31 Mart 2011 Perşembe

Kör Olası Blogger Yasağı

Canımız ciğerimiz M.I.L.F takipçileri. Digiturk'un neden olduğu Blogger yasağını şimdilik bir şekilde aşmayı başardık. Bu her ne kadar bir çözüm olmasa da bir süre bu şekilde idare edeceğiz...

Sevgiler, saygılar.

26 Mart 2011 Cumartesi

Wilshere vs Ramsey

Ah şu milli takım araları yok mu... Resmen öldürüyor insanın yaşama sevincini. Avrupa'da liglerin tam da en hararetli dönemine sıkıştırılan bu 2 haftalık ara için UEFA'yı tebrik etmek lazım.

Milli takım arasına sövüyorum ama bu periyod, yine revire dönen Arsenal'in, zorlu Nisan ayı öncesinde kendini toparlaması için bulunmaz nimet niteliğinde. Sanırım, Cesc, Walcott ve Song önümüzdeki hafta takıma geri dönebilecek duruma gelmiş durumda. RVP, sürpriz yaparak milli takımdaki ilk maçında sakatlanmamayı başardı. Fransızlar zaten ter attı sadece. Bugün Galliler, Wilshere'i de sağ bırakırlarsa Arsenal açısından hayırlı bir milli takım arasını geride bırakacağız.

İzlemeye değer tek bir maçın bile olmadığı hafta sonunda, Arsenal taraftarının gözü, takımın iki genç yıldızının milli formalar altındaki kapışmasında olacak. Anlaşılan o ki Capello, Wilshere'ın en büyük hayranlarından birisi ve o olduğu sürece bizim oğlan hep ilk 11'de olacak. Zaten Jack'i görmezden gelip, modern Bülent Akın Gareth Barry'i oynatmak futbol cinayetinden başka hiçbir şey olmazdı.

Jack, İngiltere için ne kadar önemli ise, Ramsey de Galler için o kadar önemli. Öyle ki, bugünkü maça kaptan çıkıyor kendisi. Bale'in yokluğunda takımın bütün sorumluluğu üzerinde olacak. Sakatlıktan ve kiralık dönemden sonra verdiği ilk sınavda West Brom maçında zorlanan Ramsey'in, bugün nasıl oynayacağı Arsenal açısından da büyük önem taşıyor. Formda bir Ramsey, Diaby ve Denilson'un yedek oturması demek ki, bunun Arsenal açısından ne hayırlı bir haber olduğunu açıklamama gerek yok sanırım.

İngilizler, konu milli takım olunca bir elleri "self destruction" düğmesinde yaşayan bir millet. Capello, geçen sene patlak veren Terrygate'in ardından, John Terry'nin elinden aldığı kaptanlık pazubandını bu hafta geri vererek bir nevi tükürdüğünü yalamış oldu. Üstelik bu hareket Ferdinand'ı da küstürdü ki, Capello'nun konuşma isteğini bile geri çevirmiş Rio efendi. Hayır, Ferguson bile, Ferdinand'ın devamlılığı yok diye kaptanlığı Vidic'e vermişken, Capello'nun onu tercih etmeyişi neden bu kadar koydu anlamadım.

Capello'nun kendince haklı olduğu bir yan da var. "Pazubandı kim takarsa taksın, soyunma odasında ve sahada lider Terry" diyor İtalyan. John Terry, saha dışında 5 para etmez bir adam ve İngiltere'nin uzak ara en nefret edilen futbolcusu olabilir ancak sahaya çıktığında doğal bir lider olduğu tartışma götürmez. Bu açıdan, Terry'nin tekrar kaptan yapılması çok da şaşırılacak bir durum değil.

Özetle, Arsenal sevenler için ilginç bir maç olacak bu akşam. Kimin kazanacağı pek umrumda değil. Tek isteğim Wilshere ve Ramsey'in sahayı tek parça halinde terketmesi.

22 Mart 2011 Salı

Klas

Valencia'lı oyuncular Japonya'ya desteklerini, formalarına isimlerini Japonca yazarak gösteriyorlar... İnce düşünmüş kim düşündüyse. Şık olmuş.

19 Mart 2011 Cumartesi

Daha Çilemiz Dolmamış

Dünya üzerinde yoktur başka örneği bunun. Almunia'nın, Arsenal'e verdiği zararı daha önce hiçbir oyuncu, hiçbir kulübe vermemiştir. Dünya futbolu Almunia'dan daha kötü kaleciler görmüştür mutlaka. Ancak aklı başında teknik adamlar, hata yapan kalecilerine birkaç kereden fazla şans vermeyeceği için, zarar hiçbir zaman bu boyutlara ulaşmaz. Ben başka bir oyuncu daha hatırlamıyorum ki, tek başına, takıma 20'den fazla maç kaybettirmesine rağmen o kulüpte halen barınabilsin.

Her hafta tekrar tekrar yapılmayan transferlerden bahsediyorum; biliyorum içinizi baydım artık. Ama Arsenal'i izleyip de, bundan yakınmamak mümkün değil.

West Brom'un ilk golüne bakın. Taç atılırken Squillaci nerede duruyor? Onun kaçırdığı adam kornere sebep veriyor. Sonra korner atılırken, Squillaci bu sefer de kale sahası yan çizgisinin de dışında pozisyon almış durumda. Stoper dediğin nereyi savunur yahu?

İkinci gole diyecek bir şey var mı bilmiyorum. 41'lik Lehman oynasaydı acaba bundan daha kötüsünü yapabilir miydi diye soruyor insan kendi kendine. Almunia, kendi berbat standartlarını da aştı bu pozisyonda.

Peki ya Denilson? Fazla bir şey söylemek istemiyorum. Kendisinin Arsenal takımındaki varlığı, Wenger'in kovulması için, tek başına yeterli bir sebep bence. Bilmiyorum, yeterince açıklayıcı oldu mu?

Arsenal'in şu haline ve önündeki fikstüre bakarak, şampiyon olmasının imkansız olduğunu söyleyebilirim. Takımın, önündeki 2 haftalık arayı iyi değerlendirmesi gerekiyor. Nitekim, bugün West Brom karşısında oynanan oyunla Nisan ayındaki Liverpool-Tottenham-Bolton-Man Utd serisinden tek puan bile alınması mümkün değil.

7 Aşamalı Acil Eylem Planı

Şu aralar Galatasaray yazısı yazmak o kadar zor ki anlatamam. Bunun takımın kötü oyunuyla da alakası yok aslında. Mesela, Arsenal kötü oynadığında oturup burada ahkamımızı çatır çatır kesiyoruz. Ama konu Galatasaray olunca neresinden tutsam, nasıl bir yazı yazsam, hangi saçmalığı analiz etmeye çalışsam şaşırıyorum. Şu an, Galatasaray takımı öylesine çaresiz, öylesine şaşırmış bir futbol oynuyor ki, eğer bu halleriyle kümede kalmayı başarırlarsa futbolculara madalya takılmalı.

Galatasaray takımı 3'e 2 kontraya çıktığı pozisyonda, Yekta'dan pası alan Baroş topu neden ileri dikiyor mesela bana açıklayabilecek var mı?

1.90'lık iki stoperi olan Galatasaray, Semih ve Alex'ten nasıl kafa golü yemeyi başarıyor?

Böyle saçmalıkların olduğu bir ortamda neyin taktiğini, felsefesini tartışabiliriz ki?

Bana göre Galatasaray, bir an önce bir acil eylem planı uygulamaya koymalı. Takımın içinde bulunduğu kaos ortamından kademeli olarak kurtarılması için yapılması gerekenleri kendimce sıralamaya çalışayım o zaman.

1- Hagi tamam.
Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumdan Hagi'yi sorumlu tutmak biraz acımasızlık olur. Tam tersi, camia tarihinin en kötü günlerini yaşarken, elini taşın altına sokmaktan çekinmediği için kendisine teşekkür edilmeli. Arkadaşları dayak yerken araya girip, bir temiz sopa yiyen eleman gibi Hagi. Belki suçlu değil ama yıprandığı çok açık. Bu haliyle, kendisinin yeni yapılanmanın sorumluluğunu üstlenmesi biraz zor. O yüzdendir ki, kendisiyle yolların ayrılması bana göre kaçınılmaz. Bunun hemen mi, sezon sonu mu olması gerektiği ise ayrı bir tartışma konusu. Bana göre Hagi'nin isminin daha da yıpranmasını önlemek adına bu karar en kısa sürede alınmalı.

2-Yönetim Florya'yı terket!
Galatasaray'ın geldiği noktanın 1 numaralı sorumlusunun Adnan Polat yönetimi olduğu tartışmasız bir gerçek. Bugün gelinen noktada, Polat'ın kulübün yakasından ellerini çekmesi en doğru hareket olacaktır. Ancak, Polat'ın, böyle bir hizmeti Galatasaray'a layık görecek bir adam olmadığını bildiğimden, istifa ihtimalini düşük görüyorum.

Eğer Polat istifa etmeyecekse bütün saz arkadaşlarını toplayıp Florya'yı terk etmeli. Yeni yapılanmanın başına, futboldan anlayan bir "teknik adam" getirilmeli ve kendisine sınırsız yetki verilmeli. Sezgin önderliğindeki şuğursuz transfer politikasıyla oluşturulan berbat takım ortada. Eğer Polat yönetimi, futbol takımının üzerinden elini çekmezse, korkarım ki seneye kümede kalmakta da zorlanan bir Galatasaray izleriz.

3- Ersun Yanal doğru isim.
Daha öncede söylediğim gibi, Galatasaray'da yeniden yapılanmanın başına geçecek adam dendiğinde aklıma Ersun Yanal'dan başka adam gelmiyor. Bu düşüncenin temelinde, Ersun Yanal'ın en belirgin özelliklerinin, Galatasaray'ın Lucescu gittiğinden beri özlemini çektiği değerler olması yatıyor. Son 6-7 senedir, Galatasaray ne çektiyse ilkesizlikten, disiplinsizlikten çekti. Bu takımın adam olması için taktiksel ve kadrosal yenilenmeden önce, bir lidere ihtiyacı var.

Ersun Yanal, Milli Takım'ın başındayken, basın ve Şükür cemaatinin tüm baskısına rağmen Hakan'ı kadroya almayışıyla benim büyük takdirimi kazanmış bir adam. Kaypaklığın, adam kayırmanın, ahpap çavuş ilişkilerinin gırla gittiği Türk futboluna böyle ilkeli adamlar az geliyor. Bana göre kendisi, büyük bir takımı çalıştırmayı hak ediyor.

Bugün, Galatasaray yönetimi Yanal ile masaya oturursa, Ersun hocanın ilk isteyeceği şey benim yukarıya yazdığım 2. madde olacak. Kendisinin, "tek adam" olmadan takımın başına geçmeyi kabul etmeyeceği çok açık. Basiretsiz Polat yönetiminin böyle bir isteğe ne cevap vereceğini pek kestiremiyorum. Belki çaresizlikten şimdilik evet derler ama bu sözlerinin arkasında dururlar mı onu bilmiyorum. Yarın Yanal takımı düzlüğe çıkarırsa, Galatasaray'ın asalak yöneticilerinin tekrar Florya'ya yerleşmeye kalmayacağının garantisi yok.

Bu arada, birçoklarınızın aklında Abdullah Avcı isminin olduğunu biliyorum. Avcı hakkındaki tek endişem, kendisinin camianın içinden gelen bir isim olması. Galatasaray'ın asalak yönetimine Florya'nın kapısını gösterme günü geldiğinde, Avcı, Yanal kadar acımasız olamayabilir.

4- Kadro temizliği?
Burası ilginç bir aşama. Galatasaray'ın bir kadro temizliği yapması gerektiği açık, ancak bunu yeni hocayı belirlemeden yapmak hata olabilir. Takımdan gönderilmesi gerektiği çok açık olan Barış, Kewell, Zapata gibi birkaç adam hariç yeni kadronun nasıl kurulacağının tek sorumlusu bana göre yeni hoca olmalıdır. Bugün "kötü" dediğimiz adamlar, doğru teknik adam ve doğru sistem altında yararlı oyunculara dönüşebilir.

5-Transferin tek otoritesi yeni hoca olmalı
Asalak yönetimlerin cirit attığı Türk futbolunda böyle bir şey zor olsa da, yeniden kurulacak Galatasaray takımının bir "teknik adam" tarafından kurulması çok önemli. Ucuz bulundu diye, sözleşmesi sona erdi diye ordan burdan toplanan adamlarla nereye gelindiğini gördük. Vakit, İngiliz menejerlik sistemi derecesinde bir sorumluluk paylaşımı vakti.

6-Arda'dan artık hayır gelmez
Yeteneğini tartışmayacağım. Galatasaray gibi yetenek kısırı bir takımda, kendisine gelene kadar yollanması gereken 20 tane adam var. Yeni hocanın alması gereken bir karar olsa da, benim görüşüm, Arda'nın Galatasaray'a yararlı olması ihtimalinin tamamen ortadan kalktığı yönünde.

Bana göre Galatasaray'ı senelerdir eriten en büyük sorun "kamplaşma". Fatih Terim, elinde sopasıyla bu takımı bir arada tutmayı başardığından beri, takım içerisindeki huzursuzluk her sene daha da vahim boyutlara çıktı. İronik olanın, takımı en son bir araya getirebilen adam olan Terim'in, tüm bu kamplaşmanın temelini atan adam olması. Onun kanatları altında yetişen bir grup oyuncunun kişilikleri öylesine hasar gördü ki, bu adamların etkisi kulübün kapısından hala çıkmış değil.

Arda, bu takıma ilk girdiğinde en büyük korkum, onun da kişiliksiz abilerinin izinden gidip karakter tahribatına uğramasıydı. Maalesef korkulan oldu; 3 yıl içerisinde "çalışkan genç yenetek Arda" gitti, "Kabadayı Arda" geldi. Kendisi henüz bir Emre kadar sapıtmadı ancak Galatasaray'da 2-3 sezon daha geçirirse, benzer bir vakaya dönüşeceğinden eminim.

Kendisinin kişilik tahribatıyla doğru orantılı olarak, kaptanı olduğu takımın da çökmüş olması aslında tesadüf değil. "Birleştirici" ve "lider" rollerini oynamasını beklediğiniz kaptanınız, takım için kamplaşmanın militanı haline geldiyse işiniz zor demektir. Bugün geldiğimiz noktada, Arda'nın, Türkiye dışında futbol hayatını sürdürmesi Galatasaray, Milli Takım ve Arda'nın kendisi hakkında en hayırlısı olacak.

7-Taraftar bu takımın denetçisidir
Galatasaray'ın bugün geldiği noktada taraftarın sorumluluğu var mıdır, tartışılır. Ancak, bugünden sonra, eğer takımlarının küme düşmesini istemiyorlarsa, Galatasaray taraftarının tribünde varlığını hissettirmesi şart. Tabi burada taraftardan kastım satılmış taraftar grupları değil. Gerçek Galatasaray taraftarı, nasıl dün sorunları bir kenara koyup takımının arkasına geçtiyse, yarın da bu aynen böyle devam etmeli.

Takımı desteklemekten kastım, desibel rekoru kırmak filan değil aslında. Bağırmak, tezahürat yapmak güzel de, Galatasaray taraftarının asıl sorumluluğu, takımın Polat gibi basiretsiz adamların tek başına kontrol ettiği bir camiaya dönüşmesini önlemek olmalı. Taraftar, ne zaman kime bağıracağını, ne zaman susacağını, ne zaman kimin kellesini isteyeceğini çok iyi belirlemeli. Eğer dediğim olur da Polat yönetimi, elindeki tüm yetkileri yeni hocaya vermek zorunda kalırsa, önümüzdeki sezon gizli bir iktidar savaşı patlak verebilir. Bu noktada, asalak yönetimin tribündeki paralı askerlerini kullanmak suretiyle, kendi hocasını sabote etmeye çalışması gibi bir ihtimal de ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda Galatasaray taraftarının, bu askerlerin gazına gelmemesi, hatta bu adamları tribünde barındırmaması gerekir. Hoca, takım ve taraftar tek yumruk olmayı başarırsa, bu güç birliğinin önünde ne Polat durabilir, ne de Ultrasalaklar.

18 Mart 2011 Cuma

Birisi Yalan Söylüyor Ama..

"Vermaelen 6 hafta sonra dönecek. Zaten Song da stoper oynayabilir. Defans oyuncusuna ihtiyacımız yok." - Wenger, Ocak 2011
"Vermaelen'in sezon sonundan önce sahalara dönmesi gibi bir beklentim hiç olmadı." - Wenger, Mart 2011
Hangisine inanalım?

Yarın, Arsenal yedek kulübesinde 41 yaşında bir emekli oturacak. Hani şu, dünyanın en değerli 3. kulübü olan Arsenal'de. Wenger, Ocak'ta stoper alsaydı büyük ihtimal Squillaci'nin kariyerini riske atacaktı. Onun yerine Squillaci'nin kariyerinin, Arsenal'in tüm sezonunu riske atmasına göz yummayı tercih etti.

Şimdi ne desem boş. Sezon sonu açarız kutuyu.

17 Mart 2011 Perşembe

5 Maç

Hikaye tanıdık aslında. Dünyanın neresine giderseniz gidin değişmeyen tek bir gerçek var. Hakemler tarafından düpedüz kayrılan büyük takım yöneticileri, aynı hakemlerden en çok şikayet edenler oluyor her zaman. Bizim memlekette 3 büyüklerin yöneticileri her gün televizyonda, kah federasyon düşürüyolar kah takımlarını ligden çekiyorlar. İtalya'da aynı işi Milan'ı, İnter'i yapıyor. İspanya'da Real, Barça...

Ferguson'un sezonluk klasiği de bu işte. Sezonun ortasında bir yerlerde, stratejik bir şekilde konumlandırılmış bombasını patlatıyor Fergie. Geçen sene, Dowd'a "şişman" deyip 3 maç almıştı. Bu sefer de, Atkinson hakkında, Chelsea maçından sonra yaptığı açıklamalar yüzünden bir 3 maç daha aldı; federasyon "kusurun tekrarı" gerekçesiyle 2 maç daha ekledi. Fergie, tahkime gider de itirazı reddedilirse cezanın 7 maça kadar çıkma olasılığı var.

Ferguson'un bağırışları, takımının başarısızlığına kılıf arayan bir teknik adamın çaresiz haykırışları ya da kendi koltuğunu kurtarmaya çalışan bir yöneticinin ağlamaları değil. Bu cezalar, Fergie'nin başarı stratejisinin, sistematik aşamaları. Mesleğe ömür vermiş Fergie, bilmiyor mu ağır ceza alacağını? Bu kadar tecrübeye rağmen, çenesini hakim olmayı başaramıyor mu? Tam tersine, Fergie bilerek yapıyor bunu. Bunlar, 20 senedir Premier Lig'i domine eden büyük bir planın parçaları hep. Doğru, yanlış, iyi, kötü, oyunu kurallarına göre oynamak ya da hakemleri etki altına almak... İstediğiniz gibi yorumlayın ama işe yaradığını inkar edemezsiniz.

15 Mart 2011 Salı

Mad Jens Strikes Back!

Wenger'in yeni transfer politikası bu olsa gerek. Gerektiğinde, gereken yerlere transfer yapma; sıkıştığın yerde emekli olmuş adamları, ucuza getirir takımı yamarsın.

Geçen sene Sol Campbell'ı yamamıştı Arsenal'in defansına, bu senenin şanslı emeklisi ise Jens Lehmann.

Evet, inanması zor olsa da, şu an Arsenal tesislerinde bir antrenörlük kursu almakta olan "Deli Jens", takımla sezon sonuna kadar sözleşme imzalamak üzereymiş. Güvenilir kaynaklar West Brom maçında kulübede olacak diyorlar.

Wenger'in, Arsenal kariyerinin geldiği noktayı göstermesi açısından ibretlik bir tablo. Yazın Schwarzer'a £3m vermeyip, koskoca camiayı 41 yaşında, 1 senedir top oynamamış adama mahkum etmek nasıl bir mantıktır bir zahmet bana bir açıklayın.

Bu arada Lehmann, sözleşme imzalaması halinde Almunia'nın arkasında yedek oturacak. Kendisi, en son bu duruma düştüğünde şu açıklamayı yapmıştı:
"30 yaşına kadar yedek kulübesinde oturmuş bir kalecinin arkasında yedek olmak utanç verici."
Ah Wenger ah; hele bir sezon sonu gelsin de, asıl o zaman açacağım o zaman kutuyu.

13 Mart 2011 Pazar

Delirson!

Bu blog'da sürekli olarak Denilson, Diaby ve Arshavin gibi adamlara ve onları Arsenal bünyesinde ısrarla barındıran Wenger'e laf söylüyoruz. Arsenal maçlarını düzenli takip eden ve biraz olsun gördüğünü analiz edebilme yeteneğine sahip olan okuyucularımız mutlaka neden bahsettiğimizi biliyordur. Ancak, takımı her hafta izleyemeyen veya işin taktiksel yanına kafa yormak istemeyen biriyseniz, "Neden bu blog aynı adamlara takılmış durumda?" diye düşünüyor olabilirsiniz. Buyrun, açıklamaya çalışayım o zaman.


Arsenal'in yediği ikinci golden başlayalım çünkü burada Arshavin, Diaby ve Denilson üçlüsünün işbirliğini açıkça gözlemlemek mümkün.

Videonun daha başında durdurursanız, Arshavin'in Van Der Sar'ın arkasında beklediğini görebilirsiniz. Rus oyuncu soldan gelişip kalecide kalan bir akın sonrasında, geriye koşmak yerine, olduğu yerde beklemeyi tercih ediyor ve Man Utd'ın maç boyu kullandığı sağ kulvarı sahipsiz bırakıyor.

Arshavin'in kademesine girip, Arsenal sol kanadını kapatması gereken adamlar Denilson ya da Diaby. Top Valencia'ya geldiğine ona en yakın adam Diaby ancak kendisi koşmaya tenezzül bile etmiyor. Arkasından Denilson da Valencia'yı izlemeye devam ediyor ve United, Arsenal kalesi önüne hiçbir engelle karşılaşmadan geliveriyor.

Bu noktada, Valencia topu Rafael'e çıkarıyor ve Gibbs onunla birebir kalıyor. Takımın "defansif" orta sahası Denilson, olaya 2 metre mesafede ama yine izlemekle yetiniyor. Rafael topu ortalıyor ve gol.


Eğer 2. gol tadınızı kaçırmaya yetmediyse, buyrun ilk gole de bakalım.

Man Utd atağı Fabio ile başlarken, genç oyuncu topu ayağından açıyor. Onu karşılamak "defansif orta sahanın" görev tanımındaki birinci madde. Ancak, Denilson yine uyuyor. Hem müdahele etmekte geç kalıyor hem de müdahele ettikten sonra geriye dönmeyerek takımı yine geride eksik bırakıyor. Rafael, topu tekrar Fabio'ya aktardığında, Djourou'nun defansif çizginin 2 metre gerisinde "libero" pozisyonunda olduğunu görüyoruz ki, bu da Hernandez'e pozisyon alma şansı veriyor. Rooney'nin ortası Hernandez'e giderken, Fabio, Arsenal ceza sahasına doğru koşu yapıyor ve Koscielny onu kontrol etmeyi aklına bile getirmiyor. Sonuç: Fabio daha en başta topu ayağından açtığı anda bitmesi gereken United atağı gol ile sonuçlanıyor.

Dün, maç öncesi yazısında "Denilson ve Diaby'nin yan yana oynamasından korkuyorum" diye yazmamın sebebi buydu işte. Abartmayayım ama sadece bu iki gol bile Wenger'in kovulması için yeterli bir sebep. Wenger'in kovulmasından bahseden cümleler kurmam belki hepinize abartı geliyor. Ancak durum ortada. Bu hatalar dün ortaya çıkmadı. Arsenal, 6 senedir aynı çileyi çekmekte. Beş para etmez adamlar, koskoca camiayı baltalamakta ve tekrar tekrar yaptıkları hatalara rağmen, bu adamları takımda barındıran Wenger, bana göre akıl-mantık sınırlarını çoktan aştı.

Benim gibi "uzak" bir izleciyi bile Denilson/Diaby ikilisinin intihar olduğunu görebiliyor da, adına "Profesör" denilen Wenger göremiyorsa, kusura bakmayın ama yemişim o ünvanı ben.

Kabak Tadı Veren Temcit Pilavı

"Insanity: Doing the same thing over and over expecting different results."
- Albert Einstein

Einstein, Arsenal'i takip ediyor muydu bilmiyorum, ancak şu yukarıdaki lafı her Arsenal yazısının en başına koyasım var. Hatta abartıp blogun bir yerine sabitlesem mi acaba? Wenger'in sürekli aynı hataları yaptığını, buraya en az 20 kere yazdım; İngiliz basının yüzlerce kalemi binlerce kere dile getirdi, televizyon yorumcuları maç öncelerinde, aralarında ve sonralarında sürekli bahsetti; diğer bağımsız blog yazarları yazdı, çizdi; taraftar forumları bu işe kafa patlattı.

Bu örneklerin en sonuncusu, geçtiğimiz hafta içinde, Fransız gazeteci Xavier Rivoire'den geldi. Kendisi, Newstalk'a verdiği röportajda aynen şunu ifadeyi kullandı: "Arsenal'in ilerlemesinin önündeki engel Wenger'dir. Artık bırakması gerekiyor". Rivoire'yi diğer gazetecilerden farklı yapan ise aşağıdaki kitabı yazan adam olması. Kendisi, Dünya üzerinde Wenger'i en iyi tanıyan gazetecilerden birisi.

Polemik başlatmak gibi bir niyetim yok. (En azından şimdilik) Arsenal, son 6 senenin özeti gibi bir 13 gün yaşadı ve mücadele ettiği 4 kulvarın 3'üne hayal kırıklığıyla veda etti. Lig Kupası finali ve Barcelona eşleşmelerini bir takım şanssızlıkların arkasına sığınıp görmezden gelmek mümkün. Ancak, dün akşamki Man Utd maçı, bana tekrar tekrar aynı soruyu sordurmayı başardı "Wenger görmüyor, duymuyor, anlamıyor mu?"

Ferguson'un, Wenger karşısında sayısız zaferi var ama dün akşamki adeta bir muhtıra gibiydi. Benim ilk defa gördüğüm bir diziliş ile, sol açıkta Fabio, sağ açıkta Rafael ile sahaya çıkan Fergie, Rooney'i orta sahaya yerleştirerek, onun, bu iki kanada attığ isabetli toplarla Arsenal'i kolayca çözmeyi başardı. Aslında diziliş yeni olsa da, bu taktik, Fergie'nin senelerdir kullandığı bir şey. Arsenal'in zayıf olan sol kanat savunmasının zaaflarından yararlanma olayını Ferguson, daha önce Ronaldo ve Nani ile yapıyordu; bugün aynı işi Rafael yaptı. Yarın bir başkası gelip yapacak. Peki, Wenger'in bu hamleye karşılığı ne oldu? Savunma yapmayan Arshavin ve onun açığını kapatması mümkün olmayan Denilson'u sahaya sürmek. Dün akşam Arsenal'in yediği gollerle ilgili ayrıca bir yazı yazacağım. Nitekim, ilk ve orta dereceli okullarda okutulmak derecesinde ders niteliği taşıyorlar.

Her Man Utd mağlubiyeti gibi, bunun ardından da klişeleşmiş özürlerin ardına sığınmak mümkün. "Arsenal topla daha çok oynadı", "Maçı kontrol etti"; "Van Der Sar çok kurtardı" vs.. Bu özürler tek maç için söylendiğinde belki kabul edilebilir, ancak aynı kronik rahatsızlıklar 6 senedir devam ediyorsa ve bir takımın teknik heyeti, ellerindeki sınırsız yetki ve finansal gücü kullanıp bunları tedavi edemiyorsa, ortada bir "kriz" var demektir.

Kriz demişken, Djourou'nun sezonu kapattığını da hatırlatmak istiyorum. Arsenal savunması sezon sonuna kadar, resmen Squilacci/Koscielny ikilisine emanet. Ocak transfer döneminde bas bas "STOPER" diye bağıran Arsenal kamuoyu tabi ki hatalıydı. Vermaelen'in döneceği yalanının arkasına sığınıp, bu bölgeye takviye yapmayan Wenger'in bir bildiği vardır canım. Koskoca profesör bu.

Almunia, bu sezona 1. kaleci başladı. Yaptığı hatalar onu 3. kaleci pozisyonuna kadar geriletti. Ocak'ta, İspanya'da kulüp arıyordu eleman ve Fabianski sakatlanmasa belki de satılacaktı. Gel gelelim, 3 ay önce gözden çıkarılan Almunia, bugün yine 1. kaleci pozisyonunda. Dün satış listesine koyduğunuz adamdan, bügün nasıl sizi şampiyonluğuna taşımasını bekleyeceksiniz? Bunu da Wenger biliyordur büyük ihtimal.

Artık geliyor... Bundan 7-8 sene önce "Asla gelmez" denilen günler yakın. Wenger, bu sezon şampiyonluğa ulaşamazsa, Arsenal kariyerinde hiç karşılaşmadığı bir şeyi tadacak ve kendisinin Arsenal kulübesindeki yeri yüksek sesle tartışılmaya başlayacak. Bunu şu anda yapmanın hiçbir anlamı yok, çünkü takım hala şampiyonluk yarışının içerisinde. Tabi ki, tramvatik geçen 2 hafta ve bir araba dolusu sakatlıktan sonra Arsenal, ne kadar daha bu yarışı kovalar orası ayrı bir konu.

12 Mart 2011 Cumartesi

Tedavi Maçı

FA Cup'ta, birkaç saat sonra Arsenal, Old Trafford'a çıkıyor. Her iki takımın da zorlu bir dönemden geçiyor olması, normal şartlar altında çok da önemli olmayan mücadeleyi, sezonun en önemli kırılma noktalarından biri haline getiriyor.

United, üstüste Chelsea ve Liverpool'a kaybederek, ligdeki puan farkı avantajını bir haftada yemiş oldu. Buna karşılık Arsenal, 13 gün önce 4 kulvarde devam ettiği sezonu, bugün tek kulvara düşürme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu akşamki maç her iki takım için de krizden çıkış noktası haline gelmiş durumda.

Arsenal açısından, Lig Kupası'nın dramatik finali, Sunderland'e kaybedilen 2 puan ve olaylı Barça maçından sonra, bu akşam alınacak bir mağlubiyet tedavisi güç sonuçlara yol açabilir. Takımın, geçmişte bu tip stresli günlerde tamamen dağıldığı bilinen bir gerçek. Bu akşam da bu stresi üzerinde hissedecek Arsenal'in asıl problemi sakatlıklar.

Arsenal'in bu sene yedek kulübesinden medet umduğu maçların hiçbirini kazanamadığını düşünürsek Szczesny, Fabregas, Walcott ve Song'un yokluğunun endişe verici olduğunu söyleyebiliriz. Bana göre, Wenger'in bugün göbekte Wilshere ve Diaby'nin yanında oynatacağı adam maçın kaderini belirleyen oyuncu olacak. Bu görev için 4 aday var: Denilson, Rosicky, Ramsey ve Nasri.

Denilson'un adını şuraya yazınca tüylerim diken diken oluyor yemin ederim. Bırakın sahaya çıkmasını, kağıt üzerinde varlığı bile ödümü patlatmaya yetiyor. Wenger'in onu Diaby ile birlikte sahaya sürme ihtimalinden hiç bahsetmek istemiyorum. Fransız, bu sezon Nasri'yi inatla açıkta oynattı ve geçtiğimiz sezonlarda, zaman zaman denediği "Cesc pozisyonu"nu, Nasri'ye hiç vermedi. Bunun sebebinin, Nasri'nin kanat savunmasını iyi yapması ve hücum bölgesine yakın oynadığında skor üretmesi olduğunu söyleyebiliriz. Wenger, bugün genç oyuncuyu göbeğe koyar mı bilmiyorum. Nasri göbeğe gelmezse, orası Rosicky'e kalacak ki, onun bal yapmayan oyunu yerine, ben, o bölgede Ramsey'i görmeyi yeğlerim.

İçinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle hakkında yorum yapmanın oldukça zor olduğu bir maç izleyeceğiz bu akşam. Eksik ve baskı altındaki her iki takımdan, karakteri daha sağlam olan büyük ihtimal sahadan galip ayrılacak.

10 Mart 2011 Perşembe

UEFA'nın Adalet Anlayışı


Hadi, Busacca gibi bir kımıl zararlısını geçelim. Yukarıdaki icraatın altına imza atan Howard Webb. UEFA'nın göz bebeği, Dünya Kupası Finali'nin hakemi.

UEFA'nın en iyi hakemi ve sahadaki 5 yardımcısı, De Rossi'nin attığı yumruğu, Srna'ya sarı kart göstererek kutluyorlar.

Hayır o ekstra 2 oksijen israfını koymayın bari sahaya da "Hakemler görmedi" diyecek yüzünüz olsun.

Üzerine Çiçeği de Diktiler

UEFA klasiğini bozmadı ve 6 tane hakeminin doğrultmayı başaramadığı maçın faturasını Wenger ve Nasri'ye kesti ve her ikisini de disiplin komitesine yolladı. 2'şer maç ceza bekliyorum ben en az. 4 penaltısı verilmediği için "It's a f*ckin disgrace" diye haykıran Drogba'yı da dörtlemişlerdi.

Hırsız Busacca'nın da ödülü, çeyrek finalde bir maç olur heralde.

Kepazelikten başka hiç bir şey değil..

9 Mart 2011 Çarşamba

Soygun Var!

Arkadaş nedir bu yahu? Evinizde otururken bir devlet memurunun gelip, televizyonunuzu alıp götürmesi gibi bir şey sanırım. Yapılan hırsızlık, ama resmi kurumun eliyle yapıldığı için normal karşılanmalı. UEFA, futbol, kural, oyun, psikoloji, mantık bilmeyen görevlilerini her sene istediği takımların evlerine yolluyor; ortamda ne var ne yok topluyor. Tepki mi gösterdiniz? Buyrun size 3 ay hak mahrumiyeti. Mağdur da sizsiniz; cezayı da siz alıyorsunuz.

Futbol oyun kurallarında "düdük çalındıktan sonra topa vuran oyuncu, sarı kart görür" diye bir şey yoktur. Bu pozisyonlarda kart çıkması için 2 ön koşul bulunur:

1- Zaman geçirmek amacıyla topu uzağa vurmak
2- Hakemin kararını protesto amacıyla topa vurmak

Peki RVP'ninki bunlardan hangisi? Zaman mı geçirmek, yoksa hakeme tepki mi? Belki de, 90.000 kişinin bağırışı altında, duyamamak gibi basit bir sebebi vardır bu olayın. Hele ki, düdüğün çalınması ile RVP'nin topa vurması arasında 1 saniye varsa, insanda biraz mantık olur; insaf olur.

Barcelona daha iyi oynamış, dünya üzerindeki en iyi takımmış, bilmemneymiş..

Sene 2009, dünyanın en iyi takımı Barça, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde elenecekti ama Chelsea'nin 4 penaltısını vermeyen hakem sayesinde gitti kupayı aldı.

Sene 2010, dünyanın en iyi takımı Barça, hakem yardımının yetersiz kalması üzerine Inter'e yarı finalde elendi.

Sene 2011, dünyanın en iyi takımı Barça, Busacca'nın savaşma hakkını çaldığı Arsenal'i geçerek yoluna devam etti.

Yahu, madem dünyanın en iyi takımı, bir de kendi başına kupa aldığını görsek ya? Ellemeyin şu adamları bir bakalım ne olacak.

Bana göre dün akşam Arsenal, geçen sene Inter'inkine benzer bir performans ortaya koydu. İlk 45 dakikada rakibe sadece 1 pozisyon veren takım. Sahanın en kötü oyuncusu Fabregas'ın yaptığı hata olmasa, ilk yarıyı da böyle kapayacaktı. İkinci yarıya, öyle ya da böyle durumu eşitleyerek başlayan Arsenal'in, Barça'ya kolay kolay teslim olmayacağı da belliydi. Zaten Busacca'yı harekete geçiren de bu ihtimal oldu. Arsenal golü bulduktan sadece 3 dakika sonra, yani eline geçen ilk fırsatta infazı gerçekleştirdi hakem.

Busacca, RVP'yi atmasaydı ne olurdu söylemek imkansız. Barça, turu geçmeyi hakeden taraf olabilir. Ancak, Arsenal'in onları durdurmak için savaşma hakkı düpedüz elinden alınmıştır. Bu yüzden maçın teknik tarafıyla ilgili hiç bir şey yazmak gelmiyor içimden. Gider ayak bir beyin jimnastiği sorusu sorayım size:

"Dünyanın en iyi takımı Barcelona'nın, en son Şampiyonlar Ligi'ni kaldırdığı finalin hakemi kimdi?"

İpucu: Kendisi hakem değil koruyucu melek mübarek..

8 Mart 2011 Salı

Ya Gol At; Ya da Havlu

Bu hafta sonu hafiften rahatsız olduğum için bloga uğrayamadım. Arsenal açısından yine karmaşık duyguların hakim olduğu birkaç günü geride bıraktık. Sunderland'i yenemeyen takım, Man Utd'ın puan kayıplarından maksimum verimi almayı başaramamış oldu. Sezon başından beri ısrarla üzerinde durduğumuz, "yedeklerin etkisizliği" konusu bir kez daha kendisini gösterdi ve Nou Camp öncesi, Arsenal'in pek bir kırılgan olan güvenini önemli ölçüde zedelemiş oldu.

Bugünkü maç öncesi yazıyı çok uzatmak istemiyorum çünkü 2. sezondaki 3 Barca maçından önce de benzer yazılar yazdım. Topsuz oyun, orta alandaki pres, savunma disiplini gibi konularda Arsenal'in eksiksiz oynaması gerektiği apaçık ortada.

İlk maç gösterdi ki, çok iyi oynayan bir Arsenal takımı bile, Barça'ya en az 3-4 net pozisyon vermek zorunda. Hele ki bu akşam, evinde oynayan ve gol atmak zorunda olan bir Barça izleyeceğimizi düşünürsek, bugünkü maçın 0-0 bitme ihtimalinin çok düşük olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Song'un yokluğunda, Arsenal orta sahasının ilk maçta gösterdiği direnci gösterememe ihtimali yüksek. Hele ki, Wenger'in Denilson ile sahaya çıkma ihtimali var ki, böyle bir tercih geçen seneki hüsranın yeniden yaşanması anlamına geliyor bence.

Kısacası bu akşam Barça, öyle ya da böyle golü bulacak. Bundan dolayı Arsenal, turu geçmek istiyorsa, bu gollere karşılık vermek zorunda. Puyol ve Pique'nin yokluğu, tabi ki bu açıdan umut verici bir gelişme. Wenger, RVP'yi kadroya dahil etti ama "sağlığını riske etmem" diye de açıklama yaptı. Bu demek oluyor ki, maça Bendtner ile başlanacak ve ikinci yarıda ihtiyaç olması halinde RVP kurtarıcı olarak ortama akacak. Arsenal'in gol umutları açısından Nasri ve Arshavin'in performansları özellikle belirleyici olacak.

Dediğim gibi uzun uzun yazmaya gerek yok. Maçtan sonra daha detaylı konuşuruz. Ben, ilk maça benzer bir maç bekliyorum. Barça, ilk maçta yapamadığını yapıp, eline geçecek fırsatları erken değerlendirirse, turu daha maçın ilk yarısında atlar. Yok Arsenal, fırtınayı bir şekilde atlatıp, topu karşı sahaya taşımayı başarırsa, o zaman ilginç işler olabilir.

6 Mart 2011 Pazar

Ciddiyetin Lüzumu Yok


Bazen neden ciddi ciddi takılıyoruz, ne halt ediyoruz diye sorguladığınız illa ki oluyordur. Özellikle de çok sıkıldığınız anlarda. İşte böyle anlar, bence, insan zihninin rahatladığı ve pırıl pırıl olarak geyiğin dibine vurabildiği anlardır. Neden rahat davranıp mis gibi yaşamak varken kendimizi ciddiyetle kasalım ki diye düşünen John Boileau da, 2006 yılında, Middlesbrough'nun kapısını çalmış....

30'undan önce yapmak için kendisine 77 tane hedef koyan John Boileau, bu hedeflerden biri kapsamında, Football Manager kariyerini ortaya koyarak Middlesbrough teknik direktörlüğü için başvurusunu yapmış... Sonuç ise süper bir geyiğin ve küçük çaplı bir fenomenin ortaya çıkması:


Şaka bir yana, John Boileau'yu Türkiye"Süper" Ligi'ne getirsek iş yapar bence...

2 Mart 2011 Çarşamba

Aman Fergie'ye Yakalanma

Hafta sonu, Rooney rakibine dirseği yapıştırdı; maçın hakemi 'geç' dedi; görüntüleri izleyen federasyon 'bırakınız vursunlar'. Martin Atkinson, dün maça Torres'in buz gibi golünü iptal ederek başladı ama maçın sonunda yaptığı hata yüzünden Fergie'ye yine yaranamadı.

Maçtan sonra mikrofonu gören Ferguson, tahmin edeceğiniz üzere, hakemden başka hiç bir şeyden bahsetmedi. United, camia olarak, her zamanki şovunu ortaya koydu; sezonun geri kalanında aleylerine hata yapılmasını önleyecek tüm önlemleri aldı. Bütün bu mızıklamadan, United'ı sorumlu tutmak zor tabi ki. Bir takımı eyyama bu kadar alıştırırsan, en ufak bir hatada kıyameti koparırlar tabi. Dün Atkinson'un vermediği faul, ortalama bir İngiliz takımının her hafta başına gelen bir hadise. United'a karşı verilmeyince olay oluyor tabi. Hele ki ordan dönen top, gol olduysa, tutmayın mancunianları artık.

Maça bakarsak, neredeyse tıpatıp aynı dizilişlerle sahaya çıkan iki takım görüyoruz. Torres'i Anelka ile besleme amacındaki Ancelotti'ye karşı, Hernandez'i, Rooney ile beslemeyi planlayan Ferguson. Her iki takımın orta sahası da sola doğru yatmış şekilde asimetrik bir dörtlüden oluşuyor. Manu'da Nani, Chelsea'de Malouda, orta sahanın rakip savunmaya doğru uzantıları görevindeler. Bu iki oyuncu, her iki takımın son derece etkili sol bekleri tarafından destekleniyor ve ortaya sağ beklerin korkulu rüyası bir tablo çıkıyor.

Bana göre son derece sıradan iki oyuncu olan Fletcher ve Carrick ile Chelsea karşısında zorlanmasını beklediğimiz Manu orta sahası, ilk yarı boyunca maçın kontrolünü başarıyla elinde tuttu. Bunda, yetenekleri kısıtlı bu ikilinin hadlerini bilerek oynaması ve Nani ve Rooney'in sürekli yardımlarının da katkısı vardı tabi ki. Karşılarındaki Chelsea ise, daha sezon başındat tıkır tıkır işleyen hücum organizasyonlarını tamamıyla unutmuş bir takım görüntüsü verdi. Drogba'ya göre ayarlanmış hücum setleri, Torres'i 3-4 maçtır pozisyona sokmakta zorlanıyordu ki, aynı tablo bu maçta da devam etti.

İlk yarıyı geride kapatan maviler, ikinci yarıya özellikle orta sahadaki tempo ve sertliği arttırarak girdiler ve 10 dakika içerisinde bu mücadelelerinin karşılığını da aldılar. Ancelotti, golün ardından Drogba'yı da oyuna sokarak, oyunu daha da fiziksel bir hale getirdi ve artan bu tempo karşısında United orta sahası iyiden iyiye zorlanmaya başladı. Bu noktada, Fergie'nin Scholes'u oyundan alma kararı hatalıydı. Man Utd'ın en iyi top yapan adamının oyundan çıkması, presin dozajını her geçen dakika arttıran Chelsea'nin ekmeğine yağ sürdü. Ferguson'un bu hatalı değişikliği yaptığı dakikada, Ancelotti, olumlu bir işe imza atıp, maç boyu hiç bir şey üretmeyen Malouda'nın yerine Zhirkov'u oyuna aldı. Onun girişiyle işleyen sol kanat, Chelsea'ye galibiyeti getiren golü de üretmeyi başardı.

Sonuç olarak, hakkı beraberlik olan ve United'ın bir anlık konsantrasyon kaybıyla kaybettiği bir maç izlediğimizi söyleyebiliriz. Manu, 9 günde 3 deplasman serisine iyi başlamıştı ancak bu mağlubiyet, Anfield öncesi onlar için iyi olmadı. Öte yandan puan farkının erime ihtimali, Arsenal taraftarları ve tarafsız adamın keyfini yerine getirmiş durumda.