3 Şubat 2011 Perşembe

Pahalı Ama..

Newcastle United, bundan 1,5 sene önce küme düşmeseydi, acaba bugün Andy Carroll ismini duyacak mıydık? Championship macerasının ilk haftalarında takımın kadrosunda bile olmayan, ancak sezon içerisinde gösterdiği inanılmaz gelişimini, Premier Lig'e taşıyan Carroll, Newcastle'ın en karanlık günlerinde doğan bir süper kahraman gibiydi. Newcastle, küme düşmeseydi, büyük ihtimal çareyi saçma sapan transferlerde arayacak, altyapıdan gelen gençlere dönüp bakmak kimsenin aklına gelmeyecekti.

Neyse ki, Newcastle küme düştü de, Owen, Martins, Viduka gibi gençlerin önünü tıkayan adamlar ortamı terketti. Andy Carroll gibi bir yetenek de, Newcastle gibi şuursuz bir kulüpte, çok az gence nasip olan bir şansı eline geçirmiş oldu. Carroll, bu fırsatı çok iyi kullandı ve geçen sezonu Newcastle'ın en golcü ismi olarak kapattı. Attığı goller bir yana, onun domine ettiği rakip ceza sahalarda, Ameobi ve Lovenkrands gibi son derece sıradan oyuncular bile tonla gol buldular. İyi bir forvette olması gereken bütün özellikleri üzerinde topluyormuş gibi gözüken Carroll'a, Shearer'ın 9 numaralı formasını, sonunda layıkıyla dolduracak adam olarak bakılıyordu. Nitekim, takım Premier Lig'e çıkmış, Carroll gollerine devam etmişti. Ligin ilk yarısında penaltısız 11 gol atıp, milli takıma da girmeyi başaran Carroll'un, ligin büyüklerinin dikkatini çekmesi de pek uzun sürmedi.

Daha transfer dönemi açılmadan önce, Carroll'ın adı bir çok takımla yazıldı. Ancak, kimse, bu takımlardan birinin £30m barajını aşıp, Newcastle'a reddemeyecekleri bir teklif sunmasını beklemiyordu. Dalglish, Liverpool'un hücumundaki operasyonun düğmesine basana kadar da, ortada ciddi bir teklif yoktu. Torres gitti; Dalglish kumar oynadı; Carroll, futbol tarihinde değeri en süratli artan futbolculardan birisi oldu.

Eldeki somut verilere bakarsanız, Carroll'a ödenen para akıl almaz düzeyde. Daha geçenlerde, Premier Lig'in son 5 senede en çok gol atmış adamına ödenen 18 milyona astronomik dedik, 1 sezon CC, yarım sezon da Premier Lig tecrübesi olan Carroll'un bonservisi, Bent'i kelepir gibi gösterdi. Hadi Bent'i geçtim, Barcelona, Avrupa futbolunun en iyi golcülerinden biri olan Villa'yı, geçen yaz £35m'a kapattı. Liverpool'un diğer transferi Suarez'in bile, Carroll'dan çok daha gösterişli bir CV'si var.

Tabi ki, bu "somut" veriler, futbol dünyasında yaşananları anlatmayı her zaman başaramıyorlar. Carroll'a ödenen para, onun attığı gol sayısına ya da tecrübesine baktığınızda astronomik duruyor ancak kendisinin son 1,5 senede gösterdiği gelişim eğrisini ne David Villa gösterdi, ne de Messi.

Liverpool ve Dalglish, bu etkileyici gelişim eğrisine bakarak bir kumar oynamış durumda. Verilen milyonlar, Carroll'ın geçmişte ne yaptığına değil, bugünkü potansiyeline ve gelecekte yapacaklarına verildi. Potansiyeline para verilen her oyuncu gibi, Carroll'un da bu bonservisin altında ezilme ihtimali var. Bir çok genç yıldızda görülen, "ben oldum" psikolojisi, şöhreti bulunca çalışmayı bırakma hatası, büyük takımda oynamanın getirdiği baskıyı taşıyamama gibi kronik rahatsızlardan kendisi de nasibini alabilir. Hele ki, giydiğiniz 9 numaranın bir önceki sahibi Fernando Torres ise, sadece bu kıyaslama bile adamı bitirmeye yetebilir.

Liverpool'un oynadığı kumarın nasıl bir geri dönüşü olacağını belirleyecek tek kişi, Carroll'ın kendisi. Hava hakimiyeti çok iyi olan, topa her iki ayağıyla da vurabilen ve sadece varlığıyla bile rakip stoperlerin dizlerini titretecek bir fiziğe sahip olan genç oyuncu, kendisine yapılan yatırımın karşılığını verecek yeteneklere fazlasıyla sahip. Bu noktada, tek soru işareti, Carroll'ın karakteri.. Sadece 6 aydır, kamuoyunun gözü önünde olan adamımızın, nasıl bir kişiliğe sahip olduğu hakkında kimsenin pek bir fikri yok. Şımarır mı, tembelleşir mi, uyuşturucu bağımlısı mıdır, yorganın altına osurmayı sever mi; kimse bilmiyor. Tek bilinen, genç oyuncunun, Kenny Dalglish gibi bir şansı olduğu.

Kendisine verilen paranın çok olup olmadığını da, isterseniz bir 3-4 sene sonra değerlendirelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder