23 Ekim 2010 Cumartesi

Umarım Mutlusunuzdur


Galatasaray'ın geleneğine yerleşiyor yavaştan; futbolcular, canları isteyince hocalarını satıveriyorlar. Aylardır konuşuluyordu takım içinde Rijkaard'ı sabote edenlerin olduğu ama kimsenin elinde elle tutulur delil yoktu. Arda'nın, Elano'ya pas atmayışı, Mustafa Sarp'ın, Rijkaard'a koşan Ayhan'ı tutmaya çalışması gibi olaylar tabi ki ipucu veriyordu, ama olayın ayyuka çıkması için bugünü beklememiz gerekti.

Fenerbahçe'deki berbat performansları sonrasında, taraftarın resmen dalga geçerek takımdan gönderdiği Servet efendi, kendisine kapısını açan, maaş ödeyen ve Avrupa'da futbol oynama fırsatı veren Galatasaray'a resmen ihanet ettiğini çıkıp açıklayacak kadar yoldan çıkmış durumda. "Bana güvenilmezse iyi oynamam" diyor utanmadan. Hiçbir şeyden korkusu yok Servet'in. Biliyor ki, ettiği laf yanına kalacak. Rijkaard gidecek; her şey unutulacak.

Hoca satma meselesi, Servet'in itirafından sonra, Mustafa Yücedağ'ın bugünkü açıklamarıyla beraber iyice ayyuka çıktı. Herkesin varlığını bildiği şey, 2 ağızdan onaylanmış oldu. Ben, son haftalarda hep "Frank Rijkaard gitsin" temalı yazılar yazıyordum ve bunun sebebi de Hollandalı'nın, bu muameleye layık olmayışıydı. Yazının başına bkz verdiğim linkden de neden bizim futbolcuların Rijkaard'ı istemediğini kendimce anlamaya çalışma çabamı da okuyabilirsiniz.

Rijkaard'ın bir grup oyuncu tarafından istenmeyişinin asıl sebebini kestirmek biraz zor. Bana göre sebep, Servet gibi "kazma" tabir ettiğimiz arkadaşların, Rijkaard'ın sistemiyle oynayan bir takımda yerlerinin olmayacağının bilinciyle, "Aman ha, sistem oturup takımdan şutlanmadan, bu hocayı sabote edelim" diye düşünmeleri. Hocayı baltalamak uğruna, giydikleri formaya, yedikleri ekmeğe, milyonlarca Galatasaraylıya ihanet etmeleri.

Bugüne kadar bu blog'da Galatasaray yönetimini eleştiren çok az yazı okudunuz. Bunun sebebi, Rijkaard'ı ve Türkiye standartlarının üzerinde kalitedeki yabancıları Galatarasaray'a kazandıran, stat işini de nihayet bir sonuca bağlayan yönetimin, samimi olarak bir şeyler yapmaya çalıştığına olan inancımdı. Ancak aynı yönetim, "Ben Galatasaray'a ihanet ettim" diye açıklama yapan Servet'in Galatasaray formasını giymesine izin verecekse, kendileri hakkında da oturup düşünmenin zamanı gelmiş demektir. Geçen sene, Galatasaray taraftarlarının anasına küfreder gibi bir kırmızı kartla sezonu kapatan Barış Özbek'in, yaptığı o hareket yanına kaldı. Bu sene de, Servet'in bu açıklamaları görmezden gelinecek ve Mustafa Yücedağ'ın bahsettiği futbolcular ortaya çıkarılmayacaksa, Galatasaray boşuna kürek çekmesin. Çünkü, bu adamların yarın Hagi'ye, öbür gün Tugay'a ihanet etmeyeceklerinin garantisi yok.

Aslına bakarsanız, yönetimin teknik direktör olarak Hagi'yi getirme kararından, kimsenin hiçbir ceza almayacağına anlamanız mümkün. Polat ve arkadaşları, belli ki, Rijkaard'ın yerine gelecek hocayı seçmeden, takımdaki Türk oyunculara danışmış. Nitekim, ilgilendikleri isimler ahpap çavuşçuluğun imparatoru Fatih Terim, hizipçiliğin kralı Hakan Şükür ve gariban Hagi.

Takım içerisindeki hastalıklı kitlenin ilk tercihinin Fatih Terim olması normal, çünkü imparator, küçük beyinli Türk futbolcusunun ruhanı lideri gibi. Galatasaray için adının geçtiğini duyunca tüylerimin diken diken olduğu Hakan Şükür ise hepimizin bildiği gibi aynı kesimin 'turani' lideri. Yine, Galatasaray taraftarı olarak verilmiş sadakamız varmış ki, bu liderlerin ikisi de şimdilik kapıdan içeri giremedi. Onların yerine, samimi olarak Galatasaray'ın ihtiyacı olduğu için Türkiye'ye döndüğüne inandığım Hagi geldi. Kendisi harbiden büyük adammış; gördük ki bizim imparator bile Galatasaray'ın içinde bulunduğu kaos ortamında elini taşın altına sokmak istemedi. Ama o, ikinci bir hayal kırıklığı ihtimalini göze alarak bugün Galatasaray'ın başına geçti.

Hagi'nin gelişine sevinmiş olmakla beraber, kendisinin Galatasaray'ın başında başarılı olup olmayacağına dair yorum yapmam neredeyse imkansız. Artık açıkça görülüyor ki, Galatasaray'ın başarısı, bir hocanın taktik bilgisi, tecrübesi, karakterinden daha çok, takım içindeki ihanete hazır kitleyi kontrol altında tutabilmesine bağlı. Yarın Hagi, Elano'yu, Misimoviç'i kazanmak için bazı Türk oyuncuları kulübeye yolladığında, aynı olayların patlak vermeyeceğinin garantisi yok. Hatta bana göre, yönetimin bu olaya önlem almak gibi bir niyeti de yok. Çünkü Adnan Polat, kankası Aziz Yıldırım'ın izinden giderek önce isimli hoca Rijkaard'ı kovdu (Aragones gibi), sonra takımı tanıyan birini Hagi'yi (Daum) getirdi ve yarın da takımın başına Tugay'ı getirecek (Aykut). Yani, Yıldırım'ın Daum-Aykut geçiş dönemi ortaklığı projesi, şimdi de Hagi-Tugay ile Galatasaray'da hayata geçmiş oldu.

Bu sene Galatasaray'la ilgili 10 tane yazı yazdım; daha sahada oynanan futboldan bahsetmek nasip olmadı. Sahaya gelene kadar çözülecek o kadar çok şey var ki, futbol konuşmak bu ortamda biraz abesle iştigal oluyor. Çocukluktan gelen alışkanlık olmasa, Galatasaray'ı ve Türk futbolunu takip etmeyi tamamen bırakacağım. Biz, karaktersiz futbolcuların keyfi olsa da Türk takımları futbol oynasa diye beklerken, futbolumuz, Şampiyonlar Ligi temsilcisinin gol atamadan grupları tamamladığı 20 sene öncesinin seviyesine kadar geriledi. Yolumuz yol değil, sonumuz hayırlı olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder