31 Ocak 2011 Pazartesi

23 + 18 + 9 = 50

Kimilerine göre bitti; kimilerine göre eli kulağında. İngiltere'de transfer sezonunun son gününde tek konuşulan, Fernando Torres'in kaderi. Chelsea, £50m'a kadar çıktı diyor bazı gazeteler. Diğeri "Anelka takası var", ötekileri "Torres kalmak istiyor" diye yazıyor.

Liverpool'un kısıtlı kaynaklarıyla yaptığı £23m'luk Luis Suarez transferini görünce, ben Torres'in Chelsea'ye satıldığına emin olmuştum. Ama anlaşılan o ki, Torres'i satılışını taraftara açıklamak pek de kolay olmayacak. Denilen o ki, Liverpool yönetimi kendini yukarıdaki 3 adam ile affetirmek istiyor. Torres'den gelecek 50'nin 23'ü Suarez'e gitti bile. Geri kalan 27'nin 18'i Ashley Young'a; geri kalanı da Charlie Adam'a vermeyi planlıyorlarmış.

Pies yazmış ama tabi ki olay dedikodudan ibaret. Bana göre, imkan varsa, hemen yapılsın böyle bir operasyon. 1,5 senedir yüzü gülmeyen Torres gitsin, 3 tane heyecan verici adam gelsin, takımın çehresi değişir. Son dakikada böyle bir olayın altından kalkılabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

İlk 11 ve Diğerleri

En son Arsenal yazısı yazdığımdan beri aradan 5 maç geçti. Oldukça yoğun olmamdan dolayı doğru düzgün yazı yazacak kafayı toparlayamam belki bu boşluğun ilk nedeniydi ancak oynanan maçların kalitesi de konuşmaya değmeyecek kadar düşüktü. Arsenal'in oynadığı 5 rakip de Championship klasında takımlardı ve bana kalırsa bu 5 maç Arsenal'de bir dönemin kapandığının habercisiydi.

Arsenal, son 5 senede, kupalara hep genç/yedek karışımı kadrolarla çıktı. İngiliz basını Wenger'i, "Çoluk çocukla kupa kazanılmaz" diye eleştirirken, benim de içinde bulunduğum bir çok Arsenal destekçisi bu durumdan pek de şikayetçi değildi. Kupalar, genç oyuncuların kendini göstereceği bir arena halini aldı ve taraftar da kulübün geleceğine bu maçlarda göz atmış oldu.

Bu dönemdeki kupa maçlarının bana göre en keyif veren yanı, sahaya çıkan genç oyuncuların as oyuncuları hiç aratmayacak performanslara imza atışlarıydı. Wenger'in oyun felsefesinin, kulübün tüm kademelerine nasıl da homojen olarak yayıldığını görmek oldukça etkileyiciydi. Bu genç takımlar, belki her sene tecrübesizliklerinin kurbanı olup kupalara erken veda ettiler ancak buradan kazandıkları tecrübe, Walcott, Ramsey, Wilshere, Gibbs, Sczcesny gibi gençlere as takımın kapısını açmış oldu.

Bu sene, "Kupasız 6. seneye giriyoruz" baskısını iyiden iyiye hissetmiş olmaya başlamış olsa gerek ki, Wenger, "Kupa takımı" felsefesini bir kenara koydu. Geçtiğimiz yıllarda, en son yedeğe kadar gençleri sahaya süren Fransız, bu yılki kupa kadrolarında yedek-as karışımı ilk onbirlerle çıkıp, kulübeye de güvendiği adamları almayı başladı. Hoş, bu değişiklik direk sonuç verdi ve Arsenal kendini Lig Kupası finalinde buldu ancak bana göre bu işin bir de "olumsuz" sonucu oldu ve Arsenal'in, Wenger tarafından üzerlerinde sürekli ısrar edilen bir grup oyuncusunun ne kadar sıradan olduğu kabak gibi ortaya çıktı.

Arsenal, dün kendi sahasında League 1 temsilcisi Huddersfield'e karşı oynadı ve sahaya Nasri+yedeklerden kurulu bir onbir ile çıktı. Yedek dediysem, sahaya çıkan kadrodaki 11 adamdan Gibbs hariç tamamı, son 2 sene içerisinde bir dönem Arsenal'in as takımında yer almış arkadaşlar. Yani, Wenger'in Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi gibi hedeflere giderken güvendiği futbolcular. Dünkü maçı izleyip de, Arsenal'in son 5 senede bu hedeflere neden ulaşamadığını anlamamak mümkün değil bana kalırsa. Burada tek tek isim vermeyeceğim çünkü aynı adamlardan bahsederek size de kabak tadı vermek istemiyorum. Tek diyeceğim, acaba Arsenal, dün sahaya Ramsey, Lansbury, Frimpong, JET, Eastmond, Bartley, Miguel gibi gençlerle çıksaydı, bundan daha kötü oynamayı başarabilir miydi?

Bana göre, bu vahim durum o kadar bariz ki, Wenger bile bunun farkında. Fransız, geçen hafta Championship 19. Ipswich'e karşı, kendi sahasında oynadığı maça tamamen yedeklerden oluşan bir kadro çıkarmaya cesaret edemedi mesela. Olası bir sürprize engel olmak için, Clichy, Sagna, Fabregas, Van Persie ve Wilshere gibi asları sürdü sahaya. Dün akşam, tamamen yedeklerle sahaya çıkmasının sebebi de, bu oyunculara güveniyor olması değil, 3 gün sonraki Everton maçıydı. İronik olan ise sahaya çıkardığı tek as adam olan Nasri'nin sakatlınışı oldu. Dün, Arsenal'in gününü kurtaran, aynı Leeds maçında olduğu gibi oyuna sonradan giren Fabregas oldu. Cesc'in oyuna girdiği andan itibaren yaptığı etki, Arsenal'in ilk 11'i ile yedekleri arasındaki inanılmaz uçurumu göstermesi açısından önemli aslında. Fabregas, sahaya adımını attığı anda, Tempra şasiye takılmış Veyron motoru gibi etki yaptı dün. Maçı kazanmak için şasinin tek yapması gereken dökülmemek oldu.

Bazılarınıza radikal gelebilir ancak, Wenger'in sezon sonunda yapması gereken şey çok basit: Dün sahaya çıkan 11'i, Nasri, Koscielny, Chamakh ve Gibbs dışında satmak. Boşu boşuna yüksek maaş alan ve Arsenal takımında hiç bir geleceği olmayan bu 7 oyuncunun çıkışından gelecek gelir ile, geride kalan 15 kişilik kadroya kendini kanıtlamış 3 transfer eklenebilir ve son 4 pozisyon da gençler ile doldurulabilir. Kendinden 2 lig aşağıda oynayan takıma karşı bile performans vermeyen yedeklerle nereye kadar gidilecek ki? Buyrun Nasri sakatlandı; Everton maçında yine Arshavin çilesini çekeceğiz. Yazık değil mi yahu bu taraftara?

24 Ocak 2011 Pazartesi

Kamerayla Tespit Ettirsene

Adnan Polat, başında bulunduğu kulübün onurunu korumak adına, en doğal hakları olan yuhlamak eylemini icra edenleri, polis kamerasından tespit ederek ayıklamakla tehdit ederek, Galatasaray tarihinde görülmemiş bir rezilliğe imza attı. Yaptığı onursuz hareketten sonra, bir de utanmadan çıkıp ne kadar koyu Galatasaray'lı olduğundan bahsetti; istifa lafını ağzına bile almadı.

Peki Polat efendi madem o kameraları kullanmaya bu kadar meraklı, buyursun işte bulunmaz fırsat. Dallamalıklarından başka hiçbir yerleri Ultra olmayan ve kendini 'taraftar' olarak nitelendiren grubun, Sivasspor maçında bulunduğu tribünün resmi yukarıda. Üstelik, bu yapılan hayvanlık, yuhlamak gibi 'yasal' da değil. Yani Adnan Polat, kamera tespiti yaptırırsa, devletin polisini suç olmayan şeylerle meşgul etmiş de olmayacak bu sefer.

E hani nerde şimdi tespitçi, fişçi Polat Efendi?

Taraftar yaptı, ceza; bizim paralı askerler yaptı, kaza mı?

Kalk Bakayım Oradan Evladım


Chelsea ve Arsenal arasındaki FA Youth Cup maçını izlemeye gelen Ancelotti, Gooner teyzem tarafından şutlanırken..

22 Ocak 2011 Cumartesi

Daha Ne Yapması Lazım?

Bir futbol takımı, kadrosundaki herhangi bir oyuncuyu satma kararını ne zaman alır?

- Söz konusu oyuncu 5 senedir takımdadır ve zerre gelişme kaydetmemiştir; hatta her geçen gün geriye gitmektedir.

- Her oynadığı maçta yaptığı hatalarla takımı zor duruma düşürmekte, formayı 18'lik gençlerin elinden bile alamamaktadır.

- Oyun zekasından zerre nasibini almamış olduğu ortaya çıkmıştır. Tecrübe kazansa bile akıllı olmadığı için üst düzey futbola ayak uyduramamaktadır.

- Kısıtlı yetenekleri vardır ve bunlar arasında "Ama şunu da iyi yapıyor" denilebilecek hiç bir nokta yoktur.

- Takım arkadaşları tarafından sevilmediği bilinmektedir. Varlığıyla bile takımın ahengini tehdit etmektedir.

- Taraftar kendisinden bıkmış, usanmış ve kulübü takip eden tüm kalemler ağız birliği etmişçesine kendisinden kurtulunması gerektiğini yazmaktadır.

- Bu oyuncu, verdiği röportajda, takımın yıldızı ve kaptanı olan adama "iyi oyuncu ama lider değil" demiştir ve bunu sezonun en kritik döneminde yapmıştır.

- Aynı röportajda, 1 numaralı forma için savaşan 2 genç kaleciyi görmezden gelip, zamanını doldurmuş ve kulüpten ayrılmaya hazırlanan eski kalecinin onlardan daha iyi olduğunu iddia etmiştir.

- Saçlarını ördüğü zaman g*tüme benzemektedir.

Tüm bu sebeplerden biri veya bir kaçı bir oyuncuyu satmak için yeterlidir bence. Peki, yazdığım özelliklerin tamamını üzerinde toplayan Denilson'un, Arsenal takımındaki varlığını nasıl açıklayacağız o zaman? Eğer kendisi Wenger'in gençliğinde patlattığı bir prezervatifin sonucu ortaya çıkmış gayrimeşru çocuğuysa belki anlarım durumu. Ancak, kendisinin Arsenal forması giyişini futbol mantığı içerisinde açıklamak imkansız.

"Hayırdır, rüyanda Denilson'u mu gördün?" diyorsanız, kendisinin, hafta içi, Arsenal Brasil adlı siteye verdiği röportajı kaçırmışsınız demektir. IQ denilen nimetten hiç nasiplenmediğini sahadaki hareketlerinden kolaylıkla anlayabildiğimiz Denilson kardeşimiz, bu röportajda ağzını açma gafletinde bulunarak, kendisinin Arsenal'den defedildiği günün hayaliyle yaşan bizleri de biraz olsun umutlandırmış oldu. Fabregas için "Lider değil", Almunia için de "Takımdaki en iyi kaleci" ifadelerini kullanan Denilson, kendisine az biraz tahammülü kalmış olan az sayıdaki Arsenal taraftarını da kaybetmiş oldu. Bugün, Wigan maçında, kazayla Emirates'e adımını atarsa, Eboue ve Arshavin'in daha önce tattığı resepsiyonun bir benzerini tadacağından eminim.

Aslında kendisini yuhlamak ve suçlamak tamamen yersiz. Bir insan, gerizekalı, yeteneksiz olabilir ve saçları g*tüme benzeyebilir. Bunda yadırganacak bir şey yok çünkü, dünya üzerinde böyle adam çok. Bana göre, asıl sorun, kendisi üzerinde yıllardır ısrar etmekte olan Wenger'de. Denilson, Wenger'in son 5 senesinin tek kelimelik özeti gibi. Bazı oyuncular üzerinde, verilen şansları kullanamamalarına rağmen, sadece genç oldukları için gereksiz bir biçimde ısrar edilmesidir Arsenal'in yakın geçmişteki en büyük problemi. Fabregas, Wilshere, Walcott, Ramsey nasıl sahaya ilk adım attıkları andan itibaren, "büyük" oyuncu olacaklarını gösterdilerse, aynı şekilde Denilson, Diaby, Bendtner, Eboue, Fabianski gibi adamlar da daha ilk günden belli ettiler kendilerinden balta sapı bile olmayacağını. 1 sezon, 2 sezon ısrarı anlarım da, sezonlar boyu bu oyuncular tarafından baltalanmayı izlemek nasıl bir mazoşistliktir onu pek çözemiyorum.

Arsenal'in, temizliğe bir yerden başlaması gerekiyor ve bu 'yer' için Denilson'dan daha uygun bir adam daha düşünemiyorum. Eğer, kendisinin "genç yetenek" olduğu yanılgısına düşmüş Wenger'den başka bir teknik adam bulunabilirse, bedelsiz ve hatta üstüne Almunia'yı da bonus olarak vermek suretiyle bu alışveriş gerçekleştirilmelidir. Nitekim, kendisinin gelecekte Arsenal'e yararlı olma ihtimali, Barış Özbek'in Galatasaray'a yararlı olma ihtimalinden de düşüktür. Evet, o kadar da iddialıyım.

20 Ocak 2011 Perşembe

Duman Çıkıyor

Önce Babel, Twitter'da yumurtladı; "Ajax'a döneceğim için mutluyum" diye. Gerçi, Liverpool, onun için Hoffenheim'ın yaptığı teklifi kabul etmiş olsa da transfer henüz kesinleşmedi. Sonra, Liverpool'un yeni patronu John Henry, Luis Suarez'in menejeri Pere Guardiola (Pep'in biladeri) ile yemek yerken görüldü. Ateş var ki, duman çıkıyor. Geçen sene Hollanda Ligi'nin en iyi futbolcusu seçilen, ancak Osman Bakkal'ı vampirleyerek aldığı 7 maç ceza ve Dünya Kupası'nda yaptığı kurtarışla adından daha çok bahsettiren Luis Suarez, Liverpool yolunda gibi.

"Henry 15 veriyor; Ajax 20" diyor diye yazıyor İngiliz medyası. Babel'i de 3-5 euro etse, Liverpool bitirir gibi bu transferi. Zaten Amerikalıların kulübe bir hediye alma zamanı geldi. Gerçi Torres gibi adamım varken ben transfere orta sahadan başlardım ama hiç yoktan iyidir herhalde.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Good Business

Bizim patron doğma büyüme Sunderland'li. Adam Sunderland'te doğup hayatının ilk 40 senesini de orada geçirmiş yani öyle böyle değil. Dün sabah, ofise girip kendisini, masasında 5 karış suratla otururken görünce, "Ulan ne oldu acaba şirket mi battı?" diye düşünmeye başladım. Nitekim, normal şartlarda depresif yapan bir arkadaşımız değildi kendisi.

Yanına doğru yönelince bana baktı ve "Okudun mu haberleri?" dedi. Sabahları haber okumayı bırak, kahvaltı bile etmeyen birisi olarak bir anda kendimi salak gibi hissettim. "Oha" dedim kendi kendime, "Acaba meteor filan mı düştü bir yerlere; kesin büyük felaket var."

Patron, boş boş baktığımı görünce bana döndü ve "Darren Bent'i Aston Villa'ya satmışız" dedi.

Türk olduğumdan kelli ilk tepkim tabi ki "Hadi ya! Kaça?" oldu.

"£18m peşin" dedi patron. Önce "Oha!" dedim, patron anlamadı tabi ki. Sonra da "Good business" dedim, "üzme tatlı canını".

Villa'nın Darren Bent transferi, sessiz geçen ara transferin ilk şokuydu Premier Lig'de. Gerek ani gelişimiyle olsun, gerek de meblanın yüksekliğiyle İngiliz basınına bomba gibi düştü haber. Medyada en çok tartışılan konu Bent'in harbiden de bu kadar paraya deyip, deymeyeceğiydi. Şu ana kadar okuduklarıma bakılırsa genel kanı Villa'nın kazık yediği yönünde ki, patron bana bu haberi verdiğinde ben de fiyatı biraz astronomik bulmuştum.

Bent'in futbolculuğunu tek bir kelimeyle tanımlayabiliriz: "Düz!". Kendisi iyi bir forvet oyuncusudur ancak fazlasıyla düzdür. Rakip defansa yaslanıp isabetli şut atabilir veya dipten çıkarılan topları iyi tamamlar, ancak toplara sert ve düz vurması dışında pek de bir atraksiyonu yoktur. Defansa pek yardım etmez, pas yapmaz, takım oyunu oynamaz, ceza sahasında topla buluşursa kafasını kaldırıp bakmaz. Bunların hepsini geçtim, Bent'in daha iyi bir futbolcu olmasını engelleyen en önemli etken, canı istemeyince oynamayışıdır. Bent, oynadığı takımların forvetteki tek opsiyonu olmayı sever ve zaten, bana göre, Sunderland'ten ayrılışının sebebi de Gyan ve Wellbeck'in bu sezon biraz onu gölgede bırakışıdır. Gittiği takım Villa'ya bakarsanız da, Sunderland'in tersine takımın başka formda golcüsü olmadığını görürsünüz.

Dünyanın en zengin 4. kulübü olup da, £500.000 harcamamak için sezona kalecisiz giren bir takımın taraftarıysanız, size bu tip transferler tabi ki ilginç geliyor. Aston Villa'nın ödediği £18m peşin ve £6m kontrat bonuslarından oluşan bonservis bana astronomik gözükse de, ortada bir 'alan memnun, satan memnun' durumu var. (Gerçi Steve Bruce ihanete uğradığını söylüyor). Villa, yıllardır topu ileri iyi taşıyan bir kulüptü (Young, Agbonlahor, Downing), şimdi Bent ile o taşınan topları bitirecek bir adama kavuşmuş oldular. Sunderland cephesinde ise, Gyan ve Wellbeck bence forvet için yeterli. Cebe indirdiği parayla Bruce gidip 2 tane kaliteli orta saha adamı alırsa, takımını 4-2-4 oynamaktan kurtarır. İki takımın oyununun da kritik değişikliklere uğrayacağı kesin. Kimin daha karlı çıkacağını zaman gösterecek.

16 Ocak 2011 Pazar

Dikta Yönetimi ve Satılmış Türk Basını


Galatasaray açılış yapmış,

Hükümet spora siyaset karıştırmış, stad açılışında kendi miting şarkılarını çalmış (1:30),

Hükümetin yalakası bürokrat kürsüden Galatasaray yönetimine hakaret etmiş (2:00),

Taraftar bunu yuhlamış, başbakan stadı terketmiş,

Galatasaray'ın başkanı "TOKİ başkanı özür dilesin!" diyeceğine, "Başbakandan özür dileyeceğiz" demiş, kendi taraftarlarını ayıklamakla tehdit etmiş, omurgasızın önde koşanı olduğunu tekrar kanıtlamış.

Ülkemin satılmış basını, TOKİ başkanının hakaretine bir satır bile yer vermemiş: NTV, Hürriyet, Milliyet...

Basının bu yardımıyla, Başbakan, en sevdiği kılıf olan "mağdur" kılfını yine başına geçirmiş,

Galatasaray taraftarının tüm sevinci kursağına dizilmiş,

Bigboned, memleketi zamanında terkedebildiği için kendini bir kez daha şanslı saymış, geride kalanlara sabır dilemiş...

Üzgünüm gençler.. Biliyorum, haksızlığa, adaletsizliğe, diktatör rejime, satılmış basına alıştınız artık. Ama ülke onların ülkesi. Ülke, canlı yayında ve 50000 kişinin gözü önünde edilen hakaretin, edenlerin yanına kaldığı ve ertesi gün hakarete tepki gösteren grubun asıldığı bir yer. Belki spora bu kadar iğrençe bulaşmadığı için burada bahsi geçmedi ancak bu yaklaşık 60 senedir böyle, hep de böyle kalacak.

Gelin ben size bir West Ham - Arsenal yazısı yazayım da, biz Premier Lig takip etmeye devam edelim.

Ha Ha!!

Bu ne lan? Stat açılışı mı bu? Ben hayatımda böyle rezillik görmedim. Işıktı, lazerdi, dansçıydı bir çuval para harcamışsınız ama siyasetin çirkinliğini stadın dışında tutamadıktan sonra ne anlamı var ki?

Bir dolu adam akbabalar gibi üşüşmüş açılışın tepesine. Adnan Polat ve ekibinin son şansı bu stat. Onlar kendi imajlarını düzeltme peşinde. Ali Dürüst - Faruk Süren ikilisini dinlersen her şey onların eseri. "Bizim yönetimimiz şöyle yapmasaydı" diye başlayan cümleler kuruyorlar. Başbakan her geldiğinde yuhalandığı Ali Sami Yen'i unutmuş, biraz da ben nemalanayım diye gelmiş açılışa. Açılışı, konuşma özürlü bir spiker sunuyor ve başbakanın bir numaralı yalakası ve Galatasaray tarihinin en büyük kımıl zararlısı Hakan Şükür yorumluyor. TOKİ başkanı, Galatasaray'ın stadında Galatasaray'a laf söyleyebilecek kadar kendinden geçmiş durumda..

Ben, Arsenal maçını izlediğimden dolayı açılışı göz ucuyla takip ettim. Yanılıyorsam düzeltin, ancak TOKİ başkanı çıkıp "Galatasaray kiracılık sorumluluklarını yerine getirmemiştir!" diye kusana kadar kimsenin kimseyi yuhladığı yoktu. Düne kadar osuruktan bir bürokrat olan bu kardeşimiz, Galatasaray'ın adı sayesinde basını bir süre meşgul edince kendisini vezir-i azam zannetmiş sanırım. Bu adam kim oluyorda böyle bir gecede, 50.000 Galatasaraylının içinde, bu kulübün şahsiyetine laf söyleyebileceğini zannediyor? Peki bu lafı söyledikten sonra nasıl bir tepki umuyor acaba? Galatasaray taraftarının bir anda TOKİ lehine tezahürat yapmaya başlayacağını mı sanıyor? O taraftarın kendisini yuhalayarak az bile yaptığının farkında mı?

Olayın gerisi hepten içler acısı zaten. Başbakan, "Eyvah bizim miting ters tepti" korkusuyla stadı terkediyor. Adnan Polat da, "Eyvah battı bizim holding" korkusuyla onun peşinden... Polat'ı burada anlamak lazım, adamın holdingi var, devletin bürokratlarıyla başbakanıyla çıkar ilişkileri var. Türkiye'de işler kolay yürümüyor. Memleket bürokrasisyle enseye tokat g*te şaplak hale gelmek bir holding patronunun yıllarını alıyor. Sen, senelerce uğraş bu ilişkileri bir yere getir, sonra kendini bilmez Galatasaray taraftarı gelsin, içine etsin.

Galatasaray taraftarının da yaptığı iş değil. Başbakanın vezir-i yalakası, altı üstü kulübün onuruna laf etti. Niye yuhluyorsun arkadaşım? Ayıp değil mi? Kafasına atacak hiç mi bir şey bulamadın? Şişe, bozuk para bulamadıysan çıkar ayakkabını at. Nedir yani? Kuru kuru yuhalamak yakıştı mı sana?

Ah be Adnan. Sen gerçekten Galatasaray başkanı olsan, TOKİ başkanı, senin başında olduğu Galatasaray kulübüne dil uzattığı anda o adamı ordan indirtir; hadi onu yapamadın mikrofonun kablosunu filan keserdin. Ama dedim ya çıkar ilişkileri işte, onun yerine, kulübün şerefini korumak için, en doğal hakları olan yuhalamayı seçen taraftarları ayıklamakla tehdit ettin. Kendi kulübüne arkanı döndün; Erdoğan'ın karşısına geçip boynunu büktün, azar işittin, eline cetvelle vurdurttun.

Keşke bir kere olsun taraftarı dinleyip de zamanında istifa etseydin be Adnan. Tüm bunlar başına gelmezdi. Kendi cüzdanın ile Galatasaraylılık onuru arasına sıkışmak zorunda kalmazdın.

Bu saatten sonra nasıl Galatasaray başkanı kalacaksın peki Adnan? Arkanı döndüğün taraftarın içine nasıl çıkacaksın? Bak zamanında istifa etmedin başına neler geldi. Bas artık o istifayı da, bir sonraki TT Arena ziyaretinde 50.000 kişi tarafından yuhlanmaktan kurtul. Hayır artık stadın kapasitesi de büyüdü, satılık taraftar grubun Ultraslan da yetmeyecek çatlak sesleri bastırmaya.

Dün Galatasaray camiası, statta yaşananlardan önce, başka bir şokla sarsılmış, Hıncal Uluç, 16. defa Galatasaray taraftarlığını askıya almıştı. Uluç, öngörülü adammış; tüm bu rezillik yaşanmadan hemen önce gemiyi terketmeyi başardı. Biz kaldık salak gibi gemide, kulağımıza da su kaçtı dün akşam.

Dikkat ettiyseniz, Rijkaard gittiğinden beri Galatasaray yazısı yazmayı bıraktık. Anlaşılmış bir durum değildi, ancak ne o.k.a ne de benim pek içinden gelmedi Galatasaray hakkında konuşmak. Takımın içinde bulunduğu durum, maç izleyip taktik analiz yapılarak çözülmenin ötesindeydi. Sahada oynanan içler acısı futbol, kulübün çürümüşlüğünün bir yansımasıydı ve bu ortamda 'teknik' konuları konuşmak gerçekten anlamsız hale geldi.

Tüm bu yaşananlardan sonra belki Hıncal gibi gemiyi terketmeyeceğim, ancak gerçekten tiksindim Galatarasay'dan artık. Kötü yola düşmüş evlat gibi benim için Galatasaray. Kızgınlıktan daha çok hayal kırıklığı içerisindeyim. Tabi ki, evladının başına bir iş gelmiş her ebeveyn gibi kendimden başka kimseyi de suçlamıyorum. Galatasaray'ı sahipsiz bıraktık ve koca kulüp kötü yola düştü; çürüdü. Sorumluluk, Adnanları, Servetleri, Özbekleri, Ultraslanları, Turanları bünyesinde barından Galatasaray taraftarınındır; başka da kimsenin değil.

15 Ocak 2011 Cumartesi

Sonuç Değişmeyecek

Premier Lig'inde teknik adam avlama mevsimi hızlı açıldı. Daha önce bahsettiğim, kovulma tehlikesini en yakından hisseden 4 teknik adamdan, ilk fire Hodgson'la geçen hafta gelmişti. Anlaşılan o ki, ikinci fireyi de bu akşam vereceğiz.

West Ham cephesinden gelen haberlere göre, bu akşamki Arsenal maçının sonucu ne olursa olsun, kulüp yönetimi Avram Grant ile yollarını ayıracak (ya da Grant kovulmayı beklemeden istifa edecek.) Gold ve Sullivan'ın Martin O'Neill'la anlaştığı ve kendisinin West Ham'ı önümüzdeki hafta devralacağı da gelen haberler arasında.

Eldeki malzemeye baktığınızda, belki Grant'ın Premier Lig'deki en kötü performansı veren teknik adam olduğunu söyleyemezsiniz. Hele ki, Houllier gibi tam bir fiyaskoya imza atan bir hoca ortamdayken. Ancak, West Ham'ın kadrosu, ligin dibini haketmeyecek kadar yetenekli bana göre.

O'Neill'ın lige dönüşü benim için sevindirici bir olay. Her gittiği takıma kendi imzasını atan bir hoca olarak, kendisini daha iddialı takımların başında görmek isterim aslında ancak bu da hiç yoktan iyidir.

13 Ocak 2011 Perşembe

Kopyala Yapıştır

"...Maça çıkan onbiri gördüğüm anda içimi bir endişe kapladı. Wenger, sahaya 8 değişiklikle çıkıyordu ve Arsenal'i yıllardır baltalayan Diaby, Denilson, Eboue, Bendtner ve Arshavin gibi oyuncuların tamamı sahadaydı. Endişelerimin haksız olmadığı maçın hemen başında ortaya çıktı zaten." - Wigan - Arsenal sonrası

"Ama artık bazı şeyleri görmesi lazım. Yetiştirdiği oyunculara şans vermesini anlıyorum, kulübü finansal olarak korumak için pahalı transferler yapmayışını da. Ancak, yukarıda saydığım bir grup oyuncunun, Arsenal kadrosundan bir an önce ayıklanması gerekiyor." -Arsenal - Leeds sonrası

"Eminim ki, Arsenal kampındaki hava bu. "Nasıl olsa yaptığımız yanımıza kalıyor.", "2 pas yapar taraftarı mutlu ederiz.", "Nasıl olsa hoca tekrar tekrar şans veriyor." Sezon başındaki bir röportajında Diaby'nin de ağzından duyduk zaten bunun doğrulaşını, "Arsenal taraftarını mutlu etmek çok kolay" diye buyurdu beyimiz.

Adam haklı. Kendi sahanda Tottenham'a, sadece laubaliliğin yüzünden maç vermene; sonra gidip ilk maçta 6 attığın Braga'ya, mücadele etmeye tenezzül etmeden yenilmene rağmen; ne hocanı, ne seni tartışan var; Londra'ya döndüğünde yine 60.000 kişi arkanda. Oh ne ala memleket. Ağzımda fazla gevelemeyeceğim ve direk söyleyeceğim o zaman. Wenger'in yarattığı takımın sorunu şu:

"ARSENAL, HİÇBİRİNİN S*KİNDE DEĞİL".

1,5 senedir burda bir sürü taktik analiz yapmaya çalıştım; geldiğim noktaya bak. Durum başka açıklamasını da bulamıyorum. 2-1 önde olduğu maçta, Arsenal'in kaptanı frikiğe elini uzatıyorsa, o adamın dünya z*kinde değildir arkadaş. Fabregas biliyor ki, ne maçtan sonra kafasına krampon atacak hoca var, ne idman basıp oyuncu azarlayacak taraftar, ne de soyunma odası basıp ana avrat sövecek yönetici. Arsenal'de hayat hergün bayram. Yenilsen de, yensen de taraftarın senle" Braga- Arsenal sonrası


"Her sene, Arsenal'in sezonunu baltalayan, kronik birkaç faktör var ve Wenger'in "ısrar"ları bu listenin ta en tepesinde. Kaleci ısrarı, Bendtner ısrarı, Diaby-Denilson orta sahası ısrarı... Bu sezon da aynı nakaratın okunmaması için, bir an önce önlem alınması gerekiyor". Everton - Arsenal sonrası


"Kuşkusuz ki, bu durumun tek sorumlusu, maalesef, Arsene Wenger. Eğer, Arsenal için bu sene de hüsranla biterse, kendisinin sportif direktörümsü bir konumda olduğu ve takımın gerçek bir taktisyen hoca ile sahaya çıktığı bir düzen hayal etmeye başlayacağım. (Hatta başladım bile)."
Tottenham - Arsenal sonrası

Arsenal maç yorumu yazmak çok kolay. Sürekli aynı hataları yapan, sürekli aynı oyuncular tarafından baltanan ve inatla hiç bir şeyin değişmediği bir kulüpten bahsediyorsanız, her hafta aynı yazıyı kopyalayıp yapıştırsanız başınız ağrımaz. Aynen devam Wenger..

11 Ocak 2011 Salı

Elveda...


Keşke buruk ayrılmasaydık. Bugün keşke orada olabilseydik. En mutlu anlarında yanında, zor günlerinde arkadandaydık Galatasaray. Ama Ali Sami Yen'i böyle üzgün, böyle umutsuz, böyle kırgın terk etmemeliydik...

Umarım ki yenisi de çimlerine anıları, duvarlarına Galatasaray'ı kazıdıkça eskisini aratmayacak.

Elveda Ali Sami Yen. Seni hep böyle hatırlayacağız...


10 Ocak 2011 Pazartesi

Acil Stoper Aranıyor

Wenger, limitte yaşamayı seven bir adam. Geçen sene takımın stopere ihtiyacı vardı. Wenger, yazın 2 stoperi yollayıp 2 tane de transfer etti. Sakatlıktan dönen Djourou'nun da katılımıyla stoper sorununu çözeceğini düşündü. Gel gelelim, Djourou sakatlıktan döndü dönmesine ama Arsenal Vermaelen'i uzun bir süreli sakatlığa kurban verince, bu bölgedeki sıkıntı bu sezona da sıçramış oldu. Djourou'nun beklenenin üzerinde performansı olmasa, Arsenal ligin ilk yarısında bayağı bir kabus görebilirdi. Squillaci-Koscielny-Djourou rotasyonu, Fransız ikilinin zaman zaman zorlanmasına rağmen Arsenal'i bugüne kadar idare etti. Ancak dün alınan Squillaci'nin sakatlandığı haberi işleri biraz karıştırdı.

Wenger geçtiğimiz hafta "Vermaelen düzelmezse stoper almak zorunda kalacağız" demişti. An itibariyle Vermaelen'in durumunda henüz bir gelişme yok ve eldeki 3 stoperden 1 tanesi de sakatlığa kurban verildi. Görülen o ki Wenger, bir an önce bir stoper almak zorunda. Bu noktadaki tercihi de sezonun geri kalanı açısından kritik rol oynayacak. Basının yazıp çizdiği 5 aday var.

1- Christopher Samba:
Büyük adam Samba. Çok bir şey başardığından değil, eleman bildiğin kocaman. Arsenal'in geri dörtlüsüne ihtiyacı olan fiziği kazandırması mümkün. Üstelik, Blackburn ile olan kontratını uzatmayarak ayrılmak istediği sinyalini de verdi. Premier Lig tecrübesi olması bir başka artısı, ancak Wenger kendisini biraz fazla yontulmamış bulabilir.
Olabilite: %30

2-Gary Cahill:
Tecrübeli İngiliz savunmacı Arsenal'in Tony Adams günlerinden beri hasretini çektiği bir kurum. Cahill yıllardır istikralı top oynuyor ve bu formu ona milli takım formasını da getirdi. Vela ile takası olasılığından da geçenlerde bahsetmiştim. Transferin önündeki tek engel Bolton'un, kendisine talip olan kulüpler arasında bir fiyat savaşı başlatması olabilir.
Olabilite: %25

3- Phil Jagielka:
Bir başka tecrübeli İngiliz daha. Arsenal'in kendisiyle ilgilendiği yıllardır yazılıp çiziliyor. Bu aralar ismi geçen isimler arasında muhtemelen en pahalısı kendisi. Everton indirim yapmazsa Wenger'in kesenin ağzını açacağını zannetmiyorum.
Olabilite: %10

4- Per Mertesacker:
Bahsettiğimiz isimler içerisinde en geniş tecrübeye sahip olanı. Hem Şampiyonlar Ligi hem de milli takımda yıllardır oynuyor. Arsenal'in başının belası duran toplara ilaç olabilecek bir adam. Üstelik Arsenal taraftarı! Alman oyuncu, alınması halinde Şampiyonlar Ligi'nde oynayamayacak, ancak Arsenal onunla ya da onsuz Barça'yı geçemeyeceği için pek de sorun değil.
Olabilite: %20

5- Sol Campbell:
Buyrun burdan yakın bakalım. Sol, Newcastle'da mutsuz. Arsene Wenger de ucuz adam stoper arıyor. Campbell'ın Arsenal'e 3. defa transferi olasılığı şimdiden birkaç yerde yazıldı, ancak ben Wenger'in böylesine büyük bir riski alacağını zannetmiyorum. Alırsa da kendisine sövme hakkımı saklı tutuyorum tabi.
Olabilite: %Olamayasıca

9 Ocak 2011 Pazar

Küçük Rus'un Dramı

Bu aralar kendisini o kadar çok eleştirdim ki, zannedersiniz ki Arshavin çocuğumu filan kaçırdı. Bu sezon Arsenal'in aldığı her kötü sonuçtan sonra eleştiri yazıları Arshavin ile başladı. Zaman zaman acaba abarttım mı diye kendimden şüphe ettiğim de olmadı değil. Ancak, dünkü Leeds maçı gösterdi ki, Arsenal'in peygamber iradeli taraftarının bile küçük Rus'a sabrı kalmamış. İkinci yarıda Arshavin her hata yaptığında duyulan homurtular, kendisi oyundan çıkarken hep bir ağızdan yuhlamaya kadar gitti ve 1 sene önce Eboue'nin Wigan maçında yaşadıkları tekrar yaşandı.

Arshavin, 2 sene önce ligde zor günler yaşayan, Aston Villa tarafından 5.liğe itilmiş bir Arsenal takımına katıldı. RVP'nin ve Fabregas'ın sakatlıkları, takımın hücumunu adeta kurutmuştu. Bu noktada kendisinin sürati ve isteği, Wenger'e ilaç gibi geldi ve rus oyuncu o sezon Arsenal'i dirilten adam oldu. Bu performans Arshavin'e, Arsenal ilk onbirinde 2 hafta önce Chelsea maçında kaybedene kadar sürecek bir ilk onbir saltanatı kazandırdı.

09/10 sezonunun başlamasıyla beraber görüldü ki, Arshavin'in patlayıcı formu biraz durulmuştu. Ancak ben dahil olmak üzere birçok kişi sorun takımın orta saha üçlüsünde aradığından, kendisinin düşük performansı bir süre kimsenin radarına yakalanmadı. Geçen sezonun tamamını ilk onbirin değişmez oyuncusu olarak götüren Arshavin'in istatistikleri fena değildi, ancak Arsenal maçlarını düzenli izleyenler kendisinin pek de 'efektif' olmadığını farkındaydılar. Arshavin, gol atıyor, asist yapıyordu, ancak top kaybı ve pas hataları da sürekli artıyordu. Kaba bir tabirle, Arshavin'in tek bir olumlu hareket yapması için 10 kere topla buluşması gerekiyordu.

Arsenal açısından bir başka hayal kırıklığı olan sezon sonunda medyadaki genel kanı, "Arshavin yetenekli bir oyuncu ancak önümüzdeki sezon kendisini toparlaması lazım" idi. Bu şartlar altında ve üzerinde hafif bir baskıyla sezonu açan Arshavin, beklentilere cevap vermeyi bırakın, gösterdiği performansla bir anda Arsenal taraftarının hedefi haline geliverdi. Artık herkes, kendisinin yaptığı pas hatalarını sayıyor, defansa yardıma gitmeyerek Clichy'i düşürdüğü zor durumlar herkesin gözüne batıyordu. Öyle bir an geldi ki, dünyanın en ısrarcı adamı Wenger bile küçük rusun 1,5 senelik kadro saltanatına son vermek zorunda kaldı.

Arshavin'i izlerken kafamdan geçenleri açıklamak biraz zor aslında. Kendisine baktığımda, Denilson ya da Bendtner'de gördüğüm yetenek kısırlığını, Eboue'deki aptallığı görmüyorum. Aksine Rus oyuncunun yetenekli olduğu çok açık.

Arshavin'e bakınca bir 'taklitçi' görüyorum ben. Arsenal'in oynadığı, yüksek düzeyde takım kimyası gerektiren futbolun gereklerini bilen, ancak bir takım sebeplerden dolayı bu seviyeye ulaşamamanın verdiği panikle sürekli bir şeyler deneyen bir adam. Kendisi Arsenal'e, bu kulübün standartlarına göre "yaşlı" denilebilecek bir yaşta katıldı. Genç yaştan beri bir arada olan, Wenger'in felsefesini beraber öğrenen bir takıma gelmişti ve adeta birbirlerinin akıllarını okuyan bu oyuncu grubuna adapte olmak kolay olmayacaktı. Üstelik küçük rus, Arsenal hücumunun kilit noktası olan açık pozisyonunda oynayacaktı. Bu takıma katılıp sırıtmamak için gerekli adaptasyon, en yetenekli futbolcuyu bile zorlayacak düzeydeydi.

İlk bakışta avantaj gibi gözüken Arshavin'in yaşı ve tecrübesi, bana göre kendisinin Arsenal'e alışmasının önünde en büyük engel oldu. Rus oyuncu, ülkesinde bir süperstardı ve Avrupa futboluna da adını öğretmişti. Arsenal'e katılıp kendisini geliştirmek gibi bir planı yoktu ve takıma ilk katıldığı dönemdeki performansları da bunun gerekli olmadığını destekliyordu. Ancak Arshavin'in katıldığı lig 5.si Arsenal, zamanla toparlandı ve kendi standartlarını bulmaya başladı. Takımın oyunundaki bu seviye yükselişine Arshavin, kendini geliştirme adına hiçbir şey yapmayarak karşılık verdi. Küçük rus öğrenmek yerine, yeteneğiyle yetinme yoluna gitti ve bir anda kendisini sürünün gerisinde buldu.

Bugün Arshavin'i Arsenal formasıyla izlediğinizde, sürekli deneyen bir adam görüyorsunuz. Topuk pasları, aşırtmalar, küçük arapaslar, verkaçlar... Arshavin, bir sürü şey deniyor ama bir türlü adresi bulamıyor. Durum öyle vahim ki, kendisi şut vurduğu zaman bile önünde defans oyuncusu var mı yok mu bakmıyor. Vurmuş olmak için vuruyor. Pas atarken bakmıyor, takımın tamamı son derece dikkatli paslaşırken, Arshavin kafasına estiği için saçma sapan paslar deniyor. Arshavin tüm bunları yapıyor çünkü kendisi Arsenal'in futbolunu taklit etme çabası içerisinde. Küçük Rus zannediyor ki, bu paslardan birkaç tanesi isabet ederse, kendisinin eksikleri sırıtmayacak. Oysa ki, her isabet etmeyen pas, bu eksikleri biraz daha fazla ortaya çıkarıyor. Biraz fazla subjektif kaldığımın farkındayım, ancak bugün hangi Arsenal forumunu açarsanız açın Arshavin'i tanımlayan 2 kelime göreceksiniz: "Umursamaz ve tembel".

Umursamaz ve tembel "subjektif" kavramlar olabilirler, ancak küçük rusun oyununun iki yönünü tanımlamak için mükemmel bir kelime kombinasyonu. Hucümda "umursamaz" çünkü attığı paslar 'rastgele' atılmış hissi veriyor, şutlar hep kötü zamanlarda geliyor. Savunmada "tembel" çünkü Arsenal takımının uzak ara en çok top kaybeden oyuncusu Arshavin; kaptırdığı toplardan sonra dönüp arkasına bile bakmıyor.

Ben burada Wenger'i sabah akşam eleştiriyorum ve bu eleştirilerin büyük çoğunluğu bir grup futbolcuya gereğinden fazla şans verilmesiyle ilgili. Wenger'de peygamber sabrı var ve onun kazanmayı başaramadığı her oyuncunun kendisine çok ciddi sorular sorma vkati gelmiş demektir. 1,5 sene her maçta ilk 11 oynattığı Arshavin'i, ligdeki çok kritik Chelsea maçında hiç kullanmıyorsa, Wenger'in de artık sabrı taşmış demektir. Fransız, City maçında da kulübeye yolladığı Arshavin'i belli ki ideal onbirinden sildi. Bundan sonra şans Walcott'un şansı, o kullanamazsa başkası gelip kullanacak. Wenger'in basın toplantısında Eden Hazard'ın adını anması da boş yere değil.

8 Ocak 2011 Cumartesi

İkinci King Kenny Dönemi

Ben dün, Hodgson'un yarın akşamki Man Utd maçından sonra kovulacağı kehanetinde bulunmuştum ama gördük ki, Karl Henry bir gün daha sabredemedi Hodgson'a. Aslında Benitez ayrıldıktan sonra da Dalglish'in adı sıkça geçmişti ama o dönem birileri Hodgson'a şans vermek istedi, olan Liverpool'un sezonuna oldu.

Futbolda, başarılı hocaların geri dönüşleri genellikle ilk dönemin gölgesinde kalıp hüsranla sonuçlanır. Teknik direktörlük kariyeri başarılarla dolu olan ancak 10 senedir takım çalıştırmayan Dalglish'in, Liverpool'un başında nasıl bir performans vereceğini gerçekten merak ediyorum. Kendisi şimdilik, "sezon sonuna kadar emanet hoca" sıfatıyla göreve geliyor ancak Liverpool'u diriltmeyi başarırsa bu beraberlik daha uzun ömürlü olabilir.

Buyrun Bu da Kanıtı

Ulusal kupaların hala neden oynandığını pek de anlayamayan birisi olarak, Lig ve Federasyon kupalarını çok da umursadığımı söyleyemem. Arsenal açısından bu kupalar, senelerdir genç oyuncuların kendilerini gösterdikleri bir arenadan öteye gitmiyor ve bundan de pek şikayetçi olan yok.

Bugünkü Leeds maçına bakarsanız, sahaya çıkan takım itibariyle, Arsenal'in gençlerinin kendilerini gösterdiği bir maç olmadığını görürsünüz. Bana göre, Arsenal'in son 5 senesine yeteneksizliğiyle damga vurmuş bir grup oyuncunun gösterisini izledik bugün. Wenger, Wigan deplasmanına 8 yedekle çıkınca "Bu takımla Premier Lig maçı kazanılmaz" diye yazmıştım. Az bile demişim, bu kazmalar bir arada sahaya çıktığında, Championship maçı bile kazanılmıyormuş.

Arshavin, Bendtner, Denilson, Diaby, Eboue, Rosicky, Almunia, Fabianski.. Blogu açtığımızdan beri bu oyuncuların her birine, bir çok kereler, bu satırlardan giydirmişliğim vardır. Tekrar tekrar aynı eleştirileri yapıp kabak tadı vermek istemiyorum. Tek söylemek istediğim, bu saydığım adamların tamamının bir dönem Arsenal ilk onbirinde denendiği gerçeği. Wenger, bu oyuncuların her birine hakettiklerinin çok üzerinde zaman tanıdı, sabretti ve Arsenal'in kıymetli puanlarının bu adamların bireysel gelişimleri uğruna harcanmasını izledi. Peki sonuç?

Wilshere geldi Denilson ve Diaby'i takımın dışına itti. Bendtner'den umut kesildi Chamakh alındı. Arshavin (sonunda!) formayı kaptırdı. Rosicky bu takımdaki son demlerini yaşıyor. Almunia'dan haber alabilen bile yok. Eboue, eskiden rotasyonun bir parçasıydı, şimdilerde ancak Sagna'ya bir şey olursa mecburen oynuyor. Fabianski, çok yakında formayı Szczesny'e kaptıracak...

IFFHS, Wenger'i dünyanın en iyi hocası seçmiş, katılmamak mümkün değil. Kendisini eleştirsem de, Arsenal'in başına kim geçsin deseniz, ne Mourinho'yu isterim, ne de Ferguson'u. Kendisi bana göre de, son 10 yılın en büyük hocası. Ama artık bazı şeyleri görmesi lazım. Yetiştirdiği oyunculara şans vermesini anlıyorum, kulübü finansal olarak korumak için pahalı transferler yapmayışını da. Ancak, yukarıda saydığım bir grup oyuncunun, Arsenal kadrosundan bir an önce ayıklanması gerekiyor. Yarın hepsi birden satışa çıksın demiyorum tabi ki, ama yaşlılardan başlayıp yavaştan elden çıkarmak lazım. Son 2-3 sezonu izlemediyseniz bile, Wigan ve Leeds maçlarını ardarda izleyerek bu adamların, bu takıma ne kadar zararlı olduklarını anlamanız mümkün. Bugün, Walcott ve Fabregas, oyuna girip günü kurtardı belki ama, Arsenal'in bu kımıl zararlılarıyla çıktığı her maç kalp ağrısı olmaya mahkum.

Son 10 Yılın En İyisi Wenger

Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun (IFFHS) yaptığı değerlendirmeye göre son on yılın en iyi teknik direktörü Arsene Wenger seçildi. Sırf kupa istatistikleri göz önüne alınsaydı, son on yılın ilk beşine göre Wenger'in birinciliği tartışılamazdı ama son on yıla göre bakıldığında tartışmalar kaçınılmaz olmuş!

Wenger bence son 10 yılın da en iyi 3 teknik direktöründen biri. Benim için buradaki kriter sadece istatistiki başarı değil futbol dünyasına yaptığı katkı. Bu açıdan bakıldığında şüphesiz en iyisi ama IFFHS'nin yaptığı gibi sadece istatistiklere bakıldığında bu liste biraz sorgulanabilir belki:)

Buyrun bu da ilk 10 listesi:

IFFHS – Top 10 managers 2001-2010

1. Arsene Wenger France 156
2. Sir Alex Ferguson Scotland 148
3. Jose Mourinho Portugal 135
4. Fabio Capello Italy 120
5. Guus Hiddink Holland 112
6. Carlo Ancelotti Italy 108
7. Luiz Scolari Brazil 101
Marcelo Bielsa Argentina 101
9. Rafael Benitez Spain 97
10. Marcello Lippi Italy 88

7 Ocak 2011 Cuma

Bahisler Açıldı

Transfer dönemi açıldı; medyanın gündeminin oyunculardan çok hocalar meşgul ediyor. Premier Lig'de topun ağzında 4 hoca var. Kimin önce kovulacağı konusunda ise bahisler açılmış durumda.

Gerrard Houllier
Houllier, Villa'ya geldiğinde karşılaştığı ilk eleştiri "geçmişte yaşıyor" iddiasıydı. O da sağolsun, bunu kanıtlarcasına, Robert Pires'i transfer etti. Sahada taktiksel olarak hiçbir pırıltısını göremediğimiz takımının kilit adamları Carew ve Dunne ile de papaz olması Fransız'ın suyunu kaynattı.

Ne zaman kovulur?
2 hafta içinde.
Yerine kim geçer?,
Favori: Curbishley
Plase: Bradley
Sürpriz: O'Neill

Roy Hodgson
Ah Roy ah. İster Benitez'in bıraktığı takımı suçlayın, ister yönetimi, sezonun yarısına gelindiğinde Liverpool'un geçen sezona göre bir adım ileri gittiğini söyleyemezsiniz. Hani takım öyle bir noktaya geldi ki, ciddi anlamda küme düşme endişesi taşıyan Liverpool taraftarları tanıyorum. Hodgson, Liverpool'un kapısından içeri adım attığından beri 30 yılda biriktirdiği tüm özgüveni harcadı ve şu anda kendisine bakanlar, ne yaptığını bilmeyen paniğe kapılmış bir ihtiyar görüyorlar.

Ne zaman kovulur?
Pazar akşamı
Yerine kim geçer?
Favori: Dalglish ve sezon sonu Rijkaard
Plase: Coyle
Sürpriz: O'Neill, Benitez

Avram Grant
West Ham tam biraz toparlanır gibi olmuştu ki, Newcastle'dan yenilen 5, takımı tekrar paniğe sürükledi. Bence Gold ve Sullivan'ın sabrı çoktan taştı da, Grant'ın beyefendi kişiliğinin hatırına sabrettiler.

Ne zaman kovulur?
1 ay içinde
Yerine kim geçer?
Favori: Big Sam
Plase: Hughton
Süpriz: Bülent Uygun

Carlo Ancelotti
Ne Ray Wilkinsmiş bu arkadaş? Hani olay Türkiye'de yaşansa, oyuncular Wilkins'in ardından Ancelotti'yi sabote ediyor diyeceğim. Wilskins gitti gideli Chelsea paraşütsüz çakılıyor ve Abramoviç'in de sabrı hızla taşıyor. Abramoviç, sonuçlar ne olursa olsun sezon sonuna kadar kendisiyle gidileceğini açıklamıştı ancak sonuçların bu kadar kötü olacağını sanırım pek tahmin edemezdi.

Ne Zaman kovulur?
1 ay içinde
Yerine kim geçer?
Favori: 'Ünlü' birisi
Plase: Pellegrini
Sürpriz: Guardiola

6 Ocak 2011 Perşembe

Forvet Koysaydın; Belki Lazım Olurdu

Mehter takımı yoluna devam ediyor. İki ileri, bir geri, 3 puan ileri, 1 puan geri.. Arsenal, dün akşam önemli bir 3 puanı alamadı ve maalesef bunun sorumlusu yine, yeni, yeniden Wenger.

City karşısına, Chelsea maçındaki onbirle çıkan takım, futbol olarak da o günden bir esintiyle başladı aslında. Daha 2. dakikada, RVP, Wilshere'in pasına ayak koyabilse, maça 1-0 üstün başlayacaktı Arsenal. İlk yarının ilk 10 dakikası geride kaldığında takımın temposu da yavaştan düşmeye başladı. Rakibin hücum etmek gibi bir planı olmadığından, sürekli olarak topa sahip olan Arsenal, hücumda iyi top yapmasına rağmen üretken olamadı. Bunun sebeplerinden birisi, Chelsea maçında topun kaybettiği anlarda yapılan presin dün sahada olmamasıydı. Bu pres olmadan City savunması hiç bir şekilde hataya zorlanmadı ve City'nin geri dörtlüsü, 90 dakikayı hiç pres görmeden kapattı.

Belki Wenger, City'nin hücum etmeyeceğini önceden kestirdi ve onları hataya zorlamanın gereksiz olduğunu düşündü. İleri uçtaki presi kesip, orada koruyacağı enerjiyle hücum etmek istedi. Bunu belki anlayabilirim, ancak, eğer takımın topa hakim olacağını öngörüyorsanız ve golü set hücumundan bulurum diyorsanız, nasıl olur da sahaya bir golcü olmadan çıkarsınız?

"RVP vardı ya" diyenlere aşağıdaki grafiklere bir bakmalarını öneririm.

Arsenal'in gol umudu olarak sahaya çıkan Robin Van Persie'nin, 90 dakikada, rakip ceza sahası içerisindeki toplam aktivitesi 1 isabetsiz pas ve 1 isabetsiz şut.

Bu, şampiyonluğa oynadığını iddia eden bir takım için kabul edilemez bir istatistik. Hele ki, kendi sahanızda, rakibin hücum etmeyi düşünmediği ve bütün maç topla oynadığınız bir maç için gerçekten inanılmazlar.

Bu istatistiğin ortaya çıkışında iki ihtimal var. Ya Wenger, RVP'ye "Rakip ceza sahasına ayak basma" diye talimat verdi; ya da RVP kendi tercihiyle sürekli geriye geldi. Olayın sebebi ne olursa olsun, bu durumu tam 90 dakika boyunca izleyen Wenger'e söyleyecek söz bulamıyorum gerçekten.

Hiç bir şey üretmeyen takıma tam 70 dakika katlanan; bu noktada, takımın gole en yakın adamı Walcott'u oyundan alıp beş para etmez Arshavin'i sahaya süren; işin işten geçtiği 82'ye kadar bekledikten sonra Bendtner'i oyuna alan, ancak saç baş yolduracak bir hamleyle kendisini sol açığa koyan ve 3. oyuncu değişikliğine tenezzül bile etmeyen bir Wenger.. Gelin de bana savunun kendisini. Rakibin yarma defans dörtlüsünü, Chamakh ile rahatsız etmeyi neden denemez Wenger bana lütfen açıklayın.

Bana göre, Arsenal'in saha kenarında birilerine ihtiyacı var. Biraz Hıncallaşacağım ancak, ne Wenger'in, ne de Pat Rice'ın, oyuna müdahele denilen kavramdan zerre haberi olduğunu zannetmiyorum. Rakibin 10 kişiyle topun arkasında beklediği bir maça 4-6-0 ile çıkıp bu taktiği tam 90 dakika boyunca aynen koruyan bir teknik adamın adı Wenger'de olsa Ferguson'da olsa farketmez. Bana göre, Wenger, Wigan maçında Arsenal'e kaybettirdiği 2 puanın üzerine, dün akşam 2 puan daha ekledi. Arsenal'in sorunlarının neden kronikleştiğini ve takımın neden sürekli aynı hatalarla puan kaybettiğini merak eden çok. Aslında cevap çok açık. Wenger, hatalardan ders almayı bırakın, hata yaptığını kabul eden bir adam değil. Hatta daha ileri gideyim, yaptığı hataların farkında bile değil kendisi. Oynattığı futbola ve kurduğu takıma diyecek tek lafım yok. Ancak, Arsenal'in hedeflerine ulaşması için gerekli olan adaptasyon, liderlik yetenekleri ve pragmatiklikten maalesef eser yok. Arsenal'in elinde olan tek şey, maçlar, haftalar ve sezonlar boyu hiç değişmeden üzerinde ısrar edilen bir sistem. "İlk yarı hiç bir pozisyon üretmedik, acaba ikinci yarıya çift forvetle mi çıksam?" gibisinden, FM oynamaya yeni başlamış bir gencin kafasından bile geçecek sorular Wenger'in aklına bile gelmiyor. Onun aklında 3 şey var: "Sistem, sabır, ısrar".

Wenger'i eleştiriyorum ama tabi ki, karşısındaki, 1 milyar doları transfere harcamış takımına, bildiğin "Çanakkale geçilmez" oynatan, Adam Johnson yerine sol açıkta Jo'yu tercih ederek resmen futbola ihanet eden Mancini'yi de ne desem az. City, Dzeko'ya da servet dökmeye hazırlanıyor, başlarındaki hoca, 0-0'ı başarı görüyor. O da ilginç tabi.

Wenger'in üzerine fazla gittiğimi, takımın iyi oynadığını, 3 direkten dönen toptan birisi gol olsa Arsenal'in maçı rahat kazanacağını söyleyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Belki ben aşırı tepki veriyorumdur. Ancak, Arsenal'in kendi kendine çelme takmasından bana gına geldi. Wigan'a 8 yedekle çık 82'ye kadar değişiklik yapma puan kaybet. City maçında hiç bir şey üreteme 82'ye kadar değişiklik yapma ve puan kaybet. İki ileri, bir geri, ceddin deden, neslin baban..

5 Ocak 2011 Çarşamba

Beter Olun

Manchester City antremanında, dün yerdeki isim Adebayor, onu arkadan boyunduruğa almış olan da Kolo Toure'ydi. Zannedersin ki, Mancini, Arsenal maçına hazırlanmanın ilginç bir yolunu deniyor ve Arsenal'in kapı dışarı koyduklarına güreş tutturuyordu. Adebayor, Man City forması altındaki en iyi performansını, sanırım Toure, onun kafasını koparmadan olay yerinden uzaklaşarak gösterdi. Toure bir yandan tokatlamış bir yandan da "Ben senin gelceğini bileydim gelmezdim buralara" demiş. Eline sağlık diyorum kendisine. Kısmet olsa da iki de ben çaksam Bayor'un meymenetsiz suratına. Wenger'i burada sabah akşam eleştirsem de, adamın maldan anladığı gerçeğini değiştirmem mümkün değil. Bundan daha güzel kanıt olamaz sanırım.

4 Ocak 2011 Salı

Son Çivi


Rijkaard'ın kovulmasına tekabül eden Ankaragücü maçından beri Galatasaray maçlarını izlememekteyim. Bugüne kadarki en büyük huzur kaynağım da bu davranışımdı. Evet, bugüne kadar, Kazım-Kazım'ın transferine kadar...

Bu blog'u 1.5 sene önce açtığımızda Rijkaard takımın başına gelmiş, artık büyük değişimin başladığını ama bu değişim için bütün değişkenlerin çok iyi işlemesi gerektiğinden bahsetmiştik. Tüm bunları yazarken, Rijkaard ve Neeskens gittiğinde bile altyapısından A takımına kadar bir futbol kültürüne ve sistemine sahip bir takımı yıllarca izleyebilmeyi hayal etmiştim. Ama gördük ki, en nefret ettiğim söylem ile, bu memlekette hiçbir s*kim olmaz. Olanın da içine ederiz...

Aklım erdiğimden beri izlediğim Galatasaray'ları düşünüyorum, Saftig döneminden beri bu seneki kadar berbat işleyen, beni kendisinden bu kadar soğutacak ne bir takım izledim ne de bir yönetim gördüm. Her sene bir şeylere küfür ettik ama iyi ya da kötü hep ileri gittik. Ta ki bu seneye kadar.

Aslında önceden söylediklerimden farklı bir şey söyleyemeyeceğim. Hatta bu yazıda da sadece Kazım-Kazım transferini eleştirecektim. Ama bu transferin eleştirilecek bir yanı bile yok. Şu dakikadan sonra, yönetimin tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinden başka mantıklı bir şey düşünemiyorum ve tüm cebi dolanlara ve Galatasaray'ı bu hale getirenlere hayırlı olsun diyorum. Tabuta son çiviyi çaktılar...

Vela - Cahill Takası Mı?

Ortada tabi ki kesin bir şey yok. Zaten konu Arsenal ve transfer olunca dedikodu üretmek bile zor oluyor. Bugün, Wenger ve Coyle'un basın toplantılarının metinlerini okuyunca esti bana işte. Coyle, Vela'nın kiralığa çıkarılabileceğinden ve bu oyuncuyu aynı Wilshere gibi kadrosuna katmaktan mutluluk duyacağından bahsetti. Öte yandan Wenger de, "Vermaelen'in test sonuçları olumlu çıkmazsa stoper mevkiinde sıkıntı yaşayabiliriz" dedi ve Bolton yönetiminin adanın büyük kulüplerinin tamamı tarafından istenen Gary Cahill'i, hazır fiyatı patlamışken satmaya sıcak baktığı bilinmekte.

Tüm bu noktaları birleştirirseniz, ortaya Vela-Cahill takası çıkabilir gibi görünüyor. Tabi ki Vermaelen'in son testleri olumlu çıkarsa Wenger, Vela'yı sadece kiralama yoluna gidebilir. Böyle bir ihtimal ise, bence Vela'yı takıma kazandırmak için değil, onun değerinin artmasını sağlamaya yönelik olacaktır. Nitekim Carlos Vela'nın Arsenal'in ilk onbirine girmesi yakın gelecekte zor gözüküyor. Kendisi hem forvette, hem de sol açıkta Wenger'in 4. seçeneği ve artık Lig Kupası maçlarına bile çıkamaz oldu. Ocak'ta takas olmazsa, yazın yolcudur abbas anlayacağınız.

Bu arada, Hull City'de kiralık oynayan Mannone'nin Arsenal'e dönüşü, Manuel Almunia'nın ipinin çekildiğinin habercisiydi. Bugün kulüp, Almunia'nın 3 hafta daha sakat kalacağını açıklayarak İspanyol'un tabutuna son çiviyi çaktı. Kendisinin de kulüpten ayrılıp memlekete dönüşü yakındır.

Transfer demişken; Blackburn'un hintli sahipleri Ronaldinho'ya ilk yılı 7.6, ikincisi 8.5 milyon euroluk iki yıllık kontrat önderdiklerini doğruladı. Futboldan zerre kadar anlamadıkları ve tamamen sansasyon peşinde koştukları da iyiden iyiye kanıtlanmış oldu. Big Sam'i kovup ilk resmi teklifi Maradona'ya yapışlarından belliydi zaten ne mal oldukları.

Akşama United-Stoke oynuyor ve Ferguson, bugünkü basın toplantısında Stoke City'i, sert oyununundan dolayı eleştiren Wenger'e salladı. "Stoke en iyi bildiği işi yapıyor" dedi. Bu akşam Shawcross, Darren Gibson'ın bacağını kırsın da görelim yarın da hala aynı söyleme devam edecek mi? Gerçi Pulis, Hughes, Allardyce, McCarthy ve McLeish gibi Ferguson hayranı hocaların, Arsenal'i özellikle hedef aldıkları bilinen bir gerçek. Eğer kanıt arayan varsa, Danny Murphy'nin röportajını çıkartayım arşivden.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Ucuz Atladıldı



Bu blogun seviyesini düşürmemek adına normalde, bozuk olan ağzımı, yazı yazarken mümkün mertebe bozmamaya çalışıyorum. Ancak, Cumartesi günü, Birmingham denilen futbolcu bozuntusu topluluğunun sahada yaptıklarını ağız bozmadan açıklamak ne kadar mümkün bilmiyorum. Martin Taylor hayvanının, aynı sahada, Eduardo'nun bacağını ikiye katladığı pozisyon daha gözümüzün önünden gitmemişken, takımı sahaya bir başka cinayet işlemek için çıkaran Alex McLeish'i de midesizliğinden dolayı kutlamak gerek. Neyse ki, Arsenal, Lee Bowyer denilen karaktersizin önderliğinde sahada her türlü pisliği yapan Birmingham'a en güzel dersi futboluyla verdi. Hatta, 3. golün gelişimi ve bitişi itibariyle, bu 11 futbolcu bozuntusunu kendi taraftarlarına rezil bile etti. Umuyorum, Arsenal'in aldığı bu 3 puan, Birmingham'ın Championship'e dönüşü yolunda çakılan ilk çivi olur.

Bu hafta sonu ayık tek bir dakikam geçmediği için taktiksel analiz yapacak kafayı bir türlü bulamadım. Ancak, tek söyleyeceğim, Chelsea ve Birmingham karşısında, Arsenal'in ideal onbirini bulduğu ve Wenger'in bu onbirden şartlar ne olursa olsun taviz vermemesi gerektiği. Çarşamba günü, City maçına da umarım aynı onbir çıkar ve yine iyi bir sonuç alarak ligin geri kalanı için önemli bir güven depolamasına gidilir.



1 Ocak 2011 Cumartesi

2011'de Ne Olur?

Yeni yıla girdik ya, herkes 2010'un enlerini seçmekle meşgul. Ben geriye bakmaktansa, 2011 yılında neler olacağını sizlerle şimdiden paylaşmak istedim. (Dikkat! Yazının burdan sonrası fena halde spoiler içerir.)

1- Arsenal sezonu kupayla kapatır.
Hazır yarı finale kadar gelmişken, Carling Kupası'nı alıverir Wenger. Zaten onu da alamazsa bana göre Arsenal kariyerini kupasız kapatma tehlikesi hepten baş gösterebilir. Peki Arsenal'in iki büyük kupada şansı var mı? Lig belki ama Şampiyonlar Ligi çok zor.

2- Fabregas kaçar.
Kaçsın da zaten. Eğer Barça, Arsenal'in kapısını 40-50 milyon euro arası bir teklifle çalarsa bu transfer bu yaz biter. Barça o kadar para vermek istemezse, bütün yaz yine Barçalı oyuncuların mal beyanlarını izleriz.

3- Man City ilk 4'e giremez.
City'nin kadrosunda o kadar çok dallama var ki, bu adamlardan birinin kriz çıkarıp takımın havasını bozması an meselesi bence. Tevez bir denedi, Mancini krizi iyi yönetti. Yarın Balotelli gider takım arkadaşlarından birini yumruklar, cami duvarına işer. Bu arada Tottenham ve Chelsea vites büyültür, City'i Şampiyonlar Ligi'nin dışına iter.

4- Düşme potası 40 puanın üzerine çıkar.
Tepedekilerin kaybettiği puanların dipte birikmeye başladığı Premier Lig'de, sezon sonu asıl kıyamet aşağılarda kopacak. Son saniyede belirlenecek kümede kalma yarışının sonunda West Brom, Wigan ve Wolves düşer.

5- Benitez geri gelir; Liverpool'u kümede tutar.
Roy Hodgson'un kovulması an meselesiyken, Liverpool'un koltuğu için 3 aday var gibi. Benim favorim bir "Benitez Strikes Back" senaryosu. Kenny Dalglish de sahaya inmek için pek bir hevesli bence. Hala işsiz olan Martin O'Neill da Pool için adı geçen isimlerden.

6- Wenger Ocak'ta transfer yapmaz.
Tamam bu biraz kolay bir tahmin oldu. Bana göre, takımın acilen bir DM'e ihtiyacı var nitekim Song'a bir şey olursa hiç hoş olmayacak. Tabi ki, kaleci meselesi hala çözüm bekliyor. Wenger'in, bu ihtimalleri itinayla görmezden geleceğinden hiç şüphem yok.

7- Chelsea'de bir devir kapanır.
Bana göre Ray Wilkins'in kovulduğu gün, Chelsea'de bir devir kapanmış oldu. Mourinho'nun kurduğu ve senelerdir belli bir standardın üzerinde giden takım artık yaşlandı ve Abramovich, veteranların yerlerini doldurmaya pek de hevesli gibi gözükmüyor. Takımın altyapıdan gelen bir jenerasyonu da olmadığına göre, bu yaz ya Abramovic kesenin ağzını açar ya da Chelsea yavaştan orta sıralara doğru inmeye başlar.

8- Mark Hughes, Carlo Ancelotti, Roy Hodgson, Gerrard Houllier, Alan Pardew ve Avram Grant kovulur.
Bir başka kolay tahmin. Hodgson, Houllier ve Hughes zaten uzatmaları oynuyorlar. Newcastle daha yeni hoca kovdu ama başlarında Mike Ashley olduğu sürece onlara hoca dayanmaz. Ancelotti sezon sonuna kadar görevinin başında kalır gibi. Grant'ın az biraz daha kredisi var ama bir-iki kötü sonuçta o da yolcu.

9- Van Persie uzun süreli sakatlık yaşamaz.
Tamam bu biraz iddialı bir tahmin oldu. Chamakh'ın varlığı, Wenger'e Persie'yi idareli kullanma yolunu açtı. Belki diyorum RVP bir süre sakatlıklardan uzak durur. Buradaki asıl sorun, kendisinin, idareli kullanıldığı sürece hiçbir zaman formunun zirvesine çıkamayacak olması.

10- Manchester United şampiyon olur.
Öyle görünüyor ki, başlarında Alex Ferguson olduğu sürece, eldeki kadro ne olursa olsun Man Utd şampiyonluğu oynuyor ve oynayacak. Ligin tepesindeki takımların tamamının iyi olmadığı bir ortamda, United'ın bu fırsatı tepmesi zor gözüküyor. Şu anki tabloda, kendilerini şampiyonluktan edebilecek tek takım Arsenal gibi gözükmekte ve bu bile United taraftarlarının ağzını sulandırmaya yetiyordur bence.