricardo Alvarez. İlginç olan ise her 3 oyuncunun da hücuma yönelik kanat oyuncuları olması. Anlaşılan Wenger, Arshavin ve Walcott'tan umudu kesmiş. 3 kanat oyuncusunun birden transfer edilmesi biraz radikal bir kararmış gibi gözükse de, bu transferler pek de süpriz değil. Wenger'in scout'larının bu 3 oyuncuyu da 1 yılı aşkın bir süredir izlediğini biliyorduk.

Gervinho için Wenger'in yaptığı ilk resmi teklifin tarihi 2007 yılıdır. Yani anlayacağınız bu adam son 5 senedir Arsenal tarafından takip edilmekte. Bu açıdan bana fena halde Chamakh'ı hatırlatıyor. Wenger onu da yıllar yılı takip etmişti. Umarım Gervinho'nun Arsenal kariyeri Chamakh'tan daha verimli olur. Geçen sezon Lille'in Fransa Ligi'nin tozunu atmasında önemli katkısı olan eleman, sezonu da 18 gol 10 asist gibi etkileyici istatistiklerle kapattı. Gervinho, Arsenal'in 3 yeni transferi içerisinde direkt takıma girip katkı yapmasını beklediğimiz isim olacak. Hız ve fizik olarak Premier Lig standartlarına çok uzak olmayan Fildişi Sahilli oyuncunun, safkan bir kanat oyuncusu olmadığı da bilinen bir gerçek. Stili bana Henry'i hatırlatmakta, ki onun da Arsenal'e bir kanat oyuncusu olarak geldiğini hatırlatmakta fayda var. Nasri'nin ayrılması halinde sol tarafta oynayacağını tahmin ettiğim Gervinho, Nasri takımda kalırsa Walcott'tan formayı alacaktır. Bu değişikliğin sonucu Walcott'u forvete kayarken görürsek şaşırmayalım. Hatta RVP'nin yokluğunda Gervinho-Walcott ikilisinin sürekli pozisyon değiştirerek oynaması da mümkün. Arsenal hücumuna çeşitlilik ve fiziksel güç kazandırması açısından Gervinho transferini olumlu görüyorum. Bu noktada tek korkum, Gervinho'nun, aynı Chamakh gibi Premier Lig'e bir gömlek eksik kalması olasılığı.

Bundan 4 sene önce Walcott'u izlerken ne görüyorsak, Arsenal'in büyük olasılıkla ikinci transferi olacak olan Alex Oxlade-Chamberlain'de de aynı şeyleri görüyoruz. Çok süratli, çok rahat adam eksilten, bitiriciliği üst seviyede genç bir oyuncu. Başka bir takımın taraftarı olsanız, kendisini izleyip heyecanlanmamanız mümkün olmaz. Ancak son yıllarda Arsenal kadrosu o kadar çok 'genç yetenek' gördü ki, sanırım Arsenal taraftarları bu transfer yüzünden nefessiz kalmayacak. Aynı Gervinho gibi, Chamberlain'in de Walcott'un formasına daha ilk sezondan gözünü dikmesini bekliyorum.

Bu 3 transferden en merakla bekleneni sanırım Ricky Alvarez olacak. 17'sindeyken Avrupa kulüplerinin dikkatini çeken, ancak dizinden geçirdiği sakatlık yüzünden transferi gerçekleşmeyen Alvarez, o dönemden beri Arsenal tarafından ilgiyle izlenmeye devam etti. Şu an 22 yaşında olan Alvarez, bazı otoritelere göre, Güney Amerika'dan İngiltere'ye gelmek için biraz yaşlı. Bu da demek oluyor ki, Arjantinlinin kendini geliştirmek için önünde çok uzun bir süre yok. İngiliz futboluna çabuk adapte olursa ne ala, olamazsa pahalı bir Wenger kumarı olmaktan öteye geçemeyecek. Kumar demişken, Wenger, Hazard, Young, Downing gibi kendini kanıtlamış adamlara yönelmek yerine, yine kendi klasiğini konuşturup Gervinho, Alvarez gibi oyuncularla kumar oynamayı tercih etti. Bana göre bu oyuncular da tutmazsa, bu yaz Wenger'in son başarısız transfer dönemi olarak tarihteki yerini alacak.

Son olarak, 3 kanat oyuncusunun birden transfer edilmesinin Vela ve Arshavin'in Arsenal kariyerlerinin sonunu işaret ettiğini söyleyebiliriz. Eğer Nasri takımda kalır ve yeni transferler iyi performans gösterirse, Walcott'un da ilk onbirde aldığı süre oldukça azalabilir. Bu transferlerin bölgesine getireceği rekabetin benzerinin diğer bölgelerde de yaşanacağını söylememiz şimdilik zor tabi. Arsenal'in orta saha, defans ve kaleye ciddi takviyelere ihtiyacı var. Umarım transferin geride kalanında Wenger, kanatlara yaptığı gibi bu bölgelere de üçer beşer takviye yapar.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Nedir Bu Şöhret Aşkı?

İş, güç ve hastalığın peşimi bırakmadığı son bir iki haftadır, blogdan da uzak kaldım. Zamanlama olarak bu ara pek fena değildi; nitekim futbolun gündemi şu sıralar Katy Perry'nin memelerinden daha suni. Üzerinde yazı yazmayı bırakın, yorum yapılacak değerde bir haber okumayalı bayağı bir oldu. Her gün delinin biri kuyuya bir taş atıyor. Türk medyası bunu alıp manşet yapıyor, İspanyol medyası bizimkileri kaynak gösterip haber yapıyor, İngilizler İspanyollardan okuyup yorum yapıyor, sonra CNN altyazı geçiyor, El Cezire canlı yayına bağlanıyor, Wikilieaks tweet'liyor, Sözlük'te başlık patlıyor, konu dönüp dolaşıp yine bizim medyaya manşet oluyor. Ortada fol ve yumurta yokken yaşanan bu kadar laf kalabalığından sonra gelin de "gündemi takip edemedim" diyen Hakan Şükür'e kızın. Ben de edemedim Hakancığım... Neyse ki benim, memleketin geleceğine şekil verme gibi bir görevim yok.

Memlekette yayın yapan basın organlarının hiçbirine güvenmeyen, "Haberimi Joffrey Baratheon versin daha iyi" diyen birisi olarak, bizim satılmış medyanın yarattığı gündeme bakarak yorum yapmayı sevmesem de Galatasaray'ın transfer politikasıyla ilgili endişelerimi dile getirmeden de duramayacağım.

Transfer politikası aslında lafın gelişi. Yaklaşık 5-6 senedir Galatasaray'da tranferin bir politikaya dayanarak yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Kulübün transfer stratejisi, "Türkiye'ye getirebileceğimiz en şöhretli adam kim?" sorusu üzerine kurulu. "Takım hangi futbolu oynayacak, aldığımız adamlar bu futbola uyacak mı, hangi bölgede ne tür oyunculara ihtiyacmız var" gibi sorular çoktan unutulmuş durumda. Aziz Yıldırım'ın uzun süre deneyip vazgeçtiği, sonrasında Polat ve Demirören'in devraldığı bu anlayış, anlaşılan o ki, Ünal Aysal döneminde de Galatasaray'ın yakasını bırakmayacak. Eğer bugün gazetelerde okuduğumuz isimler ve onlara önerilen paraların yarısı bile doğruysa, işimiz iş demektir.

Olumsuz bir şey söylemeden önce, Selçuk İnan ve Elmander transferleri için Sezar'ın hakkını iade edelim. Bana göre bu iki adam, Galatasaray, ileride hangi taktik ve diziliş ile oynarsa oynasın yararlı olacaktır. Bu açıdan, yeni yönetimin transferi çok iyi açtığını söyleyebiliriz. Gel gelelim, bu hızlı açılıştan sonra kadronun ihtiyacı olan revizyonun hızla yapılmasını bekleyenler biraz hayal kırıklığına uğradı. Aysal ve ekibi, son derece anlamsız bir şekilde, Drogba ve Forlan'ın takılarak; yeniden yapılanma, kadro revizyonu gibi kavramları komple unuttu.

Drogba, Forlan, Reyes gibi adamların Galatasaray'a kazandırılmasına diyecek hiçbir şeyim olmaz. Ancak medyada yazılıp çizilen rakamlar gerçekten endişe verici seviyelerde. Eğer Ünal Aysal, Cem Uzan'ın Jardel'i getirdiği gibi, kendi cebinden bastığı parayla taraftara bir hediye almak istiyorsa ne ala... Aksi takdirde Şampiyonlar Ligi'ni unutmuş, TV gelirleri son 3 sezondur dibe vurmuş ve taraftarını küstürmüş Galatasaray, veteran şöhretlere Katar şeyhleri gibi para saçacak durumda değil. Hele ki UEFA'nın "Financial Fair Play" kriterlerinin yürürlüğe girmesine bu kadar az zaman varken. Drogba'yı bir kenara koyayım, ancak Reyes ve Forlan'a senede 2 milyon euronun üzerinde verilecek her kuruşa yazıktır. Bakın, heavy metal grubu dağıldıktan sonra kendini alkole verip götü göbeği salmış görüntüsüyle, futbolcudan başka benzeyen Ujfalisu konusunu hiç açmıyorum bile..

Burada daha önce bahsettim. Kariyerini son 2-3 yılında keseyi doldurmak için Türkiye'ye gelen adamları toplamaya devam edersek, Portekiz, Fransa olacak derken, kendimizi Katar, Dubai ligini izlerken bulacağız. Galatasaray'ın sağlam bir scout ekibi kurarak, Avrupa ve Güney Amerika'nın böğrüne yollaması vakti geldi de geçiyor bile. Günü kurtarıp, taraftarın gözünü boyamaya yönelik transferlerle nereye kadar gidildiğini son 3 sezondur öğrendik. Bu noktada Ünal Aysal'dan beklentim, kulübün vaktini, enerjisini ve parasını 2-3 lejyoneri kovalamaya harcayacağına, transferi futbolu bilen adamların eline bırakması.

Dış transfer sorunlu gibi gözüküyorsa da, bana göre asıl problem iç transferde yaşanıyor. Galatasaray, tarihinin en berbat sezonunun sorumlusu olan oyuncularının, Barış Özbek hariç, hiçbiriyle yollarını ayırmış değil. Yabancılardan hangileri kalacak, hangileri gidecek, gerekli olduğu kesin olan revizyon ne ölçüde yapılacak belli değil. Hatta takımın kaptanı Arda'nın geleceği bile kesin değil. Durum öyle bir halde ki, şu an kim Galatasaray'ın oyuncusu, kim değil diye bakmak istediğim resmi web sitesi bile beni aydınlatmaktan aciz durumda. Ben, takımın büyük çoğunluğunu satıldığı bir operasyona karşı olduğumu daha önce belirtmiştim, ancak Galatasaray'ın yeni sezonu açmasının arefesinde daha köklü değişiklikler ve daha cesur hamleler görmeyi umduğumu söyleyebilirim.

Dikkat ederseniz, Galatasaray'ın başına yeniden geldiğinden beri, Fatih Terim konusunda tek bir kelime bile yazmadım. Kendisini ve yöntemlerini hiç sevmesem de, geçmişte bu takımı bazı hedeflere ulaştırdığı gerçeğini görmezden gelmem mümkün değil. Bu yüzden, aynı Rijkaard örneğinde olduğu gibi, Terim'i eleştirmeden önce de makul bir süre beklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Daha transferin bitmesine uzun bir süre olsa da, son dönemdeki Forlan/Drogba pembe dizilerinin Galatasaray'ın zaten darbe almış gururunu biraz daha incittiğini ve Ünal Aysal'ın imajında erken bir yıpranmaya neden olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray yönetimi, sansasyon peşinde koşmayı bırakıp gerçekten futbol oynamak isteyen ve Galatasaray'a bir takım başarıları yaşamak için gelen oyuncuları aramaya başlarsa herkes açısından en hayırlısı olacak.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Barış Manço ile 7'den 77'ye AC Milan



Barış Manço'nun bu epik 7'den 77'ye bölümünü, zamanında yaşımızın küçüklüğüne kurban vermişiz...

10 Haziran 2011 Cuma

Arsenal'de Güne Bakış

Clichy: 5 milyon pound karşılığı Liverpool'a doğru..

Nasri: 10 milyon pound karşılığı Man Utd'a doğru..

Cesc: Barça'nın teklifini beklemekte.

Bendtner: "Kesin ayrılıyorum"

Denilson: "Ben de!"

Diaby: "Evde Tottenham forması giydiğim oluyor"

Wenger'in tüm bu gelişmelere karşı atağı: Charlton'dan alınan 19 yaşındaki Carl Jenkinson...

Sonuç: Takım dağılma noktasında...

Hayvan Her Yerde Hayvan


Hazırlık maçı, cinayete teşebbüs, kart bile göstermeyen hakem... Lugano hayvanlaşmasın da kim hayvanlaşsın?

Kaçan Tavuk

Adnan Polat gibi, Galatasaray'ın ve taraftarının şerefini ayaklar altına aldıktan sonra, kulübün başından resmen zorla uzaklaştırılmak zorunda kalıp rezil olan bir Galatasaray başkanı daha var mı? Yok. Ben bu kadar rezil olmuş olsam, önce Galatasaray taraftarından özür dilerim, sonra da en az 5 sene çenemi kapar, ortalığa da çıkmam.

Polat Efendi'nin böyle mantıklı hareket edecek bir adam olmadığını zaten öğrenmiştik. Ama bugün Sabah'a verdiği röportajı okuyunca yine de şaşırdım. Daha götüne yediği tekmenin acısı dinmeden, hükümetin borazanını çalan bir yayın organından bas bas bağırıyor Adnan Polat. Üstelik CHP'lilerin kendisini istemediği gibi saçma sapan bir iddiayla.

Hani Adnan Polat, son 2 yılda 136 kupa kazanmış bir takımın başkanıyken, seçimi sürpriz bir şekilde kaybederdi de, biz de siyasi komplodan bahsederdik. Sportif başarısızlığın yanı sıra, Galatasaray'ın camiasının şerefini lekelemek gibi affedilmez icraatlara imza atan Polat'ın, başkanlık koltuğundan uzaklaştırılmasından daha normal ne olabilirdi ki?

Aslına bakarsanız AKP'nin gazetesine, "Beni CHP'liler istemedi" beyanatı vermesi, Adnan Polat'ın hükümete yaranma çabasının en son örneği. Polat, TT Arena'nın açılışını, Erdoğan'a bir siyasi zafer olarak hediye edip, karşılığını da fazlasıyla alacaktı. Ancak o gün, o açılışın mitinge dönmesini engelleyen Galatasaray taraftarı, Polat'ın tekerine çok sağlam bir çomak sokmuş oldu. Aradan çok uzun süre geçmeden ikinci bir tokadı da kongreden yiyen Adnan Efendi, bir anda hem Galatasaray başkanlığından oldu hem de hükümetle arası bozuldu. Bugünkü röportajındaki siyasi komplo iddiası da, bu bozulan ilişkileri düzeltmek için yapılmış çaresiz bir yalakalıktan öte bir şey değil.

Adnan Polat'ın hükümeti, Sabah'ın da Adnan Polat'ı yaladığı röportajın komik kısmı ise, Polat'ın, Selçuk İnan, Elmander ve Taurasi'yi kendisinin aldığını iddia ettiği ve Sabah'ın da "AKŞAM yaptığı araştırmada İsveçlinin de Polat'ın transferi olduğu bilgisine ulaştı" gibi "Kaynak: Götüm" ekolünden bir ifade kullandığı bölüm. Ha bir de Polat'ın, Rijkaard'a "4-4-3 oynama" dediğini yazmışlar ki, bunun bir yazım hatası olduğunu ummaktan başka bir şey gelmiyor elden.

Bundan 2 sene önce "Ne İstiyor Bu Adamlar?" diye bir yazı yazdım. Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra, medyanın köşe başlarında ekmek yedikleri kulübe laf söyleyen akbabalardan dert yandım. Bugün, Polat'ın açıklamalarını görünce de aklıma o yazı geldi. Belli ki Polat'ın canı bayağı acımış ve belli ki Galatasaray defterini henüz kapatmamış. "O transferleri aslında ben yaptım", "Ben iyi adamdım da çevrem kötüydü" türünden lafların başka açıklaması olamaz. Kendisinin, Galatasaray üzerindeki bu ısrarının kulübe hizmet etme aşkı olduğunu filan sanmıyorum. Belli ki ortada yenecek bir pasta var. Belli ki büyük bir kaz gelecek bir yerden. Polat da bu kazın hatırına, kanının son damlasına kadar başkanlık koltuğuna yapıştı zaten. İstifa etmek istemeyişinin sebebi, kendi çıkarlarından başka hiçbir şey değildi.

Ha "Bu kaz ne?" diye sorarsanız orasını bilmiyorum. Belki TT Arena'nın geliri, belki Riva'nın rantı... İronik olan, Polat'ın hükümete yalakalık edeyim derken hem evdeki bulgurdan hem de Riva'daki ve TT Arena'daki altın yumurtlayan kazdan olması. Beter ol, ne diyeyim ki sana...

9 Haziran 2011 Perşembe

Hala PES Oynayan Kaldı mı?

...Sanırım sadece Türkiye'de kaldı.


O değil de, Solkjaer hala yaşlanmamış.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Sessizliğin Ortasında

Blogdaki yazılara az biraz ara verdim; sebebi bir yandan iş güç, bir yandan da ortalıkta kuru transfer söylentisinden başka hiçbir şeyin olmayışıydı.

Kuru transfer söylentisi diyorum; eğer Arsenal taraftarıysanız, bugünlerde en asparagas transfer haberlerine bile muhtaçsınız demektir. Takımın 3-4 transfere ihtiyacı olduğu ortada olmasına rağmen, ortalıkta henüz transfer haberini geçtim, dişe dokunur bir söylenti bile yok. United, De Gae, Chelsea Lukaku'yu bağlamak üzere; Liverpool, Tottenham ve City'nin adları bir dolu adamla anılıyor ama henüz Arsenal'le ilgili somut bir haber okumak nasip olmadı.

Biz oyuncu transferi bekleyeduralım, şu günlerde Arsenal ile ilgili ciddi haberlerin tamamı ayrılık üzerine. Bendtner ve Denilson'un ayrılıkları kesin gibi. Barça-Cesc yılan hikayesi, geçen seneki kadar ateşli olmasa da hemen hemen her gün medyada. Kulüp açısından en büyük tehlike ise, Nasri ve Clichy'nin gitgide kapıya yaklaştığı söylentileri. Arsenal, her iki oyuncusuyla da henüz anlaşma sağlayamamış durumda ve pazarlıklar birkaç hafta içerisinde sonuçlanmazsa, her iki Fransızı da satış listesinde görebiliriz.

Aslına bakarsanız, beni asıl korkutan, Nasri ve Clichy'nin ayrılma ihtimali değil. Durumu çok tehlikeli bir hale getiren, bu oyuncuların ayrılması halinde, yerlerine transfer yapacak adamın Wenger olması. Misal ben Wenger olsam, gider Hazard'ın bonservisi neyse anlaşırım, sonra gelir pazarlık masasındaki Nasri'ye rest çekerim, "Yersen..." derim. Ben, Hazard'ı aldıktan sonra, Nasri isterse United'taki ibiş büzükdaşı Evra'nın kucaklarına koşsun, o kadar da koymaz açıkçası.

Barça-Cesc aşkının bu yaz fazla ateşli olmadığını söyledik. Ancak Fabregas yarın tersinden kalkıp transferini isteyiverse, Wenger'i tek kelimeyle kalbinden vurmuş olur. Hani gidip Scneijder, Xavi ya da Mesut'u alamayacaksanız, Cesc'in yerini kiminle doldurursunuz bilmiyorum. Oldukça iyimser Arsenal yazarları, bu işi Ramsey ve Wilshere'in yapabileceğini savunuyor, ancak ben her ikisinin de Cesc kalibresine gelmesi için daha zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Nasri, Cesc ve Clichy hep birlikte takımda kalmaya karar verseler bile Arsenal'in önemli transferlere ihtiyacı var. Takımdaki eksikleri bütün sezon onlarca kere yazdık. Benim transferden minimum beklentim, her mevkiye 1 oyuncu alınması. Bu alışverişe başlama noktası olarak da, küme düşen West Ham'den ayrılacağı kesin olan Scott Parker'dan daha iyi bir isim düşünemiyorum. Hani çok ahım şahım bir adam olmasa da, Chris Samba'ya bile razıyım şu sıralar. Yeter ki Wenger, Fransız kolonilerinden topladığı adamları getirmesin şu takıma. Premier Lig'in tozunu yutmuş, transferinin ertesi günü performans vermeye başlayacak adamlar lazım bize.

Nedense bu günlerde içimde kötü bir his var. Aslında Arsenal'i sevenler olarak her sezona pek bir umutlu başlama alışkanlığımız vardır. Ama Wenger'e olan inancım o kadar azaldı ki, daha Haziran ayından umutsuzum bu sene. Sanki Nasri, Clichy ayrılacak; daha takımın bozuk yerlerini tamir edemeden, sağlam pozisyonları da kaybedip hepten zor duruma düşecekmişiz gibi geliyor bana. Umarım yanılıyorumdur...