28 Aralık 2010 Salı

Bu Günleri de Gördük

Futbol basit oyun. Bazen sadece isteyerek bile ulaşabiliyorsunuz hedeflere. Buna biraz da disiplin eklediğinizde sonuçlar daha da parlak oluyor.

Arsenal açısından sorunun sahadan çok kafada olduğunun kanıtıydı bugünkü maç. 53 dakika boyunca son derece dikkatli ve disiplinli oynayan takım, 3. golü bulduktan sonra "Maçı kazandık" dediği anda cezalandırıldı. Ancak, neyse ki bu pozisyon Chelsea'nin maçtaki ilk ve son pozisyonu oldu da, Arsenal taraftarının keyfine limon sıkılmadı.

Sezon başından beri burada bas bas tek bir adamın yaptığı hatalardan ve onun Arsenal'in oyununu baltalayışından bahsettim. Zaman zaman kendimden bile şüphe ettim açıkçası çok mu ileri gittim diye. Ancak tesadüf olamaz. Bugün, Arsenal sezonun en iyi savunma performansına imza attı ve Arshavin bu maçta sahaya adımını atmadı. Dün, Wenger'in onu kenarda tutabileceğinden bahsetmiştik ama ben düşük ihtimal demiştim. Çok şükür ki, Wenger, sahaya Walcott ile çıktı ve bu değişiklik belki de Arsenal'e maçı getirdi.

Takımın maça temkinli başlayıp yavaş yavaş açılacağı belliydi. Nitekim, Chelsea karşısında hala biraz tedirgin olan Arsenalli oyuncular, yaptıkları iyi savunmanın kendilerine getirdiği güvenle, her geçen dakika, oyunu karşı sahaya biraz daha iktirdiler. İkinci yarının ilk 10 dakikasında öyle bir noktaya gelindi ki, Arsenal, Barcelona'nın "şok pres" savunmasını başarıyla uygularken buldu kendini. Wenger'in, bu karşı alanda şok pres yaparak yüksek bir çizgi ile oynama felsefesini, bu sezon uygulamaya koymaya çalıştığından daha önce bahsetmiştik. Zaten bu amaç uğruna Song, macerayı seven bir adam dönüşmüştü. Ancak bu anlayışında başarılı olması için birkaç önemli faktörün bir araya gelmesi gerekiyordu.

Mesela, siz karşı alanda ne kadar baskı yaparsanız yapın, eğer iki kanat adamınız, rakibin oyunu kanatlara açmasını engelleyemiyorsa, pek de bir sonuç alamazsınız ve pres yapan adamlarınızı yorduğunuzla kalırsınız. Bu savunma felsefesinde yapılan pres tek bir oyuncunun, topu tutan rakip oyuncuya dalması anlamına gelmiyor. Asıl "şok" takım halinde rakip savunmanın tüm pas opstiyonlarını bir anda ortadan kaldırmakla yaratılıyor. Bugün, Nasri ve Walcott'un top rakipteyken aldığı pozisyonları izlerseniz, Chelsea'nin neden sahasına hapsolduğunu anlarsınız. Maç öncesindeki en büyük endişem, Clichy ve Sagna'nın rakiple birebir kaldığı pozisyonlardı, ancak bugün gördük ki, Arsenal'in bekleri karşılarında birebir kalacak rakip bile bulamadılar. Walcott ve Nasri, orta sahadan da sürekli akan yardımlaşmayla Chelsea kanatlarının ileri çıkmasına neredeyse hiç izin vermedi. Hatta Chelsea'nin, Kalou-Pareira'dan oluşan kanadı tek kelimeyle çöktü, ki Ancelotti'nin Bosingwa değişikliği çok geç geldi.

Karşı alanda presle savunma yaparken dikkat edilecek bir başka faktör de zamanlama meselesi. Yani rakibi kendi sahasında kontrol ederken kimin, nerede tetiği çekeceği. Arsenal bugün bunu neredeyse mükemmel yaptı. Wenger belli ki sahaya çıkarken oyuncularına, "Ordular, ilk hedefiniz Mikel ve İvanoviç, ileri!" demiş! Arsenal orta sahası, bu iki oyuncu ayağına her top aldığında kırmızı pelerin görmüş boğa gibi depara kalktı. Burada yaratılan tedirginlik ve top kayıpları, Essien'in kendi sahasına hapsolmasına neden oldu ki, onun geriden yaptığı bindirmelerden yoksun kalan Chelsea hücumunun bir kanadı daha kırılmış oldu. Ancelotti, Mikel sorununa Ramires değişikliğiyle çare aradı ancak bu hamle tamamen ters tepti. Mikel aradan çıkınca, Arsenal presi direkt olarak stoperlere yöneldi ve bu presin Chelsea'yi çökertmesi 8 dakika aldı.

Buraya kadar her şey güzel tabi, ancak skor 3-0 geldikten sonra Arsenal'in bir anda kontağı kapatması, savunma organizasyonun bozulup ortaya sakar fauller çıkarması son derece endişe verici. Arsenal, bu kadar iyi oynadığı bir maçta bile, rakibini oyuna ortak etmeyi başardı ki, bu senelerdir konuşulan "zihinsel zayıflığın" takımın kanına ne kadar işlediğinin bir göstergesi. Sadece takımın mı peki? 65'te durum 3-1 iken "Oley!" çeken dangalak taraftara (bir kısım) ne diyeceksiniz? Aynı taraftar Tottenham karşısında maç 2-0 iken de oley çekiyordu. Takımın taraftarı da, yakın geçmişinden ders almıyor anlaşılan.

Takımın yavaşlamaya başladığı 60'lı dakikalarda gözüm sürekli kulübedeydi, ancak Wenger, sanırım "Sonunda kazanan formülü buldum" diye düşünmüş olsa ki, değişiklik yapmakta yine gecikti. Diaby'nin oyuna girişi doğruydu ancak bana göre çıkan RVP olmalıydı. Chelsea'nin kontrolsüzce saldırmaya başladığı dakikalarda Arsenal, ileride Walcott'u aradı. Bu noktada bahsetmeden geçemeyeceğim, Wenger'in kulübesinde Chamakh, Bendtner, Rosicky, Arshavin ve Squillaci otururken, oyunu değiştirmesi gereken asıl adam Ancelotti, dönüp arkasına baktığında Kakuta, Bruma, McEachran ve Van Aanholt'u görüyordu. İki takımın kadro derinliğini karşılaştırmak açısından çarpıcı bir tablo bence.

Bugünkü maç Arsenal açısından hiçbir şey değilse, en azından "umut verici". Tabi ki bu galibiyetin bir anlamı olması için, takımın Perşembe günü Wigan'a ve Pazar günü Birmingham'a karşı da aynı istekle oynayıp sonuç alması gerekiyor. Böyle savaşarak kazanılan 3 puanın, Wigan karşısındaki kaybedilecek puanlarla heba edilmesi gerçekten yazık olur. Takımın, Chelsea'yi sahadan rahatlıkla silecek potansiyeli olduğu bugün bir kez daha ortaya koyuldu. Ancak aynı maçta, o meşhur zihinsel zayıflığında da emareleri vardı. Arsenal'in sezonunun gidişatını, hangi tarafın daha ağır basacağı belirleyecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder