24 Kasım 2010 Çarşamba

Pilav Verelim?

"Insanity: Doing the same thing over and over expecting different results."
- Albert Einstein
Bu günden itibaren, Arsenal yazılarında köklü bir ton değişimine şahit olacaksınız. Nasıl, Rijkaard'lı Galatasaray'ı kurtarmak için onlarca yazı yazdıktan sonra, "Olmayacak" deyip, Rijkaard'ın bırakması gerektiğini söylemeye başladıysam. Aynı şekilde, hakkında onlarca yazı yazdığım Arsenal için de işin kolayına kaçmaya başlayacağım. Nitekim artık bıktım aynı pilavı yemekten. Görünen o ki, Wenger, pilavdan başka yemek bilmiyor ve hem iftarda, hem sahurda aynı tencereyi görmekten artık yavaş yavaş gına geliyor.

Dün akşamki Arsenal açısından endişe verici olan, takımın Tottenham maçındaki kadrodan 7 farklı oyuncuyla çıktığı maçta, yine aynı uyuz oyununu sürdürüyor olmasıydı. Kendi sahalarında kaybettikleri derbiden sonra, taraftara kendilerini affettirmek istemeleri gereken oyuncular, yine isteksiz, yine yavaş, yine kafada ve fiziksel olarak zayıflar. Top çevirerek maç kazanıldığını zannetmeye devam ediyorlar ve hocaları da bu berbat futbolu izleyerek onları onaylıyor zaten.

Wenger'in Arsenal'deki kredisi bitti mi bilmiyorum. 2-3 sene önce bittiğini savunan Arsenal yazarları da var, hiç bitmeyeceğini söyleyenler de. Sanırım ben arada bir yerlerdeyim. Wenger'in kredisi bitmedi belki ancak artık kendisini tartışmanın bir "tabu" olduğu dönemi çoktan geride bıraktık. Artık bence, Wenger'i ve oyuncularını yüksek sesle tartışmanın vakti geldi. Çünkü tartışılmayan bir takımın içine düştüğü ruh hali ortada: "rehavet".

Eminim ki, Arsenal kampındaki hava bu. "Nasıl olsa yaptığımız yanımıza kalıyor.", "2 pas yapar taraftarı mutlu ederiz.", "Nasıl olsa hoca tekrar tekrar şans veriyor." Sezon başındaki bir röportajında Diaby'nin de ağzından duyduk zaten bunun doğrulaşını, "Arsenal taraftarını mutlu etmek çok kolay" diye buyurdu beyimiz.

Adam haklı. Kendi sahanda Tottenham'a, sadece laubaliliğin yüzünden maç vermene; sonra gidip ilk maçta 6 attığın Braga'ya, mücadele etmeye tenezzül etmeden yenilmene rağmen; ne hocanı, ne seni tartışan var; Londra'ya döndüğünde yine 60.000 kişi arkanda. Oh ne ala memleket. Ağzımda fazla gevelemeyeceğim ve direk söyleyeceğim o zaman. Wenger'in yarattığı takımın sorunu şu:

"ARSENAL, HİÇBİRİNİN S*KİNDE DEĞİL".

1,5 senedir burda bir sürü taktik analiz yapmaya çalıştım; geldiğim noktaya bak. Durum başka açıklamasını da bulamıyorum. 2-1 önde olduğu maçta, Arsenal'in kaptanı frikiğe elini uzatıyorsa, o adamın dünya z*kinde değildir arkadaş. Fabregas biliyor ki, ne maçtan sonra kafasına krampon atacak hoca var, ne idman basıp oyuncu azarlayacak taraftar, ne de soyunma odası basıp ana avrat sövecek yönetici. Arsenal'de hayat hergün bayram. Yenilsen de, yensen de taraftarın senle.

Yanlış anlaşılmasın. Tabi ki, ben taraftarlar idmanı bassın istemiyorum. Ancak bana öyle geliyor ki, Arsenal'de bir otokontrol sistemi eksikliği var. Wenger, senelerdir aynı hataları tekrar tekrar yapıyor; takım aynı sebeplerden dolayı başarısız oluyor; koca kulübün içerisinde bir tane "Ne oluyor?" diye soracak adam yok. Yöneticiler "Aman ne güzel bilanço yaptık" diye sevinirken, Wenger de 5 tane adam gelişecek diye sezonları harcıyor. "Destur" diyen yok; önlem alan yok. Wenger'in kulağına "Hocam bırak pintiliği, bir kaleci al" diyecek bir insan evladı bile yok koskoca kulüpte. Durum bu kadar acı.

Bana göre Arsenal'in acil bir operasyona ihtiyacı var ve ilk yapılması gereken de, kulübe "disiplin" sözcüğünün bir şekilde enjekte edilmesi. Arsenal'in, disipline, saha içinde ve dışında çok ihtiyacı var ve son 6 sene gösterdi ki, ya Wenger bu disiplini takıma kazandıramıyor ya da bir araya getirdiği takımın bunu anlayacak kapasitesi yok. Sebep ne olursa olsun, disiplinsizlik, Arsenal'in tüm başarısızlıklarının altında yatan mental zayıflığa yol açan en büyük etken.

Arsenal'in disiplin ihtiyacını, Wenger'in 15 senelik rakibi Ferguson'a bakarak daha da iyi gözlemlemek mümkün. Şu sıralar, yıldız futbolcusu Rooney'i, hiçbir sakatlığı olmamasına rağmen kenarda tutan Ferguson, elindeki kadro zayıflamasına rağmen, disiplinden taviz vermeyeceğini tüm futbolcularının kafasına işlemekle meşgul. Adınız Rooney, Beckham, Ince, Stam, Tevez de olsa, Ferguson'un tepesi atarsa, sizi kapı dışarı koyacağından ve sizsiz de kupaları almaya devam edeceğinden emin olabilirsiniz.

Arsenal'e baktığınız zaman, bunun tam tersi bir durum görüyorsunuz. Misal Arshavin, takımın bu sezonki en kötü oyuncusu ama lig maçlarının tamamına ilk onbir çıktı. Ben, kötü performanstan dolayı, erken oyundan alınıp Wenger'den fırça yiyen bir oyuncu yakın geçmişte hatırlamıyorum. Hatta, durum öyle gösteriyor ki, ilk yarıda kendi kalenize 3 gol atsanız bile Wenger'in sizi 65. dakikaya kadar sahaya tutacağından emin olabilirsiniz. Maç sırasında taktiksel diziliş değişimi? Olacak şey değil.

Taktiksel istikrar tabi ki önemli, ancak işlemeyen bir takımı 90 dakika izlemek biraz garip değil mi? Dünya üzerinde bu kadar aciz bir takım daha var mı? Ferguson, bugün, ihtiyacı olduğunda taş devrinden kalma adam adama savunmayı bile kullanıyor. Geçen sezon, 4-2-4 uzun top futboluna döndüğü en az 5 maç sayarım size. Taktiksel istikrarın kalesi Barcelona'da bile, geçen sene Pique'nin son 20 dakika forvet oynadığı maçlar var. Ancelotti, sahaya 6 bek ile çıktı geçen hafta. Arsenal'de neden böyle şeyler olmuyor peki?

Tottenham maçı yazısının son cümlesinde Wenger'in sportif direktörlüğünden bahsettim. Sanırım, bu lafı bu sezon daha fazla duyacaksınız benden. Nitekim, şu an, Arsene Wenger'in iyi bir taktisyenden çok, iyi bir yönetici olduğunu düşünüyorum. Bu yaştan sonra onun tepesine birilerini getiremeyeceğimize göre, onu yukarıya doğru çekmemiz gerekiyor. Koyalım altyapı ve scouting ekibinin başına, 150 sene hizmet etsin kulübe. Ama, artık yavaştan, saha kenarında bir değişikliğin vakti geliyor. Bana inanmıyorsanız, hemen alttaki yazının resmine bakın. 3-2 geriye düştüğünde, kenara bakan Arsenal'li oyuncunun gördüğü tablo bu.

Tüm bu laf kalabalığını özetleyelim. Arsenal'in önündeki en büyük engel, takımın yaşadığı bir takım sorunlar değil. Sorun, her takımda olur, olacaktır. Arsenal'in önünü asıl tıkayan, içinde bulunduğu "çözümsüzlük" hali. Suya sabuna dokunmayan Arsenal yönetiminin, futbolun yönetiminin tamamen ellerine bıraktığı Wenger ise, bu durumun "tek" sorumlusu. Arsenal'de, radikal bir değişiklik yapılacaksa, işe Wenger'in konumundan başlamaktan başka çare yok. Bu olana kadar, Arsene Wenger, aynı şeyleri tekrar tekrar deneyecek ve farklı sonuçlar elde etmeyi umacak. Eğer bir gün, umduğu farkı sonuçlara ulaşırsa biz kendisine "dahi; ulaşamazsa da, "Ama bilançomuz çok iyi"diyeceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder