9 Ocak 2011 Pazar

Küçük Rus'un Dramı

Bu aralar kendisini o kadar çok eleştirdim ki, zannedersiniz ki Arshavin çocuğumu filan kaçırdı. Bu sezon Arsenal'in aldığı her kötü sonuçtan sonra eleştiri yazıları Arshavin ile başladı. Zaman zaman acaba abarttım mı diye kendimden şüphe ettiğim de olmadı değil. Ancak, dünkü Leeds maçı gösterdi ki, Arsenal'in peygamber iradeli taraftarının bile küçük Rus'a sabrı kalmamış. İkinci yarıda Arshavin her hata yaptığında duyulan homurtular, kendisi oyundan çıkarken hep bir ağızdan yuhlamaya kadar gitti ve 1 sene önce Eboue'nin Wigan maçında yaşadıkları tekrar yaşandı.

Arshavin, 2 sene önce ligde zor günler yaşayan, Aston Villa tarafından 5.liğe itilmiş bir Arsenal takımına katıldı. RVP'nin ve Fabregas'ın sakatlıkları, takımın hücumunu adeta kurutmuştu. Bu noktada kendisinin sürati ve isteği, Wenger'e ilaç gibi geldi ve rus oyuncu o sezon Arsenal'i dirilten adam oldu. Bu performans Arshavin'e, Arsenal ilk onbirinde 2 hafta önce Chelsea maçında kaybedene kadar sürecek bir ilk onbir saltanatı kazandırdı.

09/10 sezonunun başlamasıyla beraber görüldü ki, Arshavin'in patlayıcı formu biraz durulmuştu. Ancak ben dahil olmak üzere birçok kişi sorun takımın orta saha üçlüsünde aradığından, kendisinin düşük performansı bir süre kimsenin radarına yakalanmadı. Geçen sezonun tamamını ilk onbirin değişmez oyuncusu olarak götüren Arshavin'in istatistikleri fena değildi, ancak Arsenal maçlarını düzenli izleyenler kendisinin pek de 'efektif' olmadığını farkındaydılar. Arshavin, gol atıyor, asist yapıyordu, ancak top kaybı ve pas hataları da sürekli artıyordu. Kaba bir tabirle, Arshavin'in tek bir olumlu hareket yapması için 10 kere topla buluşması gerekiyordu.

Arsenal açısından bir başka hayal kırıklığı olan sezon sonunda medyadaki genel kanı, "Arshavin yetenekli bir oyuncu ancak önümüzdeki sezon kendisini toparlaması lazım" idi. Bu şartlar altında ve üzerinde hafif bir baskıyla sezonu açan Arshavin, beklentilere cevap vermeyi bırakın, gösterdiği performansla bir anda Arsenal taraftarının hedefi haline geliverdi. Artık herkes, kendisinin yaptığı pas hatalarını sayıyor, defansa yardıma gitmeyerek Clichy'i düşürdüğü zor durumlar herkesin gözüne batıyordu. Öyle bir an geldi ki, dünyanın en ısrarcı adamı Wenger bile küçük rusun 1,5 senelik kadro saltanatına son vermek zorunda kaldı.

Arshavin'i izlerken kafamdan geçenleri açıklamak biraz zor aslında. Kendisine baktığımda, Denilson ya da Bendtner'de gördüğüm yetenek kısırlığını, Eboue'deki aptallığı görmüyorum. Aksine Rus oyuncunun yetenekli olduğu çok açık.

Arshavin'e bakınca bir 'taklitçi' görüyorum ben. Arsenal'in oynadığı, yüksek düzeyde takım kimyası gerektiren futbolun gereklerini bilen, ancak bir takım sebeplerden dolayı bu seviyeye ulaşamamanın verdiği panikle sürekli bir şeyler deneyen bir adam. Kendisi Arsenal'e, bu kulübün standartlarına göre "yaşlı" denilebilecek bir yaşta katıldı. Genç yaştan beri bir arada olan, Wenger'in felsefesini beraber öğrenen bir takıma gelmişti ve adeta birbirlerinin akıllarını okuyan bu oyuncu grubuna adapte olmak kolay olmayacaktı. Üstelik küçük rus, Arsenal hücumunun kilit noktası olan açık pozisyonunda oynayacaktı. Bu takıma katılıp sırıtmamak için gerekli adaptasyon, en yetenekli futbolcuyu bile zorlayacak düzeydeydi.

İlk bakışta avantaj gibi gözüken Arshavin'in yaşı ve tecrübesi, bana göre kendisinin Arsenal'e alışmasının önünde en büyük engel oldu. Rus oyuncu, ülkesinde bir süperstardı ve Avrupa futboluna da adını öğretmişti. Arsenal'e katılıp kendisini geliştirmek gibi bir planı yoktu ve takıma ilk katıldığı dönemdeki performansları da bunun gerekli olmadığını destekliyordu. Ancak Arshavin'in katıldığı lig 5.si Arsenal, zamanla toparlandı ve kendi standartlarını bulmaya başladı. Takımın oyunundaki bu seviye yükselişine Arshavin, kendini geliştirme adına hiçbir şey yapmayarak karşılık verdi. Küçük rus öğrenmek yerine, yeteneğiyle yetinme yoluna gitti ve bir anda kendisini sürünün gerisinde buldu.

Bugün Arshavin'i Arsenal formasıyla izlediğinizde, sürekli deneyen bir adam görüyorsunuz. Topuk pasları, aşırtmalar, küçük arapaslar, verkaçlar... Arshavin, bir sürü şey deniyor ama bir türlü adresi bulamıyor. Durum öyle vahim ki, kendisi şut vurduğu zaman bile önünde defans oyuncusu var mı yok mu bakmıyor. Vurmuş olmak için vuruyor. Pas atarken bakmıyor, takımın tamamı son derece dikkatli paslaşırken, Arshavin kafasına estiği için saçma sapan paslar deniyor. Arshavin tüm bunları yapıyor çünkü kendisi Arsenal'in futbolunu taklit etme çabası içerisinde. Küçük Rus zannediyor ki, bu paslardan birkaç tanesi isabet ederse, kendisinin eksikleri sırıtmayacak. Oysa ki, her isabet etmeyen pas, bu eksikleri biraz daha fazla ortaya çıkarıyor. Biraz fazla subjektif kaldığımın farkındayım, ancak bugün hangi Arsenal forumunu açarsanız açın Arshavin'i tanımlayan 2 kelime göreceksiniz: "Umursamaz ve tembel".

Umursamaz ve tembel "subjektif" kavramlar olabilirler, ancak küçük rusun oyununun iki yönünü tanımlamak için mükemmel bir kelime kombinasyonu. Hucümda "umursamaz" çünkü attığı paslar 'rastgele' atılmış hissi veriyor, şutlar hep kötü zamanlarda geliyor. Savunmada "tembel" çünkü Arsenal takımının uzak ara en çok top kaybeden oyuncusu Arshavin; kaptırdığı toplardan sonra dönüp arkasına bile bakmıyor.

Ben burada Wenger'i sabah akşam eleştiriyorum ve bu eleştirilerin büyük çoğunluğu bir grup futbolcuya gereğinden fazla şans verilmesiyle ilgili. Wenger'de peygamber sabrı var ve onun kazanmayı başaramadığı her oyuncunun kendisine çok ciddi sorular sorma vkati gelmiş demektir. 1,5 sene her maçta ilk 11 oynattığı Arshavin'i, ligdeki çok kritik Chelsea maçında hiç kullanmıyorsa, Wenger'in de artık sabrı taşmış demektir. Fransız, City maçında da kulübeye yolladığı Arshavin'i belli ki ideal onbirinden sildi. Bundan sonra şans Walcott'un şansı, o kullanamazsa başkası gelip kullanacak. Wenger'in basın toplantısında Eden Hazard'ın adını anması da boş yere değil.

1 yorum:

  1. Harika bir yazı olmuş. Arshavin hakkında biraz düşünmeye başlamıştım ki ona neler olduğunu anladım şuan tam olarak. Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil