25 Ekim 2010 Pazartesi

5 Dakika İçin İyi Maçtı

Taraflardan biri, daha 5. dakikada 10 kişi kalınca oturup maçın taktiksel analizini yapmak biraz anlamsız oluyor. Sahada oynanan futbol hakkında ne söylersek söyleyelim, “kırmızı kart maçın kaderini etkiledi” argümanı baskın çıkan taraf oluyor.

Arsenal, City deplasmanına çıkarken, benim en büyük endişem, City’nin sert orta sahasının Arsenal’in göbeğindeki oyuncuları sindirmesiydi. Nitekim, City’yi, 2 hafta önce aynı şeyi orta sahası Arsenal’e göre çok daha dişli olan Chelsea’ye yaparken izledik. Üstelik, Arsenal'de bu bölgede Wilshere ve Diaby’nin yokluğunda Denilson oynacaktı ve kendisinin bu tip maçlardaki karnesinin pek de iyi olmadığını biliyoruz.

Maçın başlamasıyla beraber görüldü ki, Arsenal’in başını ağrıtacak bölge göbek değildi. Micah Richards’ın sağdan yaptığı bindirmeler, Silva ve Tevez’in de yardımıyla daha ilk 5 dakikada 2 kere Clichy’i zor durumda bırakıyordu. Buradan gelişen ilk 2 atağı, uzaktan izlemekle yetinen Arshavin, 3. Richards bindirmesinde Clichy’e yardıma gitmeyi akıl etti. Arshavin’den bahsetmişken buraya bir parantez açayım. Hafta içi yayınlanan bir röportajında Rus oyuncu, son dönemde iyi oynamadığını ve kendisine yönelen eleştirilerde doğruluk payı olduğunu açıkladı. Bu itiraftan sonra, dün akşam farklı bir Arshavin bekliyordum açıkçası ancak yaptığı asist dışında yine son derece etkisizdi. Zaten Wenger’in de ilk oyundan aldığı isim de kendisi oldu.

City’nin sağ kanattan yarrattığı tehlikeye Arsenal’in cevabı Fabregas ile oldu. Richards’ın ilk 5 dakika içerisindeki 2 bindirmesine Cesc, defansın hemen önünden aldığı 2 topu derinlemesine 2 etkili pasa dönüştürerek verdi. Bunlardan ilki Arshavin’i kılpayı ofsaytta yakalarken, 2.’si Chamakh’ı pozisyona soktu. Mancini’nin genç Boyata’yı stoperde oynatarak oynadığı kumar daha maçın başında ters tepti ve City bir anda 10 kişi kaldı. Verdiği karar doğru olmasına rağmen, hakemin, maçın geri kalanında tarafları eşitlemek için elinden geleni yaptığını söylemeden de geçemeyeceğim. Kırmızı kartı takiben, Arsenal’in yaptığı 5 faule 4 sarı kart çıkardı ki, 35. Dakikada Arsenal’in 3 orta saha oyuncusu ve bir stoperi sararmıştı. Bu durum, Arsenal orta sahasının 60 dakika boyunca ikili mücadelelerde çekingen kalmasına neden oldu.

Arsenal’in, ilk yarıda, orta sahada normalden daha fazla faul yapmasının nedeni, takımın pas oyununun kendi standartlarının gerisinde kalmasıydı. Görülen 4 kart da, Arsenal top kaybını takiben City kontra atağını durdurmaya yönelik fauller yüzünden geldi. 10 kişi kalan rakibe karşı golü de bulduktan sonra rahat rahat top çevirmesinin beklediğimiz takımda, garip bir panik havası hakimdi ve ilk yarının sonuna kadar da bu durum devam etti. Bu panik havasının üzerine bir de Fabregas penaltı kaçırınca, bendenizi yavaştan bir endişe sarıverdi. Nitekim, hepimizin de bildiği üzere, Arsenal, kaçırdığı penaltıların bedelini genelde ağır ödeyen bir takım. Neyse ki, bu sefer korkulan olmadı ve 2. yarıda, sahada çok daha kendinden emin bir Arsenal takımı vardı.

2. yarıda Arsenal yapması gerekeni yapıp topa hakim olmaya başlayınca City’nin ilk yarıdaki gibi oyuna ortak olamadığını gördük. Özellikle, Mancini, 70’de Barry-Balotelli değişikliğini yapınca, orta sahayı tamamen Arsenal’e bırakmış oldu. Tabi ki, Song’un bu değişikliğin hemen öncesinde gelen golünün zaten City’i bitirdiğini de söylemek mümkün.

Song demişken, Kamerunlunun bu sezonki maceracı oyunundan daha önce bahsetmiştik. Bu oyun, Song’un kendi tercihinden çok Wenger’in direktifi olsa gerek ki, lig başladığından beri düzenli olarak devam ediyor. Wenger’in bu tercihinin nedeni ise, Song’un hücum yeteneklerinden daha çok, Arsenal’in bu sezon yavaştan yapmaya başladığı, Barcelona tarzı, karşı alanda şok pres oyununu güçlendirmek olabilir. Song’un varlığının, Arsenal hücumuna fizik gücü katkısı yaptığı da bir gerçek. Geçen sezon sonuna kadar Arsenal kariyerinde 4 golü bulunan Alex Song, bu sezon şimdiden 3 gole ulaştı bile. Gerçi ben hala, kendisinin Arsenal’in milimetrik paslara dayalı hücumuna biraz fazla kalın geldiğini düşünüyorum.

En başta da söylediğim gibi, kırmızı kartın maçın gidişhatını belirleyen etken olmadığını söylemek zor. Bu kart, City’i 10 kişi bırakmakla kalmadı; onları, savunmayı güçlü oldukları orta sahada top yapma fırsatından da alıkoydu. Arsenal’in 3 golü ve penaltı pozisyonunda City’nin stoper ve sol bek mevkiindeki zaaflarını görmeniz mümkün. Bu zaaflar, Chelsea maçında fazla ortaya çıkmamıştı çünkü City, onları orta sahada durdurmuştu. Ocak ayında, Mancini’yi yeni bir stoper için transfer pazarında göreceğiz sanırım. Nitekim, Toure ve Lescott varken de City’nin savunmasının ortası pek iyi sinyaller vermiyor.

Dün akşamki maçın Arsenal açısından sonucunu ‘çok değerli bir 3 puan’ şeklinde özetleyebiliriz. Bu sezon oynanan Blackburn, Sunderland, Chelsea ve City deplasmanlarından toplam alınan puan sayısı 7’ye yükselmiş oldu ki, geçen sezon aynı 4 deplasmandan Arsenal’in aldığı puan 0 (sıfır) idi. Vermaelen ve Wilshere’ın dönüşlerinin ardından, ilk onbire Arshavin’in yerine Walcott da monte edilirse bence Arsenal, oldukça heyecan verici bir takıma dönüşecek. Son dönemdeki olumsuz yazıların ardından tekrar pembe tablolar çizmeye başlayabilmem umut verici.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder