8 Kasım 2010 Pazartesi

Sabreden Derviş, Puan Kaybedermiş

Buraya yazarken, futboldaki klişe tabirlerden mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum. Ancak dünkü maça bakınca da "Sahaya çıkmadan maç kazanılmaz" demekten kendimi alıkoyamıyorum. Arsenal, kendi sahasında ve Vermaelen hariç ideal onbirine yakın bir takımla çıktığı maçta, mücadele etmiyor ve bunun bedelini ağır ödüyorsa, ortada bir anlayış sorunu var demektir.

Arsene Wenger, Emirates'teki neredeyse bütün maçlara aynı "sabır" felsefesiyle çıkıyor. Topa sahip olunacak, sayısız pas yapılıp rakip yorulacak ve yorulan rakip hata yapacak. Artık beni bırak, karşı komşunun iskoç teriyeri bile ezberledi bu anlayışı. Geleneksel olarak başarılı sayılabilecek bu sabır felsefesinin önemli bir zayıf noktası var yalnız. 'Tempo' ile birlikte kullanılmadığında ortaya gazı kaçmış bir futbol çıkarıyor.

Arsenal, senelerdir kötü defans yaptı, duran toplardan gol yedi, fiziksel olarak yetersiz kaldı, bireysel hataların kurbanı oldu ve tüm bu zayıflıklar, ben dahil bir çok kişi tarafından eleştirildi. Ancak, Arsenal takımını bu sene ilk defa tempo yakalayamadığı için eleştireceğiz galiba. Wenger, kendi sahasında rakibi yormaya dayalı futbol oynatmakta ısrarlı, ancak 'al gülüm ver gülüm' şeklindeki paslaşmayla ancak bizim bira göbeklerinin sponsorluğundaki halı saha takımını yorarsınız. Newcastle, West Brom gelir, 90 dakika diri kalmayı başarır; kontradan da canınızı yakar böyle.

Arsenal'in sahasında oynadığı son 4 maç olan Newcastle, West Ham, Birmingham ve West Brom maçlarına bakarsanız, birbirine çok benzer maçlar görürsünüz. Birmingham da, Newcastle gibi, girdiği ilk pozisyonla avladı Arsenal'i, West Ham belki gol bulamadı ama Arsenal hücumunu 88 dakika kitlemeyi başardı. West Brom, Arsenal'i durdurmakla kalmadı, öldürücü kontra ataklara imza attı. Bu maçlarda, Arsenal'in ilk yarıda attığı tek gol, Birmingham maçındaki penaltı. Arsenal'in bu sezon yaptığı tüm maçlarda, ilk yarı gol atamayıp kazandığı maç sayısı ise 1. Buradan çıkan sonuç ise, takım ilk yarıda gol bulduysa ne ala, bulamadıysa ise geçmiş olsun.

Nasıl ilk defa Arsenal'i 'yavaş' olmakla eleştiriyorsak, sanırım bu sezon yine ilk defa Arsene Wenger'in taktiksel yeterliliğine de göz atmak zorunda kalacağız. Hani yazıyı klişeyle açtık, utanmasam, şimdi "Wenger'in B planı yok" da yazacağım buraya. Ama sürekli aynı maçı izlemekten gına geldi arkadaş. Takım topla %70 oynayıp hiç bir şey üretememeyi başarıyor, maça müdahele eden yok. Varsa yoksa "sabır". Oyuncu değişikliği 60'tan önce gelmiyor, gelse de taktiksel bir değişiklik getirmiyor. Hani bir maçta da, Wenger'in ektrem bir hamle yaptığını göreyim gözlerim açık gitmeyecem. 30'da oyuncu değiştirsin, sağ beki çıkarıp forvet soksun, 4. oyuncu değişikliğini yapsın, yeterki izlemesin yahu.

Wenger'in taktiksel yeterliliğini bir kaç maça bakarak değerlendirmek belki yanlış ancak takımda bir motivasyon sorunu olduğu açık. Dün sahaya ideal onbirine yakın bir takımla çıkan Arsenal'in, Newcastle'ı ilk 15 dakika içerisinde çözmesi gerekirdi. Ancak, zaten kendi sahalarında oynamanın rehaveti içerisindeki Arsenal'li oyunculara, hocaları da 'sabır' deyip, Emirates'in, "Highbury, The Library"den miras atmosferi de onları ateşlemeyince, ortaya resmen 'uyuz' bir takım çıkıyor. Bu 'uyuz' takımı izlerken, zaman zaman pas yapmanın bir amaç değil araç olduğunu unuttuklarını düşünüyorum açıkçası. Arsenal, takımı sahaya paslaşmak için çıkıyor ve paslaşarak futboldaki bütün problemleri çözebileceklerine inanıyor. Arada şut çekip, iki de orta yapın be arkadaş. Dün ilk yarı bittiğinde, Arsenal'in topla oynama bölgeleri, %8 sol kanat, %14 sağ kanat, %78 göbekti. Aynı oranlar Newcastle için 34,31,35 olarak gerçekleşti. Yani bu ne demek oluyor, bütün bir 45 dakika, Arsenal, Cesc-Chamakh bağlantısının kurulmasını bekledi. Kenardan bir cengaver de çıkıp "Bugün hem Cesc, hem Chamakh kötü, bu taktiği değiştirelim" demedi. Patron "sabır" dedi, bütün takım sabırla 90 dakikanın bitmesini bekledi.

Son olarak bahsetmeden geçemeyeceğim konu da kaleci tabi ki. Dün, Tim Krul, Nasri'nin şutunu inanılmaz bir şekilde çıkarmasaydı, büyük ihtimal 3-4 gollü bir Arsenal galibiyetinden bahsedecektik. Bir kaleci kendi takımı için kritik bir kurtarışa imza atarken, Fabianski de en iyi yaptığı işi yapıp, maçı kurtarış yapmadan bitiriyordu. Kabak tadı verdiği için, Wenger'in transfer politikasından ve Fabianski'nin ne kadar berbat bir kaleci olduğundan bahsetmeyeceğim. Tek diyeceğim artık sıranın Szcznesny'e geldiği. Genç Polonyalı, Arsenal'in sözleşme uzatma teklifine "evet" demedi ve bu sezon şans bulamadığı takdirde gidebileceğinin sinyalini verdi. Bence, artık 1 numaralı forma onun. 5 senedir Almunia/Fabianski ikilisine verilen şansları bir kaba doldursak, o kadar şansla sayısalı bile tutturuz bence. Bırakalım bir kaç hata da Şinesli yapsın.

1 yorum:

  1. toplum henüz Szcznesny'ye hazır değil.adını söyleyebilecek bir spiker hala bulunamamış. wenger'in de gerekçe olarak bunu gösterdiği kulislerde konuşulanlar arasında.

    YanıtlaSil