20 Mayıs 2011 Cuma

Elmander'i Kullanma Kılavuzu

Galatasaray yazısı yazmaktan o kadar uzaklaşmışım ki, Fatih Terim transferi açıklandı, içimden tek kelime yazmak gelmedi. Neyse ki onursuz partnerim o konuda yazmış. Ben de oturup biraz Elmander'den bahsedebilirim.

Premier Lig'i az çok izleyenleriniz, Elmander'i zaten tanıyordur. Hani şu Bolton forması giyen kocaman İsveçli. Kendisi Premier Lig'e geldiğinden beri en etkili sezonunu bu yıl geçirdi ve takımıyla beraber iyi futbol oynadığı bir sezonun ve belki de kariyerinin en iyi döneminin sonunda Galatasaray'a imza atmış olması benim için sevinç verici bir olay. En azından biliyorum ki, Elmander için Türkiye, inek sağmaya geldiği son durak olmayacak.

Gavurun "target man" dediği, "hedef adam" olayının kitabını yazıp da kapağına Elmander'i koysak sanırım fazla abesle iştigal etmeyiz. Gerçi, bu hedef adam olayını yanlış anlayan da az değil. Hedef adam, bütün gün ortaları doldurup, kafayla gol atmasını beklediğiniz oyuncuya denmez. Yani bu anlamda Elmander, bir Hakan Şükür ya da Peter Crouch değildir. Hatta bunun tam tersi, Elmander, takım hücum ederken genelde bir adım geride kalacak adamdır. Yanlış anlaşılmasın, 1.90'lık adamın hiç kafa topu alamayacağını filan söylemiyorum. Vermeye çalıştığım mesaj, Galatasaray'ın, uzun adamım var diye "orta-kafa-gol" oynamaya başlaması halinde, Elmander'den yeterli verimi alamayacağı.

İsveçli, son 6 sezonda 9 gol ortalamasıyla oynamış ki, bu rakam, bir "golcü" için pek de yeterli görünmeyebilir. Ancak anlatmaya çalıştığım da Elmander'in o bildiğiniz golcülerden olmadığı aslında.

Futboldaki hedef adam kavramını, basketboldaki pivota benzetebiliriz. Ancak pivot deyince aklınıza, aldığı bütün topları dönüp smaç yapan zamanının Shaq'ı geliyorsa, tanım yanıltıcı olabilir. Benim pivottan kastım, daha çok Sabonis tipi bir adam. Yani, takımın hücumunun merkezi olan, her hücumda, topu serbest atış çizgisi üzerinde en az bir kere eline alan ve oradan rakip potaya doğru yapılan penetreleri besleyen; rakip, pas kanallarını kapatırsa dönüp hookunu çakan bir pivot benim kafamdaki.

Galatasaray, Elmander'den verim almak istiyorsa, bu pivot tanımını iyi öğrenmeli. İsveçli oyuncunun ileri uca konulması ve asli görevinin ceza sahası çizgisi üzerinden, sırtı dönük bir şekilde hücumu beslemek olması gerekiyor. Bu görev tanımı, modern 4-3-3 oynayan bir takıma oldukça uygun. Çünkü zaten böyle bir oyun planında iki açık sürekli olarak pivotun çevresinde penetre etmekle meşgul. Bu noktada Galatasaray için tehlike, takımın son 3 yıldır bir türlü kapatamadığı pozisyonlar arası boşluklar. Eğer, aldığınız hedef adama yakın oynamayacaksanız, hiç boşuna para harcamayın derim. Elmander topu ayağına aldığı anda, en az 2 Galatasaray oyuncusu ceza sahasına dalmıyorsa, rakip stoperler kendisini rahatlıkla kitleyecektir. Takımın hücümundaki ideal senaryo, bir açık ve bir orta sahanın Elmander'e yakın oynayıp, ters kanattaki açık ve bekin ona pas alternatifi yaratması olacaktır. Böyle oynandığı takdirde, Elmander her topu aldığında, rakip savunma hem kendisine hem de ondan çıkacak pasla tehlike yaratacak 4 farklı adama konsantre olmak zorunda kalır.

Bu sene Bolton'un gol dağılımına bakarsanız, bu senaryoyu destekleyen rakamlar görürsünüz. Takımın en golcü ismi 10 golle Elmander. Onu, hücumdaki partnerleri Davies ve Sturridge 8'er golle izliyor. Onları 3'er golle açıklar Petrov ve Lee, 2'şer golle Taylor ve Holden izliyor. Yani, takımın golleri Elmander'den başlayıp simetrik bir şekilde hücum eden 5 pozisyona dağılmış durumda. Aslında İsveçlinin etkili oyunundan en çok faydalanan adam Stuart Holden idi, ancak Amerikalının süper giden sezonunu sakatlık erken kapattı. Zaten onun sakatlığından sonra Bolton hücumda bayağı da bir zorlandı.

Yine Bolton'un istatistiklerine bakarak bir konuya daha değinmek istiyorum. Owen Coyle'un takımının stoperleri bu sene 5 gol bulmuş ki, bu gollerin tamamı duran toplardan ya da kanat akınlarından gelmiş durumda. Yani Coyle, "Benim 1.90'lık forvetim var" deyip, stoperleri hücuma yollamayı bırakmamış. Tam tersi, Elmander'e konsantre olan defansın şaşkınlığından yararlanıp diğer uzun oyuncular üzerinden gol bulmuş. Özellikle Arsenal gibi kısa takımlara karşı, Elmander'in ceza sahasındaki varlığı tam anlamıyla bir kabus. Diyelim ki Elmander'e Djourou'yu verdik ve kilitledik; Cahill'e kimi vereceğiz? Haydi onu da Song savunsun; 2 metrelik Zac Knight'ı ne yapacağız. Anlayacağınız Elmander, rakip ceza sahasında sadece kafa golü atmak için bulunmuyor. Takım, onun varlığından başlayan zincirleme eşleşme problemini gole çevirebildiği zaman ondan yararlanmış oluyor.

İsveçlinin transferi üzerinde böyle açıklayıcı bir yazı yazma gereği duymamın 2 sebebi var. İlki, şu an Galatasaray'ın bir "kurtarıcı" arıyor olması. Eğer bir golcü alalım, bir sezonda 30 gol atsın, hücum problemimizi çözsün diyorsanız yanlış adamı aldınız. Hemen vazgeçin, 30-40 milyon euro'yu gözden çıkarıp Falcao'yu filan getirin. Yok, biz Elmander ile oynayacağız diyorsanız, onun attığı gol sayısından çok sahada nasıl kullanıldığına bakın. Bu açıklamaların diğer sebebi ise, bizim dallama medyadamızın, golcüleri çabucak asma geleneği. Biliyorum ki, sezonun ilk yarısını Elmander 6 golle bitirirse, medyanın köşebaşlarını kapmış kahvehane yorumcuları "Gol makinesi diye aldık.." edebiyatına başlayacaklar ve taraftarın bilinçsiz kesimlerini, İsveçliye karşı kışkırtacaklar. Bu tuzağa düşülmemesi ve İsveçlinin, Galatasaray hücumlarının sezon boyunca merkezinde kalması önemli.

Sonuç olarak, Elmander'in iyi bir transfer olduğunu söylemem mümkün. Özellikle, Baros'un miyadının dolduğunu düşünen birisi olarak, Galatasaray'ın ileri ucundaki değişimi oldukça olumlu karşılıyorum. Ancak yazdığım bir dolu açıklamanın bir anlam kazanması için Galatasaray camiasının tekrar futbol konuşulan bir yer haline gelmesi gerekiyor. Nitekim, son 3 sene içerisinde kadroya birçok kaliteli adam girdi çıktı ve takımın oynadığı futbol her geçen gün geri gitti. Fatih Terim'in önündeki en önemli görev, Galatasaray'ın futbolcu kavgalarının, takım içi gruplaşmaların, kimin hocayı sattığının konuşulduğu bir yer olmasının önüne geçmek olacaktır. Eğer, bu gerçekleşir ve takım tekrar teknik, taktik konuların önem kazandığı bir yere dönüşürse, o zaman Elmander hakkında yazdıklarım da belki anlam kazanır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder