29 Kasım 2010 Pazartesi

4-4-2'lerin Savaşı

Liverpool taraftarı açısından 2 şekilde bakılabilecek bir maç izledik dün. Bardağın dolu tarafını görmek isteyenler, "Goller kaçmasa rahat galibiyet olacaktı" diyebilir; boş tarafa meyledenler de "İyi oyuna rağmen, mağlubiyet". Bana göre, durum ikisinin ortasında bir yerde.

Liverpool, golü bulmuş 1-0 önde giderken, 40 ile 50. dakikalar arası, 2 kere Torres ile 1 kere de Maxi ile kaleciyle karşı karşıya kaldı. Eğer Torres, bildiğimiz Torres olsa; maç 3-0'a bağlanacak; biz de burada Liverpool'un dirilişinden bahsediyor olacaktık. Ama Liverpool'un 2 forveti bu 3 pozisyonu da ayaklarına dolaştırmayı başarınca; Tottenham tarafından acı bir şekilde cezalandırıldılar. Bu sezonki en iyi deplasman performanslarını göstermelerine rağmen, maçtan hiç bir şey koparamadılar.

Hodgson'un Liverpool'u, yavaş yavaş gelişiyor. Uzun süredir ilk defa, takımın topun kıymetini bilip organize hücum ettiğine tanık olduk dün akşam. Üstelik bunu, Gerrard'ın yokluğunda rağmen, Meireles/Lucas ikilisiyle yapmaları oldukça ümit vericiydi. Heüz yapamadıkları ve bu kadro yapısıyla yapıp yapamayacakları belli olmayan şey ise ihtiyaçları olduğuna tempoyu arttırmak.

Hodgson'ı eleştirenlerin ağzına sakız ettiği kelime, kendisinin "küçük kulüp hocası" olduğu. Bu kitleye göre Hodgson, rakibe oyununu kabul ettirmeyi hiç düşünmüyor. Geriye yaslanıp, rakibin oyununu bozmaya yönelik oyun, Liverpool'u, Chelsea, Napoli, Tottenham gibi takımlar karşısında "iyi" gösterirken, rakip Wigan, Blackpool olduğunda geri tepiyor.

Liverpool'un "temkinli/defansif" bir takım olduğu bir gerçek ama, bu anlayışı kulübe Hodgson mı getirmiştir, burası tartışılır. Benitez'in 6 senelik hükmü altında Liverpool, hiç bir zaman bir "hucüm takımı" olmadı ve elindeki kadroyu bu yönde kurmadı. Kırmızılar yaklaşık 6-7 senedir, sağlam savunmanın önündeki yetenekli hücum oyuncularına dayalı bir oyun oynuyor ve en formda oldukları dönemde bile, hücumda, bu yıldız oyuncuların kişisel becerilerine bel bağlıyordu. Hodgson'ın gelip bunu bir çırpıda değiştirmesini beklemek biraz haksızlık olur.

Dünkü maçta, her iki takım da benzer dizilişlerle sahaya çıksalar da, aslında felsefeler tamamen farklıydı. Tottenham'ın, hücüma ve rakip sahada prese dayalı oyununa karşı, Liverpool'un temkinli oyunu ortaya pek de sürpriz olmayan bir maç çıkardı. Tottenham, maç boyu, yüklenen tarafmış gibi gözükse de, Liverpool'un bulduğu pozisyonlar daha netti. Hodgson'ın, Ngog tercihi, Liverpool hücumunu maç boyunca ayakta tutsa da, bana göre Torres ve Ngog'un pozisyonları hatalıydı. Hodgson, golcüsü Torres'i mümkün olduğu kadar kaleye yakın tutmak amacındaydı ancak takımın hücumunun en ilerisinde "top tutan" Ngog'un bulunması gerekiyordu. Nitekim, karşı tarafta Redknapp, aynı işi Crouch ile yapıp, onun geriden gelen Defoe, Bale ve Lennon'a yapacağı servislerden yararlanmaya çalışıyordu. Liverpool cephesinde ise bu serviş işi neredeyse hiç yapılamadı. 2 forvet de, genelde derinden gelen toplarla pozisyon buldu.

Maç öncesi, Tottenham'ın Lennon ise Konchesky'i, Bale ile de Johnson'ı zorlaması bekleniyordu ancak 90 dakika boyunca Tottenham kanatları bir türlü devreye giremedi. Sol tarafta, Bale önündeki enerjik Kuyt'u buldu; sağda da Lennon neredeyse hiç yerinden kımıldamayan Konchesky ve onun kademesine iyi giren stoperleri. Redknapp'ın 60'dan sonra, en güvendiği taktik olan "Crouch'a doldur"a dönmesi de Tottenham hücumunu baltalayan faktörlerden biriydi aslında. İronik olan, Tottenham'ın gollerinin, takımın "doldur-boşalt" oyununa döndükten sonra gelmesiydi.

Yazının başında dediğim gibi, maçın kaybediliş şekli, Liverpool taraftarları açısından biraz hayal kırıklığı olabilir. İyi oynayan takımın, öne geçmesine rağmen, rakibin "momentum"una boyun eğmesi biraz can sıkıcı. Ancak, unutulmaması gereken, Liverpool'un maçın kapısına kilit vuracak pozisyonlara girmiş olduğu. Daha bundan 1 ay öncesine kadar, Liverpool'un deplasmanda 2 pozisyon bulduğu maçı bulmak zordu. Takımın, yava yavaş gelişiminin gelmesi gereken bir sonraki nokta, bulunan pozisyonları değerlendirip, skor almak olmalı. Üzgünüm ama her Liverpool yazısının sonunda aynı sonuca ulaşıyoruz: "Sabır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder