13 Şubat 2011 Pazar

1 Milyar Dolar Daha Lazım

Manchester'in mavi yakasında, bugün, elini sallasan, "değişimden", "güç dengesinin kaydığından" bahseden adama denk geliyor. Gel gelelim, 2 senede 1 milyar dolar paranın aktığı mavilerin şöhretleri sahaya çıktığında, 36'lık Scholes ve 37'lik Giggs'i tarafından örselenmekten bir türlü kurtulamıyorlar. Dünkü maç da, Manchester'daki güç dengesinin bir süre daha değişmeyeceğinin kanıtı gibiydi.

Maça çıkarken, her iki hocanın da uzun forvetlerini yanlarına oturttuğunu görünce, ilk yarıdaki rezil maçın bir kopyasını izleyeceğime emin olmuştum. Mancini, zaten 2 senedir bütün büyük maçlara otobüsü parketmek için çıkıyordu, böylesine kritik bir maçta 'pozitif' bir oyun oynaması sürpriz olurdu. United'ın, geçmişte stoperlerini kaybettiğinde yaşadığı bunalımları en iyi bilen adam olan Ferguson'un ise, Ferdinand ve Evans'ın yokluğunda temkinli başlamak istediği ortadaydı.

Temkimli iki takımdan maça iyi başlayan City oldu. Ferdinand'ın yokluğunda United, otomatiğe bağlanmış çıkışlarından yoksundu; Smalling ve Vidic defansif olarak çok iyi bir maç çıkarsalar da, ilk yarım saat içerisinde top kullanma ritmlerini bulmakta oldukça zorlandılar. Bu dönemde, yarı sahasında iyi paslaşan City, Silva ile girdiği net pozisyondan yararlansa maçın gidişatını değiştirebilirdi.

20. dakikadan sonra United'ın kendine gelmeye başlamasıyla beraber, aslında maçın da kaderini belirleyen bir gerçek ortaya çıktı. City açısından oldukça üzücü, ancak Milner, Barry ve Toure'yi üstüste koysak, yarım Paul Scholes etmiyor be arkadaş. Barry ve Milner'ın oyununda hiçbir penetrasyon, pas çeşitliliği yok. Kısa paslar, garanti paslar, az top kaybı iyi güzel de, bu paslardan 150 tane yapsanız, Scholes'ın sol dipten sağ açığa savurduğu topun etkisini bulamıyorsunuz. Toure, City'e geldiğinden beri orta sahada serbest oynuyor ancak bana göre, böyle bir rol kendisine 2 gömlek fazla geliyor. Ortadaki üçlünün kısırlığı City'i, Tevez ve Silva'nın şahsi becerilerine mahkum ediyor, ki United gibi sağlam savunma yapan bir takım karşısında bu kadarı yetmiyor.

United'ın ilk yarının sonunda bulduğu gol, maçın seyir zevki açısından gayet olumlu oldu. Gol bulmak zorunda olan Mancini, ikinci yarının başında önce Wright-Philips'i oyuna alıp 4-3-3'e, sonra da Dzeko ile beraber 4-4-2'ye döndü. Mancini'nin yaptığı bu zoraki "pozitif" değişikliklerin sonuç vermesi çok da uzun sürmedi. Dzeko'nun oyuna girişinden 5 dakika sonra City golü bulan taraf oldu. Bu gole Ferguson da, aynı Mancini gibi 4-4-2'ye dönerek cevap verdi ve oyun iyice açıldı.

Son 20 dakikada eline geçen fırsatı değerlendiren takım maçı kazanacaktı ve United kendi klasiğini konuşturarak 3 puanı alan takım oldu. Sezonun problemli adamı Rooney, taraftara kendini affettirmek için bir plan yapsa, sanırım bu kadar görkemli bir senaryo yazamazdı. City derbisi, maç berabere, son 10 dakikaya girilerken rövoşatayla doksana... Yok artık Lebron James diye bir atasözü vardır, bilir misiniz?

Arsenal-City maçından sonra da benzer şeylerden bahsetmiştim. Mancini, içindeki İtalyanı törpülemezse, Premier Lig'de aradığını bulamayacak. Elinde sınırsız kaynak olan bir hocanın, hala maçları 0-0'a bağlamak için oynuyor olması düşündürücü. Dün, Arsenal maçına oranla daha olumlu bir City izledik, ancak bu pozitiflik, United'ın eksik ve tedirgin savunmasının açıklarından yararlanmak için yeterli değildi. City'nin, golü, gol atmak zorunda kaldıktan sonra bulması da tesedüf değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder