12 Nisan 2011 Salı

Yeni Bir Dönem

Amerikalı iş adamı Stan Kroenke, son 2 yılda, istikrarlı alımlarla Arsenal hisselerinin %29.9'una sahip olmuştu ve bir süredir kulübün büyük ortağı durumundaydı. Kendisinin, alımları 29.9 seviyesinde dondurmasının sebebi ise, %30'luk paya sahip olan hissedarın, şirketin tamamını almak için teklif yapması mecburiyetiydi. Dün itibariyle Kroenke, Danny Fizsman ve Nina Bracewell Smith'in hisselerini satın alarak, hisse payını %62.9'a çıkardı ve kulübün tek sahibi olma yolunda büyük bir adım attı. Aslına bakarsanız bu alışveriş, Arsenal'in kontrolünü tamamen Kroenke'ye vermiş oldu çünkü %27 pay ile kendisinden sonraki 2. büyük hissedar olan Özbek milyarder Alisher Usmanov'un Arsenal yönetiminde bir koltuğu yok. Öte yandan, daha önce belirttiğimiz zorunluluktan dolayı Kroenke'nin, Usmanov'un hisselerini almak için teklif yapma zorunluluğu var ve bu teklif kabul edildiği takdirde Amerikalının kulübün tüm hisselerini elinde toplaması mümkün.

Kroenke %100'ü vursun ya da vurmasın, artık Arsenal'in kontrolünü tamamen eline aldığı ortada. Kendisi Premier Lig'in 5. Amerikalı patronu olmuş durumda ve Arsenal'li taraftarları şu anda tek endişelendiren şey Liverpool'un Gillett ve Hicks, Man Utd'ın da Glazergillerden çektiğiklerinin benzerinin Arsenal'de de yaşanması. Liverpool ve United'ın yanki sahiplerinin ortak noktaları, kulübü satın alırken yaptıkları borçlanmayı, yine kulübün yönetimini elinde bulunduran üst şirketin üzerine yıkmalarıydı. Bir nevi bu arkadaşlar, United ve Liverpool'u satın alacak parayı, yine bu kulüpleri borca sokarak çıkardılar. Bu açıdan baktığımızda, Kroenke daha çok Liverpool'un yeni sahibi Karl Henry ile benzerlik gösteriyor. Arsenal; Denver Nuggets, Colorado Rapids, Colorado Avalanche ve St Louis Rams'ten sonra Silent Stan'in sahibi olduğu 5. spor kulübü oluyor ve kendisi daha önceki alımlarında, bu borç yükleme olayının yakınından bile geçmemiş. Bu konuda New York Times, "Arsenal taraftarı borç yükleme konusunda endişeli olabilir, ancak bu Kroenke stili bir alışveriş değil" diye yazdı. Daha da önemlisi, Kroenke'nin hisselerini satın aldığı Fizsman ve Bracewell-Smith ailesinin, böyle bir ihtimale şiddetle karşı olduğu bilinmekte. Kulübün kendisine devredilişinin ön şartları arasında, büyük ihtimal, bu borç yükleme olayından kaçınılması garantisi var.

Aslında Kroenke'nin geçmişine biraz baktığınızda, Arsenal'i hortumlamak gibi bir amacının olmayacağını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Amerika'nın 4 önemli profesyonel liginde takımı olan bu adam, Denver basını tarafından "Milyarder olmuş bir spor aşığı" olarak tanımlanıyor. Nuggets'ı, itilip kakılan bir takımken devralan Stan, onları konferans finallerine kadar taşıdı ve Pepsi Center'ı, Amerika'nın en gözde arenalarından birine dönüştürdü. Kroenke ayrıca, dünyanın en büyük futbol tesisi olan Dick's Sporting Goods Park'ı da, Rapids'e kazandırmak için büyük para ve emek harcadı (bkz: üst resim). Bu şartlar altında, sadece kulübü değil, onu çevreleyen tüm kurumları satın alıp, camiayı topluca kalkındırmak gibi bir yatırım anlayışı olan Kroenke'nin, Arsenal'i seçmesi gayet normal görünüyor. Arsenal gibi potansiyelini somut başarıya dönüştürememiş bir kurumu satın almak, sadece futbol alanında değil, hangi sektöre bakarsanız bakın akıllıca bir iştir. Kroenke, beklenen başarıları kulübe getirmeyi başarırsa, hem kendisi kazanacak, hem de taraftarı mutlu etmiş olacak.

Kazanmak demişken, Kroenke'nin yönetimi altında, Arsenal'in son 10 yılda başarılı ancak muhafazakar olan ticari stratejisinin değişeceği kesin gibi. Takımın Asya ülkelerine yapacağı olası bir yaz turunun dedikoduları şimdiden başlamış durumda. Bu tur noktalarına Amerika'nın da ekleneceği kesin gibi. Bu noktadan sonra forma reklamından tutun, televizyon yayın haklarına kadar Arsenal'in bütün sponsorluk anlaşmalarında, daha fazlasını isteyen bir yönetim olacağı kesin. Arsenal'in bir takım gelenekleri, bu uğurda biraz esneyebilir ancak yurdışından gelmiş bir yatırımcının da kuzu kuzu oturup, önüne gelenle yetinmesini beklemek de komik olur.

Agresif stratejilerden bahsedince akla ilk gelen soru Kroenke'nin, Wenger ile ilişkisinin nasıl olacağı. Wenger cephesinden gelen açıklamaların gayet temkinli ve politik. Usmanov'un kulübü ele geçirme olasılığına karşı "Usmanov varsa ben yokum" diyen Wenger'in, Amerikalının başa geçmesi konusunda "Sahada olan bitene karışılmadığı sürece bir problem olmaz" diyor. Bu temkinli yaklaşım aslında karşılıklı. Kroenke'nin ekibinin, Wenger'in futbol ekolünü beğendiği bilinen bir gerçek. Zaten, Wenger gibi kendisine verilen parayı harcamayan bir hoca, bir takım sahibi açısından bulunmaz bir nimet. Üstüne üstlük, Wenger'i yollayıp yeni hoca getirmek demek, futbol takımında operasyon anlamına gelir ki, bu da en azından bir kaç yüz milyon poundun cepten çıkmasıyla sonuçlanır. Bu yüzden, Kroenke'nin kapıdan girdiği gibi Wenger'i yollamaya kalkması çok düşük bir ihtimal. Ancak, Wenger'in son yıllarda obsesyona dönüşen muhafazakar stratejileri ile yeni yönetimin agresif ticari politikasının orta ve uzun vadede çakışması gibi bir olasılık da var. Bu ilişkinin nası gelişeceği şu anda en merakla beklenen konulardan birisi.

Duruma kendi açımdan baktığımda bir "kızın güzelse talibi çok" olur durumu görüyorum. Arsenal, dünya futbolunun yükselen bir değeri ve bu haliyle yabancı yatırımcıları cezbetmesi çok normal. Kulübün geleneklerine bağlı kalması tabi ki önemli ancak rakiplerinin tamamı "sugar daddy"ler tarafından yönetilirken, Arsenal'in bir statükoya saplanması da arzu edilen bir şey değil. Premier Lig'deki yanki takım sahiplerinin sicili pek de parlak olmasa da Kroenke'nin, şu an için Arsenal taraftarını böyle bir endişeye sürüklediğini zannetmiyorum. Tam tersine, son yıllarda tekrar tekrar aynı hataları yapan bir kulübün taraftarı olarak, gerektiğinde masaya yumruğunu vuracak birinin eksikliğini fena halde hissetmekteyim. Zaten, Stan Kroenke'nin lakabı boşuna "Silent" değil. Kendisinin, geri planda kalıp, kulüplerin kendi kendilerini yönetmesini tercih ettiği herkes tarafından biliniyor. Kroenke'nin felsefesi kısaca "Bozulmadıysa, tamir etmeye kalkışma" olarak da tanımlanıyor. Yani, şu an direksiyona oturan şöför, doğru yolda ilerleyen Arsenal otobüsüne U dönüşü yaptırmaya kalkacak birisi değil. Ancak, otobüs yavaştan karşı şeride geçmeye başladığında, kaza gelene kadar da izleyeceğini zannetmiyorum. Bu yüzden gelecekten umutluyum ve bu güçlü camianın daha da ileri gideceğine olan inancım tam.

1 yorum:

  1. Harika bir şekidle anlatmışsın. Açıkçası kafamda soru işaretleri vardı ama şuan biraz daha rahatladım. Kulüp için iyisi neyse o olsun.

    YanıtlaSil