28 Mayıs 2011 Cumartesi

Arsenal Sezon Sonu Ahkamı: Hücum

Robin Van Persie
RVP, ligin sonunda tamamen dağılan Arsenal takımının ayakta kalan bir kaç adamından birisi oldu. Sezonu 19 gol ve kendi standartlarının çok üzerinde maç oynayarak kapatan Hollandalının, son birkaç sezondaki yaraları sardığını söyleyebiliriz. Eğer bardağı dolu gören biriyseniz, kendisinin kariyerinin en üretken dönemine geldiğini ve bundan sonraki bir kaç sezon iyice patlama yapacağına da inanabilirsiniz ki, benim de buna diyecek bir şeyim olmaz. RVP açısından, kağıt üzerinde, iyi bir sezonu geride bıraktık ve bunun daha kötüye gitmesi için bir sebep yok.

Yoksa var mı?

Biraz acımasız olacak biliyorum ancak ben RVP'nin, Arsenal'in kronik problemlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Kendisinin kaliteli bir oyuncu olduğuna şüphe yok ancak sezonu kapatmaya bir kontrolsüz hareket kadar yakın oluşu büyük bir problem. Son 4-5 yıl gösterdi ki, RVP her sezonun kritik bir bölümünü sakatlık yüzünden kaçırmakta ve takımın gol umutlarını yedek forvetlere bırakmakta. Bu durum, Arsene Wenger'in kaliteli yedek bulundurmama politikasıyla birleştiğinde Arsenal'e ciddi zararlar verebiliyor. Bana göre Wenger, "Nasıl olsa RVP var" diyerek, sağlam bir forvet almadığı her sezona risk alarak başlıyor, ama tabi kendisinin en sevdiği şey bu. Risk almak ve bunların elinde patlamasını tekrar tekrar izlemek.

RVP'nin kalitesini tartışmak istemiyorum ancak kendisinin oyunuyla ilgili ufak bir eleştirim var. Persie'nin bu sezon attığı golleri arka arkaya dizip izlerseniz, neredeyse tamamımının ceza sahasında ayağına oturan volelerden geldiğini görürsünüz. Karşı takım ceza sahasındaki boğuşmalarda pek bir ürkek olan Persie'nin, rakip stoperlerin üzerinden vurduğu bir kafaya rastlamanız zor. Bu duruma, kendisinin zayıf fiziği kadar, ceza sahası dışı oyununa biraz fazla konsantre olması da sebep oluyor. Öyle ki, Arsenal'in bu sezon rekor sayıda başarısız orta yapmasının sebeplerinden biri de, RVP'nin hep yanlış yerlerde yakalanıyor oluşu. Eğer, Man Utd'lı Hernandez'in attığı gollere bakarsanız, ceza sahası içerisinde etkili olmak için çok güçlü bir fiziğe sahip olmanız gerekmediğini görürsünüz. Doğru zamanda, doğru yerde pozisyon alarak bir araba dolusu gol atmanız mümkün. RVP'nin, Arsenal orta sahasındaki pas trafiğinde kaybolmayı bırakıp, fırsatçılığı üzerinde ciddi çalışması gerekiyor.

Dediğim gibi, belki biraz acımımasız davranıyor olabilirim. Sonuçta, RVP takımın en golcü oyuncusu. Ona gelene kadar, kendine çeki düzen vermesi gereken belki 20 tane adam var. Zaten, bütün sezon boyunca RVP'yi eleştiren de tek bir satır yazmadık. Sezon sonu gelmişken bu noktayı paylaşmak istedim. RVP, ne kadar iyi olursa olsun, arkasında ona rakip olabilecek bir yedeğe ihtiyacı var ama Wenger'in, bu yaz forvet arayışında olacağını hiç zannetmiyorum.

Sonuç: Çok iyi ve daha da iyi olmaması için hiç bir sebep yok.

Samir Nasri
PFD tarafından yılın futbolcusu adayı gösterilen 2 Arsenalliden birisi Nasri. Sezonun ilk yarısında oynadığı futbol göz kamaştırdı. İkinci yarı bütün takımla beraber o da duruldu. Hani futbolda "Her an skoru değiştirebilecek oyuncu" diye bir laf var ya, işte kendisi bu tanıma cuk diye oturan bir arkadaşımız.

Nasri, Arsenal'e transfer olduğu günden beri düzenli olarak kendini geliştirmekte ve bu yönüyle, Wenger'in hayal kırıklığı yaratan gençlik projesinin tek istisnası durumunda. Kendisi ayrıca, para harcadığınız zaman kaliteli adamlar alabileceğinizin de kanıtı.

Bu sene, Nasri'yi öne çıkaran, geçtiğimiz yıllara göre oldukça efektif hale gelen oyunu oldu. Arsenal'e geldiği ilk yıllarda, topla oynamayı daha çok seven ve bu yüzden Premier Lig'in sert savunmaları karşısında zorlanan genç oyuncu, bu sene top ayağındayken çok daha etkiliydi. Kendisinin özellikle RVP ile çok iyi anlaşması, sezonun ilk yarısında Arsenal açısından oldukça yararlı oldu.

Nasri, sahip olduğu yeteneklerle, Fabregas'ın doğal bir ikamesi olsa da, Arsene Wenger, mecbur kalmadıkça, onu, orta sahanın göbeğinde oynatmıyor. Bunun sebebinin, Nasri'nin sahip olduğu ofansif yetenekler olduğunu tahmin etmek güç değil. Rakip kaleye yakın olduğunda, kendisinin ne kadar tehlikeli olduğunu bu sezon iyice öğrenmiş olduk. Bu ek olarak, Nasri, Arsenal kadrosundaki en iyi savunma yapan açık oyuncusu konumunda. Kendisinin göbekte oynayıp, kanatta Arsavin'in oynadığı maçlarda Clichy'nin ne hallere düştüğünü hep beraber gördük.

Ben bu satırları yazarken, Nasri, Arsenal yönetimini pazarlık masasında terletmek ile meşgul. 1 sene daha kontratı olan Nasri'nin, bu seneki performansına dayanarak zam istediği, Arsenal yönetiminin de, önümüzdeki sezon bedelsiz serbest kalmaması için kendisine imza attırmaya çalıştığı bilinen gerçekler. Nasri önümüzdeki 1 ay içerisinde imza atmazsa, büyük ihtimal bu yaz kendisine gelen tekliflerden birisi Arsenal tarafından değerlendirilecek. Aynı durum, Clichy için de söz konusu. Zaten Fabregas'ın geleceğinin belirsiz olduğu bir ortamda, eğer Wenger, Nasri'yi de kaybederse, seneye Arsenal'i çok zor günler bekleyebilir. Nasri de bunun farkında olarak çatır çatır pazarlık yapıyor tabi ki.

Sonuç: Denilson'dan açılan maaş bütçesi kendisine verin ve takımda tutun.

Andrey Arshavin
Arsene Wenger'in son 5 senedeki en büyük hatası sürekli olarak "ısrar" etmesi. Wenger, bazı oyuncular üzerinde öylesine ısrar ediyor ki, taraftarı o oyuncudan nefret etme noktasına kadar getiriyor. Andrey Arshavin'in hikayesi, Wenger'in bu ısrarının, oyuncuları nasıl olumsuz etkilediğinin iyi bir göstergesi. Geçen sezon, neredeyse her Arsenal maçından sonra, Arshavin'i eleştirdim, bir dolu tabloyla, grafikle onun ne kadar verimsiz bir oyun oynadığını anlattım. Bu sene de, bu verimsizliğin sebebini, Arshavin'in uyum sorununa bağlamaya çalışan bir yazı yazdım. Sebebi ne olursa olsun, Küçük Rus'un bir türlü isteneni veremediği açıkça ortadaydı. Buna karşılık, Arsene Wenger, Arshavin'in geçen seneki verimsizliği görmezden gelmekle yetindi ve hatta rus oyuncudan çok memnun olduğunu her fırsatta belirtti. Zaten, Arshavin de geçen sezonu, takımın en çok ilk 11 başlayan adamı olarak kapattı.

Ortada bir sorun varsa ve teknik direktörünüz bunu görmezden gelip, kendiliğinden geçmesini bekliyorsa, kendisine boşuna para ödüyorsunuz demektir. Geçen sene, Arshavin, belli ki uyum sorunu yaşadı ve Wenger bu problemi dikkate alıp da yaz boyunca üzerinde çalışmadı. Küçük Rus, bu sezona daha da kötü bir performansla başladı ve Wenger'in onun üzerindeki ısrarı, Emirates'te bir takım homurtular yükselinceye kadar devam etti. Bu noktadan sonra, sakatlıktan dönen Walcott formayı aldı ve sakatlıkların elverdiği süre içerisinde Nasri ile birlikte ilk 11'in ilk tercihi olarak devam etti. Yani, Arshavin, 1,5 yıllık ısrarın sonucunda zerre yol katedemeden kulübeye dönmüş oldu. Wenger, belki bu kulübeye yollama işini geçen sene yapıp, Arshavin'e kendisine çeki düzen vermesi için yardımcı olsaydı, bu sezon Küçük Rus'tan daha çok verim alacaktı. Ama maalesef, Wenger'in dünyasında "çözüm" diye bir şey yok, onun yerine "inkar" ve "ısrar" var.

Bana göre, Arshavin, Arsenal kadrosundaki en kötü oyuncu değil ancak "Para ediyorken satalım" kategorisinin en tepesinde o var. Kendisinin, bu saatten sonra daha iyiye gitmesi veya bir anda takıma uyum sağlaması zor gözüktüğünden, bana göre, İtalya, Rusya ve Türkiye'den ciddi talipleri varken elden çıkarılmalı.

Sonuç: Olmayacak dua

Theo Walcott
Benim için hakkında yorum yapmanın en zor olduğu oyuncu belki de Walcott. Gününde olduğu zaman durdurulamaz bir oyuncuya dönüşen bu adamın, istikrarlı bir sezon geçirdiğini görebilecek miyiz, bilmiyorum.

Belki Arsenal taraftarının kendisinden beklediği büyük patlamayı henüz yapamadı ancak Walcott'un da, aynı Nasri gibi, yol katettiği bir gerçek. Bu sene, zaman zaman tek başına maç alan performanslar ortaya koyan genç oyuncunun, defansif disiplini de adeta sıçrama yaparak arttı. Bu defansif gelişmenin, şu an önündeki en büyük engel, Walcott'un ikili mücadelelerde hala biraz ürkek olması. RVP ve Cesg gibi, o da vücuduna %100 güvenemeyenler kulübünde.

Her ne kadar kötü bir sezon geçirmemiş olsa da, Walcott'a senelerdir yöneltilen klasik eleştiriler hala geçerliliğini koruyor gibi. Bir ilk onbir adamı olmadığı ve hep bir "supersub" olarak kalacağı, kanat bindirmelerini sonuçlandırırken aldığı kararların yanlış olduğu ve kendisinin sadece hızdan ibaret bir futbolcu olduğu gibi klasik eleştiriler, Walcott'un gelişimiyle beraber yavaştan ortadan kaybolsalar da, şimdilik tamamen geçersiz olduklarını söyleyemeyiz. Genç oyuncu, gerek sakatlıklarıyla, gerekse istikrarsız performanslarıyla, hala bir sezonda 50 maça kaldıracak bir ilk onbir adamı görüntüsü vermiyor. Kanat bindirmelerindeki problemler hala devam etmekte ki, bu sezon açıkça görüldü ki, eğer Walcott her topu aldığında kaleye yönelirse daha etkili oluyor. Kendisinin bu sene geliştirdiği noktalardan birisi de şutları ancak ben aynı gelişimi orta ve paslarda da görmek isterdim açıkçası. Gerçi ortalar konusu bu sene bütün Arsenalli futbolcuların ortak problemi olduğundan, Walcott'u bu konuda eleştirmek çok da isabetli olmaz. Belli ki ortada bir taktiksel sorun var.

Dediğim gibi, Walcott hakkında yorum yapmak zor. Kendisini Barcelona'nın sol kanadını peşine takmış yardırırken izleyip hayran kalmamanız mümkün değil. Ancak, aynı adam, kompakt savunma yapan daha mütevazi takımlara karşı bir o kadar da sıradan görünüyor. Sanırım kendisini hala "potansiyel" olarak değerlendirmek zorundayız. Beklentiyi karşılayıp karşılamayacağının kararı ne zaman alınır, orası ayrı bir tartışma konusu.

Sonuç: Olacak dua

Marouane Chamakh
Sezonun en garip hikayelerinden birisi Chamakh'a ait. RVP'nin takıma döndüğü Aralık ayına kadar bütün maçlara ilk onbir çıkıp 6 gol atan Chamakh, Aralık ayında "yorgunluk" nedeniyle kulübeye çekildi ve ordan sonra da kendisinden haber alan olmadı. Aralık-Mayıs arası 6 ayda, attığı toplam gol sayısı 1 ve o da kupada Leyton Orient'e karşı.

Chamakh'ın takımdaki ilk birkaç ayı aslında oldukça umut vericiydi. İleride çok çalışan, iyi paslaşan ve gerektiğinde gol de atan bir forvet görüntüsü çizen Faslı oyuncu, Arsenal'in aradığı adam olabileceğinin izlenimini veriyordu. RVP'nin kadroya dönmesiyle, kendisinin iyi bir forvet ve faydalı bir rotasyon oyuncusuna dönmesini bekleyen bizleri ise ufak bir şok bekliyordu. Önce "ağır yorgunluk" sebebiyle bir süreyi dinlendirilerek geçiren Chamakh, daha sonra yedek soyunarak çıktığı maçlarda hiç bir katkı yapamayıp formayı Bendtner'e kaptırıyordu.

Kendisinin yaşadığı basit bir form düşüklüğü müdür, yoksa basına yansımayan başka problemler mi vardı pek bir fikrim yok. Ligin ilk 3 ayında sürekli ilk onbir başladıktan sonra, Wenger'in başı sıkıştığında sahaya attığı bir adama dönüşünce momentumunu kaybetmesi tabi ki normal. Bana asıl ilginç gelen, Arshavin'in formsuzluğuna, Walcott'un sakatlığına rağmen, Wenger'in son 6 ayda tek 1 kere bile RVP'yi sola çekip Chamakh'ı forvette sahaya sürmemesiydi. Wenger'in taktiksel çeşitlilikten ısrarla kaçmasının kötü etkilediği tek adam da Chamakh değil zaten.

Önümüzdeki sezon, Chamakh'a, kendini kanıtlaması için bir şans daha verilecektir. Bu şansı nasıl kullanacağı da Arsenal'deki geleceğini şekillendirecek. Nedense, kendisinden pek ümitli değilim ben.

Sonuç: Şimdilik 3. forvet

Nicklas Bendtner
Geçtiğimiz bir kaç sezondaki tüm Arsenal yazılarında yerden yere vurduğum Bendtner'i, bu yazıda hiç eleştirmek istemiyorum. Nitekim, Chamakh'tan bahsederken değindiğim, Wenger'in taktiksel obsesyonundan en çok çeken adam oldu kendisi. RVP'nin nispeten sağlıklı bir sezon geçirmesiyle oynadığı toplam süre, bir önceki sezona nazaran, yarı yarıya düşen Bendtner, bu sürenin büyük çoğunluğunu son 20 dakikada, Walcott'un yerine oyuna girip sağ açık oynayarak geçirdi. Doğal olarak da, bu bölgede hiç bir varlık gösteremedi.

Wenger'in artık iyiden iyiye sıyırdığının bir başka göstergesi aslında bu. Bendtner, ömrünü forvet oynayarak geçirmiş, bir kanat oyuncusunda olması gereken hiç bir fiziksel ve mental özelliği üzerinde bulundurmayan bir adam. Bir forvet olarak kendini Arsenal taraftarına kanıtlamaya uğraştığı bir dönemde, kendisini sürekli sağ kanada atarak, Wenger'in neyi başarmaya çalıştığını anlamak için ilahi güçlere sahip olmak gerekiyor.

Arsenal, sezon boyunca en az 10 tane maçta rakip savunmayı açma zorluğu yüzünden puan kaybetti. Bu maçların hiç birinde, Arsene Wenger, "Şu bizim uzun Danimarkalı oğlanı ceza sahasına koyayım belki 2 kafa topu alır" diye aklından geçirmedi. RVP, 70 dakika hiç bir varlık gösteremediği maçlarda bile pozisyonunu korudu; değişiklik hep Walcott, Arshavin ve Bendtner arasında yapıldı ve sonuç hep hüsran oldu.

Kendisini çok sevmem ancak, Bendtner'in Arsenal'i terk etmek isteyişini anlıyorum. Bu yaz büyük ihtimalle ayrılacak ve buna da çok üzüleceğimi söyleyemem. Tabi ki bunun gerçekleşmesi durumunda Wenger'in, çok sağlam bir forvet alması gerekecek. Mümkünse, RVP'yi de yedek bırakacak kalitede bir forvet.

Sonuç: Bağlasan durmaz

En bir sonuç: Hernandez-Rooney-Berba, Drogba-Torres, Carroll-Suarez, Balotelli-Tevez-Dzeko, Premier Lig'in tepesindeki takımların tamamının birden fazla kaliteli golcüleri var. Bu şartlar altında, ligin en kırılgan adamlarından birisini barındıran Arsenal hücum hattının, kaliteli bir yedek forveti olmaması çok büyük bir eksiklik. Bendtner'in de takımdan ayrıldığını göz önüne alırsak, bu yaz, Wenger'in forvet transferi yapması farz. Forvet derken, Leyton Orient'in 20 yaşındaki, gelecek vadeden Kongo asıllı Fransız oyuncusu Coco Jambo'dan bahsetmiyorum tabi ki. Kendini üst düzey seviyede kanıtlamış, kariyerli bir adam (Benzema?) alınmayacaksa hiç zahmet edilmesin.

Hücum hattının iki kenarı da Nasri'nin gitme/kalma kararından sonra tekrar şekillenecek gibi. Wenger'in scoutları Eden Hazard'ı 2 yaşından beri takip etmekte ama bu transfer bu yaz gerçekleşir mi göreceğiz. Onun dışında, Ashley Young gibi bir adam Villa'dan kurtarılmayı bekliyor. Nasri, Clichy, Fabregas, Bendtner gibi adamların kaderleri belli olduktan sonra bir transfer hareketliliği beklememiz mümkün.

Günün Anlam ve Önemi

Size de Bu Yakışır

Bugünkü final için Londra'ya 5 gün önceden gelen takım Barcelona; onlara tesislerinin kapısını açan takım Arsenal; oradaki resmi duvardan söküp Twitter'a şaklabanlık olarak aktaran da Barcelona'nın kaptanı..

Barcelona, son 3-4 senedir o kadar çok övüldü ki, takımın tamamı şımarık ve kişiliksiz dallamalara dönüştü. Avrupa'nın en antipatik takımı olma yolunda hızla ilerliyorlar. Aynen devam şaklabanlar..

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Film Şeridi Gibi

Blackpool'a yazık oldu; Birmingham'ın kupa sevinci kursağında kaldı; Wolves önce öldü, sonra dirildi; Wigan son 4 sezonda 2. kere son hafta puanıyla kurtuldu.. Maceralı bir Premier Lig'in sonuna gelindi. Hakeden kazandı, Arsenal yine sıvadı, 3 aylık geri sayım şimdiden başladı. Kaldı 84 gün...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

The Thin Red Line

Premier Lig, Premier Lig olalı böyle düşme hattı görmedi. 5 takım, son haftaya 1 puan farkla giriyor ve son dördün averajları bile birbirine yakın. Atılan gol sayısının ligde kalanı belirlediği bir senaryoya şahit olabiliriz yarın. Herhangi bir tahmin yapmak imkansıza yakın olsa da, izninizle biraz sallamak istiyorum.

Bana göre, yarın, Wolves, kendi sahasında Blackburn'u yenerek ligde kalır. Blackpool, Birmingham ve Wigan'ın kaderleri ise, kendi performanslarından daha çok, oynadıkları takımın performansıyla belirlenir. Blackpool, şampiyon United ile oynayacak ve Ferguson yedek ve gençlerden kurulu bir takımla sahaya çıkacağını şimdiden açıkladı. Bu Blackpool için avantaj gibi gözükse de, United'ın yedeklerinin Schalke'ye ne yaptığını hep beraber gördük. Tarafsız adamın gönlünde ayrı bir yeri olan Blackpool yarın kaybederse, Tottenham'ın, Birmingham'ı daha ağır bir şekilde yenmesini bekleyecek. Ligin sonunu berbat getiren ancak Liverpool galibiyetiyle moral bulan Spurs, yarın kazanamazsa, Avrupa Ligi şansını kaybedebilir. Bu sene Şampiyonlar Ligi'nin tadını alan Tottenham'ın, Avrupa Lig'ini ne kadar umursadığı ayrı bir soru işareti olsa da, yarın sahaya kazanmak için çıkacaklarını sanıyorum. Wigan'ın rakibi, Stoke için yarınki maç çok da bir şeyi değiştirmeyecek olsa da, kaybetmeleri halinde 2-3 sıra birden düşmeleri ihtimali var. Premier Lig'deki her sıranın yaklaşık £1m değerinde olduğunu düşünürseniz, onların da kazanmaya çalışacağını öngörebilirsiniz.

Ben şahsen, Blackpool ve Wolves'un kalmasını istiyorum. Nitekim, seyircisi maçlara gitmeye tenezzül etmeyen Wigan zaten Premier Lig'i hakeden bir kulüp değil. Öte yandan, Birmingham ligin en kazma kulübü ve oynadıkları futbol gerçekten göz ağrısı. Blackburn ise ne idüğü belirsiz sahipleri ve saçma sapan yönetim kararlarıyla iyice antipatik bir kulüp halini almış durumda.

Ben ne istersem isteyeyim, yarın herşey sahada çözülecek. Tahminim olan son 5'i şuraya yazacağım ki, yarın bakıp bakıp gülelim.

Wolves - 43
Blackburn - 40
Wigan - 40
Birmingham - 39
Blackpool - 39
West Ham - 34

20 Mayıs 2011 Cuma

O Hızla Nereye Git Biliyor musun?

The Sun'ın bugünkü özel haberini okurken bir kaç kere durakladım açıkçası. Önce bir tarihe baktım, bugün 1 Nisan mı kontrol ettim; sonra kendi kendime kızdım Sun neden Arsenal ile dalga geçiyor diye. Sonra baktım ki, haber hakikatten ciddi. Yani bildiğin Denilson'un, Arsenal'den ayrılıyor olduğu haberi. Yıllardır beklediğim gün gelmiş de farkında değil mişim.

Bu aslında beklenmedik bir şey değildi de, haberin içeriğinde Denilson'un ettiği laflar beni "Şaka mı bu?" tepkisi vermeye itti. Eleman diyor ki,
"I am a winner and I came here to win trophies but I've been here for five years and won nothing"
Vay anasını, Arsenal kadrosundaki uzak ara en berbat oyuncu olan Denilson'un ettiği lafa bakar mısınız? Kendisi "Winner" imiş, 5 yıldır hiç bir şey kazanamamış. Kanserli hücrenin, üzerine kök saldığı vücudu "sağlıklı değil" diyerek terk etmesi gibi bir şey sanırım bu.

Denilson, ya çok fazla Charlie Sheen twiti okuyup, beyin özürlü olmayı "winner" olarak tanımlamayı öğrenmiş ya da kazanmak kavramının ne olduğundan haberi yok. Sen bugüne kadar neyi kazanamışsın, kazandırtmışsın ki "winner" olasın yahu? Sayısalda 3 tutturmuşluğun bile yok lan! Arsenal'e gelmeden önce bir hiçtin, Wenger'in kanatları altından çıktığından anda bir "hiç" olmaya devam edeceksin.

Kendisi hakkında çok fazla çene yorup kendimi yormak istemiyorum. Tek söyleyeceğim, Arsene Wenger'in senelerdir katlandığı adamlardan birinin sonunu hep beraber görüyoruz. Bir 19'luk ve bir 20'lik genç gelip formayı aldı Denilson'dan, kendisi de gemiyi terkediyor artık. Ah Arsene ah, sana ne kadar ah etsek azdır bu beş para etmez adamı bize zorla izlettiğin için.

Neyse bugün kızgın geçirelecek bir gün değil aslında. Tam Arsenal'den adam olmayacağı sonucuna bağlamıştık ki, bu hayırlı haberle uyandık. Kazamız mübarek olsun diyorum. Umuyorum gerisi de çorap söküğü gibi gelir.

Elmander'i Kullanma Kılavuzu

Galatasaray yazısı yazmaktan o kadar uzaklaşmışım ki, Fatih Terim transferi açıklandı, içimden tek kelime yazmak gelmedi. Neyse ki onursuz partnerim o konuda yazmış. Ben de oturup biraz Elmander'den bahsedebilirim.

Premier Lig'i az çok izleyenleriniz, Elmander'i zaten tanıyordur. Hani şu Bolton forması giyen kocaman İsveçli. Kendisi Premier Lig'e geldiğinden beri en etkili sezonunu bu yıl geçirdi ve takımıyla beraber iyi futbol oynadığı bir sezonun ve belki de kariyerinin en iyi döneminin sonunda Galatasaray'a imza atmış olması benim için sevinç verici bir olay. En azından biliyorum ki, Elmander için Türkiye, inek sağmaya geldiği son durak olmayacak.

Gavurun "target man" dediği, "hedef adam" olayının kitabını yazıp da kapağına Elmander'i koysak sanırım fazla abesle iştigal etmeyiz. Gerçi, bu hedef adam olayını yanlış anlayan da az değil. Hedef adam, bütün gün ortaları doldurup, kafayla gol atmasını beklediğiniz oyuncuya denmez. Yani bu anlamda Elmander, bir Hakan Şükür ya da Peter Crouch değildir. Hatta bunun tam tersi, Elmander, takım hücum ederken genelde bir adım geride kalacak adamdır. Yanlış anlaşılmasın, 1.90'lık adamın hiç kafa topu alamayacağını filan söylemiyorum. Vermeye çalıştığım mesaj, Galatasaray'ın, uzun adamım var diye "orta-kafa-gol" oynamaya başlaması halinde, Elmander'den yeterli verimi alamayacağı.

İsveçli, son 6 sezonda 9 gol ortalamasıyla oynamış ki, bu rakam, bir "golcü" için pek de yeterli görünmeyebilir. Ancak anlatmaya çalıştığım da Elmander'in o bildiğiniz golcülerden olmadığı aslında.

Futboldaki hedef adam kavramını, basketboldaki pivota benzetebiliriz. Ancak pivot deyince aklınıza, aldığı bütün topları dönüp smaç yapan zamanının Shaq'ı geliyorsa, tanım yanıltıcı olabilir. Benim pivottan kastım, daha çok Sabonis tipi bir adam. Yani, takımın hücumunun merkezi olan, her hücumda, topu serbest atış çizgisi üzerinde en az bir kere eline alan ve oradan rakip potaya doğru yapılan penetreleri besleyen; rakip, pas kanallarını kapatırsa dönüp hookunu çakan bir pivot benim kafamdaki.

Galatasaray, Elmander'den verim almak istiyorsa, bu pivot tanımını iyi öğrenmeli. İsveçli oyuncunun ileri uca konulması ve asli görevinin ceza sahası çizgisi üzerinden, sırtı dönük bir şekilde hücumu beslemek olması gerekiyor. Bu görev tanımı, modern 4-3-3 oynayan bir takıma oldukça uygun. Çünkü zaten böyle bir oyun planında iki açık sürekli olarak pivotun çevresinde penetre etmekle meşgul. Bu noktada Galatasaray için tehlike, takımın son 3 yıldır bir türlü kapatamadığı pozisyonlar arası boşluklar. Eğer, aldığınız hedef adama yakın oynamayacaksanız, hiç boşuna para harcamayın derim. Elmander topu ayağına aldığı anda, en az 2 Galatasaray oyuncusu ceza sahasına dalmıyorsa, rakip stoperler kendisini rahatlıkla kitleyecektir. Takımın hücümundaki ideal senaryo, bir açık ve bir orta sahanın Elmander'e yakın oynayıp, ters kanattaki açık ve bekin ona pas alternatifi yaratması olacaktır. Böyle oynandığı takdirde, Elmander her topu aldığında, rakip savunma hem kendisine hem de ondan çıkacak pasla tehlike yaratacak 4 farklı adama konsantre olmak zorunda kalır.

Bu sene Bolton'un gol dağılımına bakarsanız, bu senaryoyu destekleyen rakamlar görürsünüz. Takımın en golcü ismi 10 golle Elmander. Onu, hücumdaki partnerleri Davies ve Sturridge 8'er golle izliyor. Onları 3'er golle açıklar Petrov ve Lee, 2'şer golle Taylor ve Holden izliyor. Yani, takımın golleri Elmander'den başlayıp simetrik bir şekilde hücum eden 5 pozisyona dağılmış durumda. Aslında İsveçlinin etkili oyunundan en çok faydalanan adam Stuart Holden idi, ancak Amerikalının süper giden sezonunu sakatlık erken kapattı. Zaten onun sakatlığından sonra Bolton hücumda bayağı da bir zorlandı.

Yine Bolton'un istatistiklerine bakarak bir konuya daha değinmek istiyorum. Owen Coyle'un takımının stoperleri bu sene 5 gol bulmuş ki, bu gollerin tamamı duran toplardan ya da kanat akınlarından gelmiş durumda. Yani Coyle, "Benim 1.90'lık forvetim var" deyip, stoperleri hücuma yollamayı bırakmamış. Tam tersi, Elmander'e konsantre olan defansın şaşkınlığından yararlanıp diğer uzun oyuncular üzerinden gol bulmuş. Özellikle Arsenal gibi kısa takımlara karşı, Elmander'in ceza sahasındaki varlığı tam anlamıyla bir kabus. Diyelim ki Elmander'e Djourou'yu verdik ve kilitledik; Cahill'e kimi vereceğiz? Haydi onu da Song savunsun; 2 metrelik Zac Knight'ı ne yapacağız. Anlayacağınız Elmander, rakip ceza sahasında sadece kafa golü atmak için bulunmuyor. Takım, onun varlığından başlayan zincirleme eşleşme problemini gole çevirebildiği zaman ondan yararlanmış oluyor.

İsveçlinin transferi üzerinde böyle açıklayıcı bir yazı yazma gereği duymamın 2 sebebi var. İlki, şu an Galatasaray'ın bir "kurtarıcı" arıyor olması. Eğer bir golcü alalım, bir sezonda 30 gol atsın, hücum problemimizi çözsün diyorsanız yanlış adamı aldınız. Hemen vazgeçin, 30-40 milyon euro'yu gözden çıkarıp Falcao'yu filan getirin. Yok, biz Elmander ile oynayacağız diyorsanız, onun attığı gol sayısından çok sahada nasıl kullanıldığına bakın. Bu açıklamaların diğer sebebi ise, bizim dallama medyadamızın, golcüleri çabucak asma geleneği. Biliyorum ki, sezonun ilk yarısını Elmander 6 golle bitirirse, medyanın köşebaşlarını kapmış kahvehane yorumcuları "Gol makinesi diye aldık.." edebiyatına başlayacaklar ve taraftarın bilinçsiz kesimlerini, İsveçliye karşı kışkırtacaklar. Bu tuzağa düşülmemesi ve İsveçlinin, Galatasaray hücumlarının sezon boyunca merkezinde kalması önemli.

Sonuç olarak, Elmander'in iyi bir transfer olduğunu söylemem mümkün. Özellikle, Baros'un miyadının dolduğunu düşünen birisi olarak, Galatasaray'ın ileri ucundaki değişimi oldukça olumlu karşılıyorum. Ancak yazdığım bir dolu açıklamanın bir anlam kazanması için Galatasaray camiasının tekrar futbol konuşulan bir yer haline gelmesi gerekiyor. Nitekim, son 3 sene içerisinde kadroya birçok kaliteli adam girdi çıktı ve takımın oynadığı futbol her geçen gün geri gitti. Fatih Terim'in önündeki en önemli görev, Galatasaray'ın futbolcu kavgalarının, takım içi gruplaşmaların, kimin hocayı sattığının konuşulduğu bir yer olmasının önüne geçmek olacaktır. Eğer, bu gerçekleşir ve takım tekrar teknik, taktik konuların önem kazandığı bir yere dönüşürse, o zaman Elmander hakkında yazdıklarım da belki anlam kazanır.

Hangi Fatih Terim?

Ünal Aysal'ın Galatasaray'ın başkanı olmasıyla birlikte, "Teknik direktör kim olacak?" sorusu cevap bulmak için sıraya girmişti. Bu sorunun cevabını Fatih Terim olarak aldık; sıradaki soru ise "Hangi Fatih Terim?" 90'lardaki, futbolun değişimine ayak uyduran, kazanmak için varını yoğunu ortaya koyan, takım sarsılmaya başladığında, kendini Galatasaray'ın önüne koyarak takımı ayak tutan Terim mi; yoksa kendini geliştirmek yerine 20 yıllık devlet dairesi müdürü gibi egolarına yenilen, futbolun değişimine ayak uyduramayan ve hala 15 yıl öncesinde kalmış Terim mi?

Ben sorunun cevabının 2.'si olacağını düşünen taraftayım. Aslında taraf olmak da istemiyorum, çünkü daha süreç başlamadan bir taraf olmak, Galatasaray'ın, Fatih Terim'in ve Ünal Aysal'ın üzerinden anlamsız bir baskı yaratacak. Sonucunda da başarılı olacakları varsa, o ihtimal de daha başlamadan sona erecek... Bu yüzden cevabımı, "Fatih Terim'in başarılı olacağını düşünmüyorum, ama Galatasaray'ın bu yeni dönemdeki başarısının tek belirleyicisinin Fatih Terim'in kendisi olacağını düşünüyorum" olarak değiştiriyorum...

Rijkaard geldiğinde, evet bu sefer olacak diye düşünmek bile büyük bir keyifti. Ama zaman ilerdikçe ve yıllardır beklediğimiz "ekol yaratmak, istikrar sağlamak vb. gibi terimlerin bize çok uzak olduğunu anladıkça umutlarım tükendi. Aslında tüm bunların gelecekte bir gün gerçekleşeceği umudu hala içimde bir yerlerde var, ancak şu anki durum içerisinde dönemlik (en az 2-3 yıllık) önlemler alan, futbolunu şekillendirebilen ve başarıyı yakalayabilecek bir Galatasaray'a destek vermek, yanında olmak şu an bütün Galatasaray taraftarlarının olduğu gibi benim de tercihim alacak.

Sonuç olarak; Galatasaray'da tarihinin en önemli dönemi başlıyor. Başında da "gelecek için", klişe tabiri ile tam bir kapalı kutu olan Fatih Terim var ve bu kutudan çıkacak olan Fatih Terim, Galatarasaray'ın önündeki en az 2-3 sezonu tayin edecek.

Umarım tüm Galatasaray severler için en iyisi olur, çünkü artık Galatasaray'ı izlerken ve hakkında konuşurken heyecanlanmak istiyorum...

19 Mayıs 2011 Perşembe

Arsenal Sezon Sonu Ahkamı: Orta Saha

Jack Wilshere
Aaaah Jack... Sezonun uzak ara en iyi oyuncusu. Wilshere'in, yarim sezon Bolton'da kiralik oynadiktan sonra, gelip Arsenal 11'ine yerlesmesi 2 şeyin göstergesi. Bir, kendisi çok yetenekli bir adam. İki, mevkisindeki diger arkadaslar bes para etmez.

Wilshere'in bu seneki performansini asil etkileyici yapan, 3-4 yilini forvet arkasi oynayarak geçirmis bir genç olarak, Wenger'in kendisine verdigi daha derindeki pozisyona kolay uyum saglayabilmesiydi. Djourou'dan bahsederken Arsenal'in sezonunu kurtaran adamlardan biri oldugunu söylemistim. Nasil Djourou'nun beklenmedik performansi Arsenal defansini rezil olmaktan kurtardiysa, ayni sekilde Wilshere de Arsenal orta sahasini olasi bir felaketten kurtarmis oldu.

Geçen sene kiralik olarak sadece 14 maç oynayan bir oyuncunun, bu sene gelip 48 maçta bütün orta saha yükünü tek basina çekmesi aslinda pek de akıl alacak bir iş değil. Diaby ve Ramsey'in tüm sezonu sakat geçirdigini düsünürseniz, eger Wilshere asşısı tutmasaydı, Arsenal yine Denilson'a muhtaç kalacakti. "Wenger ile olmaz" dedigim zaman kızan çok oluyor, ancak bu adam aynı kumarı 3-4 senedir hep oynuyor.

Bütün sezonu gayet istikrarli bir sekilde geçiren Wilshere, aslinda son 1-2 ayda bu yükü üzerinde fazlasiyla hissetti. Aston Villa karsisinda, kafa ve vücut olarak çok yorgun bir adam vardi ve genç oyuncunun çilesi bununla da bitmiyor. Ingiltere Federasyonu, su an zaten A Milli Takim formasi giyen Wilshere'i, yazin yapilacak U-21 Avrupa Sampiyonasi'na götürmeye hazirlaniyor. Wilshere'in milli görev oldugu için "hayir" diyemedigi bu saçmaligin önüne geçilmezse, genç oyuncu ya bu yaz sakatlanip rahatlayacak ya da önümüzdeki sezona 2 ay geç baslamak zorunda kalacak. A milli takima kadar yükselmis bir oyuncuyu, gençlerin kendilerini göstermeye çalistigi bir sampiyonaya götürmek nasil bir saçmaliktir, anlayan varsa bana da anlatsin.

Kendisi üzerinde çok fazla yapilacak yorum yok aslinda. Bu sene gösterdigi gelisimi birkaç sezon daha sürdürürse, Avrupa'nin en iyi oyuncularindan biri haline gelmesi isten bile degil. Su an için oyununun elestirilebilecek tek yani, ceza sahasi içi ve önünde yeterince cesur olmayisi. Genel olarak topun kiymetini bilen ve çok az top kaybiyla oynayan Wilshere, henüz bitirici paslari yapacak olgunluga ulasmis degil, ki bu son derece normal. Ancak hücuma çiktigi anlarda sutu neredeyse hiç düsünmeyisi biraz garip. Arsenal gibi, Premier Lig'in kendi sahasinda, ceza sahasi disindan golü bulunmayan tek takiminda oyunuyorsaniz, belki bu fazla göze batmaz, ancak Wilshere'in sutlari üzerinde bu yaz biraz çalismasi gerekiyor.

Sonuç: Fabregas'tan beri Arsenal'e gelmis en heyecan verici genç yetenek.

Cesc Fabregas
Fabregas için 10/11 sezonu ikilemler içerisinde geçti. "Barça'ya gitsem mi, gitmesem mi?", "Sakatligim düzeldi mi, yoksa tekrar nükseder mi?", "Bu takimdan köy, kasaba olur mu; olmaz mi?", "Denilson'a kafa göz girissem mi, girismesem mi?", "Sakallarimi keseyim mi, yoksa uzun iyi mi?"...

Anlayacaginiz, Arsenal'e liderlik etmesi beklenen birisi için biraz fazla dumanli Fabregas'in kafasi. Sahadaki oyununu geçtim, suratina baktiginizda bile anliyorsunuz bunu. Barcelonali oyuncularin bitmek bilmeyen açiklamalari karistiriyor kafasini. Kendi kaptanligi altinda, takimin bir türlü adam olmamis olmasi üzüyor onu. Üstüne üstlük, baldirindaki sakatligin yavastan kroniklesmeye baslamasi, kafasi zaten rahat olmayan kaptani, fizik olarak da kendinden süphe eder hale getirdi. Bu sezon 13 lig maçini kaçiran Cesc, 2007'den beridir de 30 lig maçinin üzerine çikabilmis degil. Su an baldirindaki problem sadece maç kaçirmasina neden olmuyor, oynadigi maçlarda da %100 performans vermesinin önüne geçiyor.

Cesc için sezonun en önemli olayi, Ispanyol basinina yaptigi açiklamalar oldu. Takimin bu haliyle hiçbir sey kazanamacagini kabul eden kaptan, "Kazanmak ya da yetistirmek arasinda bir tercih yapma zamani geldi" diye konustu. Bu laf aslinda "Siz yetistirmeye devam edecekseniz, ben yavastan kaçacagim" demek. Belli ki eleman bikmis artik dördüncülüklerden ve bunun için kimse kendisini suçlayamaz. Wenger'e ve Arsenal'e olan saygisi olmasa, Cesc çoktan uçar giderdi de, bakmayin kulübün ona verdiklerinin hatrina son 2 sezondur takiliyor ortamda. Bu saatten sonra da, onu takimda tutacak tek sey, Arsenal'in ciddi oldugunu ona göstermesi olabilir.

Fiziksel ve mental formsuzlugun sonucudur mudur bilmiyorum, bu sezon Cesc'in paslari disindaki tüm özelliklerinde ciddi bir düsüs var. Sutlari inanilmaz çelimsiz bir hal almis durumda. Kullandigi duran toplardan herhangi bir sonuç çiktigini hatirlamiyorum. Özellikle frikikler konusunda israr ettigi birkaç maçta, resmen berbat duran toplar kullandigini hatirliyorum. Wenger'in "sutsuz oynayin" talimati, sanirim takimin tamamini çürütmüs durumda. Nasri ve RVP hariç isabetli sut çeken adam kalmadi takimda.

Bana göre Fabregas, önümüzdeki sezon yararli olacaksa önce kafasini temizlemeli ve Arsenal'de kalmak isteyip istemedigine karar vermeli. Eger gerçekten gitmek istiyorsa da, bunu açik açik belirtmeli. Kendisinin ayrilmasini kesinlikle istemem, ancak kafasi bambaska yerlerde olan bir liderle oynayan bir takim izlemeyi de midem kaldirmaz.

Sonuç: Saglam kafa ve saglam bir vücut edindigi takdirde bu takimin temel tasi olmaya devam eder.

Alex Song
Son 2 yilda takimda kendini en çok gelistiren adamlardan birisi Song. Yine son 3 yildir kadroda tek bir alternatifi bulunmayan adam yine Song. Kaleci ve stoperle beraber, Wenger'in ihmalinin affedilemez hatalarindan birisi de defansif orta saha bölgesinin zayifligi. Flamini gittiginden beri, Song bir alternatif istiyorum diye bagiriyor, ancak gelin bunu Wenger'e anlatin.

Song'un sezonunun ilk yarisi ilginç bir sekilde gollü basladi. Bu, birçok kisi tarafindan olumlu karsilansa da, benim için endise vericiydi. Takim savunmasi konusunda çok büyük zaaflari bulunan Arsenal'in, tek ve alternatifsiz defansif orta sahasinin macera aramaya baslamasi, resmen kazaya davetiye çikarmakti. Bu maceraci rol, 3-4 maç boyunca rakipleri sasirtmayi basardiysa da, Song'un golleri çok kisa bir süre sonra, rakipler önlem almaya baslayinca, kesiliverdi. Bu noktadan sonra Wenger, Song'u ileri-geri kullanmaya devam etti ve bir nevi Kamerunluya en iyi bildigi seyleri de unutturmus oldu.

Song'un dogru kullaniminin nasil sonuç verdigini görmek isteyenler açip son Man Utd maçini izleyebilirler. Saçma sapan ofansif görevler yerine, sadece en iyi bildigi ise konsantre olan eleman, maç boyu Rooney'e kelepçe takti ve United'i resmen tek basina kuruttu.

Bana göre Arsenal'in, savasçi bir orta sahaya her zaman ihtiyaci olacak. Biliyorum, Wenger, Barça örnegine bakip, Song'tan bir Busquets yaratma hayallari kuruyor, ancak hem Song'un top tekniginin Barça altyapisi almis Busquets'in 5 gömlek altinda oldugunu görmüyor hem de Premier Lig'in sürati ve sertliginin daha agresif DM'ler gerektirdigini anlayamiyor. Bana göre Song, her maç rakibin orta sahasini baltalamak amaciyla sahaya çiksa çok daha etkili olacak. Tabii ki kendisine dogru düzgün bir alternatifin takima kazandirilmasi da, hem rakabet hem de Kamerunlunun ekonomik kullanimi açisindan önemli.

Sonuç: Bize Song lazim, Busquets degil.

Abou Diaby
Biliyorum, bu adamin top teknigine kanip, kendisinin iyi futbolcu oldugu sonucuna varaniniz çok. Ama bana inanin ki, son 5 senede bu takima katkisi sabah aksam yerlere vurdugum Denilson'dan azdir. Bir kere bu adam sürekli sakat. Son 5 sezonun 4'ünde 15 maç ve alti oynadi ki, bu dönemin yarisindan çogunda ilk onbir oyuncusuydu. Ne zaman 2 maç iyi oynadigini görsek, bunu hep bir sakatlik izledi ve Diaby, 2-3 ay saglikli kalip Arsenal'e dogru düzgün bir katki yapamadi.

Sakat olmadigi zamanlardaki Diaby'i tanimlamak için tek kelime yeter: "Tembel". Tembel, ruhsuz, dikkatsiz.. Bir orta saha oyuncusunda aramadiginiz tüm özellikleri kendisinde toplamis durumda. Saçma sapan bir hata yapip rakibe pozisyon versin, kendi kalesine kafa golü atsin, takimi, 4-0 önde gittigi maçta 10 kisi biraksin, "Ama top teknigi iyi".

Wenger, bu adama 4 sene sabretti. 5. senenin baslamasiyla beraber formayi 18'lik Wilshere'e verdi. Bu, Diaby'den cacik olmayacaginin kaniti degildir de nedir? Wilshere'i geçtim, Aaron Ramsey bütün sezonu sakat geçirdikten sonra geldi Diaby'nin önüne geçti. Önümüzdeki sezon da büyük ihtimal ayni sekilde baslayacak. Diaby'nin hikayesi, Arsenal'in son 6 senesinin özeti gibi, hak etmeyenlere gösterilen bitmek bilmeyen sabir ve elde edilen koskoca bir "hiç".

Sonuç: Arsene Wenger'in manevi oglu oldugundan süpheleniyorum. Bir an önce evlatlik verilse iyi olur.

Denilson
Kendisinin hala Arsenal'den maas aliyor olmasi, tek basina Wenger'i kovmak için yeterli sebep.

Sonuç: Terbiyem elvermiyor sonucu yazmaya.

Aaron Ramsey
Üzerinden Shawcross geçmeseydi, belki Ramsey için de Wilshere'inkine benzer bir yazi yazacaktik. Ancak maalesef genç oyuncu sezonun büyük bölümünü kaçirdi. Sakatliginin iyilesmesi sonrasi form tutmasi için Forest'a kiralanan Ramsey, oradaki birkaç ayda etkileyici performanslar ortaya koymayi basardi. Ligin son döneminde, Arsenal'e geri dönen genç oyuncuyu, Man Utd karsisinda çok iyi bir maç çikarirken de izledik.

Bana göre, eger Wilshere büyüyünce Fabregas olacaksa, Ramsey de Xabi Alonso olacak. Su an oynadiklari pozisyonlara bakarak tam tersi bir gelisimin oldugunu söyleyebiliriz, ancak bana göre, Wilshere'in oyun stili Fabregas'in rolünü üstlenmek için daha uygun. Öte yandan Ramsey ise, daha gösterissiz ve basit oynamayi seven yapisiyla, ileride iyi bir derinden oyun kuran orta saha oyuncusu olmaya aday. Tabi ki, bu noktada, basit oynamak ile risk almamak arasindaki farki anlamasini umuyoruz. Nitekim, kendisinin Xabi Alonso mu, yoksa Gareth Barry mi olacagina bu ayrimi iyi yapabilmesi karar verecek.

Sonuç: Bir sezonu Shawcross tarafindan gasp edildi, ancak hala ümitliyiz.

En bir sonuç:
Orta saha, önce Cesc'li mi yoksa Cesc'siz mi devam edecegine karar vermek zorunda. Cesc'in gitmesi halinde üst düzey bir oyun kurucu transferi farz halini alir. Bana göre Diaby ve Denilson'un yerine, biri safkan DM olmak üzere 2 tecrübeli transfer yapilmasi sart. Ancak bu durumu 5 senedir görmezden gelen Wenger'in, bu yaz harekete geçmesini pek de ummuyorum. Wilshere, muhtemelen önümüzdeki sezona çok yorgun girecek ve bunun sezon içi performansini etkileyecegi kesin gibi. Su siralar Scott Parker ismi, Arsenal ile birlikte aniliyor, ancak Wenger'in, Tottenham ve Liverpool ile fiyat yarisina girme olasiligi düsük. Gençlerden Lansbury'nin, önümüzdeki sezon forma bulmaya baslamasi da sasirtici olmaz.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Dördüncülük de Başarı Mı?

İmam, ikinciliği başarı bellerse cemaat ligi 4. bitirirmiş..

Acaba 21 yıldır Alex Ferguson'un ağzından çıkmış mıdır, "İkincilik başarıdır" lafı? Ben hatırlamıyorum, duyan olduysa bana hatırlatısın.

Chelsea'nin puan kaybetmesinin hemen ardından, sahasında, küme düşme hattının üzerine zorlukla kendini atabilmiş Villa'yı ağırlayan Arsenal'den, 2.'lik için bir atak, taraftara kendini affettirmek için bir iştah beklersiniz değil mi? Yok işte, 2. bitirsen ne olacak, 4. bitirsen ne olacak? Hoca, ne kadar saçmalarsa saçmalasın kovulmayacağından emin; oyuncular ortalama performanslarının ödüllendirileceğini biliyor; yönetimde "gık!" diyebilecek kimse yok. O zaman neden zahmet edip oynasın Arsenal?

Kötü oyun filan değil problem aslında. Asıl sorun, Wenger'in yerleştirdiği bu rezil kafa yapısı. Eğer Wenger'in göstermelik yapacağı 1-2 transferin bu örümcek ağını temizleyeceğini zannediyorsanız Polyannacılık oynamaya devam edin. Arsenal'in kurtuluşu için tek çözüm var.

Eğer Man City, yarın kendi sahasında Stoke'u yenerse, sıralamada Arsenal'in 1 puan önüne geçiyor. Son hafta Arsenal, çok formda Fulham (son 5 maç 3G,1B), Manchester City ise son 4 maçını kaybeden Bolton deplasmanına gidiyor. Bahis yapcak olsam, evi barkı satar City'e yatırırım.

Birmingham'a kaybedilen Carling Kupası finalinden beri Arsenal, oynadığı 14 maçta 3 galibiyet, 5 beraberlik ve 6 yenilgi aldı. Hani kupa finaline çıkmadan önce 4 kulvarda devam eden Arsenal'den bahsediyorum. Bak o maçtan sonra ne yazmışım:
"Dünkü felakete Arsenal'in göstereceği reaksiyon, senelerdir "çoluk çocuk" olarak nitelendirilen takımın, erkekliğe adım atıp atmadığının iyi bir göstergesi olacak. Umuyorum, tarih bu sefer tekerrür etmez de, takım geri kalan 3 kulvarı sonuna kadar kovalamaya devam eder"
O zaman daha ümidim varmış demek. Takımın diğer 3 kulvarı kovalayabileceğini bile ummuşum. Yazık bu umutlara yahu.

Wenger, başarı sayar mı, saymaz mı bilmiyorum, ancak Arsenal ligi dördüncü bitirirse, Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynamak zorunda kalacak. Bu ekstra maçlar, en kolay rakiple bile eşleşseniz, size ligi erken açmak zorunda bıraktığı için zararlılar. Üstüne üstlük Villareal, Bayern Münih gibi sakat bir rakibe toslama ihtimaliniz de var. Arsenal'in kötü sonuç almasını kesinlikle istemem, ancak takım bu yazı hiçbir değişiklik yapmadan geçirir de, ön elemeyi kaybederse, bıyık altından da gülerim. Eğer Wenger'den kurtulmanın faturası buysa, ödemeye razıyım açıkçası.

Dün Arsenal takımı, kendi sahasındaki son maçta, sahayı yuhlanarak terk etmek zorunda kaldı. Hem de stadın bir bölümünün tepkisi değildi bu. Maçın sonuna tahammül edebilmiş ne kadar adam varsa hepsi yuhladı takımı. Çok çok çok çok çok geç kalmış bir tepki olsa da, en azından bir protesto olması güzel. Sahada hiçbir şey yapmayan, obsesif ihtiyar yönetimindeki ruhsuzlar ordusunun hak ettiklerinin yanında bu "yuh" az bile.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Arsenal Sezon Sonu Ahkamı: Defans

Johan Djourou: Arsenal, bugün Şampiyonlar Ligi'ne gidiyorsa, bana göre bunu 2 adama borçlu ki bunlardan birisi de Djourou. Yanlış anlaşılmasın, JD, Arsenal'i tek başına sırtlayacak kadar muhteşem bir sezon geçirmedi. Ancak, 1 yıllık sakatlık döneminden gelip, ilk 11'deki formayı Squillaci'nin elinden almasaydı, bana göre, takım ligi ilk 4 bitirmekte zorlanacaktı.

Fizik olarak baktığınızda, JD, aslında Arsenal'in aradığı stoperin özelliklerini taşıyor. Üstelik, boyuna rağmen topla oyunu da gayet yeterli. Ancak, mental ve liderlik vasıfları açısından değerlendirirseniz, hala katetmesi gereken çok yol olduğunu görürsünüz. Aynı, Szczesny gibi, ilk 11'e yerleşmesini takip eden 2-3 ay boyunca bir "balayı" dönemi yaşayan Djourou, Vermaelen'in geri dönmeyeceği anlaşılıp sırtındaki sorumluluk artınca, yavaştan bir form düşüklüğü yaşadı. Arsenal'in, sezon sonunda yaşadığı kan kaybında, aslında onun form düşüklüğünün direk etkisi var, çünkü, bu dönemde yenilen gollerin büyük çoğunluğu duran toplardan geldi. Balayı süresince, ceza sahası içerisindeki tüm topları çıkıp alan Djourou, son dönemde hep yanlış yerlerde yakalandı.

Ben, Djourou'nun Arsenal'de bir geleceği olduğuna inanıyorum. Özellikle bu sezon gösterdiği gelişime devam ederse, 1-2 sezon içerisinde ilk onbire yerleşmesi mümkün. Ancak, aynı Szczesny gibi, o da kendisine yol gösterecek tecrübeli bir mentorun yokluğunu çekmekte. Arsenal, teknik kadrosunun yarısı, geçmişinde defans oynamış adamlardan oluşsa da, sahadaki performansıyla örnek olan bir mentorun yerini hiç bir şey tutmuyor.

Sonuç: İyi bir yedek stoper..

Laurent Koscielny: Çok ilginç bir adam Koscielny aslında. Oyun zekası çok yüksek, pozisyon almasını çok iyi biliyor, topla çok rahat ve bir stopere göre oldukça süratli. Gel gelelim, kendisi Premier Lig standarlarına göre bir fazla çelimsiz. Hani, yer tutmasını ne kadar iyi bilirseniz bilin, Stoke City'nin azmanları, bir duran topta, hep beraber ceza sahanıza geldiğinde, stoperleriniz işlevinden çok boyu önemli hale geliyor. Eğer, stoper ikiliniz yeterli fiziksel etkiye sahip değilse, yediğiniz gollerin %55'i de duran toplardan oluyor.

Arsenal'in, Barcelona ile oynadığı 2 maçı izlerseniz, Koscielny'nin ne kadar kaliteli bir stoper olduğunu açıkça gözlemleyebilirsiniz. 2. maçta RVP atılıp da Arsenal dağılana kadar Koscielny, mükemmele yakın bir futbol oynadı. Tabi, onun böylesine parladığı takımın, hava toplarını neredeyse hiç düşünmeyen Barcelona olması da tesadüf değil. Aynı adamı Stoke, Bolton, Everton karşısında izlediğinizde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.

Koscielny'i ilginç yapan, fiziksel eksikliğinin onun bir safkan bir Premier Lig stoperi olmasına izin vermeyecek olması. Belki çok dominant bir partnerle oynarsa bu eksikliği fazla göze batmaz ancak onun için de yanlış kulübün formasını giyiyor. Doğru kullanıldığı takdirde Arsenal kadrosunda geleceği olan bir adam kendisi. Umarım, yanlış partnerler yüzünden harcanmaz.

Sonuç: Kaliteli bir yedek stoper.

Sebestien Squillaci: Arsene Wenger'in, Mikael Silvestre'den boşalan "Boktan Fransız stoper" kontenjanı için özenle seçtiği bir arkadaş kendisi. Bu sezonki en göze çarpan başarısı "Wenger döneminin en kötü transfleri" listesinde Francis Jeffers'in 10 senedir koruduğu birinciliğini zorlamak oldu. Hani genç oyuncularda yapılan transfer yanlışlarını anlarım belki de, 30 yaşında bir adamı alınıp da bu kadar kötü çıkması, Wenger'in son yıllarda iyiden iyiye yoldan çıktığının göstergesi gibi.

Squillaci'yi korkutucu yapan, sadece gösterdiği vasat performanslar değil; kendisinin, her sahaya adım attığında, tüm takıma yaydığı panik havası.. Bunun en çarpıcı örneğini görmek için 4-4 biten Newcastle maçına bakmanız mümkün. 50. dakikada sakatlanan Djourou sahadan çıkarken, Arsenal 4-0 öndeydi. Squillaci'nin girişiyle başlayan paniğin sonucu da felaket oldu. 2 hafta önceki Man Utd maçında, sakatlanan Djourou'nun yerine oyuna girerken de, Emirates'te bir "eyvah" uğultusu yükseliyordu.

Belli ki, bu adamın defanstaki varlığı kimseye güven vermiyor. Wenger'in, bir an önce yanlıştan dönüp kendisini Fransa'ya geri yollaması gerekiyor. Arsenal gibi kamyon yüküyle gencin sırada beklediği bir kulüpte, beş para etmez veteranlara verilecek her kuruş ve dakikaya yazıktır.

Sonuç: Geldiği gibi gitsin.

Thomas Vermaelen: Bu sezon neredeyse hiç oynamayan Verminatör hakkında bir değerlendirme yapmamız zor. Kendisini bir sezon öncesinden "İyi bilirdik" ve önümüzdeki sezon eski formuna dönmesini ummaktan başka çaremiz yok. Sağlık olduğunda Arsenal'in en iyi stoperi olan Vermaelen'in kaliteli bir partnerle oyununu daha da yükseltmesi mümkün ama tabi gelin bunu Wenger'e anlatın.

Bu arada Wenger demişken, Fransızın, Vermaelen'in dönüşü konusunda gözümüzün içine baka baka yalan söylediğini de hatırlatmamız gerekiyor. Ara transfer döneminde stoper alıp almayacağını soran gazetecilere, "Vermaelen Mart ayında dönüyor; gerek yok" diyen Wenger, 1 ay sonra yaptığı, "Vermaelen'in bu sezon dönmeyeceğini zaten biliyordum" açıklamasıyla, kendisinden transfer bekleyen taraftara attığı kazıklara yeni bir tanesini eklemişti.

Sonuç: Son bıraktığımızda çok iyi adamdı. Umarım aynen döner.

Bacary Sagna: Arsenal'in şu anki kadrosunun en istikrarlı ismi kesinlikle Sagna. Kendisi bana göre dünyanın en iyi sağ beklerinden birisi ve her sezon kötü oynadığı maçların sayısı 1-2 taneyi geçmez. Defansif özellikleri oldukça etkileyici olan Sagna'nın, ofansif oyununda hala gelişime açık yerler var. Sanırım, şu anda Arsenal kadrosunda yerini hiç bir şekilde tartışmayacağım bir adam varsa o da kendisi. O yüzden kendisinin değerlendirmesini kısa tutuyorum.

Sonuç: Aynen devam.

Gael Clichy: Modern futbol, bekleri 90 metrede çalışan işçiler haline getirdi ve Clichy'de bu akımın başarılı temsilcilerinden. Sagna ile birlikte bütün maç ileri geri çalışıp, orta sahaya ve hücuma sürekli yardım etmeleri, Arsenal'in oynamak istediği futbol açısından çok önemli. Zaten şu an Barcelona'nın da kendisinin peşinde olması da bu yüzden. Clichy'nin sol taraftaki sürekli varlığı, modern formasyonları uygulamak isteyen her hocanın arayıp da bulamadığı şey.

Clichy'nin çalıştığı 90 metrenin 88'ine diyecek hiç bir şeyim yok. Ancak, kendisinin ilk ve son 1 metrede kronik problemleri var. Kronik diyorum çünkü, kendisi bu takımın en tecrübeli oyuncularından birisi ve bir takım hataları senelerdir futbolundan ayıklayamadı. Fransızın ilk metredeki sorunu, defans çizgisini korumakta zorlanıyor oluşu. Arsenal'in rakibe karşı karşıya pozisyon verdiği maçların klasik içeriği, 2 stoper ve Sagna'nın oluşturduğu ofsayt hattını Clichy'nin bozduğu tekrar görüntüleri. Clichy'nin gerideki bir başka defosu da, her maç mutlaka kritik bir bireysel hataya imza atması. Son 2 sezondur önünde Arshavin'in oynaması ve onun aksattığı defansif görevlerin sonuçlarına Clichy'nin katlanması sebebiyle, bu bireysel hatalara biraz daha yumuşak bakabiliriz. Ancak, Arsenal gibi, yüksek defans çizgisiyle oynayan bir takımda ofsayt hattını bozacak şekilde pozisyon almanın sonuçları ölümcül olabiliyor. Clichy'nin bir an önce bu konuda birşeyler yapması gerekiyor.

Fransızın üzerinde çalışması gereken diğer bir husus da, sahanın öteki ucunda. Bütün maç ileri geri koşan, orta sahayı rahatlatan ve hücuma yardım eden Clichy, tüm bu üretimin malzemesini alacağı noktada, yani rakip ceza saha çevresinde zorlanmakta. Yaptığı ortaların hedefi bulma yüzdesi çok düşük olan Fransızın, şut/pas seçimleri de gayet kötü. Aslında bu çok acı çünkü aslında bir "defans" oyuncusu olan Clichy'nin 90 metre çalıştığı işi bitirememesi kendi emeğine de gölge düşürüyor.

Olumsuz konuşuyormuşum gibi gözüktüyse, düzelteyim. Clichy çok yararlı bir oyuncu ve bu yaz ayrılması ihtimali bence Wenger'in uykularını kaçırıyordur. Umarım kendisi takımda kalır da, bu mevki için de transfer beklemek zorunda kalmayız.

Sonuç: Kesinlikle kalmalı ancak üzerinde biraz çalışılmalı.

Emmanuel Eboue: Daha önceleri buraya bir kaç kere yazdım ama yine tekrar edeyim. Eboue, iyi niyetli ve çalışkan bir adam, ancak kendisinde Ödemiş patatesi kadar beyin yok. Liverpool maçındaki yaptırdığı penaltı, bu adamın kariyerinin tek pozisyondaki özeti. Bundan 2 sezon önce, Emirates'te koro halinde yuhlandığında, hepimizin Arsenal kariyerinin sona erdiğini düşündük ancak Wenger'in gereksiz ısrarlarından o da yararlandı ve takımda kaldı. Bu sezon, geçtiğimiz 2-3 sezona kıyasla oynadığı dakikaların yarıya inmesi de, Wenger'in ona olan inancının kırıldığının göstergesi. Eboue, bu sene "rotasyon" oyuncusundan, "mecbur kalırsam oynatırım" oyuncusuna dönüştü ve bu gerileme, 2 Arsenal bekinin de alternatifsiz kalmasına yol açtı. Öyle ki, Arsenal'in bu sezon en fazla forma giyen 3 oyuncusundan 2'si Clichy ve Sagna.

Wenger, yine geçtiğimiz sezonlarda, Eboue'yi sağ açık, sol bek gibi değişik yerlerde de deniyordu, ancak bu sezon neyse ki bu maceralara pek girmedi. Bu muhafazakar duruş, Eboue'nin, artık güven vermediğinin bir başka kanıtı. Şu an için, Arsenal taraftarının bir bölümü kendisini bir "kült" oyuncu olarak görüyor ancak geri kalanın görüşü pek de parlak değil. Özellikle Liverpool maçından sonra kendisine yönelen çok ağır eleştirileri okuduktan sonra anladım ki, taraftarla arası bir kere bozulup düzelen Eboue, Arsenal formasıyla bir hata daha yaparsa, çirkin şeyler olacak. O yüzden Wenger'in kendisini yavaştan göndermesi yerinde olur.

Sonuç: İyi niyetli ancak eşeğinizi bile emanet edemeyeceğiniz bir adam. Tez yollana..

Kieran Gibbs: Clichy'nin mini-me'si.. Çalışkan hızlı ama defansif açıdan güven vermekten uzak. Bu sezon kendisini neredeyse hiç izleyemedik çünkü sezonun büyük bölümünü sakat geçirdi. Aslında, Gibbs'in en büyük problemi de bu sakatlıklar. Bundan 1-2 sene önce kendisine, "hot prospect" gözüyle bakılıyordu ama tam kendisini geliştireceği yıllardan o kadar çok sakatlandı ki, ne yeterli dakikaları alabildi, ne de aksayan defansif oyununun üzerine bir şeyler koyabildi. Son 2 senede sadece 8 maça çıkabilen genç oyuncu için gelecek pek parlak gözükmüyor bence. Yeteri kadar, sakatlık maduru oyuncusu olan Arsenal'in son ihtiyacı olan şey kronik hasta.

Sonuç: Daha çok gelişmesi gerek ama sakatlıklardan zaman bulamıyor. Kendisine gelene kadar yollanması gereken o kadar çok adam var ki, ne desem boş.

En bir sonuç:
Aynı kaleci gibi, stoper de, Wenger'e transfer için yalvardığımız bir pozisyon halini aldı. Seneye aynı stoper dörtlüsüyle girilecekse hiç boşuna uğraşılmasın bence. Squillaci'nin yerine, üst düzey bir transfer şart. İki bekten genelde memnunuz ancak her ikisinin de yedekleri de güven veren adamlar değiller. Bu sezon gerçekleşmedi ancak, bir gün beklerden biri ağır bir sakatlık geçirirse, takımın başı çok ağrıyacak.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Arsenal Sezon Sonu Ahkamı: Kaleci

Premier Lig'de bir sezonun daha sonuna geldik. Ligin dibindeki mücadele hala devam ediyor olsa da, zirvenin sıralaması aşağı yukarı belli oldu gibi. Bu saattten sonra sonra yaşanabilecek tek değişiklik, Man City'nin, Arsenal'i geçerek sezonu 3. bitirmesi olabilir ki, böyle bir ihtimal bu yazının sonucuna pek de etki etmez. Nitekim, Wenger'in aksine, bendeniz için 2, 3 ya da 4.'lük arasında pek bir fark yok.

Bugün başlayacağım sezon değerlendirmesi, geçtiğimiz yıl içerisinde az çok bu satırları takip etme sabrını göstermiş azınlık için belki çok yeni bilgiler içermeyecek. Arsenal'in hemen hemen her maçından sonra buraya az çok bir şeyler yazmaya çalıştım. Bugünkü amacım da tüm parçaları bir araya toplamak ki, seneye Arsenal aynı hataları yaptığında, bu yazından bölümleri kopyalayıp yapıştırabileyim. Sezon değerlendirmesine, öncelikle tek tek oyunculara bireysel olarak bakmak istiyorum çünkü bir blog sahibi için, sezonun en keyifli kısmı, bu performanslar hakkında atıp tutarak ahkam kestikten sonra, "O kalsın, bu gitsin" edebiyatı yaptığımız bu dönem. İzninizle, atıp tutmaya kaleden başlamak istiyorum.

Wojciech Szczesny: Potansiyel, genç yetenek, geleceğin yıldızı... Arsenal taraftarının karnı bu kelimelere o kadar tok ki, eğer genç Polonyalı gerçekten büyük bir yetenekse bile kimse bunları duymak istemiyor. Bu sezon açıkça gösterdi ki, genç oyuncu, takımın diğer iki kalecisine oranla çok daha yetenekli ancak bir yandan da kıyaslama yaptığımız adamların hali de ortada. Bana göre, Szczesny, şu anda her yetenekli genç futbolcunun yaşadığı "balayı" dönemini yaşamakta. Kulübeden gelip, bir süre iyi performans göstermek ile, takımın 50 maçlık sezonunun yükünü kaldırmak bambaşka şeyler. Bu sezonki Almunia ve Fabianski gibi felaketlerden sonra Szczesny'nin performansları etkileyici gözüktü ancak kendisinin, Arsenal kalesinin sorumluluğuna hazır olup olmadığı tartışılır. Eğer, Arsenal'in 1 numaralı formasını devralırsa, yaşadığı balayının hızla sona erişini izlemek zorunda kalabilir.

Futbolda sadece yetenekle gelinebilecek yerler kısıtlıdır. Hele ki kaleci pozisyonu için tecrübenin önemini hepimiz biliyoruz. Arsenal takımında, şu an için, Szczesny'e yol gösterecek hiç kimse yok ve bu demek oluyor ki, genç kaleci formayı üstüne geçirip hata yaparak tecrübe kazanmak zorunda. Maalesef son 6 yılını genç futbolcu hatalarına harcamış bir takımın böyle bir ihtimale tahammülü pek kalmadı. Eğer Wenger, bu yaz tecrübeli bir kaleciyi takıma kazandırmazsa, genç öğrencisinin sırtına büyük bir yük yüklemiş olacak. Önümüzdeki sezon açılır da, ilk maçlarda Szczesny bir kaç hata yapar ve güven kaybı yaşarsa, bütün yıl, kendisi ve Arsenal açısından bitmek bilmeyen bir işkenceye dönebilir. Ben, kendisinin bu takımda geleceği olduğuna inanıyorum ancak yedek kulübesine bir kaç sezon daha sabretmesi gerek. Eğer Wenger, Szczesny'nin önünü kapamamak için Neuer, De Gea, Lloris gibi isimlere yönelmezse belki bunu anlarım, ancak Schwarzer, Given gibi bir mentoru takıma kazandırması şart. Sezon içerisinde, A takımda oynama konusunda sabırsız olduğunu gösteren açıklamalar yapan Szczesny'nin de bunun kendisi için en iyisi olduğunu anlamasi gerek tabi ki.

Sonuç: Geleceğin birinci kalecisi ancak biraz daha sabretmeli.

Manuel Almunia: Yazık bu adama. Eğer bugün hakettiği gibi Getafe'nin kalesini koruyor olsaydı, mutlu bir hayatı olurdu. Wenger'in, kendisi üzerindeki ısrarı hem yıllarını verdiği takımın taraftarını kendisinden nefret ettirdi, hem de Almunia, daha az baskı altında olacağı bir takımda oynayarak saygıdeğer bir kariyer yapma fırsatından oldu. Bugün geldiği noktada, kim kendisine kale emanet eder bilmiyorum ancak Wenger, bu yaz, 4 sene geç kaldığını yapıp Almunia'dan kurtulmazsa resmen kendi ipini çekmiş olur.

Oturup, Almunia'nın bu sezonki performansını değerlendirip vakit kaybetmek istemiyorum. Kendisi, Arsenal'in başına gelmiş en büyük felaketlerden birisi ve bu takımdaki hala süregelen varlığı, bana göre Arsene Wenger'in kariyerinde koskocaman bir leke.

Sonuç: İspanya Ligi'nin sıradan bir takımına satıla.

Lucasz Fabianski: Bizim memlekette otopark mafyasının her boş araziyi kapattığı gibi, Polonya mafyası da Arsenal'deki kaleci pozisyonunu tekeli altına almaya çalışıyor sanırım. Hadi Szczesny'de bir ümit var da, bu adam neden Arsenal kadrosunda, anlayan bana da anlatsın. Normal insan gözüyle bakınca berbat bir kaleci ancak Wenger'in gözünden dünya çapında bir potansiyel kendisi. Maalesef, bu sezon ölümcül hata yapmadan 3-4 maç oynamayı başardı ve bu kadarcık performans bile, ortalamaların ödüllendirildiği Wenger kültüründe kendisinin takımdaki yerini koruması için yeterli olacak. Şahsen, ben kendisinin 3. kaleci olmasından bile rahatsızım, nitekim bu sezon gösterdi ki, sezon içerisinde 3. kaleciye ihtiyacınız olan günler de gelebiliyor.

Fabianski'nin kalede olduğu her maçların ortak özelliği, arkalarını koruyan adama güvenmeyen stoperlerin, yaşadığı paniğin takımın kollektif savunmasını baltalayışı oluyor. Kaleden yayılan güvensizlik dalgaları önce defans dörtlüsünü, sonra da orta sahayı vurarak, Arsenal'in genel bir panik havasına sürüklüyor. Bana göre, bu dünya çapındaki potansiyel, büyüyünce Almunia olacak. Umarız o günleri görmeyiz.

Sonuç: Bana göre boşa masraf kendisi ama 3. kaleci olarak kalmasına da razıyım şimdilik.

Jens Lehmann: Değeri 1 milyar pounda yaklaşan kulübü, emekli kalecilere mahkum ettiği için Arsene Wenger'i ne kadar kutlasak azdır. Benim için, Jens Lehmann adı, bundan böyle Wenger'in basiratesizliği ile eşanlamlı olacak. Ondan öte, kendisinin Arsenal kadrosunda pek de yeri yok. Zamanında yetenekli bir kaleci olmuş olsa bile, "deli" lakabını alan kişiliği, takımın genç kalecileri için ideal bir mentor olmasını engelliyor. Zaten sadece mentor olacak diye emekli adamı kadroda tutmak da saçmalığın daniskası olur.

Sonuç: Delisin delisin delisin...

En bir sonuç:
Almunia'nın ayrılışının kesin olması, Wenger'in bu yaz bir kaleci alacağı anlamına geliyor. Benim tercihim tabi ki, Neuer, De Gea, Lloris, Stekelenburg, Hart, Reina gibi bir adam olur ancak Given gibi bir tecrübeye de razıyım. Yeter ki, Arsenal sezona Szczesny, Fabiaski ve 9 yaşında bir çocuk üçlüsüyle başlamasın.

10 Mayıs 2011 Salı

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

Wenger'i savunmayı bıraktığım günden beri hayatım pek bir değişti. Kendisinin ne yapmaya çalıştığı anlamayı bıraktığımdan beri, tekrar tekrar keşfettiğim şey, aslında Wenger'in ne yapmaya çalıştığı hakkında hiçbir fikri olmadığı. Wenger, 7-8 sene öncesinin, Premier Lig'i kasıp kavuran teknik adamı değil artık, saplandığı bir proje tarafından kör edilmiş, kendisi ve takımı hiçbir şeye adapte olamayan, çözüm değil sadece laf üreten bir adam. Daha önce de bahsettim, ancak Arsenal'in ile ilgili değerlendirme yazısı yazmadan önce, beni bu takımda en çok rahatsız eden şeyi bir kez daha buraya yazmak istiyorum.

"Hesapsızlık" beni en çok illet eden şey. Seneler geçmesi, takımın saçma sapan hatalarlarla tam 24 kupa kaybetmesine rağmen, henüz bir futbolcunun, antrenörün, teknik adamın, malzemecinin, doktorun, top toplayıcının, yapılan hataların hesabını verdiğini duymuşluğumuz olmaması. Wenger'in son 7 senesi, kulübe bir "ortalama kültürü" yerleştirmekle geçti ve bana kalırsa şu anda Arsenal'i yakasından aşağı çeken 1 numaralı faktör de bu kültür.

En basitinden Almunia'yı düşünün mesela. Bu adamın Arsenal'e maliyeti en az 50 milyon poundu bulmuştur. Kendisinin tek başına kaybettirdiği maçların sayısı, Lehmann gittiğinden beri, 20'nin üzerindedir sanırım. Premier Lig şampiyonluğunu hedefleyen bir takımı geçtim, ligin dibindeki bir takımın bile bu kadar hataya tahammülü olamaz. Bu kadar hatayı yapıp takımını baltalayan adam, sizin babanızın oğlu da olsa, Almunia kadar kredi alamaz. Arsenal'i seven bir yönetici veya teknik adam bu rezalete tahammül etmez.

Arsenal'in tam 5 senedir yumuşak karnı olan duran toplara bakalım mesela. Stoke maçından sonra Arsene Wenger aynen şöyle dedi:
"Stoke duran toplardaki zaafımızı iyi kullandı. Bu noktayı düzeltmemiz gerekiyor. Neyse ki, bu en kolay düzeltilecek şeylerden biri"
Bu açıklama, Arsenal'in nasıl bir ruh hali içerisinde yönetildiğinin çok çarpıcı bir kanıtı aslında. Abartmayayım ama, 5 senedir duran toplardan katledilen bir takımın yöneticisi olsam ve takımın hocası "Bunu düzeltmek kolay" diye açıklama yapsa, o basın toplantısının bitmesini beklemeden kovarım kendisini. Wenger, ya başka alemlerde yaşıyor ya da bizimle dalga geçiyor. Fransız biliyor ki, koskoca kulübün içinde kendisine "Hocam o kadar kolaydı da neden 5 senedir düzeltmedin?" diye soracak bir Allah'ın, Buda'nın, Eru'nun kulu yok.

Ben düzelmeyi de geçtim aslında. Arsenal'in bu sezon yediği 39 golün 21'i duran toplardan geldi ve takım bu konuda bir rekor kırmış oldu. Wenger'in "kolay" dediği şey, her geçen sene daha da kötüye gitti anlayacağınız. Sorsak ya Wenger'e şimdi, "Hocam sen bunu tamir etmeyi denedin mi?", "Denediysen neden sonuç alamadın?". Oyuncular kötüydü de transfer mi yaptın? Antrenörlerin yetersizdi de yenisini mi getirdin? Taktiksel bir zaaf vardı da, değişikliğe mi gittin? Yoksa sen hiçbir şey yapmadın mı bu konuda? Bence yapmadın. Çünkü senin yaşadığın dünyada, Squillaci-Koscielny ikilisi dünya çapında bir stoper ortaklığı. Hani bir ara "Benim dünya çapında 3 kalecim var" demiştin ya, işte aynı o hesap.

Hafta sonu kaybedilen Stoke maçından sonra, Sagna ve Clichy söz birliği etmişçesine aynı açıklamayı yaptı. "Her hafta aynı istekle oynamazsak işimiz zor". Sonra Arsene de şöyle ekledi "Burası Premier Lig. Her hafta savaşmazsanız, her yerde puan kaybedersiniz."

Arsenal bu sene Chelsea, United ve Barcelona'yı yendi, ancak West Brom'u yenemedi mesela. United galibiyetini Stoke mağlubiyeti, Barca zaferini Leyton Orient beraberliği, Chelsea maçını da Wigan'daki puan kaybı takip etti. Belli ki takımda bir motivasyon problemi var. Eh, ortalamanın sürekli olarak ödülendildiği bir ortamda, tabi ki motivasyon problemi olur.

Bendtner, Denilson, Diaby, Rosicky, Eboue, Almunia, Fabianski, Arshavin... Senelerdir hiçbir baltaya sap olamamış ama her kontratları bittiğinde zam almış adamlardan bazıları. Bu adamlardan Arsenal'e ne hayır gelmiş bana söyleyebilecek var mı? Yok. Peki, bu adamlar neden her hafta neden savaşsınlar ki? Takımdan kovulma tehlikesi yok. Kafasına krampon, saç kurutma makinesi atan hoca yok. Soyunma odası basan yönetici yok. Oyuncu tartaklayan taraftar yok. Varsa prim var, zam var, şan, şöhret var.. Ceza yok, hep ödül var.

Bu takımda kim hesap veriyor arkadaş? Kim yaptığı hatanın sonuçlarına katlanıyor? 6 senedir hiçbir şey kazanılamamasının sorumlusu kim? Kim ödeyecek bu hesabı? Bu canı isteyince oynayan, beş para etmez oyuncular grubuna kim hesap soruyor?

Zannediyor musunuz ki, sezon sonunda kafalar uçacak Arsenal'de. Operasyon yapılacak. Yukarıda saydığım bütün oyuncularla yollar ayrılacak ve önemli transferler yapılacak. Güldürmeyin beni lütfen.

Lafı fazla dolandırmadan söyleyeyim, eğer bu takımda devrim olacaksa en tepeden başlayacak. 61 yaşına gelmiş huysuz ihtiyar, bu saatten sonra değişmez maalesef. Son 3 senede, değişime doğru tek bir adım bile atmamış adamdan, yarın değişim maratonu koşmasını beklemek de saflık olur. Eğer Arsenal'in başındakiler, seneye tekrar aynı filmi izlemek istemiyorsa, bugün cesur olmak zorunda. Maalesef kafalar uçmadan devrim olmuyor ve Arsenal'de en son kafa uçalı bir 15 sene oluyor.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Hak Eden Kazandı

Parçaları bir araya getirmek, takım olmak, disiplinli olmak, yardımlaşmak, zihinsel kuvvet, yıldızlardan verim almak... Man Utd'ın başarısını tanımlamak için bir çok söz söylenebilir. Bu sezon başlarken, son 20 yılın en zayıf kadrosuna sahip oldukları, Rooney hariç hiçbir yıldızları olmadığı, orta sahada çok sıkıntı çekecekleri, Scholes ve Giggs gibi veteranların yorulacağı yazıldı, çizildi. Ancak United, Ferguson başında olduğu sürece hep zirveye ortak olacağını bize bir kez daha kanıtladı. Eğer futbolun amacı skor almaksa, dünya üzerine daha iyi bir hoca daha zor gelir..

United'ın tüm sezonuna bakın, Ferguson'un takımının her bir oyuncusunun çorbada biraz tuzu olduğunu görüyorsunuz. Berbatov, küçük maçların golcüsü mü, o zaman sadece küçük maçlarda oynasın. Fernandez, sadece bitiren bir adam mı; o zaman ona göre hazırlarız. Orta sahamız zayıf mı; o zaman yıldız forvetimizi orta saha virtüözüne çeviririz. En güçlü yerimiz iki stoper ve kalecimiz mi; o zaman kontra atak olayını mükemmele yakın yaparız. Takımda yaşlı oyuncular mı var; o zaman Şampiyonlar Ligi yarı finaline yedek takımla çıkarız.

Bütün maçlara aynı kadroyla çıkar, aynı futbolu oynar, aynı değişiklikeri yapar, aynı hatalarla maç kaybederiz değil. Uyum sağlarız, çözüm yaratırız, gerekirse kadro dışı bırakır, hak edeni ödüllendiririz. Adımız filozof olmaz pragmatik olur belki, ama müzemiz baştan başa kupayla dolu olur.

Ben Arsenal taraftarı olabilirim, ancak Ferguson'u ve United'ı görmezden gelmek için kör olmam gerekir. Bu sene Premier Lig'i hak eden kazandı. Umuyorum Şampiyonlar Ligi'ni de, hak etmedikleri kararları almak için her türlü kepazeliği sahaya döken katalanların elinden alırlar. Umarım Arsenal de büyüyünce bu United gibi olur.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

El Sicco


Arkadaş ne pis adamlarmış bu İspanyollar be. Yemin ediyorum, ne Şampiyonlar Ligi zevki bıraktılar adamda, ne El Classico heyecanı. Barcelona'nın, her bir oyuncusuyla saha içerisinde sergilediği kepazelikten mi bahsedeyim; Mourinho'nun gözlerini, kulaklarını kapatıp bağırıp çağırmasından mı? Blackpool-West Brom oynasa şu yari finali daha çok zevk alırdım ben şahsen. Rica edeceğim, önümüzdeki seneden itibaren, bir yıldaki El Classico sayısı 2 ile sınırlandırılsın. Fazlası gaz yapıyor çok fena.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

125. Yıl Şerefine

Arsenal'in önümüzdeki sezon giyeceği 125. yıl forması, resmi sitede görücüye çıktı. Bu seneki formadan tek farkı, Arsenal logosunu çevreleyen 15 defne ve meşe yaprağı ki, bu yapraklar, kulübün 15 kurucusunu ve kulübe yaptıkları katkıyı temsil ediyorlar. Geçen seneki formayı aldıysanız, annenize bir meşe motifi diktiriverin olsun bitsin.

Ne Pislik Adammışsın Sen Busquets


Sergio Busquets, yaptığı artistik hareketlerden sonra, Marcelo'ya "Mono" (maymun) diyor. Bir de ağzını kapatmaya çalışıyor pislik herif. Tez zamanda kafana De Jong tekmesi yersin umarım Busquets.

Utanın Biraz

NASA'nın New Horizons uzay aracı, üzerindeki kamerayla, geçtiğimiz ay Uranüs'ün yörüngesindeydi; ben bu satırları yazarken Plüton'a doğru yoluna devam etmekte. Öte yandan, dünyanın en çok izlenen sporu, 100 yıllık kamera teknolojisiyle tanışamadı gitti. Uranüs'e giden kamera, futbol sahasına giremedi.

Gol çizgisi teknolijisinden (GLT) daha önce bahsetmiştik. Top, çizgiyi geçtiği anda hakemi uyaracak bir teknoloji halihazırda mevcut. Ama, Chelsea maçında görüldü ki, o kadarına bile gerek yok. 4. hakemin, yanındaki ekrana bakarak pozisyonu çözmesi 10 saniye bile almaz. Şu an için utanç verici olan, Lampard'ın şutunun gol olmadığını dev ekranlardan, hakem dahil stadyumdaki herkesin görmesi, ancak maçın hiçbir şey yokmuş gibi devam etmesi. Böyle saçmalık olur mu arkadaş?

Tenisi, NBA'i, rugbysi hepsi kullanıyor bu mereti, bir tek futbolu yöneten örümcek kafalıların düşmedi hala jetonu. Bana göre, milyar dolarların döndüğü bir spor için utanç verici bir durum. Son 5 senedir, her hatalı karardan sonra gündeme gelip gelip, 1 hafta sonra unutuluyor bu olay. Dünya Kupası'nda bile tartışma yarattı; hala uyuyor bizim dallama ikili Blatter ve Platini. Umuyorum, tez zamanda ikinizi de kolonoskopi gereksin de anlayın kameranın nimetlerini gayet yakından..

Biraz Geç Kalmadın Mı?

Newcastle'a kendi sahanda kaybet, deplasmanda 4-0 öne geçtiğin maçı berabere bitir; Tottenham'a içerde 2-0'dan 2-3 yenil, deplasmanda 3-1'i koruyama; West Brom'dan 2 maçta 1 puan al, Sunderland'e 4 puan bırak; Liverpool'a karşı 98'de öne geçip maçı bağlayama...

Dün akşam ne atılan gole sevinebildim, ne de Arsenal'in galibiyetine. Tek düşündüğüm, bir sezonun daha nasıl aptalca çarçur edildiğiydi. Arsenal'li futbolcular, Man Utd karşısında çok iyi mücadele ettiler, gerçekten iyi bir performans ortaya koydular ama ne yazık ki günün sonunda bu performansın ekmeğini yiyen Chelsea oldu.

Sahadaki mücadeleye bakınca, aynı takımın son 7 haftada 13 puan kaybettiğine inanası gelmiyor insanın. Bu takım, Sunderland, Blackburn ve West Brom gibi İngiltere'nin en sıradan takımları karşısında neredeydi?

Dünkü maçı uzun uzun tartışmanın bir anlamı var mı, bilmiyorum. Arsenal açısından en olumlu gelişme, Ramsey'in çok talihsiz geçen bir sezonu iyi bir oyun ve golle bitiriyor olmasıydı. İlk bakışta Cesc'in sakatlığı şanssızlık gibi gözükse de Ramsey'in kendine güvenini kazanması açısından hayırlı oldu. Tabi ki Diaby'nin sakatlığının, Arsenal için her zaman hayırlı olduğunu da söylemeye gerek yok. Basında, Cesc'in "sakat" olmadığı ve Wenger aleyhindeki demeçleri yüzünden kenarda olduğu yazıldı bile, ancak böyle bir saçmalığı ihtimal vermek istemiyorum. Bu konuda üretebileceğim tek komplo teorisi, Arsenal'in Barça ile anlaşmış olması olur sanırım. Ama bildiğim kadarıyla iki tarafın önerdiği rakamlar arasında £30m kadar fark olduğu.

Dünkü maçta bir başka dikkat çeken olay da, aylar sonra ilk defa Song'un gerçek bir DM gibi oynamasıydı. İleride macera arayıp stoperleri maymun g*tü gibi açıkta bırakan versiyon yerine, Man Utd'ın tüm akınlarının merkezi olan Rooney'i bütün maç kovalayan bir Song izledik. Wilshere ve Ramsey de, Arsenal'in bütün United maçlarındaki zayıf noktası olan beklere yardım işini iyi yaptılar. Geçmişteki maçlardaki gibi Nani'yi, Clichy ile birebir kalırken neredeyse hiç görmedik. Gerçi her maç çok ciddi bir hataya imza atmayı alışkanlık haline getiren Clichy son dakikalarda neredeyse United'a bir penaltı hediye ediyordu. Neyse ki, Vidic'in ilk yarıdaki smaçını es geçen Chris Foy'da, United'a penaltı verecek yürek kalmamıştı.

Maça United açısından bakarsak, aslında fazla kendine güvenin geri teptiğini görüyoruz. Ferguson, belli ki Arsenal'e karşı her zaman yaptığı gibi geriye yaslanıp, kontralarla Arsenal'i yıkmayı planlamış. Bu planın işlemeyişinin nedenini aslında yukarıya yazdık: United'ın tüm akınlarının merkezi olan Rooney'nin, Song tarafından başarıyla kontrol edilmesi ve Arsenal beklerinin ihtiyaçları olan yardımı maç boyu alması. Bunun üzerine Koscielny ve Sczcesny'nin de çok iyi maç çıkarması United'ın işini iyice zorlaştırmış oldu. United'ın isteyerek üzerine çektiği Arsenal'in tek yapması gereken, son haftalarda çok zorlandığı gol üretimini gerçekleştirmekti, ki Ramsey kilidi açtığında United, takım olarak işlerinin zor olduğunun farkındaydı. Maç sonrası mikrofonları gören Fergie, "Bizim penaltımız daha netti" gibisinden bir açıklama yaptı ki, kaç tane kupa kazanırsa kazansın insanın içindeki ezik tarafın ölmediğinin kanıtı gibiydi.

Dediğim gibi, bu galibiyetin Arsenal açısından olumlu yanı sadece Ramsey'in kendine güveniyle sınırlı. Belki Wenger, Song'un bir DM olarak oynaması gerektiğini de anlamıştır dünkü maçtan sonra. Alınan skorun kaymağını asıl yiyen Chelsea tabi ki. Haftaya Old Trafford'tan galibiyet çıkarırlarsa 2 hafta kala averajla lider duruma geçecekler. Aksi halde, United turu atmış olacak. Taraftasız izleyici açısından heyecanlı bir hafta bizi bekliyor. Zaten Arsenal'in son 6 yıldaki misyonu bu: Tarafsız izleyici tatmin, taraflı izleyici verem etmek.